13 Şubat 2009 Cuma

ŞUBEMİZ TARAFINDAN HAZIRLANAN AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASININ BİR YILLIK DEĞERLENDİRME RAPORU AÇIKLANDI.


Değerli basın emekçileri,
Manisa’da Aile Hekimliği uygulamasının pilot olarak başlamasından bu yana tam bir yıl geçmiş bulunuyor. Bu nedenle geçen bir yılı değerlendirmek üzere düzenlediğimiz basın toplantısına hoş geldiniz.
Elbette Aile Hekimliği uygulamasını değerlendirirken bu uygulamanın bir bütünün parçası olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Aile Hekimliği uygulaması, Dünya Bankası ve IMF’nin dayatması nedeniyle neredeyse son 30 yıldan bu yana gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin rüyası olan sağlıkta özelleştirmenin, sağlığı alınıp satılabilir bir mal haline dönüştürmenin, sağlıktan daha fazla para kazanmak isteyen sermayenin “Sağlıkta Dönüşüm” diye yutturmaya çalıştığı bir dönüşümün önünü açan ilk adımdır.
Bu açıdan Aile hekimliğini gerek Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Yasasından (SSGSS) gerekse Kamu Hastane Birlikleri Pilot Yasa Tasarısından ayrı düşünmek ve değerlendirmek mümkün değildir. Sağlık bir sistemdir ve hükümette “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında “Sağlıkta Yıkım” yapmaktadır ve bu yıkımın gereklerini adım adım gerçekleştirmektedir.
İşte bu basın toplantısı yukarda açıklanan nedenlerle hükümetin deyimi ile “Sağlıkta Dönüşüm”ün bizlerin deyimi ile “Sağlıkta Yıkım”ın değerlendirmesi olacak ve elbette içinde Aile Hekimliği Uygulamasının son bir yılda Manisa’ya neler kazandırdığını ve neler kaybettirdiğini de ele alacaktır.
Değerli basın emekçileri,
Son 30 yılda neler yaşandığını kısaca değerlendirecek olursak. Şöyle bir cümle kurmamız hiç te abartılı olmayacaktır. Son otuz yıl halkımız için sağlıkta ve sosyal güvenlikte yoğun hak kayıplarının sürekli ve yoğun yaşandığı bir dönem olmuştur.
Bu dönemde hükümetler değişmiş ama bir Dünya Bankası programı olarak kimi hükümetlerin “Sağlıkta Reform” kimi hükümetlerinse “Sağlıkta Dönüşüm” diye adlandırdığı “Sağlıkta Yıkım” programı değişmemiştir. Çünkü kendini ebedi ve ezeli gören ABD ve AB sermayesi doymak bilmez kar hırslarını tatmin için sağlığın, eğitimin ve sosyal güvenliğin para kazandıran bir hale gelmesini istemektedirler ve sosyal olan hiçbir şey tahammül göstermektedirler. Hükümete göre emekçilerin, işçilerin, yoksulların parasız sağlığa, parasız eğitime ve sosyal güvenliğe hakları yoktur.
Uluslar arası sermayeye göre işçilerden, emekçilerden ve yoksul halktan alınan vergilerle oluşturulan bütçedeki paraların halka eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik olarak geri dönmesi doğru değildir. O yüzden sosyal güvenliğe harcanan paralara “kara delik” demektedirler. O nedenle SSGSS yasasında “Sağlık Hakkı” tanımlaması yerine “Sağlık Yardımı” kullanılmaktadır. Onlara göre sağlık, parası olanın parası kadar yararlandığı, yoksullarında devlet tarafından ancak ölmeyecek kadar “sağlık yardımı” alabilmesinden ibarettir.
Dünya Bankası sağlığa bu gözle baktığı için son 30 yılda iktidara gelen tüm partilerde aynı mantıkla hareket ettiler aynı mantıkla programlarını oluşturdular. Ancak adına “reform, dönüşüm, performans, kalite, verimlilik, hekim seçme özgürlüğü, aile hekimliği” gibi ilk bakışta kulağa hoş gelen isimler taktılar.
İyi işleyen bir sistemi değiştirmek kamuoyunda hoş karşılanmayacağından, sağlık sistemini işlemez hale getirecek uygulamaları başlatarak koyuldular işe.
İlk olarak SSK nın paralarını faizsiz işleterek, SSK prim borcu olan patronları affederek kurumu maddi olarak işlemez hale getirmekle başladılar. Öyle ki yirmi yıl boyunca nüfus arttığı halde tek bir SSK hastanesi açmadılar. SSK hastanelerinde çalışan sağlık çalışanları oldukça yoğun ve zor şartlarda, ağır iş yükü altında ezilirken ve on binlerce işsiz sağlık emekçisi varken, SSK hastanelerinin personel açığı bir türlü giderilmedi.
Tüm bunlar olurken medya tekelleri her gün bir SSK skandalı ortaya çıkarıyordu. Her gün bir SSK hastanesinin tuvaletinde çekim yapıyorlar ve ne kadar pis hastanelerimizin olduğunu işliyorlardı. Bu programların hemen ardından uzman(!) yorumcular alıyordu mikrofonu ve lafı özelleştirmeye, devletin bu işlerden çekilmesine getiriyordu.
Tüm bu yaşanan süreç sonunda kamuoyu yeterince işlendikten sonra adına “Sağlık hizmetinin tek elde toplanması” denerek SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri gerçekleştirildi. O dönemde sendikamız bu adımın hastanelerin özelleştirilmesinin yolunun açılması için yapıldığını ifade edip, basın açıklamaları yaptıysa da, halkımız SSK hastanelerinin kuyruklarında yeterince mağdur edildiğinden olacak ne Tabip Odalarına nede SES’e pek kulak asmadı.
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devrinin hemen ardından hükümetin ilk icraatı SSK ilaç fabrikasını kapatmak ve SSK’lıların serbest eczanelerden ilaç almaları uygulamasını başlatmak yoluna gitti. Oysa SSK hem ilaç üretimi hem de toptan ilaç alımı yoluyla trilyonlarca lira tasarruf sağlıyordu. Bu uygulamalardan da hükümetin SSK yı kurtarmak diye bir derdinin olmadığı anlaşıldı. Bu uygulamalardan sonra ilaç alımlarındaki zararlar bu gün SSK yı ilaç ve hastane giderlerini karşılayamaz duruma getirdi.
SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi ile hastane çalışanları da Sağlık Bakanlığına devrolundu. O dönemde bu konuda da Sendikamız SSK hastanelerinin devri ile sağlık emekçilerinin mağdur edileceğini ifade etmiş ancak hükümet bu konuda çalışanların haklarının korunacağını ifade ederek tepkileri yumuşatmıştır. Ancak yaşananlar hiçte söylendiği olmadığını ortaya koymuştur. Şöyle ki; SSK Hastanelerinde çalışan sağlık emekçileri Sağlık Bakanlığında çalışan emsallerine göre bir miktar daha yüksek ücret almakta idiler. Devirden sonra hükümet “Eşit işe eşit ücret” diyerek SSK çalışanlarının ücretlerini sabitledi ta ki Sağlık Bakanlığı çalışanları onların düzeyine gelinceye kadar. Yani hükümet her zaman olduğu gibi çalışanları daha az ücrette, fakirlikte eşitlemiş oldu. SSK dan devrolan sağlık emekçileri nerdeyse 4 yıldan bu yana zam alamamaktadırlar. Yani her yıl daha da yoksullaşmaktadırlar. Oysa devir sırasında “Hak kaybınız olmayacak” denmişti.
SSK da yaşanan duruma paralel olarak Sağlık Bakanlığında da sağlık hizmetlerini çökertme ve işlemez hale getirme, sağlık emekçilerini ezme operasyonu sürüyordu. İlk olarak her köye ve mezraya ulaşan sağlık evleri, ebe ataması yapılmayarak, yapılan ebe atamaları da geçici görevlendirme yolu ile ilçe ve şehir merkezlerine çekilerek, işlemez hale getirildi.
Sağlık evlerinden sonra Sağlık ocakları, yeterli altyapı ve personel yatırımı yapılmadığı için ilaçsız, tıbbi malzemesiz, ebesiz ve doktorsuz bir şekilde çökertildi.
Aynı tarihlerde Devlet Hastanelerinde döner sermaye işletmeleri kurularak hastanelerin para kazanması sağlandı. İlk olarak döner sermaye gelirlerinden hastanelerin bir kısım ihtiyaçları karşılanıyordu. Bir süre sonra hastanelere merkezi bütçeden nerdeyse hiç para gelmiyor ve hastanelerin ek bina inşaatları ve tıbbi demir başları da dahil her türlü ihtiyaçları buradan karşılanmaya başlandı.
Bu arada gelirleri ve satın alma güçleri her geçen gün azalan sağlık emekçilerine döner sermaye ek ödemesi verilerek bir bakıma sağlık emekçileri de sisteme ortak edildi. İlk başlarda yılda bir iki kere maşın yarsına yakın bir miktarda dağıtılan ek ödemeler bir süre sonra neredeyse her ay bir maaş kadar verilir oldu. O dönemde sağlık emekçilerine döner sermaye gelirlerini arttırın ki aldığınız ek ödemede artsın telkinleri yapıldı.
Artık hastaneler başvuran herkese tetkik istenen, film çekilen ve tıbbi girişim yapılan yerler ve dolayısıyla da trilyonluk döner sermaye gelirleri ile de oldukça karlı işletmeler haline gelmişti.
Hastanelerin bu yönelimi Sağlık Ocaklarında çalışanlar, devlet hastanelerinde çalışanlar arasında döner sermayeden kaynaklı olarak ücret farkları oluşmasına neden oldu. Sağlık ocaklarında yıllarca çalışmış, birikimli ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda yetişmiş kişiler devlet hastanelerine tain ister oldular. Zaten yıllarca personel yönünden eksik bırakılmış sağlık ocakları artık iyiden iye işlemez hale geliyordu.
Bunun üzerine sendikamız döner sermaye adaletsizliğine son verilerek tüm sağlık çalışanlarına emekliliğine yansıyacak biçimde ve insanca yaşayabilecekleri temel ücret talebini gündeme getirdi. Fakat hükümet bunu gerçekleştirmek yerine Sağlık ocaklarına döner sermaye kurmayı tercih etti. Artık sağlık ocaklarının giriş kısmında vezne diye bir bölüm vardı ve bu bölümün en önemli demirbaşı ise yazar kasalardı.
Devlet hastanelerinde olduğu gibi burada da sağlık çalışanlarına döner sermaye gelirlerini arttır ki gelirin artsın dendi.
Ancak buda yeterli değildi. Döner sermaye uygulaması gitti yerine “Performansa Dayalı Döner Sermaye” uygulaması getirildi. Devlet hastanelerinde ve sağlık ocaklarında parça başı ödeme anlamına gelen Performansa Dayalı Döner Sermaye” uygulaması geçerliydi. Artık kurum döner sermayesine para kazandırma dönemi kapanmış “kendin için kazan” dönemi başlamıştı. Aynı kurumda çalışan hekimler arasında rekabet vardı ve her ay bu konu gündeme geliyordu. O ne kadar kazanmış ben ne kadar. Öyle ki poliklinik günü olmadığı halde koridorda hasta muayene eden hekimler görüldü kimi yerde.
Sağlık ocaklarında her hekime bir oda tahsis edilmeye başlandı. Hekimler arasında “Senin odan daha iyi bir konumda, benim odam arkada kalıyor, sana daha çok hasta geliyor. “ tartışmaları yaşanır oldu. Çalışanlar arasında rekabetten dolayı küskünlükler oluşmaya başladı.
Hastaların hali ise başka türlü idi. Hastaya yapılan her türlü müdahale şüpheliydi artık. Gereli bir müdahalemi? Performans için yapılan bir müdahalemi? Soruları açıkça sorulmasa da hep akıllardaydı artık. İşte sağlıkta en tehlikeli viraja burada giriliyordu. Hasta ile hekim arasına para girmişti. Hemde bizzat Sağlık Bakanlığı eli ile.
İşte bu en tehlikeli viraj da da SES ve Tabip Odası, karşı çıktı, uyardı, iş bıraktı, g(ö)rev eylemleri yaptı. Sağlıkta Yıkım yaşanıyor “Sağlıkta Yıkımı Durduralım.” Dedi.
SES olarak günlerde 14 Mart 2007 günü yani Tıp Bayramında. Sağlıkta Yıkım yaşanırken bayram yapamayız diyerek temsili bir Sağlık Ocağı Tabutu ile birlikte İl Sağlık Müdürlüğüne kadar yürüyüp basın açıklaması yaptık.
14 Mart 2007 tarihinde yaptığımız basın açıklamasında eğer “Sağlıkta Dönüşüm”de hükümet ısrar ederse ve Aile hekimliği uygulamasına geçerse Sağlık Ocaklarımız kapatılacak dedik ve halkımızı mücadeleye çağırdık.
24 Nisan 2007 günü İl Sağlık Müdürlüğünün düzenlediği bir panel yapıldı. Aile hekimliği anlatılacaktı ve her sendikadan odadan bir temsilci söz alacak sistem hakkındaki görüşlerini ifade edeceklerdi. SES olarak o panelde de Aile Hekimliğinin, Sağlıkta dönüşümün bir parçası olduğunu ve paran kadar sağlık anlamına geldiğini anlattık. Ancak panele davetli olarak gelen Denizli il Sağlık Müdürlüğü yetkilileri Aile hekimlerinin alacakları ücretten bahsederken sinevizyon cihazı ile Denizlide görev yapan Aile hekimlerinin bordrolarını yansıtıyorlardı perdeye.
25 Kasım 2007 günü Laleli Hatice Almış Sağlık Ocağı önünde toplanarak “Sağlık Ocağına Sahip Çık.” Eylemi yaptık. Eylem öncesi binlerce bildiri dağıttık. Eylemde sağlık ocağının etrafında el ele tutuşarak zincir oluşturduk ve yine halkımızı mücadeleye çağırdık.
Geçiş öncesinde görüştüğümüz hekim arkadaşlarımız sistemi beğenmeseler de seçmek zorunda kaldıklarını ifade ettiler. Çünkü aile hekimliğini tercih etmeyenlere uzak hastanelerde ve boş kalan aile hekimliklerinde geçici görevlendirmeler olacağı söyleniyordu. Ve ayrıca sisteme geçilene kadar oluşabilecek tepkileri azaltmak için cömert(!) davranılıyor ve aile hekimlerinin ücretleri çeşitli kalemler adı altında yüksek tutuluyordu.
Düzce’den, Denizli’den Aile Hekimleri Manisa’ya getiriliyor ve aldıkları ücret başta olmak üzere neyle karşılaşacakları anlatılıyordu. “Hiçte korkulacak bir şey değil. İsterseniz geri dönebilirsiniz. Sevk zinciri uygulanmayacak, malzeme gideri diye verilen ücreti harcatmayacağız gelirinize eklenecek, gerekli alt yapıyı zaten hazırladık (bilgisayar, online ağ, Eve tespitler vs)” deniyordu. Ancak her ikna toplantısında diğer illerde aile hekimliği yapan kişilerin bordroları mutlaka dağıtılıyordu. O günlerde bazı hekimlerin “Rüşvet büyük, yapacak bir şey yok. Seçmek zorundayız.” Dediği bile duyuluyordu.
Ücret dayatmasına rağmen Aile Hekimliğine karşı çıkan kişilerede geçici görevlendirmeler ve belki sistem dışında kalanları reçete yazamaz, hekimlik yapamaz hale getirecek mevzuat gösteriliyordu.
Sonuç olarak yaşanan gelişmelere ve karşı çıkmalarımıza rağmen hükumet ısrarla Aile Hekimliği uygulamasını başlattı. Manisa’da iki haftalık eğitimden(!) sonra aile hekimi ünvanı kazanan 387 kişi Aralık 2007 günü kura çekerek Aile Hekimliği bölgelerinde göreve başladı.
01.01.2008 günü Manisa Aile Hekimliği Pilot Uygulaması resmen başladı.
Sağlık Ocakları her ne kadar tabelaları kaldırılmasa resmen kapandı. 14 Mart 2007 günü temsilen İl Sağlık Müdürlüğü önüne bıraktığımız tabut gerçek olmuştu. Ancak kapanan sağlık ocaklarının tabelaları kaldırılmıyor yanlarına aile hekimliği tabelası asılıyordu. Bu durumu kamuoyuna anlatmak için 14 Mart 2008 tıp bayramında sağlık ocaklarının kapatılmasının protesto edilmesi anlamında İl Sağlık Müdürlüğü önünde lokma döktürdük, basın açıklaması yaptık.
Aile Hekimliği Uygulamasından sonra ne değişti?
1. Bütün Sağlık Ocakları kapandı. Bu ülkenin 40 yıllık birikimi olan ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda yetişmiş kadrolarına Ebe, Hemşire, Sağlık Memuru yerine Aile Sağlığı ELEMANI dendi.
2. Sağlık ekibi dağıldı. Sağlık emekçileri yalnızlaştı. Sağlık ocaklarında Doktor, Ebe, Hemşire, Sağlık Memuru, Laborant, Tıbbi Sekreter, Memur, Hizmetli ile ekip hizmeti veren kurum yerine Aile Hekimi ve Aile Sağlığı Elemanı adı altında bir oda kondu.
3. Hiçte iddia edildiği gibi ulaşılabilirlik artmadı. Birkaç Aile Hekimi dışında aynı Sağlık Ocakları binasında odalar kiralandı ve ev ziyaretleri, gebe ve bebek taipleri kişinin ayağına gidilerek değil merkeze çağrılarak verilmeye başlandı. Sadece tedavi edici sağlık hizmetlerinde görece iyileşmeler olmasına karşın başta ev ziyaretleri olmak üzere, koruyucu sağlık hizmetleri verilemez hale geldi.
4. Hizmeti veren kişi sayısı azaldı. Daha önce birinci basamak sağlık hizmetleri ekip hizmeti anlayışı ile verilirken (Doktor, Ebe, Hemşire, Sağlık Memuru, Laborant, Tıbbi Sekreter, Memur, Hizmetli) şimdilerde bir doktor bir aile sağlığı elemanı olmak üzere sadece iki kişi ile bu hizmet verilmeye çalışılır oldu.
5. Sağlık ocağı çalışması yani saha çalışması bitti. Koruyucu sağlık hizmetlerinde birikim sahibi olan ebeler ya Aile Hekimliklerinde bilgisayar başında oturmak ya da hastaneler tayin istemek zorunda bırakıldı.
6. Enjeksiyon, Pansuman, tansiyon gibi basit hizmetler aksadı. Sağlık ocağı iken enjeksiyon, pansuman ve aile planlaması hizmetleri nöbet usulü ile görülürken hastaların her enjeksiyon, pansuman ve aile planlaması hizmetinde aile hekimine veya aile sağlığı elemanına başvurması gerekli oldu.
7. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının iş yükü arttı. Hekimler ve sağlık çalışanları aile hekimliği uygulamasının getirdiği angaryalarla ve 3250 nüfusun istekleri ile boğuşur hale geldi.
8. Su istimaller ve gereksiz ilaç yazılması arttı. Hastaların istekleri karşılanamaz noktaya geldi ve doğal olarak etik dışı uygulamalar arttı. Hekimler arasında hasta kapma yarışı başladı ve bazı hekimlerin hastaları elinde tutmak adına etik dışı yollara başvurduğu duyulmaya başlandı.
9. Hastaneler hekim sıkıntısı çekti. Özellikle acil, ultrason, yoğun bakım gibi bölümlerde yetişmiş hekimler doğal sirkülasyon dışında yoğun bir biçimde aile hekimliğine geçince hastaneler yetişmiş hekim sıkıntısı çektiler. Bu sıkıntılar hala çoğu yerde geçici görevlendirmeler ile giderilmeye çalışılıyor.
10. Aile Hekimliğini seçen sağlık emekçileri ücret yönünden de mağdur edildi.
İmzaladıkları sözleşmelerde çalışanların ücretlerinin her ayın ilk günlerinde ödenir ve performans tespiti yüzünden birkaç gün sarkabileceği söylenmesine rağmen ayın 15. Hatta 18. 19. Gününe kadar bu ödemelerin sarktığı görüldü.
Sonuç olarak aile hekimliği uygulaması birinci basamak sağlık hizmetlerinden beklenen fayda ve memnuniyeti yaratmadığı gibi sağlık çalışanlarını sözleşmeli hale getirmesi ile de geri bir uygulama olarak algılandı.
Hastalar geçmişte sağlık hizmetlerinden mahrum edilerek mağdur edildiklerinden tedavi edici sağlık hizmetlerinden görece memnun gözükse de o memnuniyetin Genel Sağlık Sigortası Yasasının tüm yönleri ile uygulandığında ortadan kalkacağını tahmin etmek güç değil.
Kamuoyuna saygıyla duyurur hükumeti sağlıkta meydana getirdiği mağduriyetten vaz geçmeye, halkımızı sağlık hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz.


YÖNETİM KURULU ADINA
Serpil DENİZ
Şube Örgütlenme Sekreteri

12 Şubat 2009 Perşembe

KASIM 2008-ŞUBAT 2009 ARASI FAALİYET RAPORU

03 KASIM 2008 - 15 ŞUBAT 2009 TARİHLERİ ARASI ŞUBE FAALİYET RAPORU





Yönetim kurulumuz çalışma dönemi içerisinde düzenli olarak haftalık toplantılar yapmış ve süreci mümkün olduğu kadar iyi planlamaya ve yönetmeye çalışmıştır.

Dönem içerisinde üyelerimiz tarafından şubemize ulaştırılan veya ilçe ve iş yeri ziyaretleri sırasında tespit edilen sorunlara anında müdahil olunmuş ve çözülmesi konusunda çalışma yapılmıştır.

Şubemizin KESK şubeler platformunda temsili için gerekli çalışmalar yapılmış ve konfederasyonumuzdan gelen eylem etkinlik programları KESK'e bağlı diğer şubelerle birlikte olunarak gerçekleştirilmiştir. Söz konusu etkinliklerde şubemiz aktif rol üstlenmiştir.

Sağlık hakkı mücadelesini birlikte yürüttüğümüz SAHHAD Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği öncülüğünde kurulan Herkese Sağlık Güvenli gelecek Platformuna aktif katkı sunulmuş ve platformun yürütmesinde görev alınmıştır.

Planlanan tüm işler, eylem ve etkinlikler şube yönetim kurulunca dayanışma içerisinde olunarak ortaklaşa yapıldığından faaliyet raporunda sekreterlik ayrımı yapılmayacaktır.

Tüm eylem etkinlikler tarih sırasına göre aşağıdaki gibidir.

Bilgilerinize sunar çalışmalarınızda başarılar dileriz.







YÖNETİM KURULU



























































- 5 Kasım 2008 Çarşamba günü Akhisar ilçesine gidilip iş yerleri dolaşıldı. Üye çalışanlarla yüz yüze görüşüldü ve SSGSS ve kamu hastane birlikleri ile ilgili bildiri dağıtıldı.

- 7 Kasım 2008 günü Etv de yayınlanan ve Aile Hekimliği uygulamasını konu alan “Mercek Altı” programına şube başkanımız katıldı.

- 15 Kasım 2008 günü KESK şubeler platformu ile birlikte manolya meydanında, 29 kasımda Ankara'da yapılacak "İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi "mitingine çağrı için basın açıklaması yapıldı.

- 17-20 Kasım tarihleri arasında merkezde bulunan tüm iş yerleri gezilerek 29 Kasım Mitingine ve 21 Kasım günü yapılacak “Dostluk ve Dayanışma Yemeği”ne çağrıda bulunuldu.

- 21 Kasım 2008 günü 120 kişinin katıldığı “Dostluk ve Dayanışma Yemeği”yapıldı. Yemekte yönetim kurulunda iken emekli olan Gülsüm DEMİR ve İzzet BAYAM'a ayrıca Şube yönetim Kurulu Üyeliği ve Şube Başkanlığı yapmış Birol AŞIK, Edibe AŞIK'a plaket verilerek teşekkür edilmiştir.

- 25 kasım 2008 günü “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” nedeniyle aynı gün saat 12.00 de KESK Şubeler Platformu, Tabip Odası , Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Diş Hekimleri Odası ile birlikte basın açıklaması yapıldı. Akşamında da slayt gösterisi ve Avukat Tulin TURBİL’le söyleşi yapıldı.

- 29 Kasımda Ankara’da yapılan "İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi " mitingine şube olarak bir otobüs tutularak 35 kişi ile katılım sağlanmıştır.

- 02 Aralık 2008 tarihinde E tv de yayınlanan “Platform” adlı programa şube başkanımız katılmıştır. Programda “Sağlıkta dönüşüm programı” ile ilgili sendikamızın görüşleri aktarılmıştır.

- 2008 yılı Aralık ayı başında Ağız Diş Sağlığı Merkezinde yaşanan sorunlarla ilgili üye ve çalışanlarla ve yöneticilerle bir dizi görüşme yapıldı. Özellikle diş teknisyenlerinin sorunlarıyla ilgili dilekçeler toplandı. İl Sağlık Müdürü ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi ve Başhekim Yardımcısında çağrıldığı bir toplantı yapıldı. Toplantıda merkezle ilgili sorunlar görüşüldü ve sendikamızın önerileri iletildi. İl Sağlık Müdürlüğünde yapılan görüşmeler sonucunda özellikle diş teknisyenlerinin çalışma şartlarında kısmi iyileştirmeler sağlandığı görüldü.

- 16 Aralık 2008 günü E tv de yayınlanan “Platform” adlı programa şube başkanımız katılmıştır. Programda “Sağlıkta dönüşüm programı” ile ilgili sendikamızın görüşleri aktarılmıştır.

- 16 Aralık 2008 günü Merkez Efendi Devlet Hastanesinde yaşanan iş yeri temsilciliği sorunu ve üyelerin aktifleştirilmesi amaçlı toplantı yapıldı. Toplantıda alınan karar gereği her Salı günü bu işyerinin ziyareti ve küçük birim toplantıları programlandı. Toplantılar planlandığı şekilde sürdürülmektedir.

- Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinde yaşanan 9 saatlik mesai dayatması sonucunda sendikamız 17 Aralık 2008 de CBÜ hastanesi ziyaret edilip üyelerle ve başhekimlikle görüşüldü. Ertesi gün mesai saati uygulaması 9 saate çıkarılınca bildiri dağıtıldı. Aynı gün ve ertesi gün akşam 1 saat başhekimlik önünde toplanma eylemi yapıldı. Yapılan eylemler sonucu 23 Aralık 2008 günü başhekimlik uygulamadan vazgeçtiğini açıkladı.

- 19 Aralık 2008 günü Akhisar Temsilciliğimizin düzenlediği, katılımın ve coşkunun yoğun olduğu yemeğe yönetim kurulu düzeyinde katılım sağlandı.

- SAHHAD Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları derneğinin öncülüğünde yapılan iki aylık çalışma sonucunda HSGG Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu oluşturuldu. Platformun yütütmesinde SAHHAD, Manisa Tabip Odası ve sendikamız katıldı.

- 25 Aralık 2008 günü Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformunu olarak SSGSS yasası, sağlığın özelleştirilmesi ve krizi konu alan basın açıklaması Manolya Meydanında yapıldı.

- 27 Aralık 2008 günü “2009 Bütçesi”ne dönük meşaleli yürüyüş ve basın açıklaması KESK şubeler Platformu olarak yapıldı.

- 28 Aralık 2008 tarihinde Sağlık Senin yerek basına yansıyan “Vekil Ebelere Döner Sermaye Müjdesi” başlıklı açıklamasına cevaben basın açıklaması düzenlerek SES’in verdiği mücadele ve davalar hatırlatıldı ve ilgili sendikanın tavrı teşhir edildi.

- 31 Aralık 2008 günü İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıyı kınayan basın açıklaması KESK Şubeler Platformu ile birlikte Manolya Meydanında yapıldı.

- 9 Ocak 2009 da İsrail Saldırısına karşı GENÇ SEN in yapmış olduğu basın açıklamasına katılım sağlandı. Aynı gün akşam KESK Şubeler Platformu olarak saldırılara ve ABD emperyalizmine karşı basın açıklaması yapıldı.

- Merkezi olarak planlanan “Sağlığın özelleştirilmesi, Kamu Hastane Birlikleri Pilot Yasası ve İş Güvencesiz çalışma”ya karşı imza kampanyası işyerlerine ulaştırıldı. İmzalar toplanıp genel merkeze ulaştırıldı.

- 14 Ocak 2009 günü Kula ve Selendi ilçeleri ziyaret edildi. İşyerleri ziyaret edilerek üye çalışanlarla görüşüldü. Aynı gün akşam Kula ilçesinde ve Salihli ilçesinde toplantılar yapıldı.

- 16 Ocak 2009 günü Ruh Sağlığı Hastanesi ziyaret edildi. Toplu halde Sendikalardan istifa etmek isteyen 4B liler konusunda üyelerimizle görüşme yapıldı.

- 21 Ocak 2009 günü yemeklerin ücretlendirilmesi ve danıştayın verdiği karara tepki olarak Ruh Sağlığı Hastanesi önünde “Paralı Yemek Ruh Sağlığımızı Bozdu.” Temalı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına Devlet Hastanesi, Doğumevi Hastanesi işyeri temsilcilikleri de destek verdi.

- 22 Ocak 2009 günü Merkez Efendi Devlet Hastanesi önünde toplanarak İl Sağlık Mdürülüğüne yüründü. “Unakıtan elini soframızdan çek. Paralı yemek istemiyoruz. Sağlık Haktır Satılamaz.” Sloganları atılarak yapılan yürüyüş sonunda İl Sağlık Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına CBÜ Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Sağlık Müdürülüğü, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi işyeri temsilcilikleri katılım sağlamışlardır.

- 23 Ocak 2009 günü Turgutlu ilçesi ziyaret edildi. Özellikle Toplum Sağlığı merkezi çalışanlarının “Döner sernaye adaletsizliği” ile ilgili sorunları dinlendi. Diğer işyerleri ziyeret edildi ve üyelerle görüşüldü.

- “Yönetim Kurulu üyelerle buluşuyor.” Kampanyası çerçevesinde bastırılan anahtarlıklar her üye ile görüşülerek verilmesi şeklinde planlanarak dağıtılmaya başlandı.

- 23 0cak 2008 günü Eğitim Sen kuruluşu nedeniyle yapılan kokteyle katılım sağlandı.

- 24 Ocak 2009 günü “Bir Türk, Bir Kürt , Bir Ermeni üçüde Türkiyeli,” temalı Uğur MUMCU, Necati AYDIN ve Hrant DİNK anıldı. Anma KESK Şubeler Platformu ile birlikte Öğretmenevi Konferans salonunda oldukça yoğun katılımla gerçekleştirildi.

- 26 Ocak 2008 günü itibariyle Aile hekimliği çalışanlarının maaşlarında yaşanan gecikmeler nedeniyle imza kampanyası başlatıldı. İmzalar halen toplanmakta ve 1 Mart 2008 tarihinden sonra basın açıklaması ile İl Sağlık Mdürülüğüne teslim edilerek maaşlarda yaşanan gecikmelerin yaşanmaması istenecektir.

- 28 Ocak 2009 günü Manisa Tabip Odası ziyaret edilerek “Herkese Eşit, Ücretsiz, Ulaşılabilir Sağlık” mücadelemizde birlikte hareket etme isteğimiz iletilmiş ve hekimlerin sendikamıza üye olmaları çağrımız yinelenmiştir. Manisa Tabip Odası ziyaretimizden memnun olduğunu ifade etmiş ve birlikte mücadele konusunda bizimle hem fikir olduklarını söylemişlerdir.

- 29 Ocak 2008 tarihinden itibaren Selendi Devlet Hastanesi Başhekimi Nebile Üstüngel’in üyelerimize dönük baskı sindirme girişimlerine müdahil olunmuş. Temsilcilikle uyumlu bir şekilde çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Konu ilk olarak SES Genel merkezine aktarılmış ve girişim başlatılması talep edilmiştir. Daha sonra hastanede yaşananlarla ilgili rapor ve başhekimin dava dosyaları ile bir rapor hazırlanmış ve SES Genel Merkezine, İl Sağlık Müdürlüğüne ve Selendi kaymakamlığına iletilmiştir. İl Sağlık Mdürü ve İl Sağlık Müdür Yardımcısı ile görüşülerek Başhekimin, başhekimlik vasfını taşımadığı ve kanunları hiçe sayan, sendikamıza dönük hasımane tutumu nedeniyle görevden alınması talep edilmiştir.

- 30 Ocak 2009 da merkezdeki tüm aile hekimlikleri gezilerek üyelerle ve çalışanlarla görüşüldü, dilekçeler toplanmaya başlandı .

- Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarının dönersermaye miktarlarının diğer işyerlerine göre (İl Müdürlükleri ve Hastaneler) düşük olması nedeniyle çalışanlarda rahatsızlık gözlendi. Şubemiz bu konuyla ilgili bir dizi eylem etkinlik planlayarak hayata geçirmeye çalışıyor.

- Buna göre: 1. Sendikamız tarafından hazırlanan ve talepleri içeren yaka kokartları 09-13 Şubat tarihleri arasında beş gün boyunca Toplum Sağlığı Merkezi çalışanları tarafından takılacak. Bu şekilde ilk adım olarak çalışanların konuya duyarlılığı üst seviyeye çıkarılacaktır.
2. Sendika yönetim kurulu İl Sağlık Müdürlüğünü ziyaret ederek taleplerimiz iletilecek ve konunun Sağlık Bakanlığı gündemine taşınması talep edilecektir
3. Yine sendikamız tarafından hazırlanan talepler ve çözüm önerilerini içeren basın açıklaması 18 Şubat Çarşamba günü saat 12.30 da Merkez 1 Nolu Toplum Sağlığı Merkezi önünde okunarak taleplerimizin kamuoyu ile paylaşılması sağlanacaktır. Aynı gün ve saatte diğer ilçe toplum sağlığı merkezlerinde aynı basın açıklaması metni bir çalışan tarafından okunarak çalışanlarla paylaşılacaktır. Bu şekilde hem talepler kamuoyu ile paylaşılmış olacak hemde tüm toplum sağlığı merkezlerinde taleplerin bütünlüklü olarak ifade edilmesi sağlanacaktır.
4. 28 Şubat - 1 Mart 2009 tarihinde Ankara’da toplanacak olan SES Merkez Temsilciler Kuruluna Şubemiz yönetim kurulu tarafından konu götürülecek, gündemleştirilerek sunulacak ve Aile hekimliğine geçilen 30 ilin Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarının bu konuda ortak hareket etmesi sağlanmaya çalışılacaktır.

- Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinde asistanların döner sermayelerinin düşük olması nedeniyle yaşanan hareketlilik ve toplantılara katılım sağlandı. En son Tabip Odası ve SES olarak ……. Tarihinde hastane kantininde toplantı yapılarak asistanlarla görüşüldü. Asistanlara sorunun çözümünün örgütlenmekten geçtiği ve sendikamızın kapılarının kendilerine açık olduğu bildirildi. Çalışmalar takip edilmekte ve şube olarak konunun üzerinde durulmaktadır.

- 2 Şubat 2009 günü CBÜ hastanesinde hemsire üyemizin yer değişikliği ile ilgili başhemşirelikle görüşme yapıldı.

- Bu dönmede yine merkezi olarak planlanan işgüvenceli çalışma , 4B lilerle ilgili imzalar toplanmaya devam etmiştir.

- Yukarda ayrıntılı olarak yazılan TSM eylem programı çerçevesinde sendikamızca bastırılan kokartlar Merkez 1 ve 2, Salihli, Kula, Selendi, Saruhanlı, Akhisar, Soma, Turgutlu Toplum Sağlığı Merkezlerinde dağıtıldı. Kokaratlar 09-13 Şubat tarihleri arasında çalışanlarca sahiplanilerek takıldı.

- 10 Şubat 2008 günü kokart takma eylemimiz Turgutlu temsilciliğimiz tarafından yapılan açıklamayla kamuoyuna duyurulmuştur. Turgutlu ilçesi bu eylemin başlatıcısı olarak eyleme yoğun şekilde katılım sağlamıştır.

- 11 Şubat 2009 günü Akhisar temsilciliğimizde kokart eylemini basın açıklaması ile duyurarak eylemi güçlendirmiştir.

- 11 Şubat 2009 günü ilmizde uygulamaya geçen Aile Hekimliğinin bir yıllık değerlendirme raporu hazırlanarak basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurulmuştur.

- 2 Şubat 2009 günü Merkez Kanser Araştırma ve Teşhiz biriminde çalışan üyelerimizin Merkez Efendi devlet Hastanesinde dönüşümlü olarak kan bankasında görevlendirilmeleri ve servis nöbetine yazılmaları konularında İl Sağlık Müdürü, Personel Şube Müdürü, KETEM Şube Müdürü, Merkez Efendi Devlet Hastanesi Başhekimi vb yetkililerle görüşülerek üyelerimizin istekleri iletilmiş. Görüşmeler sonucunda görevlendirme geri çekilmiştir. Konuyla ilgili üyelerle görüşülerek soruna çözüm bulunmaya çalışılmaktadır.1

- 18 Şubat 2009 günü Merkez 1 Nolu Toplum Sağlığı Merkezi önünde konuyla ilgili basın açıklaması yapılması çalışmaları sürmektedir.

- Tüm bu çalışmalar sürereken pano bültenleri ve sendika nedir isimli kitapçık çıkarma çalışamaları, üyelerle ilgili yazışmalar zamanında takip edilmeye çalışılmıştır.

- Mali raporlar düzenli olarak çıkarılmakta ve genel merkeze gönderilmektedir.

- Şube işleyişi ile ilgili bürokratik işlerde takip edilmektedir.

- Şube Eğitim Komisyonu peryodik olmamakla birlikte toplanıp kamu hastane birlikleri , SSGSS ve tamgün yasası konusunda araştırma ve tartışmalar yapıldı. İşyeri gezileri planlandı ancak gerçekleştirilemedi.

-



Bahse konu faaliyet raporunun yoğunluğundanda anlaşılacağı üzere Yönetim Kurulu çalışmalarında desteğe ihtiyaç duymaktadır. Üyelerimizin her türlü katkısı bu anlamda çok değerli olacaktır.

Teşekkür ederiz.



YÖNETİM KURULU

11 Şubat 2009 Çarşamba

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ ÇALIŞANLARI DÖNER SERMAYE ADALETSİZLİĞİNE HAYIR DİYOR.

Sendikamızın öncülüğünde Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarının döner sermaye oranlarında yaşanan adaletsizlik beş günlük kokart takma eylemi ile başladı. Tüm Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışanların katıldığı eylemler. 18 Şubat Çarşamba günü saat 12.30 da Merkez 1 nolu Toplum Sağlığı Merkezi önünde yapılacak basın açıklaması ile devam edecek. Tüm çalışanları açıklamamıza destek vermeye çağırıyoruz.

(Akhisar TSM)(http://www.akhisarhaber.com/news_detail.php?id=4353)
Toplum Sağlığı Çalışanları yakalarına Kokart taktı
11 Şubat 2009 / 16:14
Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışan personelin Döner sermaye oranlarındaki düşüklüğü ile ilgili açıklamayı Akhisar Toplum Sağlığı Merkezi Sağlık Memuru SES Akhisar İş Yeri Temsilcisi Özden İnalöz okudu.
Toplum Sağlığı Çalışanları yakalarına Kokart taktı
Akhisar: (Kenan MOLLA)

Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışan personelin Döner sermaye oranlarındaki düşüklüğü ile ilgili açıklamayı Akhisar Toplum Sağlığı Merkezi Sağlık Memuru SES Akhisar İş Yeri Temsilcisi Özden İnalöz okudu.



Akhisar Toplum Sağlığı Merkezi Sağlık Memuru, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Akhisar İş Yeri Temsilcisi Özden İnalöz;” Toplum Sağlığı Merkezlerinde çalışan personellerin Döner Sermaye oranlarındaki düşüklük nedeni ile;diğer işyerlerindeki (Hastane ve İl Müdürlükleri) sağlık personellerine göre çok düşük ve yetersizdir.Bu durum da çalışanların azmini kırıcı bir etki yaratmaktadır. İşte bu yüzden Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası SES'nın hazırlamış olduğu eylem planının ilki olan kokart eylemi yoğun katılımlı şekilde Akhisar Toplum Sağlığı Merkezinde yapılmıştır” dedi.








BİR AÇIKLMADA SES SALİHLİ TEMSİLCİLİĞİNDEN GELDİ.


SES Salihli temsilcilik adına açıklamayı Şube Yönetim Kurulu Üyemiz Hıdır UÇAK yaptı. Açıklamada "Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası SES 'in hazırlamış olduğu: Toplum Sağlığı Merkezinde çalışan sağlık personelinin döner sermaye oranlarındaki adaletsiz ve haksız uygulamalara karşı ,Salihli SES Temsilciliği Toplum sağlığı çalışanları 9 ŞUBAT ile 13 ŞUBAT tarihleri arasında bu adaletsiz uygulamayı protesto etmek için hafta boyunca "KOKART" takma eylemi gerçekleştirdi.
Bu eylemin devamlılığını sağlamak amacıyla 13 Şubat hafta sonu Cuma günü Salihli Temsilciliği Ses üyeleri yeniden bir araya gelerek , nasılki hastane çalışanlarının yemek ücretleri hakkında imza kampanyası başlatıp, büyük direnç göstererek yemek hakkını geri aldık, bu konuda da özverili çalışarak , Toplum sağlığı çalışanlarının döner sermaye adaletsizliği için “Kokart” takarak eylemlerine devam edeceklerini belirttiler. "

7 Şubat 2009 Cumartesi

PARASIZ YEMEK HAKKIMIZI KAZANDIK... MASADA ÇÖZDÜK(!) DİYENLERE İNAT... MÜCADELEYE DEVAM...

Hastanelerde yemeklerden ücret almak için çalışma başlatan Maliye Bakanlığına başta sendikamız olmak üzere bütün sağlık emekçileri tepki gösterdi.
Basın açıklamaları, imza kampanyaları, yemek boykotları yaptık.
Bildiriler dağıttık.
"Parasız Yemek Hakkımızdan Vazgeçmeyeceğiz." dedik.
Şimdi tam sorun çözülmek üzereyken bir sendika(!) neredeyse hiç bir şey yapmadan sadece bakanlar ve müsteşarlarla görüşerek bu sorunu çözdüğünü söylüyor. (http://www.sagliksen.org.tr/article.php?article_id=2105)

Soruyoruz:
Madem "Bakanları ablukaya alarak" sorunlarımızı çözüyordunuz, neden biz bu yemek protestolarını, boykotları, imza kampanyalarını, basın açıklamalarını yapmadan önce çözmediniz bu sorunu?
Madem görüşerek her şeyi çözebiliyorsunuz.
Şu kadro sorununu, fazla çalışma sorununu, meslek hastalıkları riskini, dokuz saatlik mesaiyi, mezarda emekliliği, sefalet ücretlerini, zamları, işsizliği çözseniz ya bir çırpıda...
Biz, sizin "Bakanları ablukaya alarak" hangi koltuk sorunlarınızı çözdüğünüzü iyi biliriz...
Biz, sizin diğer konfederasyonla bir olup AKP Genel Merkezinde neleri çözdüğünüzü iyi biliriz. http://www.memurlar.net/haber/28255
Biz sizin Toplu Görüşmelerde iki konfederasyon bir olup nasıl görüşerek kamu çalışanlarını sattığınızıda çok iyi biliriz.http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=19079


Hiç bir şey yapmıyorsunuz bari mücadelemizi gölgelemeyin.

Oturun müdür koltuklarınızda paşa paşa ve makamınıza işi düşen her çalışanı "Bizim sendikaya üyemisin?" sorgusuna çekin.

Sonrada üyelik için kapı açın...

Siz oturun müdür koltuklarınızda...Sendikacılık deyince ancak bundan anlarsınız.

Dünyanın hiç bir yerinde çalışanlar ve sendikalar "Bakanları, müsteşarları ablukaya alarak." hiç bir şey kazanmamışlardır.
Ancak şu çok olmuştur: İktidarlar bir konuda tepkiler çoğalınca geri adım atacağı belli olunca, sanki birileri rica etti diye geri adım atmış gibi davranırlar.
Oysa biz çok iyi biliyoruz ki Mücadele etmeden hiç bir şey kazanılamaz.
Mücadele ettik ve kazandık.
Mücadele etmeye devam edersek daha bir çok hakkımızı kazanabiliriz.
Bizler kapılarda dilenerek değil sokaklarda direnerek kazandık ne kazandıysak bu güne kadar.


Bundan sonrada böyle olacaktır.

Sizin bunu anlamanız zor. Zaten bu yazı siz anlayın diye yazılmadı.

Bu yazı dürüstçe çalışan ve üreten sağlık emekçileri için yazıldı.

Değerli mücadele arkadaşlarımız.

Bu güne kadar ne yaptıysak birlikte olarak, omuz omuza mücadele yürüterek birlikte yaptık.

Bundan sonrada haklarımızı almak, insanca yaşamak istiyorsak bir arada olmak ve SES'imize sahip çıkmak zorundayız.
Her zaman dediğimiz gibi:

KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ.

Ve şairin dediği gibi:


Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki, çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki, yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki, ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem, dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki, korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki, çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki, kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama. (*)













(*)William SHAKESPEARE (Çeviri : Can Yücel )

30 Ocak 2009 Cuma

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ ÇALIŞANLARININ DİKKATİNE


İLÇE VE İŞYERİ TEMSİLCİLİKLERİNE

Bir süreden beri Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarından sendikamıza, döner sermaye oranlarındaki düşüklük nedeniyle şikayetler gelmekteydi.
Hakikatende Toplum Sağlığı Merkezinde çalışanların döner sermaye miktarları diğer işyerlerinde(Hastane ve İl Müdürlüğü) çalışanlara göre düşük ve yetersizdir. Bu durum Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarında üzüntü ve haksızlığa uğramaktan kaynaklı çalışma şevkini kırıcı etki yaratmaktadır.
Sendikamız bu durumu tespit ettikten sonra aşağıdaki bir dizi eylem etkinliği hayata geçirmeye karar vermiştir:
1. Sendikamız tarafından hazırlanan ve talepleri içeren yaka kokartları 09-13 Şubat tarihleri arasında beş gün boyunca Toplum Sağlığı Merkezi çalışanları tarafından takılacak. Bu şekilde ilk adım olarak çalışanların konuya duyarlılığı üst seviyeye çıkarılacaktır.
2. Sendika yönetim kurulu İl Sağlık Müdürlüğünü ziyaret ederek taleplerimiz iletilecek ve konunun Sağlık Bakanlığı gündemine taşınması talep edilecektir
3. Yine sendikamız tarafından hazırlanan talepler ve çözüm önerilerini içeren basın açıklaması 18 Şubat Çarşamba günü saat 12.30 da Merkez 1 Nolu Toplum Sağlığı Merkezi önünde okunarak taleplerimizin kamuoyu ile paylaşılması sağlanacaktır. Aynı gün ve saatte diğer ilçe toplum sağlığı merkezlerinde aynı basın açıklaması metni bir çalışan tarafından okunarak çalışanlarla paylaşılacaktır. Bu şekilde hem talepler kamuoyu ile paylaşılmış olacak hemde tüm toplum sağlığı merkezlerinde taleplerin bütünlüklü olarak ifade edilmesi sağlanacaktır.
4. 28 Şubat - 1 Mart 2009 tarihinde Ankara’da toplanacak olan SES Merkez Temsilciler Kuruluna Şubemiz yönetim kurulu tarafından konu götürülecek, gündemleştirilerek sunulacak ve Aile hekimliğine geçilen 30 ilin Toplum Sağlığı Merkezi çalışanlarının bu konuda ortak hareket etmesi sağlanmaya çalışılacaktır.
Yukarda ayrıntısı ile anlatılan eylem etkinlik programının hayata geçirilmesi telaplerimizin hayat bulması açısından önemlidir. Bu nedenle eylemlere katılım çok önemlidir.
Çalışmalarınızda başarılar dileriz.
ŞUBE YÖNETİM KURULU

29 Ocak 2009 Perşembe

SÖZLEŞMELİ ÇALIŞAN EMEKÇİLERİN TÜMÜ KADROYA ALINMALIDIR!


Neo liberalizm, en başta çalışma yaşamında istihdam biçiminin dağıtılması, parçalanması ve örgütsüzleştirilmesine dayanmaktadır. Böylece ucuz işgücü sağlandığı gibi örgütsüzlük geliştirildiği için işten atmalar ve hak gaspları rahatlıkla yapılabilmektedir. Gerek kamuda gerekse de özelde çalıştırılan sözleşmeli emekçiler bu açıdan neo liberal politikalardan en çok etkilenen emekçilerdir. Öte yandan krizin etkisi de hesaplandığında yaşam ve çalışma koşulları her gün daha da kötüye gitmektedir.
Anayasanın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği düzenlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesinde ise çeşitli zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde sözleşmeli personel çalıştırılabileceği düzenlenmiştir.Bugün, kamuda birçok iş ve hizmet sözleşmeli personel tarafından yerine getirilmektedir. Aynı işi yapan personel farklı statüye tabii tutularak, farklı özlük haklardan yararlandırılmakta ve emekçiler arasında farklılıklar yaratılarak iş barışı da bozulmaktadır. Bu durum Anayasanın 128. maddesine aykırılık da taşımaktadır. Kamu kesiminde halen 50 binden fazla öğretmen, 40 bin civarında ebe ve hemşire, yine binlerce değişik meslek grubunda çalışan emekçi bulunmaktadır. Ayrıca 4924 sayılı kanuna tabi olarak 20.000’den fazla sözleşmeli sağlık personeli çalışmaktadır. Üniversite Hastanelerinde ise geçici işçi niteliğinde sayıları 100.000’i geçen sağlık personeli bulunmaktadır.4/B statüsünde çalışan emekçiler başta disiplin hükümleri olmak üzere, her açıdan 657 sayılı yasaya tabi iken, kadrolu olan 657’ye tabii diğer emekçilerin yararlandığı haklardan yararlanamamaktadırlar. Örneğin askere giden emekçiler döndüklerinde aynı işte çalışamamaktadırlar. Becayiş hakları bulunmamaktadır. İntibak, görevde yükselme ve unvan değişikliği ile ilgili düzenlemeden faydalanamamaktadırlar. Eş durumundan dolayı tayin isteme hakları yoktur. Yine doğum izinlerinde çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır.Özelleştirmeler nedeniyle on binlerce kamu emekçisi işsiz kaldı. Bunlardan bir kısmı 4/C kapsamında her yıl 10’ayı geçmemek şartıyla çeşitli bakanlıklar bünyesinde çalıştırılmaktadırlar. Her sene sözleşme şartları Hükümetin açıkladığı Bakanlar Kurulu kararıyla kararlaştırılmakta ve kötü şartlarda çalıştırılmaktadırlar. Hükümet her yıl yenilediği bu sözleşme şartlarını ve çalıştırılacakların sayısını sanki işe yeni alınacaklarmış gibi bir yanıltma yöntemi de izlemektedirler. Örneğin 2009 yılı için Hükümetin 21193 yeni personel alacağı olarak basında işlendi. Oysa bunlar iki ayı aşkındır işsiz olarak bir an önce Bakanlar Kurulu kararını bekleyen emekçilerdir. 4/C kapsamında çalışan emekçiler de adeta yaşam mücadelesi vermektedirler. 4/C statüsünde çalışan emekçiler kendisiyle aynı işi yapan kadrolu bir emekçiye göre 3/1 oranında maaş almaktadır. Kıdem tazminatı hakkı yoktur. Lojman hakkı yoktur. Mahkeme kararlarına rağmen Bakanlıklar keyfi olarak sendika üyeliklerini engellemektedirler. Sosyal hak ve iyileştirmelerden yararlanamamaktadırlar. Yılda iki ay ücretsiz izin (!) dışında bir izin hakkı yoktur.
Sözleşmelilerin bu durumuna artık ve derhal bir son verilmelidir. Kısmi düzenlemeler ile değil tüm sözleşmeliler kadroya alınarak çözüm bulunmalıdır. Konfederasyon olarak sözleşmeli çalışan emekçilerin sorunlarını yıllardır dile getirmemize ve çeşitli eylem/etkinlikler geliştirmemize rağmen Hükümet mevcut durumda ısrar etmektedir. Hatta Kamu Personel Rejimi adı altında tüm kamu emekçilerini sözleşmeli hale getirmek için hazırlıklar yürütmektedir. Buna asla izin vermeyeceğiz. Mevcut sözleşmelilerin başta kadrolara alınmaları olmak için bir dizi taleplerini kamuoyunun imzasına açıyoruz. Her kesimin katılımını ve bir imza atarak destek olmalarını bekliyoruz.
İMZA METNİ:
T.C. BAŞBAKANLIĞI’NA


BİZ AŞAĞIDA İMZASI BULUNANLAR;

Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve kamu hizmetlerinin gereğine aykırı olarak aynı iş yerinde aynı hizmeti veren 657 sayılı kanuna tabi 4/B’li sözleşmeliler, 4/C’li geçici personel ile 86. maddeye göre açıktan vekil olarak atananlar, 4924 ve 5393 sayılı kanunun 49. maddesine göre sözleşmeli çalışan personelin mağduriyetinin giderilmesi için;

1- Sözleşmeli, vekil ve geçici personelin kadroya alınarak, memurların (657 sayılı kanun 4/A) yararlandığı tüm hak ve olanaklardan yararlanabilmesini,
Sözleşmeli, vekil ve geçici personel kadroya alınıncaya kadar;
2- Askere giden sözleşmeli personelin pozisyonunun saklı tutularak, askerlik süresince aylıksız izinli sayılmasını, terhis tarihinden itibaren 30 gün içinde başvurmak koşuluyla işe başlayabilmesini,
3- Sözleşmeli personele de ‘intibak, görevde yükselme ve unvan değişikliği hakkı’ tanınmasını,
4- Sözleşmeli personellere de ‘eş durumu ve sağlık özrüne dayalı olarak yer değiştirme hakkı’ tanınmasını,
5- Sözleşmeli personellere de ‘becayiş hakkı’ tanınmasını,
6- Sözleşmeli personellere de doğum öncesi 8 hafta ve doğum sonrası 8 hafta olmak üzere ücretli doğum izni verilmesini,
7- Doğum izninin bitiminde ‘ücretsiz izin’ kullanan sözleşmeli personelin pozisyonunun saklı tutulmasını; izin bitiminde başvurması halinde göreve başlayabilmesini,
8- Sözleşmeli öğretmenlerin ek ders ücretlerinden değişik adlar altında kesinti yapılmamasını,
9- Sözleşmeli personele de sürekli görev yolluğu hakkı verilmesini,
10- Sözleşmeli personele de hizmet puanı verilmesini,
11- Sözleşmeli personele de doğum, eş ve çocuk yardımı yapılmasını,
12- Sözleşmeli personel ücretlerinin de, tıpkı kadrolular gibi her ayın 15’inde verilmesi ve geciktirilmemesini,
13- Sözleşmeli öğretmenlere imzalatılan sözleşme metninin 13. maddesinin d bendinde yer alan “Personelin sözleşmesi, norm kadronun gerektirdiği öğretmen temin edildiğinde veya sözleşmeli personel ihtiyacının ortadan kalkması halinde sözleşmesi feshedilir.” ile 13. maddesinin ğ bendinde yer alan; “Eğitim ve öğretimin devam ettiği dönemde aralıksız iki aylık süre zarfında sözleşme ücreti karşılığı ders yükünün doldurulamaması durumunda sözleşmesi feshedilir” ibarelerinin, Sözleşmeli sağlık personelinin sözleşmelerinin 9. maddesinin e fıkrasında yer alan “Kurum, döner sermaye gelirinin yetersiz kalması veya sözleşmeli personel ihtiyacının ortadan kalkması halinde sözleşmeyi feshedebilir.” İbarelerinin sözleşme metinlerinden çıkarılmasını,

TALEP EDİYORUZ.

YÖNETİM KURULUMUZ TABİP ODASI YÖNETİM KURULUNU ZİYARET ETTİ.


Şube Yönetim Kurulumuz Manisa Tabip Odası Yönetim Kurulunu ziyaret etti.

Oldukça sıcak ortamda geçen görüşmede, sağlık sisteminde yaşanan olumsuz tablo ele alınırken bu rabloya karşın verilen mücadelenin bütünselleştirimesi temennilerinde bulunuldu.

22 Ocak 2009 Perşembe

YEMEK HAKKIMIZ GASP EDİLEMEZ











Biz Sağlık Emekçileri her türlü hastalık riskine maruz kalarak sağlıkta dönüşüm programıyla her geçen gün artan iş yükü ve angaryayı sırtımıza yüklenerek gece gündüz demeden, gocunmadan, insan sağlığı için, emeğimizin karşılığını almadan, kesintisiz sağlık hizmeti sunuyoruz.



Çalışma koşullarının her geçen gün ağırlaştığı sağlık ortamında sağlık hizmetleri fedakarca çalışmalarımızla yürümektedir.



Hükümet yetkilileri ise haklarımızı gasp etmekle meşguller. Doğal gaz,elektrik, ulaşım, temel gıda maddelerine arka arkaya zam yaptılar.



Evimizdeki aşımıza göz dikenler şimdi işyerimizde yediğimiz yemeğe göz dikiyorlar.



Maliye Bakanlığı yayınladığı bir düzenleme ile hastanelerde çalışanlardan yemek ücreti alınmasını başlatmak istiyor.



Aşımıza ekmeğimize göz koyanlara diyoruz ki;



Hastalara daha fazla zaman ayırmak için öğle iznini kullanmayan, haftalık çalışma süresi 45 saat olan biz sağlık emekçileri sağlık hizmeti sunumu gereği işyerinde yemek durumundayız.



Çalışanların işverence karşılanan beslenme gereksiniminin çalışanların sırtına yüklenmesini kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.



Bizlerin parasız yemek hakkını seçeneksiz ve dayatılmış bir şekilde paralı sunulmasını kabul etmiyoruz.



Parasını ödeyeceğimiz yemeği istediğimiz yerde yemek hakkına sahibiz.



Ekonomik krizin yükünü emekçilere ödetme doğrultusunda atılan bu adımı ve atılacak her türlü adımı kabul etmiyoruz.



Krizin faturasını yoksul ve dar gelirli emekçiler değil, sermaye kesimleri ödemeli diyoruz.



Çünkü bu krizi biz yaratmadık, bedelini bize ödetmenize izin vermeyeceğiz.



Yemeklerin paralı hale getirilmesini kabul etmeyeceğiz.



Dünde söyledik bu günde tekrar ediyoruz:



Sağlıkta dönüşüm ile bütün sağlık hizmetlerini özelleştirme hayali gören AKP hastane çalışanlarının yemek paralarına göz dikerek gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Başta parasız yemek hakkımız olmak üzere;



İş güvencemizden, geleceğimizden fedakarlık yapmamızı kimse bizden beklemesin.
Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Maliye Bakanı çocuklarına verilen ihalelerin karlarından yapılmalıdır bu fedekarlığı.



Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Başbakan oğlunun gemiciklerini feda etmelidir.



Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Sümerbank arsasını 3,5 milyon dolara alıp birkaç hafta sonra 25 Milyon dolara İtalyan Redevko şirketine satan ortak girişim grubu yapmalıdır bu fedekarlığı.
Eğer illada fedekarlık yapılacaksa 9.500 Liralık maaşlarını beğenmeyen ve prim almak için çalışma yapan Milletvekilleri yapmalıdır bu fedekarlığı.



Eğer illada fedekarlık yapılacaksa makam arabalarınızdan, özel danışmanlarınızdan, eşe dosta dağıttığınız teşvik kredilerinden yapın bu fedekarlığı.



Sağlık Çalışanlarının bir öğün yemeğine göz dikerek hiçbir yere varamazsınız.



Buradan bir kez daha haykırıyoruz.



Parasız yemek hakkımızdır.



Unakıtan elini soframızdan çek.





Zeynel A. KAPLAN
Şube Başkanı

21 Ocak 2009 Çarşamba

PARASIZ YEMEK HAKKIMIZDIR











SES Manisa Şubesi Üyeleri 21.01.2009 Çarşamba günü saat 12.30 da Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi önünde toplanarak "Parasız Yemek Hakkı" için basın açıklaması yaptılar. Yaklaşık 70 kişinin katıldığı basın açıklamasında "Unakıtan Elini Soframızdan Çek." "Paralı Yemek Ruh Sağlığımızı Bozdu." dövizleri taşındı. Sık sık "AKP Sağlığa Zararlıdır." "Unakıtan Elini Soframızdan çek." "Parasız Yemek Hakkımızdır." sloganları atan grup adına basın açıklamasını Şube Başkanı Zeynel Kaplan okudu. Basın açıklamasında: Şube Başkanı Zeynel KAPLAN
"Bu gün dünya krizi bahane edilerek patronlara ve bankalara kaynak aktaran hükümete soruyoruz bu kriz emekçileri, sağlık çalışanlarını etkilemedi mi?
Yoksa sizler bizlerden aldığınız yemek paraları ile krizden çıkabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Bu gün burada tekrar ediyoruz bu krizi biz yaratmadık bedelinide biz ödemeyeceğiz.
Başta parasız yemek hakkımız olmak üzere;
İş güvencemizden, geleceğimizden fedakarlık yapmamızı kimse bizden beklemesin.
Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Maliye Bakanı çocuklarına verilen ihalelerin karlarından yapılmalıdır bu fedekarlığı.
Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Başbakan oğlunun gemiciklerini feda etmelidir.
Eğer illa bir fedekarlık yapılacaksa Sümerbank arsasını 3,5 milyon dolara alıp birkaç hafta sonra 25 Milyon dolara İtalyan Redevko şirketine satan ortak girişim grubu yapmalıdır bu fedekarlığı.
Eğer illada fedekarlık yapılacaksa 9.500 Liralık maaşlarını beğenmeyen ve prim almak için çalışma yapan Milletvekilleri yapmalıdır bu fedekarlığı.
Eğer illada fedekarlık yapılacaksa makam arabalarınızdan, özel danışmanlarınızdan, eşe dosta dağıttığınız teşvik kredilerinden yapın bu fedekarlığı.
Sağlık Çalışanlarının bir öğün yemeğine göz dikerek hiçbir yere varamazsınız.
Buradan bir kez daha haykırıyoruz.
Parasız yemek hakkımızdır." şeklinde konuştu.
Basın açıklamasının ardından 22.01.2009 Perşembe günü Merkez Efendi devlet Hastanesinde Toplanarak İl Sağlık Müdürlüğü önüne yürüyeceklerini söyleyip, tüm sağlık çalışanlarını yarınki eyleme davet ederek bitirdiler.

19 Ocak 2009 Pazartesi

YEMEK ÜCRETLERİ HAKKINDA

ŞUBE / TEMSİLCİLİKLERE

Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 11.03.2008 tarih ve 2736 sayılı genel yazısı ile yataklı tedavi kurumlarında hastalar için kurulmuş bulunan yemek servislerinden yemek maliyetinin yarısında az olmamak kaydıyla Bütçe Uygulama Tebliği uyarınca yemek bedeli ödemeleriyle ilgili açtığımız davada Danıştay 5. Dairesinin 2008/1550 E sayılı ve 23.05.2008 tarihli yürütmenin durdurulması istemimiz reddedilmiştir.

Bunun üzerine yaptığımız itiraz sonuçlanmış olup, Danıştay İdari Dava Daireleri kurulunun 2008/746 İtiraz Nolu kararı ile yürütmeyi durdurma istemimiz de reddedilmiştir. Bu durumda dava esastan görüşülüp, yeni bir karar verilinceye kadar yemek katkı payı alınmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.

Bilindiği gibi yemek katkı payları her yıl Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Bütçe Uygulama Tebliği çerçevesinde alınmaktadır. Bu yıl alınacak yemek katkı paylarıyla ilgili Bütçe Uygulama Tebliği 27110 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır.

İşkolumuzda başlatılan yemek katkı payları kurumlarda farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde alınmaya başlanmış ve giderek ülke geneline yayılmıştır. İşyerinde yoğun olarak protestolara ve boykotlara neden olan bu haksız uygulamaya karşı ne yazık ki hukuki bir sonuç da alınamamıştır.

Krizi bahane ederek patronlara karşılıksız para ve seçim rüşveti dağıtmaya başlayan iktidar anlaşılan bu kaynağı emekçilerin yemeğini keserek yapmayı amaçlamaktadır.

Bugün yemeğimize göz koyanlara karşı birlikte bir karşı koyuşu gerçekleştiremezsek yarın da kamu hastane birlikleri adı altında işimize ve geleceğimize göz koyacaklardır. Konuyla ilgili olarak diğer sağlık meslek örgütleri ile yaptığımız bir dizi görüşme devam etmektedir.

Kurumlarda farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde uygulamaya geçilmesinin amacı tepkileri de zamana yayarak azaltıp, anlamsızlaştırmak ve sonuç alıcı bir tarza bürünmesini engellemek olmalıdır.

Bu nedenle tüm işyerlerimizde;

21 Ocak 2009 tarihlerinde 12.30’da “Yemek paraları Ruh Sağlımızı Bozdu.” Sloganıyla Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi önünde basın açıklaması yapılarak yemekler boykot edilecek ve tepkimiz dile getirilecektir.

22 Ocak 2009 tarihinde 12.30’da “Yemeğimize göz dikenlerden hesap soruyoruz.” Diyerek Merkez Efendi Devlet Hastanesi önünde toplanarak İl Sağlık Müdürlüğü önüne kadar yürünecek ve burada basın açıklaması yapılarak tepkilerimiz dile getirilecektir.

İlçelerden eyleme katılmak isteyen arkadaşlarımızın şube ile iletişime geçmeleri durumunda ulaşım imkânları sağlanacaktır.

Gereğini bilgilerinize sunar, çalışmalarınızda başarılar dileriz.

YÖNETİM KURULU

15 Ocak 2009 Perşembe

KULA SELENDİ İLÇE GEZİLERİ YAPILDI.


SES Manisa Şubesi İlçe gezilerini sürdürüyor. İlçe gezileri kapsamında 14.01.2009 günü Kula ve Selendi ilçelerini gezen sendika yönetimi Kamu hastane birlikleri pilot yasa tasarısı hakkında bilgi verdiklerini, üyelerinin ve çalışanların sorunlarını dinlediklerini dile getirdiler. Aynı gün akşam sendika yönetim kurulu ve sendika üyeleri yemekli bir toplantı düzenleyerek değerlendirmelerde bulundular.
Aile hekimliği uygulamasının bir yıllık değerlendirmesi,Kamu hastane birlikleri pilot yasasının sağlık çalışanlarına getireceği olumsuz çalışma koşulları da konuşulan konular arasındaydı.
Toplantı sonucunda SES üyeleri sendikal mücadele konusunda daha aktif çalışma ve hakların elde edilmesi konularında etkin mücadele edilmesi dileklerinde bulundular.
Toplantıda SES Şube Başkanı Zeynel KAPLAN'da bir konuşma yaparak. “Dünyada yaşanan ekonomik krizin Sağlık emekçilerini de etkilediğini ve sağlık çalışanlarının bir yandan ekonomik zorluklarla uğraşırken bir yandan da personel azlığı ve hasta yoğunluğu gibi olumsuzluklarla boğuşmak zorunda kaldıklarını.” söyledi. Konuşmasında Filistinde yaşanan katliamdan da bahseden Zeynel KAPLAN: “İsrail'in Filistin halkı üzerindeki katliam boyutundaki müdahalesini kınıyoruz. Bizler sağlık emekçileri olarak her zaman barıştan yana tavır takınırız ve mazlum halkların yanındayız dır.” dedi.

31 Aralık 2008 Çarşamba

FİLİSTİN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR.







İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR, FİLİSTİN’DE İNSANLIK ÖLÜYOR!

Gazze’de İsrail’in son hava saldırılarında ölenlerin sayısı 5 günde 400’ü geçti. 2000’den fazla Filistinli yaralı… Yüzlerce ev ve kamu binası yandı, yıkıldı. Zaten çok yetersiz olan altyapı tamamen tahrip oldu.
Yıllardır ambargo altında aç, susuz, elektriksiz, ilaçsız yaşayan Gazze’lilerin üzerine İsrail’in acımasızca saldırmasıyla tam bir katliam yaşanıyor.
İsrail saldırısını çocukların okuldan çıktıkları bir zamanda yapıyor ve halen insafsızca, utanmazca terörist hedeflerin vurulduğunu iddia ediyor. Kendi varlığını yaşatabilmek için tankların üzerine taş atan çocuklara terörist diyor sırf kendisi devlet ve güçlü olduğu için.
Filistin’de sadece Filistinliler değil, insanlık da ölüyor! Filistin halkının yok edilişine suskun kalan bütün devletler bu katliamın suç ortağıdır.
Filistin 60 yıldır direniyor!
Dünya Filistin’deki haksız işgali, ölçüsüz şiddeti, alçakça cinayetleri ve insanlık dramını seyrediyor. İsrail Devletine egemen olan saldırgan militarist anlayış, yıllardır sürdürdüğü insanlık dışı saldırılarının en pervasızı, en vahşisiyle, dünyaya meydan okuyor.
İşgal altındaki Filistin’de yaşanan dram, bugün azgın bir vahşete bıraktı yerini.
Gazze’de dünyadan fiziken tecrit edilmiş, bir avuç toprak parçasına sıkıştırılıp nefes almalarına bile izin verilmeyen 1.5 milyon Filistinli çok ağır koşullarda yaşıyor.…
Başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere birçok ülke, İşgalci İsrail’i tanımadığı gerekçesiyle seçilmiş Hamas yönetimiyle tüm ilişkileri kesti.
İsrail, Gazze sınırlarını kapadı. Son 6 aya kadar bölgenin Mısır’la olan bağlantısını sağlayan ve dünyaya açılan tek kapı olan Refah Sınır Kapısı da kapatılınca, Gazze tam bir hapishaneye dönüştü.
Bugün ise, vahşetin son noktasındayız artık. İsrail’in yaptığı devlet terörüdür.
Saldırılar üzerine dünyanın dört bir yanından isyan çığlıkları yükseldi.
Saldırıların insanlık suçu olduğunu ifade eden Başbakan’a ve AKP Hükümetine sesleniyoruz:
- İSRAİL’İ KINAMAK YETMEZ!
- BU VAHŞET SONA ERENE KADAR İSRAİL İLE TÜM ASKERİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ DONDURUN!
- YAPTIĞINIZ TÜM ASKERİ ANLAŞMALARI İPTAL EDİN!
- BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİ OLARAK, İSRAİL’E SİYASİ YAPTIRIM ÖNERİN.
Bu bir insanlık sınavıdır
Tüm dünyanın savaş ve işgal karşıtlarıyla birlikte Ortadoğu’da barış için, Filistin halkıyla dayanışma içindeyiz. İşgal sona ermeli, Filistin halkı, talebi ve ihtiyacı olan devletine kavuşmalıdır. Orta Doğu’ya barış başka türlü gelmez!
Tüm dünya halklarının tepkisine, kendi ülkesindeki savaş ve işgal karşıtlarının, vicdani retçilerin taleplerine kulak tıkayıp DEVLET TERÖRÜNDE ısrar eden İsrail devletini bir kez daha kınıyoruz.
Sadece İsrail’i değil; 400’den fazla insan katledilmişken İsrail’i değil Filistin’i kınayan;
Irak’ta 5 yılda 1 milyondan fazla Iraklıyı katleden, işkencelerden geçiren, tüm yaptıklarıyla İsrail’e küstahça bir cesaret veren Amerika Birleşik Devletleri yönetimini de kınıyoruz.
Filistin Halkı Yalnız Değildir!
Katil İsrail, Filistin’den Defol!
Katil ABD, Orta Doğudan Defol!
İnadına Barış, İnadına Halkların Kardeşliği!






KESK Manisa Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü


Ali GÖK


BES Manisa Şube Başkanı

KATILIMCILAR :
EĞİTİM SEN-SES-BES-TARIM ORKAM SEN-MANİSA TABİP ODASI-EMEKLİ SEN-GENÇ SEN-SHP-TKP-EMEP-ÖDP-SOSYALİST GENÇLİK DERNEĞİ-SHAAD-MANİSA İŞÇİ BİRLİĞİ DERNEĞİ-HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

İMZA KAMPANYASINA ÇAĞRI


Taleplerimiz;
-Temel Ücretlerde emekliliğime de yansıyacak iyileştirme,
-Sağlık hizmetlerini ticarileştiren ve güvencesiz çalışmayı esas alan Kamu Hastane Birlikleri Pilot Yasa Tasarısının ve Aile Hekimliği uygulamasının geri çekilmesi,
-İşten çıkarmaların engellenmesi, bütün çalışanların güvenceli bir çalışma rejiminde istihdam edilmesi,
-Güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için “iş yeri sağlık birimleri” kurulması

Sendikamız, Türk Tabipleri Birliği ve Devrimci Sağlık-İş ile ortak belirlediğimiz yukarıdaki taleplerle başlattığımız imza kampanyamız 26 Aralık 2008–16 Ocak 2009 tarihleri arasında devam edecektir. İmzaların Başbakanlığa gönderilme tarihi ve şekli daha sonra birlikte belirlenecektir.
İmza metni aşağıda dır.


İMZA METNİ:
SAYIN BAŞBAKAN,
Bugüne, geleceğime dair endişe ve kaygı içerisindeyim.
Gün geçtikçe piyasa koşullarında hizmet vermeye zorlanan sağlık kurumlarında işimin gereğini yerine getirememenin sıkıntısını yaşarken, çoğu zaman hasta ve hasta yakınları ile karşı karşıya kalıyorum.
Sağlık alanında yaşanan sorunlar, sağlık emekçisi olarak yaşamımı da zorlaştırmaktadır. Aynı kurumda, aynı serviste, aynı işi yapan biz sağlık emekçilerinin statülerinde ve ücretlerindeki farklılık, gelecek endişemi arttırmaktadır.
Yukarıda çok kısaca belirttiğim gerekçelerle aşağıdaki başlıklarda çaba harcamam gerektiğini düşünüyor ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) tarafından hazırlanan aşağıdaki önerilerin acil olarak ve tüm sağlık çalışanlarını kapsayacak şekilde gerçekleştirilmesini talep ediyorum.
-Temel ücretimde emekliliğime de yansıyacak iyileştirme,
-Sağlık hizmetlerini ticarileştiren ve güvencesiz çalışmayı esas alan Aile Hekimliği uygulamasının ve Kamu Hastane Birlikleri Pilot Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi,
-İşten çıkarmaların engellenmesi, bütün çalışanların güvenceli bir çalışma rejiminde istihdam edilmesi,
-Güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için işyeri sağlık birimleri kurulması.
Adı Soyadı
İmza
…/…/….

28 Aralık 2008 Pazar



Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu Kamu Hastane Birlikleri Pilot Yasasını Protesto etti. Herkese Sağlık Güvenli Gelecek İstiyoruz. dedi.

26 Aralık 2008 günü Manolya Meydanında Yapılan basın açıklamasını Manisa Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği Başkanı Fadıl GEZEN okudu.

MEŞALELERİMİZ KARANLIĞI AYDINLATIYOR.




2009 bütçesine ve Krizin bedelinin emekçilere ödetilmesine karşı çıkmak için, 27 Aralık Cumartesi akşamı ülkenin tüm illerinde olduğu gibi Manisa'da da MAnolya meydanına yürüdük. Yürümeyenleri arkamızda boş sokaklar gibi bırakarak.

25 Aralık 2008 Perşembe

ŞUBEMİZ BLOGUNU DUYURALIM.

Arkladaşlar Blogun etkin kullanımı ve duyurulması çok önemli, çünkü bu yolla çok fazla kişiye kolay ulaşmak mümkün. Biraz bu konuyla ilgilenelim. Lütfen.