18 Nisan 2012 Çarşamba

SAĞLIKCILAR SALDIRILARA KARŞI ÜZGÜN KIZGIN VE ÖFKELİ




BASINA VE KAMUOYUNA
Dün 30 yaşında bir insan, genç bir hekim, kısa bir süre önce çıktığı ameliyatın yorgunluğunu atmaya çalışırken bir hastane odasında, göğsünden bıçaklandı:
ÖLDÜ…ÖLDÜRÜLDÜ...KATLEDİLDİ.
Kapısında kilit, yanında koruması yoktu. Çünkü korunmaya ihtiyaç duymamıştı bu güne dek. Her gün şifa dağıtmaya çalıştığı hastalarının ona zarar vereceğini düşünemezdi. Çünkü o sadece hekimdi, bir sağlık çalışanıydı.
Artık eksikliğini acıyla hissedecek olan sadece biricik eşi, doğmamış çocuğu olmayacak. Ölmeden az önce ameliyatını yaptığı hasta da yetim şimdi, dostları, arkadaşları, meslektaşları da.
Yüzlerce kilometre uzaktaki meslektaşımızın kaybını içimizde derin bir boşluk olarak hissediyoruz şimdi.
Acımız tarifsiz, kelimeler yetersiz.

Bıçaklayan 17 yaşında genç bir hasta yakını.
Tek başına bir katil!
Oysa tek başına değildi elinde koca bir bıçakla, elini kolunu sallaya sallaya girerken “devletin” hastanesine.
Azmettiricileri her gün arz-ı endam ediyor gazetelerde, televizyonlarda.
“Sağlıkta dönüşüm” diyorlar, “reform” diyorlar, “açgözlü doktorlar” diyorlar, veryansın ediyorlar.

Beş oy fazla alalım diye bedava dağıttıkları kömürler gibi atıyorlar sağlık çalışanlarının onurunu ve emeğini ayaklar altına. Şimdi timsah gözyaşı dökecekler umarsızca.
Oysa hep birlikte çektiler bıçağı ve indirdiler yüreğine sevgili meslektaşımız Dr. Ersin Arslan’ın.

Genç doktor arkadaşımız, geçen hafta ameliyat ettiği akciğer kanserli 85 yaşındaki hastanın hayatını kaybetmesi üzerine, hastanın 17 yaşındaki torunu tarafından öldürüldü.

Sayıların acımasızlığı, temel öğretisi “insan hayatına saygı” olan tıp bilimi ile yoğrulmuş 30 yaşındaki meslektaşımızın katlinin dehşetini daha da derinleştiriyor.
On yıldır bu ülkede insanlar, kendisi de hekim olan Sağlık Bakanı’ndan “hekimlerin paragöz olduğunu”, “elinin vatandaşın cebinde olduğunu” dinliyor. Sağlıkta yaşanan aksaklıkların üzerini örtmek için hekimler ve sağlık çalışanları hedef gösteriliyor.
On yıldır sağlık hizmetine dönük talep şişiriliyor, kışkırtılıyor. Hekimlerin yaşayabilecekleri kadar para kazanması için daha fazla ameliyat, daha fazla tetkik, daha fazla muayene yapması gerekiyor.
Hekimin mesleki bağımsızlığı, onuru, kimliği yok ediliyor. Artık sağlık alanında sadece rakamlar konuşuluyor.

Türk Tabipleri Birliği’nin uzun süredir hızla tırmanmakta olan sağlıkta şiddet/hekime yönelik şiddet olgusuna dikkat çekmesine; en tepeden başlayarak yetkilileri göreve çağırmasına; TBMM’de konuyla ilgili araştırma talep etmesine rağmen ne yazık ki hiçbir somut adım atılmadı.

Bizzat kendisi hekime yönelik şiddetin sebebi olan politikaların uygulayıcıları, şiddetin önüne geçemezler. Hekimlerin sesini kısmak için onları hedef gösterenler, hekimlere yönelik şiddetin önde gelen sorumlularıdır.
Manisa Tabipler Odası olarak hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik saldırıların faillerini, azmettiricilerini ve seyircilerini öfkeyle kınıyoruz.

Bizler nitelikli sağlık hizmeti üretmek için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Ama sanmayın ki bu şiddete, bu zulme, bu aymazlığa sessiz kalacağız.

Artık ne sessiz ne de tepkisiz kalabiliriz. 18/04/2012

Saygılarımızla
Manisa Tabipler Odası SES MANİSA ŞUBESİ

KESK SAHTE SENDİKA YASASINA KARŞI KAMU EMEKCİLERİN TALEPLERİNİ AÇIKLADI


DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ;
AKP’nin emek ve halk düşmanı yasa değişiklikleri son sürat devam ediyor. Siyasi iktidar, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren 4+4+4 kademeli, gerici eğitim yasası ve 4688 sayılı sahte sendika yasasını başta konfederasyonumuz KESK olmak üzere toplumun değişik kesimleri ile ülke genelinde protesto eylemleriyle karşı çıktık. Buna rağmen hükümet, vahşet boyutunda faşizm uygulayarak, saldırarak ve TBMM içinde de şiddet uygulayarak bunları yasalaştırmıştır.
Aylardır bu yasanın kamu çalışanlarının lehine ve onların beklentilerini karşılayacak biçimde çıkması için mücadele ettik. Bugün de ülke genelindeki kamu çalışanlarının tek temsilcisi KESK, AKP’nin bu dayatmacı, emekçi düşmanı politikalarını ve baskıcı tutumunu protesto ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz.
Bu yasalarla Grev hakkımızın yasal teminat altına alınmasına ilişkin hiçbir düzenleme getirilmemiştir, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller korunmuştur, yasalaşmıştır. Sendikalar Heyetinde yandaş konfederasyonun desteği ile emekçiler satılmıştır. Bunun kanıtı Bülent Arınç’ ın Memur Sen ‘e yönelik açıklamalarıdır.
Hakem Kurulunda hükümetin atadıklarının çoğunlukta olması garanti altına alınarak adına “toplu sözleşme” yasası denilen bir düzenleme yapılarak kamu emekçileri aldatılmaya devam edilmiştir. Tasarının temel konulardaki yaklaşımının özgür bir toplu pazarlık düzeniyle hiçbir ilgisi olmayıp, özgürlükleri tamamen kısıtlamayı hedefleyen yasa tasarısının özüne de ruhuna da tamamen yasakçı mantık hâkimdir.
AİHM kararları, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa yok sayılarak “Toplu Sözleşmede imza yetkisi tek başına yandaş sendikanın başkanına verilmiştir”. Meclis’ten geçirilen tasarının toplu sözleşme düzeninin dünyanın hiçbir yerinde örneği yoktur. Tamamı çalışanların aleyhinedir. Üçlü Danışma Kurullarında ve Meclis Komisyonlarında yapılan tartışmalarda defalarca evrensel standartlara uygun bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini ifade etmemize rağmen hükümet kendi siyasi ihtiyaçlarına uygun biçimde yandaş konfederasyonu koruyup-geliştirmeyi hedefleyip işbirlikçi sendikaların desteği ile kamu emekçileri satılmıştır.
Devletin yurttaşlarına karşı anayasal sorumlulukları olan; eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi olması gereken devletin çalışanına vermesi gereken temel haklar gasp edilmiştir
Gerçek enflasyon rakamlarını yüzde ellilere vardığı halde çarpıtarak maaşlarımıza %3 – %4 gibi sefalet artışı yapma niyetindedir. Cumhuriyet tarihinde ilk defa 5 aydır kamu emekçilerine zamsız maaş dayatanlar aileleriyle beraber on milyon insan yoksulluğa ve sefalete terk etmiştir. AKP Hükümetinin gerçek yüzü, emekçi düşmanı politikaları açığa vurmuştur.
Ama yılmadık; zamlara, yoksulluğa, sefalete, insan onuruna yakışmayan yaşam koşullarına karşı KESK olarak mücadeleye devam edeceğiz; AKP hükümeti ve yandaş sendikaların tutumunu teşhir etmeye devam edeceğiz. Bunu kamuoyu ile paylaşmak için taleplerimizi içeren imza kampanyası düzenledik. Taleplerimiz demokratik ve evrensel normları içeren taleplerdir.


2012 YILI TOPLU SÖZLEŞME HEYETİNE

1-Çalışma yaşamını ilgilendiren bütün konuların görüşüleceği, her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme imzalayacağı ve anayasal hakkımız olan grevi teminat altına alan düzenleme istiyorum.
2- 2012 yılı için en düşük kamu emekçisi maaşının 2.145 TL’ye yükseltilmesini, bu çerçevede tüm kamu emekçilerinin maaşlarına %30 zam yapılmasını istiyorum.
3-Kamuda sözleşmeli, taşeron v.b. farklı statülerdeki güvencesiz çalışmaya ( 4-C / 4-B 50-D vb.) çalışanların iş güvencesine kavuşturulmasını istiyorum.
4- Her ne ad altında olursa olsun aldığım tüm ek ödemelerin emekli aylığıma yansıtılmasını istiyorum.
5- Maaşımın vergi dilimi artışından etkilenmemesini istiyorum.
6-Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetlerin giderilerek gerçekten eşit işe eşit ücretin ödenmesini istiyorum.
7-Kadın kamu emekçilerine; başta görevde yükselme ve unvan değişikliklerinde olmak üzere çalışma yaşamında uygulanan negatif ayrımcılığa, baskı ve şiddete son verilmesini istiyorum.
8- İdarenin sendikalar ve üyeleri üzerinde çeşitli yöntemlerle uyguladığı baskıların son bulmasını, özgür örgütlenme ortamının sağlanmasını istiyorum.
9-Kamu hizmetlerinin piyasalaşması ve ticarileştirilmesine son verilmesini istiyorum.
Sendikaların, asgari bu talepleri içermeyen herhangi bir toplu sözleşmeyi adıma imzalamasını istemiyorum.



ALİ GÖK
KESK MANİSA PLATFORMU DÖNEM SÖZCÜSÜ

KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU ADINA

6 Nisan 2012 Cuma

DARBECİLERDEN HESABI EMEKCİLER SORACAK


DARBECİLERDEN HESABI
EMEKÇİLER SORACAK!
Bundan 32 yıl önce, tank sesleriyle uyandırılmamızla başlayan süreç Türkiye‘yi siyasal, sosyal, hukuksal ve bilimsel alanlarda büyük tahribata uğrattı. Hukuk, adalet, bilim, emek ve çalışma hayatı yok edildi. Emekçilerin kazanılmış bütün hakları zorla ellerinden alındı. Halkımız yıllarca unutamayacakları büyük acılar yaşadı büyük acılar yaşadı.
Bugün insan hakları ihlallerinden, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe, sendikal hak ihlallerinden, adalet duygusunun rencide edilmesine, basın yayın araçlarındaki sansürden, üniversitelerin baskı altında tutulmasına, şovenizmin yaygınlaşmasından militarizm övgüsüne… ve neoliberal yıkım politikalarına kadar hayatımızı karartan bütün uygulamaların kökeninde 12 Eylül‘de çizilen toplumu yeniden biçimlendirme projesi var. Bu projenin sonuçları kendisini bugün her alanda yozlaşma, çürüme, çözümsüzlük olarak gösteriyor.
32 yıldır yaşadığımız bugünkü Türkiye tablosu için, 12 Eylül‘de öncelikle kısmi hak ve özgürlüklerin bulunduğu 61 Anayasası ortadan kaldırıldı, sendikalar kapatıldı, emekçilerin örgütleri dağıtıldı, toplu sözleşme ve grev hakkı yasaklanarak azgın sömürü politikaları uygulanmaya başlandı. Halkın büyük çoğunluğu işkenceden geçirildi, tutuklandı devrimciler, sosyalistler, yurtseverler, demokratlar, aydınlar için işkence masaları ve idam sehpaları kuruldu. İnsanlıktan çıkmış caniler Mamak, Metris ve Diyarbakır başta olmak üzere tüm cezaevlerinde insanlık onurunu yok eden ve kişisizlikleştirmeyi dayatan aşağılık işkenceler yaptılar.
Çünkü 12 Eylül askeri darbesi ABD emperyalizminin Ortadoğu çıkarları doğrultusunda gündeme getirildi!
12 Eylül, ekonomik krizin yükünün emekçi halkın üzerine yıkılması için gündeme getirildi; mevcut sömürü düzeninin onarılmasını hedefledi!
12 Eylül Askeri Faşist Cuntası özgür düşünceyi yok ederek, otoriteye bağımlı bir toplumsal yapı yerleştirdi!
Darbeyle birlikte ülkenin ilerici-demokrat-devrimci potansiyeli bastırılırken, bunun yerine ABD patentli Türk-İslam sentezi bir devlet ideolojisi haline getirildi. Darbenin ekonomik programını uygulayan kişi ise darbenin gizli kurmaylarından MESS Eski Başkanı Turgut Özal‘dı. Turgut Özal, 24 Ocak Kararları olarak bilinen ekonomi programını uygulayarak, piyasacılığın temellerini attı. Özal ile birlikte, kapitalist küreselleşmeye eklemlenme doğrultusundaki adımlarla ilk özelleştirmeler hayata geçirilmeye başlandı.
12 Eylül Darbesi ile Türkiye‘de ABD emperyalizmine bağımlılık içerisinde yeni bir sömürü düzeninin kurulmasına ilk adım atıldı.
Bugün, 12 Eylül‘e ilişkin yapılan tartışmalarda neredeyse kimse bundan söz etmiyor. Darbenin bütün kurumlarına ve yasal düzenlemelerine dayanarak ve 12 Eylül‘ün “Türk/İslam Sentezci” gerici-faşist akımları güçlendirerek yaratılan toplumsal iklimin sonucu olarak iktidar olan AKP, bugün darbeyle hesaplaşma iddiaları ile ortaya çıkmaktadır. Darbenin ürünü olanların darbeden hesap sorması elbette beklenemez.
Bugün AKP, sözde darbelerle hesaplaşma adı altında kendi hegemonyasını güçlendirmeye çalışmakta, aynı zamanda kendisinin de tarihi olan gerici-faşist sağ akımların tarihsel sorumluluklarının üzerini örterek tarihi çarpıtmaya çalışmaktadır. 12 Eylül Cuntası, 1 Mayıs 1977 katliamı, Kahramanmaraş katliamı, Sivas olayları, Çorum olayları, Uğur Mumcu cinayeti, Musa Anter‘in öldürülmesi, Kemal Türkler‘in katledilmesi ve benzer nitelikteki yüzlerce karanlık olay tarihin bilinmezleri içinde tutulmaya çalışılmaktadır.
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile ilgili oluşturulan iddianame tam da bu bakış açısıyla yazılmıştır. İddianame ile devrimciler bir kez daha sanık sandalyesine oturtulmakta, 12 Eylül zihniyeti aklanmaktadır. O dönemdeki kontr-gerilla ve sivil faşistlerin saldırıları ile gerçekleşen bütün saldırı ve katliamlar için adeta halkın can güvenliği için direnenler sorumlu tutulmaktadır.
Oysa 12 Eylül Darbesi‘nin arkasındaki ABD rolü ve sermayenin yönelimi tartışılmadan darbeyi anlamak da onunla hesaplaşmak da mümkün değildir.
Darbelerle hesaplaşmak, emperyalizmle olan bağımlılıkla hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, emekçilerin haklarına yönelik saldırılarla hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, halkların kültür ve kimliklerini yok sayan tekçi, ırkçı, şoven anlayışla hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, zorunlu din dersleriyle, toplumun gericiliğin kuşatması altına alınmasıyla hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, işsizlikle, güvencesiz çalışma ve sendikal haklara saldırılarla hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, onun ürünü olan AKP iktidarı ile hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, bugünkü kapitalist sömürü ve baskı düzeni ile hesaplaşmaktır!
Dün, 12 Eylül‘ün kapattığı emekçilerin güvencesi olan sendikalar bugün AKP tarafından yasalarla ‘fiilen kapatılmaya‘ çalışılmakta; her gün yapılan operasyonlarla tıpkı 12 Eylül‘deki gibi Türkiye bir açık hava hapishanesine dönüştürülmekte; 12 Eylül‘de kitaplar yakılırken bugün basılmamış kitaplar suç sayılırken darbelerle hesaplaşmaktan söz etmek büyük bir kandırmacıdır.
BU OYUNU BİZ EMEKÇİLER BOZACAĞIZ!
Eşit, özgür, kardeşçe ve bağımsız bir Türkiye kurma mücadelesinde sömürü düzeni ile hesaplaşarak darbelerle ve darbecilerle de gerçek bir hesaplaşmayı emekçiler mutlaka yapacaktır.
Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri 12 Eylül‘ün toplumsal düzeniyle ve bu düzenin bugünkü sürdürücüleri ile mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz.
YAŞASIN SES
YAŞASIN KESK
SES MANİSA ŞUBE YÖNETİM KURULU ADINA
SERPİL DENİZ (ŞUBE BAŞKANI)

06.04.2012 TÜM SAĞLIK EMEKCİLERİNE AÇIK MEKTUBUMUZ

AÇIK MEKTUP
Sendikamız SES hem işkolumuz da hem de ülkemizde yaşanan hak kayıpları ve haksızlığa boyun eğmeyerek gerçek bir sendikanın yapması gerektiği gibi iş güvencesi, gelecek güvencesi, insanca yaşayacak ücret, demokratik bir çalışma ortamı, mesleki bağımsızlık, eşit nitelikli ücretsiz sağlık hakkımız için zorlu bir mücadele yürütüyor. Başta sağlık olmak üzere eğitim ve sosyal güvenlik hizmetleri hızla piyansallaştırılırken bizler çocuklarımızın yarınları adına da seyirci kalmadık, ÇOK SES TEK YÜREK OLDUK 19–20 Nisan 2011 grevimizle sağlığı paralı hale getirenleri bir kez daha uyardık. Tüccar zihniyetini REDDETTİK.
Bizler gerçek anlamda sendika hizmeti yürütürken karşımıza ya AKP hükümetinin kendisi ya da iktidardan aldığı güçle üyelerimizi ve tüm çalışanları baskılayan yandaş sendikalar çıktı. Sendikamızın kuruluş yıllarında ve sonrasında “memurun sendikası mı olur” propagandası yapanlar sendikal örgütlenmeyi, grev ve toplu sözleşme hakkını reddedenler bugün farklılaşmış görünseler de, her siyasi iktidarda yelkenlerini şişirmekten geri durmamaktadırlar. Bu sendikalar uluslar arası hiçbir sendika tarafından üyeliğe kabul edilmemişler ve Ülkemizde de sendikal haklılığımızın önüne engeller koyarak takoz olmakta ve gücümüzü bölmektedirler.
Hükümetlerden bağımsız, gücünü haklılığından ve üyelerinden alan SES ise sağlık hakkı ve iş güvencemiz için inadına grev deyip, alanları 21 Aralık 2011 da da doldurdu. Bizler haklarımız budanmasın, hastaneler ticarethane haline dönüştürülmesin, çalışanlar sözleşmeli köle olmasın diye uğraşırken sağlık ta yıkım programının en ateşli uygulayıcısı olan Memur –Sen yöneticileri sözleşmeli memur olsun, performans iyi, çalışan çalışmayan belli olsun, KHK ye hemen itiraz etmeyin bir çıksın, uygulansın bakalım diyerek çalışanlara ihanet ederek yandaşlıkta sınır tanımamaktadır.
Sağlık alanının talanına seyirci kalan, iş güvencemizin elimizden alınmasına ortak olan bu sendikalar sıra emeğine, onuruna, geleceğine sahip çıkan sendikamız SES i karalamaya gelince doğrusu hizmette sınır tanımıyorlar. Haklarımız yok eden tüm bu yasalar gece yarılarında çıkartılırken üyelerinin karşısına çıkma cesareti gösteremeyenler, basına sevinçli demeçler vererek “Bakın Biz Greve Çıkmadık” en çok üyeye sahip STÖ(Sivil Toplum örgütü)Sesiz toplum örgütü biziz demekten de geri kalmıyorlar.
Bizler artık biliyoruz sağlıkta reform diye yutturulan masal bitti, sahneye konulan oyun aynı oyun. Yaratılmak istenilen korku imparatorluğu ile bizlere gözdağı vererek, sendikamızı karalayarak suskun ve biat eden bir toplum yaratmak istiyorsunuz.
Yağma yok SES var! onları bu rüyasından uyandıran yürüttüğü etkin mücadele ile toplumun vicdanı ve yüz akı olan sendikamız SES ve konfederasyonumuz KESK tir. Böyle olduğu içinde hükümetlerin hedef tahtasına oturtuluyoruz hep.
Bir gece yarısı operasyonla deprem bahane edilerek milyonların sağlık hakkı ile ilgili yıkım yasalarını çıkaranlar sıra emekçilerin ücretlerin düzenleyen yasalara, toplu sözleşme ve grev hakkı ile ilgili düzenlemelere gelince referandum da ki verdiği sözü unutup Türkiye tarihinde ilk kez kamu emekçilerini yeni yılda zamsız maaşlara mahkûm ettiler. Kendilerini kıyak emeklilik yasasıyla güvenceye alan seçilmişler, sendikamızı etkisiz hale getirmek için sahte sendika yasaları hazırlayarak emekçileri biat etmeye zorlayarak örgütsüz ve geleceksiz bırakmayı planlıyorlar. Demokrasi oyunu oynayan hükümete yetki peşinde koşan sendikalar da destek vererek mevcut grevsiz toplu sözleşmesiz yasadan daha geri bir yasaya çıkarmaya çalışarak sizleri açıkça oyalamakta, kamuoyunu da aldatmaktadırlar.
Bizler KESK olarak 2 milyon kamu emekçisinin SES’i olarak ‘haklarımız yasalardan önce gelir’ diyerek yürüttüğümüz onurlu mücadelemizi, hiçbir siyasi iktidara yaslanmadan üyelerinin gücüne dayanarak her türlü baskı ve yıldırmaya karşı devam ettireceğiz.
Bizler şimdi durduğumuz bu tarihi kavşakta binlerce yıllık mücadelelerle kazanılan 8 saatlik çalışma hakkımızdan tutunda bizlerden zorla alınmak istenen tüm kazanımlarımız adına tek bir sağlık çalışanını dışarıda bırakmayacak bir etkin mücadele yürütmeliyiz. Örmeye çalıştığımız bu birleşik mücadele hattında 4-b, 4-c taşeron farkı gözetmeden cesaretle herkese sağlık ve güvenli gelecek diyebilmeliyiz. Yoksulluğu ve güvencesiz çalışmayı bize kader gibi sunanlara bizleri az paralara esnek kuralsız ve angarya çalıştırmak isteyenlere korkmadan susmadan, yılmadan emeğimize ekmeğimize sahip çıkacağız diyeceğiz.
Sustukça, korktukça, yandaş ve etkisiz sendikalara üye oldukça geleceğimizin kararacağı açık. Dünya bankası ve İMF projesi olan bu uygulamaları kabul eden ülkelerin emekçilerinin durumundan biliyoruz. O sebeple iş yerlerimizde tekrar ekip ruhunu canlandırarak, dayanışma ruhuyla başta iş güvencemiz ve ücret güvencemiz olmak üzere tüm haklarımız için mücadelemizi ısrarla büyütüp genişletmek zorundayız. Genel sağlık sigortasıyla sağlık hizmetini almak için 12 kalem ödeme yapmak zorunda kalan, sömürülen halkımızı da yanımıza alarak ücretsiz, nitelikli, kaliteli ve ulaşılabilir sağlık hakkımız için iş yerlerimizde mücadele etmeliyiz. Zaman kaybetmeden iş yerlerinde birlikte kararları alabileceğimiz, geleceğimizle ilgili yasaları tartışıp kararlaştırdığımız ‘sağlık hakkı meclislerini’ kurmalıyız. Yanımıza toplumun tüm kesimlerini alarak geniş ve etkin bir sağlık hakkı mücadelesi örmeliyiz.
Bizler bizden önceki mücadele mirasına sahip çıkarak iş güvencemiz, sağlık hakkımız, gelecek güvencemize ve çocuklarımıza onurlu ve yaşanılası bir gelecek bırakmak için azim, cesaret ve inançla mücadele etmeye devam edeceğiz. Koca bir çınar gibi köklerini bu haklı ve tüm toplumu kucaklayan taleplerden alan sendikamız SES ve konfederasyonumuz KESK bu mücadele tarihinin gönül evidir. Eşit, özgür ve aydınlık yarınlar için azimle cesaretle el ele mücadeleye.
Karanlığa ve sömürüye teslim olmayacağız ve Sesinizi Sesimize kattığınızda çağlayanlaşıp, tüm engelleri aşacağız.
İnadına sendika inadına SES!

3 Nisan 2012 Salı

SAHTE SENDİKA YASASI GERİ ÇEKİLSİN


“SAHTE SENDİKA” YASASI GERİ ÇEKİLSİN!
Değerli Basın Emekçileri;
AKP’nin emek ve halk düşmanı yasa değişiklikleri tam GAZ devam ediyor. Siyasi iktidar, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesini başta Konfederasyonumuz olmak üzere toplumun değişik kesimlerinin ülke genelindeki eylemlerine vahşet boyutunda saldırarak ve Meclis içinde de şiddet uygulayarak yasalaştırmıştır. AKP hükümeti, bugün itibariyle milyonlarca kamu emekçisini, emeklileri ve ailelerini ilgilendiren 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununu Genel Kurula getiriyor.
Bilindiği gibi 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliğinden sonra yapılması gereken yasal düzenleme hükümet tarafından geciktirildiği için, kamu emekçileri ve emeklileri ilk kez 2012 Ocak ayından bugüne maaşlarını zamsız almaktadır. Yaklaşık sekiz aydır üzerinde tartışma yürütülen yasa tasarısının Genel Kurula gönderilen son hali KESK’i bir kez daha haklı çıkarmıştır.
Tasarı sürecin baştan sona kandırma ve oyalamadan ibaret olduğunu belgelemektedir. Üçlü Danışma Kurullarında ve Meclis Komisyonlarında yapılan tartışmalarda defalarca evrensel standartlara uygun bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini ifade etmemize rağmen hükümet kendi siyasi ihtiyaçlarına uygun biçimde yandaş konfederasyonunu koruyup-geliştirmeyi hedefleyen bir tasarıyı hiçbir olumlu öneriyi dikkate almadan Genel Kurula getirdi.
Değerli Basın Emekçileri;
Tasarı ile toplu görüşmeden bile daha geri bir düzenleme getirilmek istenmektedir. İşkollarına özgü sorunlar üzerinden örgütlenerek üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak gibi öncelikli bir görevi olan sendikaların toplu sözleşme hakkı göstermelik düzeyde tutulmaktadır. Yine binlerce belediyede onbinlerce kamu çalışanının yararlandığı toplu sözleşmeler konulan birçok yasaklayıcı hükümle ve “Sosyal Denge Sözleşmesi” adıyla yapılamaz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Grev hakkımızın yasal teminat altına alınmasına ilişkin hiçbir düzenleme getirilmemekte, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller korunmakta, Sendikalar Heyetinde yandaş konfederasyonun, Hakem Kurulunda hükümetin atadıklarının çoğunlukta olması garanti altına alınarak adına “toplu sözleşme” yasası denilen bir düzenleme yapılarak kamu emekçileri kandırılmaya çalışılmaktadır. Tasarının temel konulardaki yaklaşımının özgür bir toplu pazarlık düzeniyle hiçbir ilgisi olmayıp, özgürlükleri tamamen kısıtlamayı hedefleyen yasa tasarısının özüne de ruhuna da tamamen yasakçı mantık hâkimdir. AİHM kararları, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa yok sayılarak “Toplu Sözleşmede imza yetkisi tek başına yandaş sendikanın başkanına verilmiştir”. Meclis’ten geçirilmeye çalışılan bu tasarıyla getirilmeye çalışılan toplu sözleşme düzeninin dünyanın hiçbir yerinde örneği yoktur.
Değerli Basın Emekçileri;
KESK olarak bu tasarının asgari standartlarının;
• Grev hakkımızın yasal teminat alındığı özgür bir Toplu Sözleşme düzeni,
• Örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması,
• Her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesi,
• Belediyelerde yıllardır yapılan Toplu Sözleşmelerin güvence altına alınması,
• Çalışma yaşamının demokratikleştirilmesine uygun olmasını istiyoruz,
Değerli Basın Emekçileri,
Aylardır bu yasanın kamu çalışanlarının beklentilerini karşılayacak biçimde çıkması için mücadele ediyoruz. Bugün de ülke genelindeki tüm meydanlarda kamu çalışanları oturma eylemleri yaparak AKP’nin bu dayatmacı ve baskıcı tutumunu protesto ediyor. Buradan AKP hükümetini bir kez daha uyarıyoruz:
Meclis çoğunluğunuza güvenerek “sahte sendika” yasasını çıkarmaya yönelik bu dayatmadan vazgeçin. Bu tasarının kamu çalışanlarının beklentilerine uygun biçimde çıkması için tasarıyı geri çekin. Evrensel standartlara uygun yeni yasayı hep birlikte yapalım.
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN KESK!


Ali GÖK
KESK DÖNEM SÖZCÜSÜ

21 Mart 2012 Çarşamba

GREVSİZ TOPLU SÖZLEŞME, TOPLU SÖZLEŞMESİZ SENDİKA OLMAZ!


KESK Manisa Şubeler Platformu çıkarılmaya çalışılan ve 4688 sayılı yasada değişiklik ön gören kanun taslağıan ilişkin basın açıklaması yaptı.






4688 SAYILI YASA TİS
Bugün, Kamu emekçilerine toplu sözleşme hakkı tanınacağı iddia edilen 12 Eylül referandumunun üzerinden tam 18 ay 8 gün geçmiş bulunuyor. Hepimizin bildiği gibi, 12 Eylül referandumunda “Artık sizler de toplu sözleşme yapacaksınız, on yıldır sürdürülen toplu görüşme tarihe karışacak, toplu sözleşme ile sizler de haklarınızı koruyacaksınız” denilmiş ve “Memura Müjde” manşetleri eşliğinde kamu emekçilerinden, emeklilerden evet oyu istenmişti. Referandum sonucu üzerinde yadsınamaz bir etkisi olan bu söylemlerin bugün tamamen boş bir vaatten ibaret olduğu net olarak ortaya çıkmıştır.
Biz KESK olarak, sadece referandum sürecinde değil her zaman, grev hakkımızın yasal güvence altına alınmadığı bir toplu sözleşme düzenlemesinin bir anlamı olmadığını sürekli olarak vurguladık. Bunun için öncelikli olarak, yasak ve sınırlamaların hâkim olduğu mevcut 4688 Sayılı Yasa yerine, evrensel sendikal normların temel alındığı yeni bir yasa yapılması gerektiğini her ortam ve koşulda savunduk. Savunmaya da devam ediyoruz, edeceğiz.
Ancak ne yazık ki AKP iktidarı, 12 Eylül referandumu sonrasında yeni bir yasa yapmak yerine mevcut 4688 Sayılı yasadaki yasak ve sınırlamaları daha da artıran bir düzenleme yapmayı tercih etmiştir. Yasa taslağının hazırlanış sürecinin her adımında sadece iktidara yakınlığı ile bilinen konfederasyonun talepleri dikkate alınmış, diğer konfederasyonların görüş ve önerileri görmezden gelinmiştir.
Bugün gelinen noktada kamu emekçilerine “müjde” falan verilmediği, referandum sürecinde yandaş medyanın ve konfederasyonun nefesi ile şişirilen balonun büyük bir gürültüyle patladığını görüyoruz. Aylar boyunca Bakanlar Kurulu’nda bekletildikten sonra TBMM Başkanlığına gönderilen yasa tasarısı beş gün önce Plan ve Bütçe Komisyonunda ele alınmıştır. Komisyon “dostlar alış verişte görsün” misali, konfederasyon genel başkanlarını toplantıya çağırmış, usulen yasa tasarısı hakkında görüşlerini almıştır.
Komisyon üyesi iktidar milletvekillerinin el kaldırıp indirmesinden ibaret çalışmalarda, KESK’in ve muhalefet parti milletvekillerinin itirazlarına, görüşlerine hiçbir şekilde yer verilmemiştir. 28 madden oluşan yasa tasarısının ilk 16 maddesi esasa ilişkin hiçbir değişiklik yapılmadan kabul edilmiştir. Kalan maddeler ise Plan ve Bütçe Komisyonunun bugün şu saatlerde süren toplantısında ele alınmaktadır.
Bizler, Plan ve Bütçe Komisyonun çalışmalarının sürdüğü saatlerde AKP hükümetine son bir kez daha sesleniyor ve soruyoruz.
Hani kamu emekçileri ile toplu sözleşme yapacaktınız?
Hani kamu emekçilerinin haklarını ve özgürlüklerini genişletecektiniz?
Bu yasa tasarısı ile yapmayı düşündüğünüz değişikliklerin hangisi kamu emekçilerinin yararına?
Grev hakkımız bu yasa tasarısıyla güvence altına alınıyor mu?
Bu yasa tasarısı ile örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılıyor mu?
Sendika üyesi olması yasaklanan on binlerce kamu emekçisinin yıllardır sürdürülen mağduriyeti gideriliyor mu?
Bu yasa tasarısı ile kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal, özlük, demokratik ve siyasal hakları toplu sözleşmenin konusu olabiliyor mu?
Bu tasarıda sendikaların varlık sebebi olan hizmet kolu sözleşmelerine yer veriliyor mu?
Bu yasa tasarısı ile 2 milyonu aşkın kamu emekçisinin, 1 milyon 800 bin emeklinin iradesinin temsili için demokratik bir yapılanma getiriliyor mu? Toplu sözleşmenin anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda devreye girecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu taraflardan tamamen bağımsız, demokratik işleyişe sahip, gerçekten hakemlik yapabilecek bir kurul mu?
Değerli Basın Emekçileri,
Tüm bu soruların cevabı kocaman bir HAYIR’dan ibarettir. Bu yasa tasarısı ile mevcut yasada tadilat, makyaj yapılıyor demek bile aslında eksik bir tanımlamadır. Çünkü tadilat var olanda olumlu değişiklik yapmak, makyaj ise aslını değiştirmese de görüntüyü değiştirerek güzelleştirmek demektir. Ancak bu yasa tasarısı ile hiçbir şey yenilenmemektedir. Yapılmaya çalışılan makyajda ise son kullanım tarihi çoktan geçmiş malzeme kullanıldığı için ucube demenin bile övgü sayılacağı bir yasa tasarısı ortaya çıkmıştır.
Değerli Basın Emekçileri,
Bu ucubeyi kamu emekçilerinin başına musallat etmek isteyenler, anayasayı ve ülkemizin altında imzası bulunan uluslar arası sözleşmeleri, anlaşmaları açıkça ihlal etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, hak ve özgürlükleri yok sayan keyfi uygulama ve yasalara karşı açılan davaların tamamında kamu emekçilerinin lehine karar verdiği görmezden gelinmektedir. Daha geçtiğimiz yıl 159 dava ile ülkemize, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin dünyada en fazla mahkûm ettiği ülke olma utancı yaşatanlar ne yazık ki geçmişten ders almamaktadır.
Defalarca söyledik, buradan bir kez daha söylüyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesinde örneği, benzeri olmayan, bir sendika yasasında olması gereken temel hiçbir düzenlemeye yer verilmeyen bu yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz. Hak ve özgürlüklerimizi yok sayan yasa tasarısı değiştirilmeden TBMM Genel Kuruluna getirilirse, tüm Türkiye’yi eylem alanına çevireceğiz.
Kamu emekçileri sendikal hareketinin ülkemizdeki kurucusu olan ve geçmişten bugüne bu hareketin sözcülüğünü üstlenen KESK’in üyeleri olarak, kamu emekçilerinin hak ve özgürlüklerini yok sayan bu yasa tasarısına karşı, yıllardır “hak verilmez mücadele ile alınır” ilkemizin rehberliğinde sürdürdüğümüz fiili meşru mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü bizler çok iyi biliyoruz ki mücadele edenler her zaman kazanamazlar ancak kazananlar hep mücadele edenler olmuştur.
Tüm kamu emekçilerine, emeklilere sesleniyoruz. Dostlar, arkadaşlar; gün kamu emekçilerinin arasına nifak sokmaya çalışanlara karşı mücadeleyi yükseltme günüdür. Gelin bizi kapı kulu olarak gören zihniyetin ürünü olan bu yasa tasarısına karşı birlikte mücadele edelim. Uygar dünya ülkelerinin on yıllar önce kendi kamu emekçilerine tanıdığı hakları ülkemizin kamu emekçileri, emeklileri olarak bizler de fazlasıyla hak ediyoruz. Gelin bizi çalışırken yoksulluğa iten, emekli olduğumuzda sefalete sürükleyenlere karşı sesimizi, yüreğimizi, gücümüzü birleştirelim.
Ailelerimizle birlikte 10 milyonu aşkın bir kitleyi temsil eden kamu emekçileri, emekliler olarak AKP iktidarını son kez uyarıyoruz.
Bugün mecliste 326 sandalyenizin olması size büyük bir güç veriyor olabilir. Kamu emekçilerine, emeklilere 4 aydır zam vermeyen hükümet olarak Cumhuriyet tarihine geçmekle övünüyor olabilirsiniz.
Kamu hizmetlerini adım adım paralı hale getirerek tasfiye eden, esnek, güvencesiz, performansa dayalı çalışmayı kamuda asli çalışma tarzına dönüştüren düzenlemelerinizin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yarattığınız sultanızın ilelebet süreceğini, her hak arayışını baskıyla, gözaltı ve tutuklamalarla sindirebileceğinizi zannedebilirisiniz. Ama unutmayın ki bu ülke, halkın, emekçilerin taleplerini yok sayan kendi bildiğini okuyan ancak bugün esamesi dahi okunmayan çok iktidar gördü. Bilin ki, halkı, emekçileri karşınıza aldığınız sürece sizler de daha önceki emek düşmanı iktidarlar gibi tarihin çöplüğündeki yerinizi almaya mahkûmsunuz.
GREVSİZ TOPLU SÖZLEŞME, TOPLU SÖZLEŞMESİZ SENDİKA OLMAZ!
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ! İŞTE SENDİKA İŞTE KESK!
ALİ GÖK BES ŞUBE BAŞKANI MANİSA KESK YÜRÜTMESİ DÖNEM SÖZCÜSÜ

Billur Tuz ve Savranoğlu İşçisi Yanlız Değildir...


İzmir'de aylardır direnişi süren Billur Tuz ve Savranoğlu işçileri ziyaret edildi. KESK Manisa Şubeler Platformu olarak, KESK İzmir Şubeler Platformu ile İzmir Sendikalar Birliği tarafından organize edilen, yürüyüş ve oturma eylemine destek verildi.
Menemen metrodan Menemen Belediyesine kadar coşkulu bir yürüyüşün ardında belediye önünde basın açıklaması ve oturma eylemei gerçekleştirildi. Manisa KESK şubeler platformu olarak aldığımız erzaklar işçi temsilcilerine teslim edildi.
Bu eyleme şubemizden 12 kişi ile katılım sağlandı.

Irkçılığa, Şovenizme, Gericiliğe Geçit Yok...i


Adıyaman ve Antepte yaşanan alevilere yönelik fişleme ve korku kampanyasına karşı İzmir Karşıyaka'da Alevi Federasyonları tarafından düzenlenen meşaleli yürüyüş ve basın açıklamasına şube olarak katılım sağlandı.

14 Mart 2012 Çarşamba

Manisa Sağlık Hakkı Meclisi 14 Mart dolayıyla yürüyüş ve basın açıklaması yaptı.‏



Manisa Sağlık Hakkı Meclisi üyeleri Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi önünde toplanarak Manisa İl Sağlık Müdürlüğüne bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüş sonunda burada bir basın açıklaması düzenlendi. Manisa Sağlık Hakkı Meclisi üyeleri adına basın açıklamasını Manisa Tabip Odası Genel Sekreteri Dr Şahut Duran okudu.


BASINA VE KAMUOYUNA



Sağlığın hak olduğuna inanan bizler tüm Türkiye ile birlikte ilimizde de Sağlık Hakkı Meclisimizi kurduk. Çünkü yaşam hakkından ayıramayacağımız sağlık hakkımız, sağlıklı yaşama hakkımızın gasp edilmemesini istiyoruz. 9 yıldır sağlıkta dönüşüm adı altında sürdürülen yıkımda tahammülümüzün son noktasına geldiğimiz için kurduk meclislerimizi…



Sağlık alanında 9 sene önce 10 bin taşeron sayısı şimdi 120 bin oldu. Artık aylarca para alamayan doktorlar, vatandaştan tahsildarlık yaptırılan eczacılar, asgari ücretin altında ücretle çalışan ebe, hemşireler var. Artık ucuz, güvencesiz iş gücü olduk, esnek ve güvencesiz çalıştırılarak sağlıksızlığın bir parçası olmaya zorlanıyoruz hep birlikte.



Bugün sağlık her geçen gün paralı hale getiriliyor. Bize “aylık gelirin/harcaman 295 TL’den fazla prim ödemen lazım." diyorlar. Ödemezsek "sen suçlusun” deniliyor.

Askeri vesayetten kurtulduk diyenler, 28 Şubat darbesinden yakınanlar ne hikmetse 29 Şubat günü çıkarttıkları genelgelerle tüm milletvekillerini muaf tuttukları zorunlu genel sağlık sigortası uygulamasını, Harp Akademisi, Polis Akademisi öğrencilerinden de katkı payı almayarak hizmette sınır tanımıyorlar.

Soruyoruz: Ücretsiz sağlık hizmeti almak için illaki Libyalı mı olmamız gerekiyor?



AKP iktidarı Ortadoğu’yu kana bulayan politikaları Amerikanın taşeronluğunu yaparak sürdürürken, kendi vatandaşından esirgediği ücretsiz sağlık hakkını sadece Libyalı mültecilere vermekten gurur duyuyor.

Suriye’ de Amerika ile birlikte yarattığı savaş ortamında halkları birbirine gırtlaklamakdan geri durmayarak, ölüleri üzerinden propaganda yaparken kendi ülkesinde bir insanlık ayıbı olarak tarihe geçen ‘Sivas Katliamında’ yakılarak öldürülen insanlarının katillerini zaman aşımı uygulamalarıyla ödüllendirmekten geri kalmıyor.



İşte bizler bizim olanların elimizden alınmaması, için bir aradayız, haklılığımızın verdiği dayanışma ruhu ile güçlenerek çoğaldık ve ‘Sağlık Hakkı Meclisimizi’ kurduk.

Sağlık hakkına sahip çıkmak isteyen, sağlıklı yaşamak isteyen, kendisine ait olanın gasp edilmemesini isteyen herkesle haykıracağız; SAĞLIK HAKTIR!

Bu günlerde ülke gündemi yoğun…Ülkemizin eğitim sistemi uzlaşma aranmadan,meclis alt komisyonun da konuşulmasına bile izin verilmeden değiştiriliyor.Bizler aynı eğitimde olduğu gibi sağlık alanında Kanun hükmünde Demokrasi ile bir gecede jet hızıyla halktan, kamuoyundan hatta parlamentodan kaçırılarak çıkarılan milyonların sağlık hakkını gasp eden bu anti- demokratik uygulamaları kınıyoruz.



4+4+4 sistemiyle zorunlu eğitimin kendi içinde kademelendirilmesiyle birlikte, sekiz yıllık zorunlu eğitimle kapanan İmam Hatip Okulları'nın altıncı, yedinci ve sekizinci sınıfları yeniden canlandırılacak.

4+4+4 şeklinde formüle edilen zorunlu eğitimin kız çocuklarının okula devamını arttırmamakta, aksine ilk dört yıldan sonra öğrenimlerine "açık öğretim" şeklinde devam etmelerinin, kızlarımızın erken yaşta eve kapatılmalarının önününü açmaktadır.


Zorunlu eğitimin kademelendirilmesiyle, çıraklık yaşı da 14'den 11'e düşecektir. Çocukların 4. sınıftan itibaren okul ortamından uzaklaştırılması, çocuk işçiliğini yaygınlaştıracak ve çocuk emeğinin sömürülmesini arttıracaktır.



Toplumdaki okullu ve yüksek öğretim düzeyinin (% 11-12) çok düşük olduğu göz önüne alındığında, çocukların eğitim hakkı ne ailelerin isteğine ne de bu gerçeği bilen iktidarın 4+4+4 önermesine teslim edilemez. Bu hak tercihe bırakılabilecek bir hak olmayıp, bireyin yanında toplumun geleceğini belirleyen bir haktır.





İşte bu da eğitimde reform olarak dayatılan yeni sistem Eğitim hakkının gaspıdır açıkça.İşte bizler bir kamu hizmeti olarak verilmesi gereken eğitim ve sağlığın açıkça paranın hükümranlığına bırakan tüm uygulamaları REDDEDİYORUZ.



Biz Sağlık Hakkı Meclisi olarak;



Katkı-katılım paylarını, Özel hastanelerde“ilave ücret” adı altında alınan bıçak parasını ödemeyi kabul etmiyoruz.



GSS primini ödeyemeyen hastaların hastane kapılarından geri çevrilmesini, yeşil alan uygulaması” adı altında acil servislerin bile paralı hale getirilmesini, vicdanın, ahlâkın, insanlığın sıfır noktası “istisnai sağlık hizmetleri”ni, kabul etmiyoruz…



Sağlık Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmeti sunumundan çekilerek sağlık holdinge dönüşmesini, devlet hastanelerini şirket hastanelerine dönüştüren kamu hastane birliklerini, Kamu-özel ortaklığ ıadı altında riski devletin alıp kârı yerli/yabancı tekellerin/konsorsiyumların (şirketler birliklerinin) toplayacağı, katrilyonlarca liralık soygunu kabul etmiyoruz…



Sağlığın, bütün insanların doğuştan kazandığı temel bir hak olduğuna inanan bizler ne istiyoruz?



Sağlık hizmetlerinin herkes için eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve parasız olmasını, bütün sağlık harcamalarının, başkaca hiçbir katkı-katılım payı, ilave ücret, sağlık primi koşulu olmadan genel vergilerden karşılanmasını istiyoruz. Odağında kâr değil toplumsal yarar, piyasa değil insan olan kamu sağlık hizmetlerini devletinin vermesini istiyoruz.



Sağlık örgütlenmesinin her düzeyde toplumun katılımına açık olmasını, bedensel, ruhsal ve sosyal bir iyilik hali olan sağlığın korunup geliştirilebilmesi için koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesini istiyoruz.



Sağlık için ayrılan bütün kamusal kaynakların kamu sağlık sistemi için kullanılmasını,sağlıkta taşeron çalışmanın yasaklanıp bütün sağlık emekçilerinin güvenceli istihdama, insanca yaşayabilecekleri ve emekliliğe yansıyan güvenceli ücrete ve grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşmasını istiyoruz…



Sağlık çalışanlarının mesleki bağımsızlıklarını yok eden her türlü idari-mali kısıtlamalara son verilmesini, kamuda performansa dayalı döner sermaye, özelde ciro baskısı gibi sağlık mesleklerinin insani doğasına aykırı olan uygulamalarından vazgeçilmesini istiyoruz…



Gasp edilmeye çalışılan sağlık hakkımızı vermeyeceğiz…Buradan çıkıp sokakta,okulda,işyerinde ,hastanede hep birlikte bağıracağız:

SAĞLIK HAKTIR!!!!! 14/03/2012





MANİSA SAĞLIK HAKKI MECLİSİ

12 Mart 2012 Pazartesi

Sağlıkta büyük buluşma





Sağlık emekçilerinin ve sağlık hakkı mücadelesi verenlerin haftalardır sürdürdüğü meclis örgütlülükleri Ankara’da bir araya geldi ve Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi’ni kurdu. Etkinlikte AKP’nin yıkım politikalarına karşı bir arada durma ve örgütlenme vurguları yapıldı

Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi (TBSHM) bugün (11 Mart) Ankara’da yapılan büyük buluşma ile kuruldu. 38 kentte sağlık hakkı meclislerini kuran hekimler, sağlık çalışanları, taşeron sağlık işçileri, tıp fakültesi öğrencileri, sağlık hizmeti alan mahallelilerin Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nunda bir araya geldi. Toplantı öncesinde Ankara Sağlık Hakkı Meclisi, Anadolu Gösteri Merkezi önünde buluşarak spor salonuna yürüdü. Ankara Sağlık Hakkı Meclisi’ni illerden gelen meclis temsilcileri salonda alkışlarla karşıladı.




Çok sayıda milletvekili, siyasi parti, demokratik kitle örgütü, meslek örgütü, sendika ve kurum temsilcisinin katıldığı etkinlikte pek çok temsilci de faks çekerek desteklerini bildirdi. Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu, Kürtçe ve Türkçe meclis pankartları ile süslendi.

Etkinlik, Hacettepe Band’in müzik dinletisiyle başladı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Osman Öztürk etkinliğin programını sundu. Öztürk’ün sunumunun ardından “Bize Yalan Söylediler Sağlık Sistemi Soygun Sistemine Dönüştü” adlı slayt gösterisi yapıldı. Slayt gösterisinde 2012’de yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası’nın getirdiği sorunlar ve sağlık sisteminin dünden bugüne yaşadığı dönüşümlerin halka zararı aktarıldı. Son çıkarılan kanun hükmünde kararnameler sonucu yasalaştırılan Kamu Hastane Birlikleri ve Tam Gün yasalarının getireceği zararlardan bahsedildi.

Sunumun ardından tekrar söz alan Öztürk, kamu özel ortaklığı adı altında özel sektörün masrafını devletin, halktan topladığı vergilerle öderken hastanelerin otel ve alışveriş merkezine çevrilebileceğinin altını çizdi. Öztürk sözlerini şöyle noktaladı: ”Kendilerine AKP dedirtmiyorlar, AK Parti dedirtiyorlar. Eğer bu ülkede 2 aylık bebek açlıktan öldüyse, aciller paralıysa, insanlar primlerini ödeyemiyorsa sizin adınız ak olsa ne yazar”.




’Biz buluştuk ve artık bahar geliyor’
Meclisin açılış konuşmasını Sağlık Hakkı Meclisleri’nin çağrıcı kurumları adına TTB Merkez Konsey Başkanı Eriş Bilaloğlu aldı. Uzun bir kışın geride kaldığını, artık baharın geldiğini söyleyerek sözlerine başlayan Bilaloğlu, “düzelteceğiz” diyen AKP’nin sağlık alanını giderek paralılaştırdığını ifade etti. Bu dönüşüm sürecinde ilk başta sağlıkçıların ayrı düştüğünü belirten Bilaloğlu, zamanla toparlandıkalarını ve işyeri meclislerini kurduklarını anlattı. Sağlık hakkı mücadelesinin sadece sağlıkçılarla başarıya ulaşamayacağının altını çizen Bilaloğlu, ”Bu bizi aşar. O yüzden herkesi çağırdık, herkesi davet ettik, geldiniz. Bir kere daha hoş geldiniz” dedi.

Ne yapacak Sağlık Hakkı Meclisleri?
Bilaloğlu, sağlık alanındaki dönüşüm programının insanları mağdur etmesine karşı mücadele edileceğini, sağlık hakkı meclislerinde her şeye karar verileceğini belirtti.
“Bunu herkese soracağız. Bu sözü amele pazarlarına, tersanelere, köylere, kantinlere, her yere taşıyıp herkese ‘sağlık haktır’ diyeceğiz” diyen Bilaloğlu, sözlerini de “Sağlık haktır” sloganını haykırarak bitirdi.




Biloloğlu’nun konuşmasının ardından kentlerde kurulan sağlık hakkı meclislerinin isimleri okundu: Adana, Antalya, Aydın, Bartın, Batman, Bolu, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kilis, Kocaeli, Konya, Kırşehir, Manisa, Malatya, Mardin, Mersin, Muş, Niğde, Rize, Samsun, Urfa, Tekirdağ, Ankara, Muğla, Hopa, Ayvalık, Karabük, Balıkesir.

AKP’nin sağlık politikaları reddedildi
İllerin okunmasının ardından TBSHM, AKP’nin sağlıkta dönüşüm programını oyladı: Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi, muayenelerde soyulmayı, GSS primini ödeyemeyenlerin hastane kapısından geri çevrilmesini, istisnai sağlık hizmeti uygulamasını, acil servislerin paralı hale getirilmesini, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık holdinge dönüşmesini, Kamu Hastane Birlikleri Yasası’nı, sağlık bütçesinin özel hastanelere aktarılmasını, sağlık hizmetinin meta haline getirilmesini, sağlıkta özelleştirmeyi oy birliğiyle kabul etmedi.

AKP’nin sağlıkta dönüşüm programının oy birliğiyle reddedilmesinin ardından TBSHM’nin gündemleri oylamaya sunuldu; bu maddeler de oy birliğiyle kabul edildi.

Sağlık Hakkı Meclisi’nin gündemini oluşturan maddeler:
* Sağlık haktır, herkese eşit, ulaşılabilir ve parasız olmalıdır.
* Sağlık masrafları katkı, prim, katılım gibi ödemeler olmadan, genel vergilerden karşılanmalı.
* Kar değil toplumsal yarar, piyasa değil insan olan bir sağlık sistemi oluşturulmalıdır.
* Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmeli, sağlık hakkı için ayrılan kamusal kaynaklar kamusal sağlık hizmeti için kullanılmalıdır.
* Sağlıkta taşeron çalışma yasaklanmalı, sağlık işçileri insanca yaşayabilecekleri güvenceli bir çalışma koşuluna kavuşturulmalıdır.
* Sağlık çalışanlarına yönelik mesleki dayatmalar son bulmalı, performans uygulaması kaldırılmalı.




Bedriye Yorgun’dan mesaj var
Oylamanın ardından eski SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun’un mesajı okundu. Yorgun, Sincan Hapishanesi’nden gönderdiği mesajda TBSHM’nin parasız, nitelikli ve ana dilde sağlık hakkı mücadelesini yürüteceğine inanarak herkesi selamladı. Yorgun’un mesajının ardından “KESK’li tutsaklar onurumuzdur” sloganı hep birlikte atıldı.

İl temsilcilerinin konuşmaları öncesinde Çankaya Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu (Hoy-Tur) bir gösteri sundu. Halk oyunu izleyicilerden büyük alkış aldı.




Kürsü meclis temsilcilerinin
Ziya İncedere (İstanbul): Adana Balcalı’da taşeron sistemine ve hukuksuz ihalelere karşı çıktıkları için 27 yılla yargılanan taşeron sağlık işçilerinin davası 12 Mart’ta Adana Adliyesi’nde. Hepimiz Adana Adliyesi’nde olacağız. Samsun’da direnen taşeron sağlık işçilerinin ve direnişteki tüm işçileri de selamlıyoruz. Taşeron çalışmayı bu topraklardan silmeye ant içiyoruz. Bundan sonra hastanelerimizde sağlık hakkı meclislerini kuracağız, hizmeti üretenleri bir araya toplayacağız. Hastanelerdeki işten çıkarmalara karşı tüm sağlıkçıların hep birlikte eylemler yapılmasını öneriyoruz. Biz bunu Taksim’de, Okmeydanı’nda, Koşuyolu’nda gördük. İlaç tüketimini kışkırtan eczacıları tahsildara çevirenlere karşı kampanyalar yapmalıyız. İşçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini mücadelemize katmalı, işyerlerindeki meclisleri sokaklarımıza yansıtmalıyız. Bu salonda sınırlı bırakmamalıyız. Taşeron sağlık işçilerinin örgütlenmesi çoğaltılmalı. Her türlü eylemi ve hatta süresiz grevleri de hedeflemeliyiz. AKP’nin getirdiği yıkıma dur demeliyiz.

Esat Altınışık (Batman): Bizim açımızdan büyük sevinçtir bu mecliste bulunmak. Biz bu önerilere ek olarak ülkemizde yaşanan savaştan dolayı yurdunu terk etmiş insanların sağlık hakkına sahip çıkmayı öneriyoruz. Bu savaşın bitmesi için de bu meclisin önerilerde bulunması ve mücadele etmesi gerekir. 14 Mart’ta Sağlık Bakanlığı’na yürünebilir. Meclislerin olduğu tüm illerde de eylemler düzenlenmelidir.

Ferdan Çiftçi (İzmir): Sağlıktaki çalışma sürelerinin uzaması sağlık alanında olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bu meclislerin sağlık hakkını savunması için önemli bir araçtır. Söylem ve eylem birliği yapabilmek için de önemli bir araçtır. Açık ve anlaşılabilir yöntemlerle mücadele gerçekleştirilebilir. 663 sayılı KHK başta olmak üzere sağlıktaki dönüşüme karşı çıkmalıyız. Milletvekilleri GSS kapsamına girmiyor ama herkesi bu GSS’ye dahil ediyorlar. Bu tür açık eşitsizlikleri reddetmekteyiz.

Necdet Sezgin (Diyarbakır) Kürtçe yaptığı konuşmasında sağlık sorunlarının en önemli kaynaklarından birinin savaş ve göç olduğunu belirtti. Anadilde sağlık hizmetinin verilmemesinin büyük bir eksiklik olduğunu söyleyen Sezgin, 14 Mart’ta Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlükleri önünde eylem yapmayı önerdi.




Kemal Yılmaz (Ankara): Sağlık en temel insan hakkıdır. Ancak kapitalist sistem varsa, AKP ceberrutu varsa, sağlık hakkının kazanılması için Türkiye Sağlık Hakkı Meclisi de her yerde sağlık hakkı direnişleri örgütlenmelidir. Mamak’ta kurarak başlattığımız yürüyüşü büyütmenin sözünü veriyoruz.

Yüksel Arslan (Samsun): İnsanlar parası olmadığı için hastane kapılarından dönmeye başladı. Biz nitelikli, parasız, ulaşılabilir sağlık hakkını alna kadar mücadele edeceğiz. Sizlere Samsun Gazi Devlet Hastanesi bahçesinde 411 gündür süren direnişten selam getirdik.

Kamuran Yıldırım (Mardin): Savaşın etkilerinin yarattığı sağlıksızlık, bölgemizde de yoğun olarak yaşanıyor. Birçok Kürdün geçim araçları yok edildi. Böylece halkımız kentlerde güvencesiz çalıştırılmaya zorlandı. Yeşil kartla geçinen insanlarımızın, GSS ile yeşil kartı da ellerinden alınacak. Hafta içi itibariyle eylemlilik süreci başlatmalıyız.

Tayyar Şaşmaz (Mersin): AKP’nin sağlık alanındaki yıkım politikalarının bir benzeri de eğitim alanında yaşanmaktadır. 4+4+4 yasası ile birlikte gericilik ve paralı eğitim yayılıyor. Mücadelemizi eğitim hakkı mücadelesi ile birlikte yürütmeliyiz.




’Mahalle meclislerimizi yaygınlaştıralım’
Elif Yıldız (Eskişehir): Ben Eskişehir’in Ömürbağ Mahallesi’nden geliyorum. Sağlık hizmeti alanlar ve hizmeti verenler olarak yan yana geldik. Mahallemizde toplantı yaptık ve 8 maddelik öneri getirdik. Mahalle düzeyinde örgütlenmeli ve meclisleri yaygınlaştırmalı, mahalle kahve toplantıları ve etkinlikleri düzenlemeli, mahalledeki mağduriyetlerin takipçisi olmalı, gündeme ilişkin açıklamalar yapmalı, 14 Mart’ta bütün illerde sağlık hakkı yürüyüşleri gerçekleştirmeli, sağlık çalışanlarının ekonomik demokratik mücadelesinin destekçisi olmalı, hekime yönelik şiddete karşı mücadele etmeli, katkı paylarına karşı mücadele başlatmalıdır. Biz ev ev dolaşarak mücadelemize başladık. Türkiye meclisimize de mahallelerde de örgütlülüğü büyütme çağrısı yapıyoruz.

’Eşkıyaları bir de şimdi görün’
Kamil Ustabaş (Hopa): Hopalı eşkıyaların yürek dolusu selamını getirdim. Hopa halkı su ve yaşam hakkına sahip çıkarken, dere başlarında nöbet tutarken eşkıyalıkla damgalandılar. Sağlık hakkı mücadelesi verirken esas eşkıyalığı göreceksiniz. İki yer var: Rize ve Hopa. Hopalı eşkıyalar buraya Rize Sağlık Hakkı Meclisi ile birlikte geldi. Hastane önlerinde göreceksiniz eşkıyaları. Hopa’dan çıkacak ve Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’ye kadar bu mücadeleyi büyütme sözü veriyoruz.

Bir tek AKP yok
İlker Büyükyavuz (Isparta): Sağlık hakkı mücadelesi yaygın ve ısrarcı olmalı. Her alanda olmalı, her alana yayılmalı ve ısrarla yılmadan mücadele etmelidir. Isparta Sağlık Hakkı Meclisi’nde şu örgütler olarak bir araya geldik ve parasız sağlık talebinin altına imzamızı attık: CHP, DSP, MHP, BBP, Demokrat Parti, HAS Parti, Saadet Partisi, TKP, ÖDP, EMEP, ÇYDD, ADD, İP, köy dernekleri, muhtarlar.

Mustafa Çeker (Manisa): Sermaye sağlığı kârlı bir alan haline getirmek ve fazla kâr elde etmek isterken, halk da hakkı olan sağlık hizmetini parasız almak istiyor. Bizler, bu çelişkiyi görüyoruz ve parasız sağlık hakkı mücadelemizi büyütüyoruz.




Yılmaz Yıldız (Niğde): İllerden gelen temsilcilere ve bu meclisi yaratan herkese teşekkür ediyorum. Sermaye büyüyor, işçiler ölüyor. Bu gidişe karşı tek çözümümüz birleşmek. Birleşe birleşe kazanacağız.

Ercan Küçükosmanoğlu (Antep): Sağlık önemli bir hak. Ancak sağlık kadar, sağlıklı yaşayacağımız çevre ve eğitim de önemli haklarımız. Bilindiği gibi AKP eğitim hakkımızı da gasp ediyor. 4+4+4 teklifi ile eğitimi gericileştiriyor. Sağlıkta da mütedeyyin hekim ve hemşirelerin olduğu, kadına kadının, erkeğe erkeğin baktığı bir durum bizi bekliyor. Halkın sağlıktan memnun olduğu iddia ediliyor ama insanlar olması gereken ameliyatları olamazken, olmaması gerekenleri oluyor.

Hüseyin Bozkuş (Sarıyer Sağlığıma Engel Olma Platformu): Eski SSK hastanesinin faaliyete geçmesini, sağlık ocaklarının düzenli çalışmasını, ilk yardım derslerinin verilmesini istiyoruz. Mahallelerimizde sağlık taraması talep ediyoruz. Sosyal güvenceleri olmayanlar için ‘halk eczaneleri’ olsun istiyoruz. Sarıyer’e devlet hastanesi kurulması için de bir eylem öneriyoruz.

Direnişçi işçiler meclis kürsüsünde
Cem Durukan (Billur Tuz direnişçileri adına): Billur Tuz’da işveren işçileri çıkarıp, yeni işçiler aldı ve üretime devam etti. Sendikalı bir şekilde işimize geri dönmek için mücadele ediyoruz. Her direniş bir haykırış, bir isyandır. Direnişimizde bizi yalnız bırakmayan Tek Gıda-İş’e ve kardeş sendikalara hem teşekkür hem de selam ediyoruz. Sağlık çalışanlarının mücadelesi bizim de mücadelemizdir.




Kadir Aksoy (Çapa direnişçileri adına): Adımız taşeron, soyadımız köle, bir ömür geçmez böyle. Biz İstanbul Üniversitesi’nin asıl işçileriyiz. Senelik izinlerini mahkeme kararıyla almış taşeron işçileriyiz. Ancak biz, kurduğumuz çadırla, bizi yok sayanlara, emeğimizin hırsızlarına karşı mücadele edeceğimizi haykırıyoruz. Sizin de mücadelemize katılmanızı istiyoruz. İÜ Rektörü Yunus Söylet, “Taşeronla insan çalıştırmayı kölelik olarak görüyorum. 400 sağlık çalışanı bizim tercihimiz ve yetkimiz dışında sonlandırdı” demişti. İşçileri işten çıkardı. 21 Şubat’ta kurduğumuz çadırda hasta yakınlarını bilgilendiriyor, GSS hakkında konuşuyoruz. Sağlık Hakkı Meclisleri ile haklarımızı alacağız. Sağlıkta taşeron ölüm demektir!




TBSHM Sonuç Bildirgesi
İl meclislerinden temsilcilerin hep birlikte kürsüye çıkmasının ardından SES Genel Başkanı Çetin Erdolu, meclisin sonuç bildirgesini okudu. Erdolu, meclisin milletvekilleri, demokratik kitle örgütleri, dernekler, sendikalar, il meclisleri ve meslek odalarının katılımıyla gerçekleştiğini belirtti.

Erdolu sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclisimiz katkı ve katılım paylarını, GSS primini ödeyemeyen hastaların geri çevrilmesini, ilave ücret adı altında bıçak parası alınmasını, istisnai sağlık hizmetleri ve ilave ücretleri, acil servislerden alınan katkı ve katılım paylarını, 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmeti sunumundan çıkıp sağlık holdinge dönüşmesini, devlet hastanelerinin şirkete çevrilmesini ve kamu sağlık bütçesini oylamış ve oy birliğiyle reddetmiştir”.

TBSHM’nin toplantı başında onayladığı maddelerin oy birliği ile kabul edildiğini açıklayan Erdolu, işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uygun çalıştırılmayı da kabul ettiklerini söyledi.




TBSHM 14 Mart’ta sokakta olacak
Erdolu, yapılan öneriler çerçevesinde sağlıkta özelleştirmeye karşı mücadele edeceklerini, mağduriyetlerin raporlandırılacağını ve güvenceli çalışma için yerel ve merkezi olarak eylemlilikler gerçekleştirileceğini duyurdu.

TBSHM, ilk olarak 14 Mart Tıp Bayramı’nda Ankara’da Sağlık Bakanlığı, illerde de il sağlık müdürlükleri önünde eylem yapacaklarını duyurdu.

Kararların ardından Hacettepe Band’ın şarkılarıyla etkinlik sona erdi.

Sendika.Org/ Ankara
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=43579

9 Mart 2012 Cuma

8 Mart'ta Manisa'lı Emekçi Kadınlar Alanları ve Salonları Doldurdu.



8 Mart Emekçi Kadınlar Günü öncesi Emekçi Kadınlar Platformu oluşturulmaya çalışılmış, bu girişimle birlikte KESK Şubeler Platformu Kadın Komisyonu olarak yürüyüş ve gece etkinliği yapılmıştır.
7 Mart Çarşamba günü saat 17.30 da Eğitim Sen Manisa Şubesi önünde toplanan kitle, özellikle 4+4+4 eğitim sisteminde yaşanacak sorunlar ve çocuk gelin, çocuk işçi konularını gündemine aldı. Farklı kostüm ve davullarla çok sesli olarak alana giren kadınları yol boyunca dışardaki kadınlarda alkışlarıyla desteklediler.
Yaklaşık 300 kişinin katıldığı yürüyüş Manolya Meydanında KESK Şubeler Platformu adına SES Kadın Sekreteri Ayça Ramazan’ın okuduğu basın açıklaması ile son buldu.
Açıklama sonrası alkışlar ve halaylar çeken kitlenin oldukça coşkulu olduğu gözlendi.
8 Mart Perşembe akşamı ise KESK Şubeler Platformunca düzenlenen “Emekçi Kadınlar Gecesi” Saat 20. 00 de İsmet İnönü Kız Meslek Lisesi Salonunda yapıldı.
Açılış konuşmasını Eğitim Sen Kadın Sekreteri tarafından yapıldı. 8 Mart tarihçesini anlatan sinevizyon gösterisinden sonra kadın komisyonunca hazırlanan tiyatro gösterimi sergilendi.
Kadının her halini anlatan ve umut adlı oyun yoğun alkış aldı. Gece Taylan Özgür Ceylanın söylediği türküler ve halaylarla son buldu. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı gecede umutlar tazelendi.

4 Mart 2012 Pazar

Kadın Sorunları ve Çözüm Önerileri Paneli Yapıldı.


KESK Kadın komisyonunun düzenlediği Türkiye'de Kadın Sorunları ve Çözüm Önerileri Paneli Manisa Öğretmenevi Konferans Salonunda Yapıldı.
Panele Emekli öğretmen Hacer Koçak, Avukat Tülin Turbil ve Halk Sağlığı Uzmanı Yrd.Doç.Dr. Beyhan Cengiz Özyurt birer sunumla katıldılar.
Düzenlenen panele Manisa'da oluşturulan Emekçi Kadınlar Platformu Girişimi'de destek verdi.

26 Şubat 2012 Pazar

MANİSA KESK KADIN KOMİSYONU 8 MART KAPSAMINDA KAHVALTIDA BULUŞTU.VALTISI



KESK Kadın Komisyonunun 8 Mart nedeniyle düzenlediği etkinliklerden olan kahvaltı etkinliği 25 Şubat 2012 Cumartesi günü saat:10.00 da Bozköy kır kahvesinde düzenlendi.
Kahvaltıya çeşitli STK lardan ve KESK üyelerinden 100'ün üzerinde kişi katıldı.
Müzik dinletisi ve konuşmaların olduğu etkinlik sonrası basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasını KESK Kadın Komisyonu Adına SES Kadın Sekreteri Ayça Ramazan yaptı.



Değerli basın emekçileri, değerli dostlar!
Sizleri emeğimizin, bedenimizin, dilimizin, sevgimizin sömürülmediği, sermaye ve erkek egemen zihniyete karşı verdiğimiz mücadelenin azmi ve umuduyla selamlıyorum!
Bu gün burada yıllardan beri kendi özgürlüğümüz aynı zamanda da emeğin özgürlüğü için verdiğimiz mücadelenin ürünlerini paylaşmak ve birbirimizden destek alarak örgütlü gücümüzü yarınlara taşıyabilmek amacıyla toplanmış bulunmaktayız! Biz kadınlar yürüttüğümüz örgütlü mücadelemizle doğrudan sermayenin karşısında yeralıyoruz. Verdiğimiz bu mücadelenin yanında kapitalizmin erkek egemen anlayışa uygun olarak yaratmak istediği kadın modelini de reddetmekteyiz. Bize biçilmiş toplumsal cinsiyet rollerini deşifre ederek bu dayatmalarla hesaplaşan bir mücadele vermekteyiz! Elbette ki bu hiç de kolay olmuyor! Kadın olarak kimliğimize, bedenimize, emeğimize sahip çıkmanın bir bedeli oluyor! Tacize tecavüze uğruyor, öldürülüyor, tehdit ediliyor toplumsal baskı mekanizmaları ile sindirilmeye çalışılıyoruz! İşte bu yüzdendir ki kadın mücadelesi çok yönlü olmalıdır.
Küresel sermayenin toplumun tüm sosyo- ekonomik ve kültürel yaşamına amansızca saldırdığı bir dönemden geçiyoruz. En çok da kadın bedeni üzerinden kendini üreten bir mekanizma yaratılmaya çalışılmaktadır. Kadınlar cinsel bir obje olarak görülmekte, düşük ücretle çalıştırılmakta, ev içi emekleri görmezden gelinmektedir. Ekonomik özgürlüğü olan kadınlarda baskıcı ve köleleştirici politikalardan nasibini almakta, sınırlı ve tanımlanmış bir yaşam sürmeye zorlanmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki toplumsal dönüşümün olmadığı yerde bireysel anlamda kazanılan özgürlükler bir balon gibi en ufak bir delikte sönmeye mahkûmdur.
Sermaye daha çok kâr etsin diye yapılan Savaşlardan ve yaşanan yıkımlardan yine en çok kadınlar etkilenmektedir. Katledilmekte, eşini, çocuğunu yaşam alanını feda etmeye zorlanmaktadır.
İşte tüm bunları görememek, bize dayatılmaya çalışılan köleliğin farkında olamamak en vahim olanı. Özgürlüğü, kapitalizmin ürettiği lümpen, içi boş bir tüketim çılgınlığı ile sınırlı algılamak! Oysa ki en büyük kölelik bilinç köleliğidir. Kendi kararlarını alamama, kendine güvenememe, erkek onayı ile hareket etme, karar mekanizmalarında erkeklerin yer alması, kadına söz hakkı tanınmaması yaşanan en önemli sorunlardır. Ayrıca kadınların kendi özgün ve bağımsız politik hattını oluşturamaması, bağımsız bir kadın mücadelesi fikrinin bile erkekleri bu kadar rahatsız ediyor olması da oldukça düşündürücü ve sorgulanması gereken bir durumdur.
Elbette ki biz karma bir örgütte yer alıyoruz. Karma örgütlerde erkek arkadaşlarımızla vereceğimiz mücadelede yan yana durmak, birlikte mücadele etmekten yanayız. Ancak kendi kaderimizi tayin ederken alacağımız kararlarda, kendi özgür irademizle hareket etmekten yanayız.
Bizler kadın mücadelesini yükseltmeye kararlıyız. Kadın sorununun bilince çıkması ve toplumsal bir dönüşüm yaratması ancak bizim örgütlü mücadelemizle gerçekleşebilir. 25 kasım kadına yönelik şiddet ve tecavüze karşı mücadele gününde olduğu gibi bugünden başlayarak 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar gününe kadar çeşitli etkinliklerle alanlarda olacağız. Bugün yaptığımız bu kahvaltı etkinliğiyle süreci başlatıyoruz. Biliyorsunuz AKP iktidarı döneminde Türkiye’de kadına yönelik şiddet , taciz, tecavüz ve çocuk istismarı en yüksek oranlara ulaştı. Bizde bu 8 mart’ı küçük yaşta evlendirilen, tacize ve tecavüze uğrayan çocuk kadınlara ithaf ediyoruz. Hepinize bu onurlu özgürlük mücadelesinde kolaylıklar diliyorum. Yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi!
Ayça RAMAZAN
KESK Şubeler Platformu Adına
SES Manisa Şube Kadın Sekreteri

25 Şubat 2012 Cumartesi

SAĞLIK HAKKI PANEL ÇAĞRISI VE BASIN AÇIKLAMASI YAPILDI.



Manisa "Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu" genişletilmiş toplantılar sonrasında "Manisa Sağlık Hakkı Meclisi"ne dönüştürülmüştür.
Bu bilgiler ve süreç kamuoyuyla paylaşılmış İlk olarak ta bir Sağlık Hakkı Paneli düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.
Bu çalışmalar 5000 adet el ilanı bastırılarak halka dağıtılmış ve sağlık hakkı mücadelesine çağrıda bulunulmuştur.
Sağlık hakkı meclisi bileşenleri dönüşümlü olarak 2 gün Manisa manolya meydanında bastırılan el ilanlarını dağıtıp, masa açmışlardır.
Konuyla ilgili basın açıklamasını 23.02.2o12 de saat 12.30 da Sağlık hakkı Meclisi adına SAHHAD(Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çeker yaptı.
Basın açıklamasına bir çok kurum temsilcisinin yanında panelistlerden CHP Milletvekili olan Ecz.Özgür Özel de katkı sundu.

SAĞLIK HAKKI MECLİSİ "SAĞLIK HAKKI PANELİ" YAPILDI.



Manisa Sağlık Hakkı Meclisinin düzenlediği "Sağlık Hakkı Paneli" 25.02.2012 Cumartesi günü saat 13.30 da Manisa Kültür Merkezi Meclis Salonunda gerçekleştirildi.
Panele TTB Merkez Konsey Başkanı Dr.Eriş Bilaloğlu, CHP Manisa Milletvekili Ecz.Özgür Özel katılırken SAHHAD(Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği) adına davet edilen Dr.Mustafa Sütlaş bir yakınının vefatı üzerine katılamadığını üzülerek bildirmiş yerine ise Manisa SAHHAD Yönetim Kurulu üyesi Zeynel Abidin Kaplan katılmıştır.
Yaklaşık 250 kişinin katılımıyla yapılan panel oldukça verimli ve bilgilendirici olmuştur.
Daha sonrasında soru ve önerilerin paylaşımıyla panel 16.30 da sona ermiştir.
Panelde Sağlık Hakkı, Sağlıktaki Dönüşüm, Ülkemizde ve Dünya da yaşanan siyasi sürecin sonrasında sağlıktaki son duruma geniş yer verilirken, hizmeti verenlerle hizmeti alanlar arasında ve giderek büyüyecek bir Sağlık hakkı hattı oluşturulması gerekliliği üzerinde duruldu.
11 Mart'taa Ankara'da yapılacak olan "Büyük Türkiye Sağlık hakkı Meclisi" buluşma çağrısı yinilendi. Manisa'da ki bu büyük buluşma için belirlenen hareket noktaları katılımcılarla paylaşıldı.

SAĞLIKTA YIKIM ARTARAK DEVAM EDİYOR...


AKP, 2003 yılında iktidara gelişi ile birlikte, Dünya Bankası programı olan SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI'nı uygulamanın yasal zeminini oluşturmaya başladı.
Aradan geçen on yıla yakın sürede bizim yıkım dediğimiz, sağlıkta dönüşüm adına yasal düzenlemeler hız kazandı. KHK ile hızlandırılacak olan sağlığın özelleştirilmesiyle ilk karşılaşacak iller arasında Manisa da yer almaktadır.

Sağlık büyük ölçüde özelleştirildi, Sosyal Hizmeti tasfiye çalışmaları başlatıldı, Sosyal Güvenlik; hak olması bir yana, emekliliğe ulaşma hayal haline getirildi, başta Sağlık ve Sosyal Hizmet alanı olmak üzere, kamu alanında güvencesiz-taşeron çalıştırma temel çalışma modeli haline getirildi. Hükümet şimdi de Mayısta aldığı Kanun Hükmünde Kararname yetkisini kullanarak Sağlık alanındaki bütün yapıları değiştirmeye başladı.

KHK ile SHÇEK kapatıldı, taşra teşkilatı tasfiye edildi,

Bir taraftan GSS ile halkın Sağlık Hizmetine ulaşım hakkı giderek zorlaştırılmıştır. Genel Sağlık Sigortası kapsamı içine girmek ve ceza işlemine maruz kalmamak için “Gelir Tespiti” yaptırmak üzere kuyruklar uzarken; Hükümet yaptığı yasal düzenlemeler, çıkardığı yönerge ve tebliğlerle, bir yandan Genel Sağlık Sigortası kapsamı içinde verilecek hizmetleri azaltırken, bir yandan da katkı ve katılım paylarını arttırmakta, alınacak bazı sağlık hizmetleri için ücret farkları getirmektedir:

Diğer taraftan 2 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan Sağlık Bakanlığı Taşra teşkilat yönetmeliği ile yeniden sağlık emekçilerinin geleceğine, onlara sorulmadan karar verilmiştir. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmeti üretme ve hak sahiplerine sunma görevinden çıkarılarak, düzenleyici, denetleyici, koordinatör bakanlık haline getirilmek isteniyor. Özellikle Aile Hekimliği çalışanları, TSM merkezi çalışanları ve ebelerin çalışma koşullarının ne olacağına dair netlik olmayışı sağlık emekçileri arasında huzursuzluk yaratmıştır.

Kamu-Özel Ortaklığı ve Kamu Hastane Birlikleri yasasıyla birlikte Kamu hastanelerindeki sağlık emekçileri de iş güvencesi ve gelecek kaygısı yaşamaktadır. Sağlıkta özelleştirmenin tamamlanması, mülkiyet devri ve tüm çalışanları güvencesizleştirilmesi anlamına gelen bu düzenleme kabul edilemez. Sağlık çalışanlarının güvencesini ortadan kaldıracak bu yasalara karşı ne yazık ki, sendikamız SES dışında hiçbir sendikanın yürüttüğü bir mücadele de yoktur.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak başından beri; Halkın sağlık hakkını ortadan kaldıran, sağlığı özelleştirerek "Paran Kadar Sağlık" dönemini başlatan, çalışanların iş güvencesini yok eden, taşeron çalıştırmayı kural haline getiren bu programa karşı mücadelemiz devam etmektedir, Sendikamız bu mücadeleyi yürütürken, yapılan saldırılardan etkilenen halkın tüm kesimleriyle buluşmayı da önüne hedef olarak koymaktadır. İlimizde kurulan Manisa Sağlık Hakkı Meclisiyle de birlikte Sağlık da yaşanan yıkıma dur demek ve emek alanının demokratikleştirilmesi için gerekli her tür eylem ve etkinliği yapmaya devam edecektir.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerini yıldırmaya, mücadelelerinden alıkoymaya yönelik tüm baskı, sürgün, soruşturma, ceza ve tutuklamalar bizi yıldırmadı, bundan sonra da yıldıramayacak.. Hükümetin bu politikaları sürdükçe, kadrolaşmasını yaygınlaştırdıkça mücadelemiz daha da büyük bir ivme ile sürecektir. Bilinmelidir ki, mücadelemiz her şeye rağmen devam edecek, baskılar bizi yıldırmayacaktır.


Figen PEHLİVAN
SES Şube Sekreteri

16 Şubat 2012 Perşembe

KESK Manisa Şubeler Platformu Manolya Meydanında 16.02.2012 günü Bodro Yakma Eylemi Yaptı.





Değerli Basın Emekçileri,

Bugün 16 Şubat. Kamu emekçileri ilk kez 2012 yılının ikinci ayında da zamsız maaş alıyor. Geçtiğimiz ay sadece 2.68’lik enflasyon farkı ödenen 2 milyonu aşkın kamu emekçisi ve 1 milyon 800 bin emekli, bugün yine zamsız maaş almak zorunda kalmıştır. Maaşlarımıza ancak günlük bir simit almaya yetecek kadar “enflasyon farkı zammı” yapan AKP iktidarı, yaptığı Anayasa değişikliğinin gereği olarak çıkarması gereken toplu sözleşme yasasını geçen 18 ayda hala Meclis’ten geçirmeyerek maaş zamlarımızı sürekli ertelemekte ve sonuçta milyonlarca kamu emekçisini ve ailelerini mağdur etmektedir.
Bakanlar Kuruluna gönderilmesinin üzerinden 4 ay geçen yasanın hala bir türlü çıkmamasının sorumlusu, yoksulluk sınırının altına itilen milyonlarca kamu emekçisi mi, yıllarca kamuda çalışmış ve üç kuruş parayla geçimlerini sağlamaya çalışan emekliler midir? Yoksa işine geldiğinde kamu yönetimini alt üst eden onlarca KHK’yı ve milletvekili emeklilik maaşlarını fahiş oranda artıran yasayı bir gecede çıkaran AKP iktidarı mıdır?
Değerli Basın Emekçileri,
Kamu emekçileri, emekliler ve onların aileleri ücret zammı ve diğer konulardaki gecikme nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Bizler günü gelen faturamızı bir gün geciktirdiğimizde, bizlerden fatura bedeli üzerine “yasal faiz” işletilerek fatura tahsili yapılmaktadır. Ancak fatura ve vergi ödemelerinde hassas olan hükümet, aynı hassasiyeti ülkenin dört bir yanında kamusal hizmetleri yerine getirmek için çalışan kamu emekçilerinin ücret ve sosyal hakları konusunda göstermemektedir.
Yıllardır uygulanan neo-liberal politikaların en büyük mağdurlarından birisi de kamu çalışanlarıdır. Ekonominin sürekli büyümesiyle övünmeyi artık gelenek haline getiren AKP hükümeti, sıra büyümeden pay isteyen kamu emekçilerine geldiğinde “bütçe dengesi” bahanesinin ardına sığınmaktadır. Kamu emekçilerine yıllardır % 3-4 gibi sadaka zammını toplu görüşme oyunuyla reva gören hükümet, aylardır zamsız maaşa da kamu emekçilerini alıştırmaya çalışıyor.
Değerli Basın Emekçileri,
AKP hükümetinin Çalışma Bakanı, zamsız maaş almamızın gerekçesini Konfederasyonların yasa konusunda anlaşamamalarını olarak gösteriyor. Bu nedenle de yasanın çıkarılamadığını söyleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor.
Şimdi buradan soruyoruz. Bizler bilmek istiyoruz.
Bu ülkede hangi kamu emekçisi ya da hangi konfederasyon ülkemiz kamu emekçilerinin evrensel sendikal normlara, imzalanan uluslar arası sözleşmelere ve anlaşmalara uygun, uygar dünya ülkelerinin kendi kamu emekçilerine on yıllar öncesinde tanıdığı haklara ulaşmasına karşı çıkıyor?
Hangi kamu emekçisi ya da hangi konfederasyon sendikal özgürlüğün ayrılmaz parçası olan grevli bir toplu sözleşme düzeninden yana değil?
Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına, kamu hizmeti yapan tüm çalışanların sendika üyesi olmasına, sendika kurmasına hangi kamu emekçisi, hangi konfederasyon karşı çıkıyor?




Hangi sendika ya da konfederasyon toplu sözleşmelerin kapsamının sadece mali ve sosyal haklarla sınırlanmasını, hizmet kollarında toplu sözleşmesi yapılmamasını istiyor?
Hangi sendika ya da hangi konfederasyon yıllardır belediyelerle yapılan toplu sözleşmelerin yasaklanmasını istiyor?
Varsa böyle bir kamu emekçisi ya da konfederasyon, söyleyin bizler de bilelim.
Değerli Basın Emekçileri,
KESK, Grev hakkımızın yasal teminat alındığı özgür bir Toplu Sözleşme düzeni talep etmektedir. Bunun için örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün engellerin kaldırılmasını, aynı işyerinde çalışan tüm emekçilerin aynı sendikalara üye olabilmesini, toplu sözleşmenin kapsamının ekonomik, demokratik, mali, sosyal ve özlük haklarımızı kapsayacak biçimde genişletilmesini ve her sendikanın üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesini savunmaktadır.

Kamu emekçilerinin haklarını yirmi beş yıldır her koşulda savunan KESK, yıllardır birçok baskıya maruz kaldı. Son dönemde Meclis’teki 4688 sayılı yasa taslağına karşı ülke genelinde eylem ve etkinliklerimizi sürdürürken hem hükümet hem de yandaşları tarafından çeşitli baskı ve karalamalarla mücadelemiz gölgelenmeye çalışılıyor. Bugüne kadar baskı ve yasaklarla engelleyemedikleri mücadelemizi, bizlere yönelik adli ve siyasi baskılarla zayıflatmaya çalışıyorlar.

Kendisinden önceki her emek düşmanı siyasi iktidar gibi, AKP iktidarı da emekçiler arasına nifak sokarak, ayrımcılık yaparak bölünmeler yaratmaya çalışmaktadır. Bu değirmene su taşıyan, “kraldan çok kralcı” sendikalar geçmişte de vardı, bugün de maalesef var. Üyelik başvurusunda bulundukları uluslararası sendikalar tarafından “yandaş” oldukları tescil edilerek üyelik başvuruları ret edilen yandaş konfederasyon yönetimleri, başta kendi üyeleri olmak üzere tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerinin önündeki en büyük engeldir. Kendilerine yandaş dediğimiz için öfkelenen, “yandaşlık dimdik bir duruşu gerektirir” diyerek böbürlenenlere diyecek tek bir cümlemiz var. Evet, dimdik bir duruşa sahipsiniz. İktidarın önünde el pençe divan dimdik duruyorsunuz. KESK’i ve onun mücadelesini karalayarak, iftira ve çamur atarak kendi ayıbınızı, işbirlikçiliğinizi gizlemeye çalışıyorsunuz. Ama şu gerçeği sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, nasıl güneş balçıkla sıvanmazsa, KESK’i ve mücadelesini de çamur atarak kirletemezsiniz. Buradan hükümetle içli dışlı ilişkisi tescillenen yandaş konfederasyona üye olan dürüst ve adalet duygusu zedelenmemiş kamu emekçilerine sesleniyor ve iktidarın zulmü karşısında “biat edenlerin” değil, mücadele edenlerin yanında yer almaya çağırıyoruz.
Değerli Basın Emekçileri,
13 Şubat günü Konfederasyonumuzun ve Sendikalarımızın yöneticisi ve üyesi olan on beş kadın arkadaşımız gözaltına alındı. Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin her geçen gün arttığı, açlığın ve yoksulluğun faturasını büyük oranda ödeyen kadınlarımızın haklarının savunulmasını önemli bir görev olarak kabul eden KESK’li kadınlar, 8 Mart eylem ve etkinlik programlarını açıkladıktan iki gün sonra gözaltına alındılar. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Hiçbir baskı ya da gözaltı kadın mücadelesini yükseltmemizi engelleyemeyecektir.



Değerli Basın Emekçileri,
KESK, dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de kamu emekçilerinin hiçbir kesimini dışlamadan, onların çıkarları doğrultusunda mücadelesini sürdürmeye kararlıdır. Bugün bizim mücadelemizi karalamak isteyenlere söylenecek tek söz “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” olacaktır.

Yurttaşlar fatura ve vergi ödemelerini geciktirdiğinde çeşitli oranlarda “gecikme cezası” uygulayan hükümet, kamu emekçilerinin ücret artışlarının gecikme süresini dikkate alarak, olağan ücret artışının yanı sıra tüm kamu emekçilerine “gecikme zammı” yapmalı, 4688 sayılı yasada yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin önerilerimizi mutlaka dikkate alarak, grevli toplu sözleşme hakkımızın önündeki bütün engelleri kaldırmalıdır. Konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımıza yönelik baskılar son bulmalı, gözaltına alınan arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN KESK!





Serpil DENİZ
SES Manisa Şube Başkanı
KESK Manisa Şubeler Platformu
Dönem Sözcüsü

Kesk Kadın komisyonu çalışması‏


Kesk kadın komisyonunun çağrısıyla Manisa da ki tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütleri Manisa öğretmen Evinde bir toplantı gerçekleştirdiler.Emekçi kadın platformu kurulmasına yönelik ortak kararların alındığı toplantıda 8 mart ile ilgili eylem ve etkinlikler planlandı.Aşağıdaki rapor hazırlandı.



Kadın mücadelesi uzun soluklu ve örgütlü yürütülmesi gereken özgün bir mücadele alanıdır. Yedin bin yıllık sınıflı toplumun ağır baskısı sonucunda kadının kaybettiği konumunu yeniden kazanması ve özgürleşmesi ancak kadınların vereceği mücadelenin sonucunda gerçekleşebilir. Kadınlar örgütlü durduğu kendi emeğine, kimliğine ve bedenine sahip çıkabildiği oranda yaşadığımız toplum özgürleşebilecektir. Bu doğrultuda 150 yıldır devam eden kadın mücadelesine yeni bir halka eklemek üzere Manisa’da da KESK’li kadınlar olarak 25 Kasım kadına yönelik Şiddet ,Taciz ve Tecavüze karşı mücadele haftasında olduğu gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü haftasında da çeşitli etkinlikler organize çabası içine girildi..

Manisa SES ve Eğitim-Sen kadın komisyonlarının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe 2 ay kala başlattıkları çalışmalar adım adım ve genişleyerek devam ediyor. Komisyonlar, yapılacak etkinlikleri zenginleştirmek ve kitleselleştirmek amacıyla 10 Şubat Cuma günü Manisa Öğretmen Evinde demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerle bir araya geldi.

KESK dönem sözcüsü ve SES Başkanı Serpil DENİZ’in açılış konuşmasını yaptığı toplantıda Eğitim-Sen kadın Sekreteri Melek VAROL ve SES Kadın Sekreteri Ayça RAMAZAN bir haftaya yaymayı planladıkları etkinliklerle ilgili katılımcılara bilgi verdiler.

Toplantıya, ÖDP,TKP, EDP, EMEP,CHP, HDK, TTB, SAHHAD, Emekli-Sen,Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği,BDSP,Cumhuriyetçi Kadınlar ve ADD olmak üzere ondört örgüt temsilcisi katıldı. Alevi kültür Derneği ve Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfının da mazeret belirttiği ama her türlü desteği sunacağını bildirdiği toplantıda katılımcıların tek tek görüş ve önerilerinin alındı. Toplantı ağırlıklı olarak, kadının görünür ve görünmeyen emeğinin ön plana çıkarılarak hak ettiği değeri kazanması doğrultusunda atılabilecek adımların neler olabileceği konusunda görüş alış verişinde bulunuldu. Ayrıca 8 Mart’ı yaratan kadın iradesinin öne çıkmasının, bu gün çok daha yoğun bir biçimde baskılandığı, kadının toplumsal yaşamın her noktasında ezildiği, sömürüldüğü, ikinci sınıf bir vatandaş pozisyonuna indirgenmeye çalışıldığı bir süreçte daha fazla önem taşıdığı belirtildi.

Günümüzde Kadınlar cinsel, sınıfsal ve sosyal alanda baskıya maruz kalmakta, şiddet görmekte ve çok daha yoğun bir biçimde sömürülmektedir. Tüm bu alanlarda kadınların hak ettiği konumu elde edebilmesi onların örgütlü gücünden geçmektedir. Bu doğrultuda toplantıya katılan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri’ Manisa Emekçi Kadınlar Platformunun ‘kurulması kararını aldı. Manisa Emekçi Kadınlar Platformu Kuruluş sürecini tamamladıktan sonra faaliyetlerin dönemsel sözcülüklerle koordine edilmesi ve 8 Mart haftasında yapılacak tüm eylem ve etkinliklerin toplantıya katılan tüm bileşenlerle organize edilmesi kararlaştırıldı.

KESK Kadın Komisyonu