23 Mayıs 2012 Çarşamba

MANİSADA 23 MAYIS 2012 GREVİ COŞKUSU.







MERHABA,

Haklarına, özgürlüklerine ve geleceklerine sahip çıkarak Türkiye’nin her yerinde alanları dolduranlar,

MERHABA    

Hükümetin kapı kulları değil, taleplerine sahip çıkan emekçiler olduklarını haykıranlar,

MERHABA!

Grevsiz toplu sözleşme, toplu sözleşmesiz sendika olmaz diyenler,

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kamu emekçileri olarak, sadece kendisi için değil, insanca bir yaşamı hak eden herkes için grevdeyiz. Yine alanlarda omuz omuzayız.

Buradan Türkiye’nin her yerinde yüreği aydınlık bir gelecek için çarpan herkese selam gönderiyoruz.

Bugün burada yalnız değiliz. İşçiler, sağlık çalışanları, mimar ve mühendisler, öğrenciler, veliler, kadınlar olarak bir aradayız. Omuz     omuzayız.

“Bu sömürü düzenine itirazımız var” diyen, kamu emekçilerinin haklı taleplerini sahiplenen herkesi, KESK adına saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Hoş geldiniz.

DEĞERLİ DOSTLAR

Bugün kamu emekçileri olarak bizimle dalga geçenlere, 2012’nin Türkiye’sinde bizi hala kapı kulu olarak görenlere en iyi cevabı vermek için grev hakkımızı kullanıyoruz. “Grev hakkınız” yok tehditlerini boşa çıkaran yüz binlerce kamu emekçisi bugün tüm Türkiye’de hayatı durdurmuş durumda. Dağın fare doğurmasını bekleyenler dışında herkesin, kamu emekçilerinin, işçilerin, emeklilerin yürekleri bugün bizimle çarpıyor.

12 Eylül 2010 referandumu öncesinde kamu emekçilerine  “artık sizler de toplu sözleşme yapacaksınız, haklarınızı koruyacaksınız” diyenler, her zaman olduğu gibi sözlerinde durmamıştır. Referandum sürecinde “nikah masasında bile böylesine iştahla “EVET” demedik” diyenlerin kamu emekçilerinin karşısına çıkıp özür dilemesi gerekmektedir. 

DEĞERLİ DOSTLAR,

Sadece adı toplu sözleşme olan bu sistemin yürümeyeceği zaten başından belliydi. Grev hakkının olmadığı bir toplu pazarlık sistemi olur mu? İşverenin, çalışanına hangi konularda talepte bulanabileceğini belirlediği, son kararı kendisinin verdiği bir toplu pazarlık sistemi dünyanın neresinde var?

İşveren sadece sizi dinleyecek, hatta dinliyor gibi gözükecek. Sonra da “sana verdiğimle yetin daha fazlasını istemeye hakkın yok. Grev yapmaya da hakkın yok” diyecek. Uluslar arası hukuktan doğan anayasal hakkımız, Grev hakkımız, yasal güvence altına alınmayacak. Son söz 11 üyesinin 6 sı hükümet tarafından atanan Hakem Kuruluna verilecek. Buna da toplu pazarlık denilecek. Dünyanın neresinde görülmüş böyle bir toplu pazarlık?

İşte sendikaları, kamu emekçilerini yok sayan bu sistemde başlatılan görüşmelerde hükümet dalga geçercesine 4,5 milyon kamu emekçisine ve emekliye 2012 yılı için önce %3+3, 2013 yılı için %2+3 maaş zammı teklif etmiştir. Üstelik komisyon toplantılarında gündeme getirdiğimiz ekonomik, sosyal, özlük ve demokratik sorunlara ilişkin hiçbir öneri sunmamış,  sendikaların tüm taleplerini görmezden gelmiştir.


DEĞERLİ DOSTLAR,

Görüşmelerin son gününde sadaka teklifine birkaç kuruş daha ekleyen hükümet 2012 teklifini %3,5 + 4, 2013 teklifini de %3+3 olarak yenilemiştir. Günde ancak bir simit parasına denk gelen, maaşlarımızda aylık olarak ortalama 45-50 TL artış öngören teklifleriyle kamu emekçilerine, emeklilere verdikleri değeri bir kez daha göstermişlerdir.

Şimdi “dağ fare bile doğmadı” diye sitem edenlere sormak gerekiyor. Ne oldu, yüzde yarımlık artışlardan sonra dağ fare doğurdu mu? 4688 sayılı yasanın grevsiz ve toplu sözleşmesiz çıkması için hükümete koltuk değneği olmanıza değdi mi? Gücünüzü kamu emekçiklerinden almak yerine sırtınızı iktidara yaslamanıza değdi mi?

DEĞERLİ DOSTLAR,

Milyonlarca insanla dalga geçen teklifini “bütçe olanakları bu kadar, mali disiplini bozamayız”  diyerek savunan hükümetin ileri sürdüğü hiçbir gerekçe kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.

Toplusözleşme görüşmeleri göstermiştir ki, ortada sadece sınıfsal bir tercih vardır. Hükümet tercihini kamu emekçilerinden, emeklilerden yana değil, bugüne kadar olduğu gibi sermayeden yana kullanmıştır. Son teşvik paketinde patronlara bir seferde 3 milyar TL teşvik paketi açıklanması bunun ispatıdır. İşsizlik sigortası fonundaki paraların patronlara aktarılması bunun ispatıdır.

AKP hükümeti, her zaman olduğu gibi, patronlara gelince “bonkör”, kamu emekçilerine gelince “cimri” olmayı sürdürmektedir. Her fırsatta ekonomik büyüme rakamları ile övünenlerin bu büyümden pay istediğimizde birden küçülmeleri bu yüzdendir.

Biz yıllardır emekçilerin, işçilerin talepleri karşısında “hepimiz aynı gemideyiz. Sizin taleplerinizi karşılarsak halk mağdur olur, gemi batar” masallarını duymaktan artık bıktık. Evet bazılarının gemicikleri olsa da aynı gemideyiz. Ancak bu gemide birileri özel kamaralarda lüks bir hayat sürerken, emekçilerin kazan dairesine kapatılmasına artık yeter diyoruz. Geminin yol almasını sağlayan, kazan dairesinde canhıraş çalışan emekçilerin geminin batmasıyla tehdit edilmesini kabul etmiyoruz.

Ya taleplerimizin karşılanması halinde halkın mağdur olacağını söylemelerine ne demek gerekir?  Kimdir bu halk?

Halk, bu ülkenin açlık sınırına yakın yoksulluk sınırına uzak bir yaşama mahkum edilen kamu emekçileri değil midir?

Halk, yıllarca emeği sömürdükten sonra unutulan, sefalete itilen emekliler değil midir?

Halk, kar hırsı yüzünden gerekli önlemler alınmadan çalışmaya zorlandığı için binlercesi iş cinayetlerine kurban edilen, kıdem tazminatlarına bile göz konan işçiler değil midir?

Halk, açlık sınırının 1.050 TL olduğu koşullarda 751 TL’ik kölelik ücretinin reva görüldüğü milyonlarca asgari ücretli değil midir? 

Halk, yaşam alanları HES’lerle talan edilen, gübre, mazot parası bulamadığı için tarım yapamaz hale getirilen köylüler değil midir?
Halk, sırtına binen vergi yüküyle can çekişen küçük esnaf değil midir?
Bizce halk toplumun %99’unu oluşturan bu kesimlerdir.

DEĞERLİ DOSTLAR,

Halka yabancı olanlara, halkı tanımayanlara sesleniyoruz. Halk biziz. Halk burada. Bu halk kendisini mağdur edenleri, yok sayanları biliyor. Yunanistan’da, İspanya’da, İtalya’da olduğu gibi dünyanın her yerinde krizi halkların değil, halkları sömürenlerin yarattığını herkes biliyor.

Bakmayın bilmezden gelmelerine, halkın kim olduğunu onlar da çok iyi biliyorlar. Onların orta vadeli planları da uzun vadeli planları da halkı, emekçileri yan yana getirmemek üzerine kuruludur. Emekçilerin bir araya gelmesinden öylesine korkuyorlar ki; büyük usta Nazım Hikmetin dediği gibi;

Şafaktan korkuyorlar dostlar
Görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar,
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli,
Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine.
Umuttan korkuyorlar 
Umuttan korkuyorlar dostlar umuttan,
Korkuyorlar, türkülerimizden korkuyorlar,

Şafaktan, sevmekten, türkülerimizden ve her şeyden önce umuttan korkanların bu korkusuna defalarca şahit olduk. Grevli toplu sözleşme, insanca bir yaşam talebiyle gerçekleştirdiğimiz 21 Aralık grevimizde o korkuyu gördük gözlerinde.


Temel eğitimi bile paralı hale getiren, ekonomiye ucuz işgücü sağlamak için çocuk işçiliğinin önünü açan,  kız çocuklarını eve hapsetmeyi amaçlayan 4+4+4 yasasına karşı 28-29 Mart eylemlerimizde ortalığı savaş alanına çevirenlerin gözünde aynı korku vardı.

Milyonların açlığa, yoksulluğa öfkesini haykırdığı 1 Mayıs’ta da hepimiz bir kez daha tanık olduk gözlerindeki o korkuya.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar korkarlarsa korksunlar, bugün Türkiye’nin dört bir yanında zulmün kayalarına vurmaya başlayan Grev dalgaları, emekçilerin birleşik gücünün önünü açıyor. Bugün grev önlüğü giyip halaya duranlar yarın tüm ülkeyi bayram yerine çevireceklerinin müjdesini veriyor.

“Çekin artık elinizi ekmeğimizden, aşımızdan” diyen milyonlar, önlerindeki her engeli kararlılıkla aşmaya hazırlanıyor. Bugüne kadar ortaya koyduğu mücadele ile milyonların taleplerini ve beklentilerini kararlılıkla savunan KESK, bu onurlu mücadelede yerini almaya hazırdır. 

Kamu emekçilerinin taleplerini ve iradelerini yok sayan, geleceğini ipotek altına almaya çalışanların oyununu bozmaya kararlıdır.

Bizlere tek teminatı şiddet, baskı ve daha fazla yoksulluk olanlara karşı bizim teminatımız fiili meşru mücadele geleneğimiz olmaya devam edecektir.

Tüm emekçileri, işçileri, halkımızı, yoksulluğun, sefaletin, baskıların karanlık dünyasına karşı mücadele içinde birleşmeye ve geleceğimize hep birlikte sahip çıkmaya çağırıyoruz.

YAŞASIN EMEKÇİLERİN BİRLEŞİK MÜCADELESİ!
YAŞASIN GREVLİ TOPLUSÖZLEŞME MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN İNSANCA BİR YAŞAM MÜCADELEMİZ!

ALİ GÖK                                            REMZİ ŞİRİN                       SERPİL DENİZ
KESK ŞUBLR. PLATF.         EĞİTİM SEN ŞB. BAŞKANI        SES ŞB.BAŞKANI
DÖNEM SÖZCÜSÜ

SES 23 MAYIS GREVİ İÇİN MERKEZ EFENDİ DEVLET HASTANESİ BAHÇESİNDE ÇAĞRI YAPTI


                              

BASINA VE KAMUOYUNA!


Bizler yıllardır binbir türlü fedakârlıkla çalışan kamu emekçileri olarak önemli bir tarihi kavşakta yine haklarımız ve çocuklarımızın geleceği için mücadele kararlılığımızla buradayız.
  2001 yılında çıkarılan 4688 sayılı “sahte sendika” yasası AKP hükümeti tarafından sadece yandaş konfederasyonunu korumayı hedefleyen düzenlemeler yapılarak “toplu sözleşme” yasası adı altında yeniden çıkarıldı. Bu yasada Grevden bahsedilmiyor. Bu yasada her sendikanın kendi üyesi adına toplu sözleşme yapabilme hakkı yok sayılıyor. Milyonlarca kamu emekçisinin, emeklinin ve ailelerinin geleceğine yandaş konfederasyonun başkanı karar verecek(miş).

Oysa ileri demokrasi yalanlarıyla bizleri oyalayanlar çıkardıkları bu yasalarla Örgütlenme yasakları aynen devam ediyor. Yani yıllardır söylediğimiz gibi evrensel sendikal normlar, ülkemizin altında imzası bulunan uluslararası sözleşme ve anlaşmaların yanı sıra Anayasa yok sayılarak, kamu emekçileri oyalanmaya çalışılıyor. KESK olarak; Grev hakkımızın yasal teminat altına alındığı, her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme yapabildiği, toplu sözleşme masasında ekonomik, sosyal, özlük ve demokratik tüm haklarımızın görüşüldüğü bir toplu sözleşme düzenini teminat altına alana yasal düzenleme istiyoruz.

            AKP’nin hükümet olduğu son on yıl boyunca kamu emekçilerinin maaşları sürekli olarak eridi. Her yıl %2-3 gibi zamlar kamu emekçilerine dayatılarak yoksulluk ve sefalete mahkum edildik. 2011 yılı başından itibaren doğalgaz, elektrik ve akaryakıtın yanı sıra temel tüketim maddelerine toplamda %30’u aşan oranlarda zam yapıldı.

 “Ekonomimiz büyüyor, dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduk” diyerek övünen hükümet sıra kamu emekçilerine gelince “kaynak yok” yalanının arkasına sığınıyor. Daha geçen ay çıkardığı yasayla sermayeye milyarlarca lira teşvik aktaran hükümetin dayatmalarına teslim olmayacağız.         Kamu emekçileri insanca bir yaşamı hak etmektedir.

Bu sebeple 2012 yılı için en düşük kamu emekçisi maaşı 2.145 TL’ye yükseltilmeli, tüm kamu emekçilerinin maaşlarına %30 zam yapılmalıdır. AKP hükümeti döneminde kamuda sözleşmeli, taşeron v.b. farklı statülerdeki güvencesiz çalıştırma uygulamaları hızla artmıştır. Devlet eliyle güvencesiz, esnek ve sendikasız çalıştırma özendirilmektedir. Kamuda işçi ya da kamu emekçisi ayrımı yapılmadan bütün esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmesini ve tüm emekçilerin iş güvencesine sahip olarak çalıştırılmasını istiyoruz.

AKP hükümeti döneminde yaygınlaşan bir diğer uygulama da, ek ödeme adı altında yapılan ödemelerdir. Birçok kamu emekçisinin maaşlarının yarısına ulaşan ek ödemeler ısrarla emekli keseneklerimize yansıtılmamaktadır.
Örneğin, 2.000 TL. maaş alan bir kamu emekçisinin maaşı emekli olduğunda 1.000 TL civarına düşmektedir.
Yine 3 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan 666 sayılı KHK ile kamudaki ücret eşitsizliği daha da derinleştirilmiştir. “Eşit işe eşit ücret” adı altında başta öğretmenler olmak üzere yüz binlerce kamu emekçisi bu düzenlemenin dışında bırakılmıştır. Kamu kurumlarında farklı adlar altında ödenen tüm ek ödemelerin (ek ders ücreti vb.) esas maaşımıza eklenmesini, gerçek anlamda eşit işe eşit ücret ilkesinin yaşama geçmesi için yaratılan mağduriyetlerin bir an önce giderilmesini istiyoruz.
Maaşlarından %15 oranında vergi kesilen kamu emekçilerinin maaşları her yılın ilk yarısında vergi diliminin kademeli olarak önce %20’ye, yılın ikinci yarısında da %27’ye yükselmesinden dolayı sürekli azalmaktadır.

Kamu emekçileri yılbaşında aldığı maaşı ancak 3-4 aylık sürede alabilmekte, sonraki aylarda maaşları sürekli azalmaktadır. Bu adaletsizliğe son verilmesini, maaşlarımızın vergi dilimi artışlarından etkilenmeden net olarak ödenmesini istiyoruz.

Son yıllarda kadına yönelik her türlü baskı ve şiddet çoğalarak artmaktadır. Kadını toplumsal yaşamın dışına iten, eve hapsetmeyi hedefleyen düzenlemeler hükümet eliyle yapılmaktadır. Bu ayrımcı politikaların yansımaları kamusal alanda yoğun olarak yaşanmaktadır. Görevde yükselme başta olmak üzere, işyerlerinde değişik baskılar ve mobbing uygulamaları ağırlıklı olarak kamu emekçisi kadınlara yöneliktir. Kadınlara görevde yükselme sınavlarında, atamalarda ve ünvan değişikliklerinde öncelik tanınmasını, kadına yönelik her türlü baskı ve şiddete son verilmesi için önlemler alınmasını, baskı yapanlar hakkında ise etkili hukuksal yaptırımların uygulanmasını ve kreş talebinin karşılanmasını istiyoruz.

Kamu kurumlarının idarecileri değişik biçimlerde sendikalara, üyelerine ve üye olmayan kamu emekçilerine baskı uygulamaktadır. Özellikle yandaş konfederasyonun örgütlenmesi için idareciler seferber olmuş durumdadır.
TCK’nun 118. maddesine göre her türden baskı açık biçimde suçtur ve altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. İdarenin işyerlerinde uyguladığı yönlendirme ve baskı uygulamalarına karşı etkili önlemlerin alınmasını, sendikaların özgürce örgütlenebileceği ortamın sağlanmasını istiyoruz.

Çıkarılan yasa uyarınca 30 Nisan tarihinde hükümetle “toplu sözleşme” görüşmeleri başlamıştır. Hükümet temsilcilerinin yaptığı açıklamalara bakıldığında kamu emekçileri yine oyalanmaktadır. Özellikle Maliye ve Çalışma Bakanları “bütçe kaynakları sınırlı” diyerek %3-4 gibi zam oranları ifade etmektedirler. Bu yaklaşım milyonlarca kamu emekçisi, emekli ve onların aileleriyle resmen dalga geçmek demektir.

Yukarıda ifade ettiğimiz talepler bir toplu sözleşmede olması gereken asgari şartlardır. Yine işkolları ile ilgili birçok sorun bulunmakta ve kamu emekçileri bu sorunların çözümünü beklemektedir. Bu konularda olumlu düzenlemeler yapılmadığı takdirde bilinmelidir ki KESK asla böyle bir “toplu sözleşmeyi” imzalamayacaktır. Diğer iki konfederasyonun imzalaması halinde bunlara en güzel cevabı kamu emekçilerinin vereceğine inanıyoruz. İşte bu cevapta 23 Mayıs ta emekçilerle adeta alay edercesine dalga geçmeye çalışan hükümete verilecek GREV kararımızdır. Tüm emekçi dostlarımızı, emeklileri emeğinin karşılığını alamayanları yani toplumun çoğunluğu olan tüm halkımızı ve emekten yana tüm dostlarımızı bu haklı davamızda yanımızda olmaya çağırıyoruz.

Bizler KESK olarak alın terimizle çalıştığımız işimize ve geleceğimize birleşik bir mücadele hattı örerek bir kez daha sahip çıkacağımızı buradan haykırıyoruz. Manisa dada 23 Mayıs ta i iki koldan birleşerek alanlara akacağız. Birinci kolumuz Vergi dairesinden başlayarak tüm emekçi dostları katarak, diğer kol ise gazi ilkokulundan başlayarak Eğitim- sen önüne orada da Manolya Meydanına akacaktır.

KESK olarak bizler çok hükümetler gördük, gelip geçti.ama KESK hep milyonlarca emekçinin vicdanı ve onurlu bir mücadelenin adresi oldu.İşte buradan da Hükümete tekrar sesleniyoruz.Taşeronundan, 4-bli,,4-c li ve farklı istihdamlarla bizleri yoksulluğa mahkum edenler KESK in inatçı ve haklı mücadelesinin karşısında duramayacaklardır.
Yasası KESK ,
Yaşasın örgütlü mücadelemiz.
Yasasın 23 mayıs grevimiz.
                                                                                                   Taner DEMİR:

18 Mayıs 2012 Cuma

KESK GREVE DESTEK ÇAĞRISI YAPTI


BASINA VE KAMUOYUNA
AKP Hükümeti, 4 milyonu aşkın kamu emekçisinin ve emeklinin beklediği maaş zammı teklifini nihayet açıkladı. Geçtiğimiz pazartesi günü açıklanan teklife göre AKP hükümeti, kamu emekçilerine ve emeklilerine 2012 için yüzde 3+3, 2013 için ise yüzde 2+3 maaş zammı reva görmüştür. Hükümetin teklifi sadece komik bile sayılamayacak yüzdelik artışlardan ibarettir. Hükümet, günlerdir komisyon toplantılarında gündeme getirdiğimiz ekonomik, sosyal ve özlük sorunlara ilişkin olarak hiçbir teklif sunmamıştır. Sendikaların sunduğu yüzlerce talep görmezden gelinmiştir.
Hükümetin teklif diye sunduğu rakamlar her şeyden önce yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakarca çalışan kamu emekçilerine karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Devletin resmi rakamları bile 2012 yılının sadece ilk üç ayının enflasyonunun %3.9 olduğunu gösterirken bu tekliflekamu emekçileri ve emekliler ile açıkça alay edilmiştir.
Daha geçen ay sermeye kesimine bir kalemde milyarlarca liralık teşvik paketi sunan AKP hükümeti, sıra kamu emekçilerine gelince teklif diye “sadaka” gibi maaş zamları önermiştir.Ciddiyetten yoksun bu teklif sermayeye karşı bonkör olan hükümetin kamu emekçilerine ne kadar cimri olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Nisan ayında yapılan zamlarla devletin resmi rakamlarına göre enflasyon son 3,5 yılın rekorunu kırarak % 11’in üzerine çıkmıştır. Doğalgaza, elektriğe, akaryakıta bir yıl içerisinde toplamda % 30’u aşan zamlar yapılırken sadece gıda ürünlerine bir yıl içerisinde %13’ü aşan zamlar yapılmıştır. Bu rakamlar devletin resmi rakamlarıdır. Sokakta, pazarda, hayatın her alanında karşılaştığımız gerçek enflasyonun devletin bu resmi rakamlarının çok üzerinde olduğu açıktır.
İçinde bulunduğumuz ay ile birlikte 5 aydır maaş zammı almayan kamu emekçilerinin ve emeklilerinin kendileriyle açıkça dalga geçen, emeklerini aşağılayan bu teklifi kabul etmesi mümkün değildir.
Bilindiği üzere KESK olarak bir süredir toplu sözleşme sürecine ilişkin kamu emekçilerinin asgari taleplerini içeren bir imza kampanyası çalışması yürütüyoruz. Bugün burada toplu sözleşme masasına götürülmek üzere ilimizdeki işyerlerinden topladığımız 5700 kamu emekçisinin imzasını Ankara’ya göndermek için toplanmış bulunuyoruz. Topladığımız her imza kamu emekçilerinin gerçek iradesini yansıtmaktadır.  Altında imzamız olan bu metinlerle hükümeti ciddiyetten yoksun teklifini derhal geri çekmeye çağırıyoruz. Biz;
Çalışma yaşamını ilgilendiren bütün konuların görüşüleceği, her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme imzalayacağı ve anayasal hakkımız olan grevi teminat altına alan bir düzenleme istiyoruz.
2012 yılı için en düşük kamu emekçisi maaşının 2.145 TL’ye yükseltilmesini, bu çerçevede tüm kamu emekçilerinin maaşlarına %30 zam yapılmasını istiyoruz.  Kamuda sözleşmeli, taşeron vb. isimler altında,  farklı statülerdeki güvencesiz çalışmaya son verilmesini ve tüm çalışanların iş güvencesine kavuşturulmasını talep ediyoruz.
Her ne ad altında olursa olsun kamu çalışanlarının aldığı tüm ek ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını, maaşlarının vergi dilimi artışından etkilenmemesini istiyoruz. Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetlerin giderilerek gerçekten eşit işe eşit ücretin ödenmesini, kadın kamu emekçilerine; başta görevde yükselme ve unvan değişikliklerinde olmak üzere çalışma yaşamında uygulanan negatif ayrımcılığa, baskı ve şiddete son verilmesini talep ediyoruz. Hükümetin sendikalar ve üyeleri üzerinde çeşitli yöntemlerle uyguladığı baskıların son bulmasını, özgür örgütlenme ortamının sağlanmasını istiyoruz.
Bu talepler sadece KESK’in değil tüm kamu emekçilerinin talepleridir. Sendikaların, asgari bu taleplerimizi içermeyen herhangi bir toplu sözleşmeyi bizim adımıza imzalamasını kabul etmeyeceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.
Biz kamu emekçileri olarak bugüne kadar fazlasıyla fedakarlıkta bulunduk. Ancak karşılığında açlık sınırında yaşam mücadelesini sürdürmeye terk edildik. Her fırsatta ekonomik büyüme rakamları ile övünen hükümetten fedakarlık istemiyoruz. Bu büyümeye en çok katkısı olan kamu emekçileri olarak alın terimizin, emeğimizin karşılığını istiyoruz.

Diğer taraftan biz kamu emekçileri ve sendikalar olarak ortak bir tutum geliştirmediğimiz sürece hükümetin daha önceki dönemlerde olduğu gibi bizlere sefalet ücreti dayatmaktan, her şeyi “tek taraflı belirleyen” olmaktan vazgeçmeyeceği açıktır.

Bu nedenle bugün, bir iki saatlik iş bırakma eylemleriyle, basın açıklamalarıyla ya da mitinglerle bizimle dalga geçen teklifleri geri püskürtmemiz mümkün değildir. Bugün aileleri ile birlikte sayısı 20 milyonu bulan kamu emekçilerinin ve emeklilerin insanca bir yaşam özlemine cevap vermek için mücadeleyi yükseltme günüdür.
Bütün konfederasyonları, sendika üyesi olsun olmasın tüm kamu emekçilerini toplu sözleşme taleplerine sahip çıkmaya, kendileri ile dalga geçen hükümete en güçlü yanıtı vermek için, 23 Mayıs 2012 tarihinde grev hakkımızı kullanmaya davet ediyoruz.

                                                                                           ALİ   GÖK                                                     
                                                                                          KESK   DÖNEM  SÖZCÜSÜ                          

17 Mayıs 2012 Perşembe

SES TOPLU İŞ SÖZLEŞME TALEPLERİNİ BİLDİRDİ.


BASINA VE KAMUOYUNA

AKP Hükümeti, 4 milyonu aşkın kamu emekçisinin ve emeklinin beklediği maaş zammı teklifi nihayet açıkladı. Geçtiğimiz pazartesi günü açıklanan teklife göre AKP hükümeti kamu emekçilerine ve emeklilerine 2012 için yüzde 3+3, 2013 yılı için ise yüzde 2+3 maaş zammı reva görmüştür. Hükümetin teklifi sadece komik bile sayılamayacak yüzdelik artışlardan ibarettir. Hükümet günlerdir komisyon toplantılarında gündeme getirdiğimiz ekonomik, sosyal ve özlük sorunlara ilişkin olarak hiçbir teklif sunulmamıştır. Sendikaların sunduğu yüzlerce talep görmezden gelinmiştir.

Hükümetin teklif diye sunduğu rakamlar her şeyden önce yıllardır ülkenin dört bir yanında fedakârca çalışan kamu emekçilerine karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Devletin resmi rakamları bile 2012 yılının sadece ilk üç ayının enflasyonunun %3.9 olduğunu gösterirken, bu teklifle kamu emekçileri ve emekliler ile açıkça alay edilmiştir.

Daha geçen ay sermeye kesimine bir kalemde milyarlarca liralık teşvik paketi sunan AKP hükümeti sıra kamu emekçilerine gelince teklif diye “sadaka” gibi maaş zamları önermiştir. Ciddiyetten yoksun bu teklif sermayeye karşı bonkör olan hükümetin kamu emekçilerine ne kadar cimri olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Nisan ayında yapılan zamlarla devletin resmi rakamlarına göre enflasyon son 3,5 yılın rekorunu kırarak % 11’in üzerine çıkmıştır. Doğalgaza, elektriğe, akaryakıta bir yıl içerisinde toplamda % 30’u aşan zamlar yapılırken sadece gıda ürünlerine bir yıl içerisinde %13’ü aşan zamlar yapılmıştır. Bu rakamlar devletin resmi rakamlarıdır. Sokakta, pazarda, hayatın her alanında karşılaştığımız gerçek enflasyonun devletin bu resmi rakamlarının çok üzerinde olduğu açıktır.

İçinde bulunduğumuz ay ile birlikte 5 aydır maaş zammı almayan kamu emekçilerinin ve emeklilerinin kendileriyle açıkça dalga geçen, emeklerini aşağılayan bu teklifi kabul etmesi mümkün değildir.

Bilindiği üzere KESK olarak bir süredir toplu sözleşme sürecine ilişkin kamu emekçilerinin asgari taleplerini içeren bir imza kampanyası çalışması yürütüyoruz. Hedefimiz bir milyon imza. Sendikamız SES Manisa şubesi olarak ugün burada toplu sözleşme masasına götürülmek üzere ilimizdeki işyerlerinden topladığımız 720 kamu emekçisinin imzasını Ankara’ya göndermek için toplanmış bulunuyoruz. Topladığımız her imza kamu emekçilerinin gerçek iradesini yansıtmaktadır. Altında imzamız olan bu metinlerle hükümeti ciddiyetten yoksun teklifini derhal geri çekmeye çağırıyoruz. Biz;

Çalışma yaşamını ilgilendiren bütün konuların görüşüleceği, her sendikanın kendi üyeleri adına toplu sözleşme imzalayacağı ve anayasal hakkımız olan grevi teminat altına alan bir düzenleme istiyoruz.

2012 yılı için en düşük kamu emekçisi maaşının 2.145 TL’ye yükseltilmesini, bu çerçevede tüm kamu emekçilerinin maaşlarına %30 zam yapılmasını istiyoruz. Kamuda sözleşmeli, taşeron v.b. isimler altında, farklı statülerdeki güvencesiz çalışmaya son verilmesini ve tüm çalışanların iş güvencesine kavuşturulmasını talep ediyoruz.

Her ne ad altında olursa olsun kamu çalışanlarının aldığı tüm ek ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını, maaşlarının vergi dilimi artışından etkilenmemesini istiyoruz. Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetlerin giderilerek gerçekten eşit işe eşit ücretin ödenmesini, kadın kamu emekçilerine; başta görevde yükselme ve ünvan değişikliklerinde olmak üzere çalışma yaşamında uygulanan negatif ayrımcılığa, baskı ve şiddete son verilmesini talep ediyoruz. Hükümetin sendikalar ve üyeleri üzerinde çeşitli yöntemlerle uyguladığı baskıların son bulmasını, özgür örgütlenme ortamının sağlanmasını istiyoruz.

Bu talepler sadece KESK’in değil tüm kamu emekçilerinin talepleridir. Sendikaların, asgari bu taleplerimizi içermeyen herhangi bir toplu sözleşmeyi bizim adımıza imzalamasını kabul etmeyeceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.

Biz Kamu emekçileri olarak bugüne kadar fazlasıyla fedakârlıkta bulunduk. Ancak karşılığında açlık sınırında yaşam mücadelesini sürdürmeye terk edildik. Her fırsatta ekonomik büyüme rakamları ile övünen hükümetten fedakârlık istemiyoruz. Bu büyümeye en çok katkısı olan kamu emekçileri olarak alın terimizin, emeğimizin karşılığını istiyoruz.

Diğer taraftan biz kamu emekçileri ve sendikalar olarak ortak bir tutum geliştirmediğimiz sürece hükümetin daha önceki dönemlerde olduğu gibi bizlere sefalet ücreti dayatmaktan, her şeyi “tek taraflı belirleyen” olmaktan vazgeçmeyeceği açıktır.

Bu nedenle bugün, bir iki saatlik iş bırakma eylemleriyle, basın açıklamalarıyla ya da mitinglerle bizimle dalga geçen teklifleri geri püskürtmemiz mümkün değildir. Bugün aileleri ile birlikte sayısı 20 milyonu bulan kamu emekçilerinin ve emeklilerin insanca bir yaşam özlemine cevap vermek için mücadeleyi yükseltme günüdür. İş güvencemize, geleceğimize sahip çıkmak kamu emekçisi arkadaşlarımızdan aldığımız güçle mücadelemize devam edeceğiz.

Bütün konfederasyonları, sendika üyesi olsun olmasın tüm kamu emekçilerini toplusözleşme taleplerine sahip çıkmaya, kendileri ile dalga geçen hükümete en güçlü yanıtı vermek için, 23 Mayıs 2012 tarihinde grev hakkımızı kullanmaya davet ediyoruz.

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz


                        SES MANİSA ŞUBE YÖNETİM KURULU adına
                                  Şube Sekreteri Figen PEHLİVAN








GENEL MERKEZDEN GELEN KESK HEYETİ MANİSA BİLEŞENLERİ İLE ÖĞRETMEN EVİNDE TOPLANTI YAPTI.





KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU GENEL MERKEZDEN GELEN KESK HEYETİ İLE 16.05.2012 ÇARŞAMBA GÜNÜ MANİSA ÖĞRETMEN EVİNDE GENİŞ KATILIMLI BİR TOPLANTI YAPTI TİS SÜRECİ VE GENEL MERKEZİN ALMIŞ OLDUĞU GREV KARARINA  EN İYİ ŞEKİDE  KATILIM SAĞLANMASI İÇİN ÇALIŞMALAR YAPILMASI KARARLAŞTIRILDI.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

SES EBE VE HEMŞİRELERİN KUTLAMA DEĞİL HAKLARINI İSTİYOR



Her yıl olduğu gibi bu yıl da Mayıs’ın 2. haftası tüm dünya’da hemşirelik haftası olarak kutlanıyor. Ülkemizde de çeşitli etkinlikler düzenleniyor, seminerler yapılıyor, hemşire ve ebe meslektaşlarımıza çiçekler, fularlar dağıtılıyor. Bütün bu faaliyetler yürütülürken temel sorunlarımız görmezden geliniyor ve güneş balçıkla sıvanıyor.

Bu güne kadar her nöbet çıkışında onlarca hastaya bakmanın psikolojik ve fiziksel yorgunluğunu sabah kahvaltısı niyetine ailemize sunduk. Birçoğumuz sağlık sisteminin piyasalaşmasıyla kendini müşteri zanneden hasta ve hasta yakınlarının sözlü ve fiziksel tacizine uğradı. Hepimiz kötü çalışma koşulları ve fazla mesailer yüzünden ailemize yabancılaştık. Sağlık ekip işidir denildi, yardımcı sağlık hizmetleri sınıfında sayıldık. Piyasacı sağlık sisteminin “toplam kalite” kavramıyla kâğıtlara gömüldük, kırtasiye işinden mesleki görevimizi yapamaz olduk. Aynı işi yaptığımız halde 4/a, 4/b, 4/c, taşeron diye sınıflara ayrıldık, güvencesizleştirildik. Özel hastanelerdeki meslektaşlarımız haftada 80 saati bulan çalışma şartlarıyla köleleştirildi. 1. basamakta uygulamaya konulan aile hekimliği ile birlikte, okullar okuyarak, emek vererek kazandığımız unvanlar elimizden alınıp “aile sağlığı elemanı” olduk. Sağlıkta dönüşümle değersizleştirildik, iş yükümüz katlandı, angaryaya boğulduk. Bize iş tarifleri yapıldı, çalıştığımız bölümde uzmanlaşmamız istendi, kurslar aldık ama yeri geldiğinde “ihtiyaca binaen” klinik klinik dolaştırıldık. İşkolumuzun yarısını oluşturmamıza rağmen hala mesleki bağımsızlığımız sağlanmadı, görevimiz olmayan işler verildi. Geceleri uykusuz kaldık, kansere yakalandık, bulaşıcı ve enfeksiyon hastalıkları sonucu kimi zaman hayatımızı kaybettik. Gerek doktorlar, gerek hasta ve hasta yakınları ve gerekse meslektaşlarımız tarafından mobinge maruz kaldık. Hep vardık ama hep yok sayıldık.



Biz mesleğine, emeğine ve onuruna sahip çıkan hemşire ve ebeler olarak diyoruz ki;

• Ebe ve hemşirelik “ağır ve tehlikeli işler” kapsamına alınmalıdır.

• Gece bir saatlik çalışma iki saat sayılmalıdır.

• Başhemşire dahil tüm yöneticiler çalışanlar tarafından seçilmelidir ve yöneticilik süreli olmalıdır.

• Sağlık kuruluşlarında ücretsiz kreş açılmalıdır.

• Hastayı müşteri, çalışanı köle yapan ‘sağlıkta dönüşüm programı’ durdurulmalıdır.

• Gece çalışma meslekte artan yıl oranına göre azaltılmalıdır.

• Tüm sağlık emekçilerine fiili hizmet süresiyle erken emeklilik hakkı verilmelidir.

• Stajjer hemşirelere emeğinin karşılığı ücret olarak verilmelidir.

• Doğum izinleri ücretli hale getirilmelidir.

• Haftalık çalışma saati 35 saatle sınırlandırılmalıdır.

• Ücretsiz servis konulmalı, sosyal haklar sağlanmalıdır..

• 4/b, 4/c, taşeron çalışan tüm meslektaşlarımız kadroya alınmalıdır.

• Özel hastanelerde çalışan arkadaşlarımızın çalışma saatleri denetlenmelidir.

• Performens sistemi kaldırılmalı, temel ücret insanca yaşayacak düzeye çıkarılmalıdır.

• ILO hemşirelik antlaşması imzalanarak, gerekleri yerine getirilmelidir.



Biz ebe ve hemşireler; kutlama değil, haklarımızı istiyoruz. Bütün meslektaşlarımızı, haklarımız için, mesleğimizin onuru için, insanca yaşayabileceğimiz bir gelecek için mücadele etmeye, SES’de örgütlenmeye, SES’imize SES katmaya davet ediyoruz.



                                                                                                                      SES MANİSA ŞUBESİ









11 Mayıs 2012 Cuma

TOPLU SÖZLEŞME HEYETİNE TALEPLERİMİZ




1. Çalışma yaşamını ilgilendiren bütün konuların görüşüleceği her sendikanın kendi üyesi adına toplu sözleşme imzalayacağı ve anayasal hakkımız olan grevi teminat altına alan düenleme istiyorum.
2. 2012 yılıu için en düşük kamu emekçisi maaşının 2145 'ye yükseltilmesini bu çerçevede tüm kamu çalışanlarının iş güvencesine kavuşturulmasını istiyorum.
3. Kamuda sözleşmeli taşeron v.b farklı statülerde güvencesiz çalışmaya son verilmesini ve tüm çalışanların iş güvencesine kavuşrurulmasını istiyorum.
4. her ne ad altında olursa olsun aldığım tüm ek ödemelerin emekli aylığıma yansıtılmasını istiyorum.
5. Maaşımın vergi dilimi artışından etkilenmemesini istiyorum.
6. Ek ödemeleri düzenleyen  666 Sayılı KHH ile yaratılan ücret adeletsizliği ve maduriyetlerin giderilerek gerçekten eşit işe eşit ücret ödenmesini istiyorum.
7. Kadın kamu emekçilerine başta görevde yükselme ve ünvan değişikliklerinde o9olmak üzere çalışma yaşamında uygulanan neğatif ayrımcılığa baskı ve şiddete son verilmesini istiyorum.
8. İdarenin sendikalar ve üyeleri üzerinde çeşitli yöntemlerle uyguladığı baskıların son bulması özgür örgütlenme ortamının sağlanmasını istiyorum.
 Sendikaların asgari bu talepleri içermeyen her hangi bir toplu sözleşmeyi adıma imzalamasını istemiyorum.
   Sendikamız bu talaeplerimizi içeren imza kampanyalarını Merkez Efendi Devlet Hastanesi ile Manisa Devlet Hastanesinde devam ettirdi.

10 Mayıs 2012 Perşembe

SES MANİSA ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞINA SAHİP ÇIKACAĞIZ

Süt, her yaş grubunda beslenmede, büyük öneme sahip olan temel besin maddesidir. Bu önem çocukluk döneminde başta yaşamın ilk aylarında yaşamın kaynağı olan anne sütü olmak üzere büyüme ve gelişmenin olmazsa olmazlarındandır. Yaş grubuna ve bazı özelliklerine göre gereksinim değişmekle birlikte süt, günlük olarak herkesin tüketmesi önerilen bir besindir. Ülkemizde kişi başı süt tüketimi 2009 yılı rakamlarına göre 26 litre olarak kayda geçmiştir ve uzman kuruluşlarca yeterli olarak görülmemektedir.


Yaşamımızda bu denli önemli yer tutan sütün üretiminden tüketimine sağlıklı içerikte olması sütü tüketen nüfusun yoğunluğu ve özellikleri göz önüne alındığında üzerinde dikkatle durulması gereken kamusal bir sorumluluktur. Gıda denetiminin en önemli başlıklarından birini oluşturan süt üretimi ve tüketiminde denetim faaliyetleri, aralıksız, etkili ve eksiksiz yürütülmesi gereken çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerindendir. Bu faaliyetler veteriner halk sağlığı hizmetlerini de kapsayan bir anlayışla sürdürülmelidir.

Süt, içme aşamasına gelinmeden önce mutlaka çeşitli işlemlerden(pastörizasyon, kaynatma, sterilizasyon vb) geçirilerek mikrobiyolojik açıdan içilebilir durma getirilmesi gereken bir besindir. Sağlıklı süt, üretim, saklama/taşıma/depolama/dağıtım ve tüketim aşamalarında hijyen ve gıda güvenliği kurallarına uyulmasını gerektirir. Sütle bulaşan bir çok mikrobiyolojik etken vardır. Bu etkenlerin her biri süt alındıktan sonra farklı sürelerde hastalık oluşturmaktadırlar. Sütte mikrobiyolojik etkenler, hayvandan, sağım aletlerinden, depolanma tanklarından, imalathanelerde kullanılan kirli sulardan, sütün tüketiciye kadar ulaştırılması, saklanması, bekletilmesi ve işlemden geçirilmesi süreçlerinden kaynaklanarak hastalık yapabilmektedirler. Sütlerin tüketiciye ulaşana kadar da uygun koşullarda saklanması, tüketim süresi aşılmadan tüketilmesi gerekir.

Dikkat edilmez ise yarardan çok zarar verebilecek süt ile ilgili olarak 2 Mayıs 2012 tarihinde ülke genelinde 9 ilde(Diyarbakır, Edirne, Sivas, Adana, Antalya, Samsun, Kırıkkale, Sakarya ve Konya) yaşanan zehirlenme vakaları okul sütü projesi ile ilgili endişe verici ve dehşete düşürücü bir yönde seyir izlemektedir. Edindiğimiz bilgilere göre ilimizde de Merkez Efendi Devlet Hastanesi,_Moris Şinasi Çocuk Hastanesi, Devlet Hastanesi ve Celal Bayar TF Hastanesine yaklaşık 45 zehirlenme vakası başvurmuştur.

1. Farklı ilçelerden gelse de benzer belirtiler ile seyreden vakaların hepsinde okul sütü içilmesi öyküsünün olması okullarda dağıtılan sütleri etken olma olasılığı en güçlü faktör haline getirmektedir. Bulantı ve kusma ile seyreden belirtilere neden olan kaynak bir an önce belirlenmeli ve “salgın incelemesi sistematiği” temel yaklaşım olmalıdır. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’ndan değil Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama beklemekteyiz.

2. Belirtilere yol açan ortak faktör gibi görünen okul sütleri analizleri ve denetim süreçleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Ayrıca, sütün üretiminden, saklama, depolama, ambalajlama ve son tüketim noktaları olan okullara ulaşımına kadar her düzeyde geçirdiği işlemler belirlenmeli, ihmali olanlar ortaya çıkarılmalıdır.

3. Yetkililerin “zehirlenme değil, süte karşı hassasiyet olabilir” yaklaşımı da bilimsellikten yoksun görünmektedir. Bu tip durumlarda, sütü içen çocukların daha önce süt sonrası bu tip belirtilerinin olması beklenmektedir. Kaldı ki, dağıtım programı öncesinde bu tip olgularla karşılaşacağı öngörülerek çocuklara sorulması ve hassasiyeti olduğu belirlenen çocuklara, onlara uygun sütlerin verilmesinin programlanması gerekirdi. Ayrıca, bu denli fazla sayıda çocuğun etkilenmesi hepsinin birden hassas olduğuna ilişkin değerlendirmelere şüpheyle yaklaşılmasına yol açmaktadır.

4. Olguların ortaya çıktığı iller başta olmak üzere tüm illerde analiz ve değerlendirmeler, duyarlı ve yüksek risk altında bulunan çocuk sayısı değerlendirilmeli ve gerekiyorsa süt dağıtımının olay açıklığa kavuşuncaya ve kamuoyuna güven verici bir açıklama yapılıncaya kadar durdurulması değerlendirilmelidir.

5. Yaşanan göstermektedir ki, 32 bin 500 okulda toplam 7 milyon 200 bin öğrenciye dağıtımına başlanan proje, bu olaydan anlaşıldığı kadarıyla yeterli hazırlıklar ve denetimler yapılmadan hayata geçirilmiştir.

6. Gerekli denetim ve hazırlıklar yapılmadan hayata geçirilen projede yaşanan bugünkü durum sebebi ne olursa olsun kabul edilemez. Kanserojen bir madde olan aflatoksin düzeyleri yüksek bulunmuş süt miktarları birkaç ay önce kamuoyunda yer almışken ve bu konuda da tatmin edici bir sonuç alınamamışken yaşanan bu ikinci olay sütle ilgili endişeleri arttırmaktadır ve halkı sütten soğutma tehlikesi taşımaktadır. Bu tehlikenin önüne geçilmesi, başta çocuklar olmak üzere halkın güvenle süt tüketiminin sağlanması devletin sorumluluğundadır.

Basında yer alan bazı açıklamaları ibretle izliyoruz. Bir Vali’nin yapmış olduğu “Zehirlenme değil de arkadaşlar sanıyorum süt herhalde biraz bozuk. Bozuk süt olduğu anlaşılıyor, arkadaşlarımızın tespitleri öyle. Gıda tahlilini yapmadığımız ya da bizden habersiz dağıtım olmuş, insiyatifimiz dışında dağıtım olmuş sanıyorum. Son kullanım tarihi 26 Ağustos tarihi olan partiden kaynaklandı” açıklaması okul sütü projesinin nasıl hazırlanıp yürütüldüğünü gözler önüne sermektedir

Yavrularımızı, çocuklarımızı kimler hastalandırdıysa, onları kimler hastaneye düşürdü ise, ister kamuda ister özelde olsun tüm sorumluların belirlenmesini istiyoruz. Gerekli denetimleri yapılmadığı açık olarak görülmektedir. AKP Hükümeti, “okul sütü projesi”ni yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Zehirlenmelerin yaşandığı okullara dağıtılan bu sütleri teslim eden firmalar ve kabul süreçlerinde yer alan kamu görevlileri ile ilgili soruşturmaların ivedilikle yapılmasının yanı sıra bu konunun siyasal sorumlularını gereğini yapmaya davet ediyoruz. Geleceğimiz olan çocukların birkaç rantiyeci uğruna feda edilmesine göz yummayacağız.







SES MANİSA ŞUBE YÖNETİM KURULU adına

Şube Sekreteri Figen PEHLİVAN







4 Mayıs 2012 Cuma

TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İLE İLGİLİ ÜYELERİMİZE AÇIK MEKTUP


BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

BİZLER; “KESK” olarak 2 milyon emekçinin SES’i ve vicdanıyız. Gücümüzü emekçilerden alıyoruz

ONLAR; Her dönem değişen iktidarların yanında yer alarak her defasında gücümüzü bölerek, bizlerin hayatını daha da zorlaştıran her yasa ve karara imzalar attılar.

BİZLER; Sendika yasasının toplu sözleşmeli grevli olması için mücadelesi için alanlarda mücadele ederken

 ONLAR; Emekçilere %3 ü layık gören görüşmeci, anlaşmacı, teslimiyetçi tavırla yandaşlığı tercih ettiler
BİZLER; sözleşmeli taşeron yerine güvenceli iş istihdamı talep ederken

ONLAR; Çalışan çalışmayan memur belli olsun dediler . NOT: Dediler ama yolluk ve harcırah almak uğruna Manisa merkezden ta Kula ilçesine geçici görevle personel gönderdiler

BİZLER; Sağlık herkese ücret siz nitelikli -ulaşılabilir olması için mücadele yürütürken

ONLAR; Taşerona alınacak çalışan için referans kartları verdiler.


BİZLER; sağlık hakkı insanlık hakkıdır katkı-katılım payı olmaz derken

ONLAR; Bir hizmet veriliyorsa ücret alınmalı dediler ve (1. Basamak aile hekimliği 3 TL, Devlet hastanesi 8 TL, Üniversite/araştırma hastanesi 15 TL, Özel Hastaneler 15 Tl + %90 a varan fark)

BİZLER; Bizler KHK ve gece yarısı baskın yasalarına ( Kamu Hastane Birlikleri Yasası -4+4+4 ‘çocuk işçi çocuk gelin’ yasası) karşı sokakta devlet şiddetine rağmen direnirken.

ONLAR; Hemen niye itiraz edelim büyüklerimiz yapıyorsa iyidir,Yasalar bir çıksın iyimi kötümü bir bakalım dediler.

BİZLERİN; Genel Merkez Sendika yönetim kurulu üyelerinin ücretleri belirlenirken özellikle karar alınarak sendika görev sürecinde kişinin çalıştığı iş yerindeki normal aldığı ücret dışında ek herhangi bir ücret almazken
.
 ONLAR; Tüzüklerine koydukları madde ile en yüksek Devlet Memurunun aldığı maaşa endeksleyerek maaş almaktadırlar. Ayrıca yaptıkları toplantılarda huzur paraları adı altında paralar alarak gelir sağlamakta ve sendikada profesyonel çalışmayı ve yerlerini pekiştirmeyi tercih etmektedirler.

BİZLER; yıllardır verdiğimiz ısrarcı ve inatçı mücadelelerle emekçilerinde insanca bir yaşam hak ettiğini düşündük ve her türlü baskı, yıldırma, sürgün, tutuklamalar ve birçok bedeller ödeyerek sendikalarımızı kurduk

ONLAR; memurun sendikası mı olur diyerek verdiğimiz mücadelenin önünde yıllarca takoz oldular. Bizleri devlete karşı gelmekle suçladılar. Bu zor mücadeleler sonrasında sendikalar kurulunca koşarak devlet büyüklerinden icazet alarak sendikacı oldular

BİZLER; Sendikalarımızı hükümetlerden bağımsız, üyelerden aldığımız güçle haklı ve meşru mücadele yürüterek dünyadaki tüm emekçi sendikalarla kardeşleştirdik. Dünya ve Avrupa da ki sendikal örgütlere üye olan ve muhatap kabul edilen tek sendika konfederasyonu KESK’tir.

ONLAR; Hükümetlerden aldıkları destekten gurur duyarak ‘Yandaş olmaktan övünüyoruz’ demeç vermekle kalmayıp, başvurdukları tüm uluslar arası sendikalardan ret cevabı alıyorlar.Gerekçe ise hükümetle kurdukları organik bağlar.Bu sebeple kendilerini sendika değil ‘sivil toplum örgütü’ olarak adlandırıyorlar.











Bunlar şimdiye kadar yaşananlardı. Hak kayıplarımızın olmaması için sizleri uyarmak yine biz SES’e düştü.

Tarihinde ilk kez Ocak zammı almayıp 6 aydır hiçbir düzenleme yapmayan hükümet, çıkardığı sendika yasasıyla gerçek sendika olan SES ve KESK’in sesini kısmaya çalışıyor..

30.04.2012 Pazartesi günü Toplu İş Sözleşmesi toplantısında, Kamu İşveren Heyetini temsilen Çalışma Bakanı konuşma yapmış ardından Memur Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu çalışanların haklarını korumak yerine adeta bakanı tamamlar nitelikte bir konuşma yapmıştır. 4688 Sayılı Yasada yapılan değişiklikle toplu sözleşmelerin Memur Sen ile hükümet arasında uyum içinde geçeceği mesajını vermiştir.

KESK adına söz alan Genel Başkanımız Lami Özgen öncelikle 4688 Sayılı Yasada yapılan değişikliklerin göstermelik olduğunu, KESK’in çalışma yaşamına dair özgürlükçü ve grevli toplu sözleşme mücadelesinde ki ısrarında devam edeceğinin altını çizmiştir. 2 milyon kamu emekçisinin sesi ve vicdanı olan KESK ,yaşanan haksızlıklara karşı fiili ve meşru mücadelesini sürdüreceğini ifade etmiştir.

Konuşmaların ardından 20 dakika ara verilmiştir. Toplantı arasında Çalışma Bakanı ile Memur Sen Genel Başkanı bir odaya çekilerek baş başa toplu sözleşme görüşmelerinin gündemini ve takvimini belirlemiştir. Toplantı başladığında, iki kişinin kapalı kapılar ardında belirlemiş olduğu gündem ve görüşme takvimi bakan tarafından açıklanmıştır.

KESK bir kez daha haklı çıkarken çıkarılan “sahte sendika” yasası ile güçlenen hükümet yanlısı sendikalar geleceğimizi karartan ve bizi yoksulluk sınırındaki ücretlerle yaşamaya mahkûm edecekler. Hükümetler den bağımsız ve sadece üyesinden aldığı güçle var olan KESK’in karşısında ki hükümet yanlısı sendikalar 1 Mayıs gibi emekçilerin birlik ve dayanışma gününde bile farklı yerlerde eylemeler yaparak bizleri güçsüzleştirmeye çalışmışlardır. Emekçilerin yanında olması gerekenler Bakanla bir olup kürsüyü onlara kullandırtmıştır. Uyum içerisinde davrandıkları sendikanın kürsüsünden konuşan Bakan “ siz isteyeceksiniz biz vermeye çalışırız” diyerek haklarımızı sanki lütuf edermiş gibi sunmaya çalışmıştır.

Bizlere %2-3 zammı vermemek için uğraşanlar sıra patrona, sermaye, özel teşebbüse gelince biz emekçilerin birikimleriyle bol keseden atıyorlar. İşçilerin parasıyla işsizlik fonunu işçilere kullandırtmadan patronlara teşvik için kullandırtıyorlar. Kıdem tazminatındaki emekçilerin biriken alın teri paraları, patronların iştahını kabartıyor. Bizler haklarımız, insanca yaşayacak ücretlerimiz dedikçe onlar KESK’in karşısına anlaşacakları etkisiz sendikalar kurmaya ve büyütmeye çalışıyorlar.

Sustukça ve korktukça ve sahte sendikalara üye olup gücümüzü böldükçe kaybedeceğimiz açık. Başta iş güvencemiz olmak üzere tüm haklarımız için mücadelemizi ısrarla büyütmeliyiz. Unutmayalım ki hiçbir iktidar ve yandaşları emekçilerin örgütlü gücünden daha güçlü değildir.

Bulunduğumuz bu tarihi kavşakta başka sendikalara üye olan emekçi arkadaş, SES ve KESK bu ısrarcı ve haklı mücadelenin gönül evidir. Sizleri Eşit, özgür ve aydınlık yarınlar için azimle ve cesaretle mücadeleye ve hep birlikte kazanmaya davet ediyoruz.

SES MANİSA ŞUBESİ



1 Mayıs 2012 Salı

SES MANİSA KADIN KOMİSYONU KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE TACİZLER SONA ERİNCEYE KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEK

Değerli Basın Emekçileri
Bildiğiniz üzere Muğla'nın Fethiye İlçesi Gebeler Kaplıcası'nda yaşayan bir kadın, 2007 yılının Haziran ayında, tecavüz ve işkenceye maruz kalmıştı. Kendisine tecavüz eden 8 kişiyi teşhis etmesine ve suç duyurusunda bulunmasına rağmen uzunca bir süre sonuç alamamıştı.
Adalet Bakanlığı'na yapılan başvurunun ardından, kadın örgütlerinin de baskısıyla savcı dosyayı yeniden gündeme almış ve yaşı 18'den küçük 2 kişi hakkında "kişi hürriyetini engelleme" ve "nitelikli cinsel saldırı" suçlamasıyla dava açılmıştı. Olaydan yaklaşık 4 yıl sonra açılan davanın ilk duruşmasının görüldüğü 26 Ocak'ta ise diğer 6 zanlı dosyaya dahil edilmişti.
27 Nisan da görülen davayı izlemek üzere bizde SES Manisa şube kadın komisyonu olarak Fethiye Adliyesinin önündeydik. Bizimle beraber farklı kurum, kuruluş ve kadın örgütlerine mensup 500 aşkın kadın Fethiye adliyesinin önünde adalet aradık.
Adli Tıp Kurumu'nun mağdur kadın hakkında "toplu tecavüzden kaynaklı tramva sonrası stres bozukluğu" ve "tecavüz kalıcı hasara yol açmıştır" şeklinde raporlarına ve yapılan telefon sinyal tespitlerine rağmen 27 Nisan da görülen davada sanıklar  delil yetersizliğinden beraat ettirildi.
Sanıklar, ALİ NİYAZİ OKTAR(ilköğretim müfettişi),VAHDET KADIOĞLU(ressam), MURAT KÜLCÜOĞLU(öğretmen), VEYSEL KUŞÇUOĞLU, ve onsekiz yaşından küçük iki sanık şu anda sokakta tehlike olarak dolaşmaktadır
Beraat ettirildi diyoruz çünkü var olan rapor ve telefon sinyal tespitlerine rağmen mahkeme ve savcılık delilleri ve raporları görmezden gelerek beraat kararı verdiler.
Mağdur olan kadının yanında yer alması gereken devlet ve hukuk gene saldırganın ve suçlunun yanında saf tutmuştur. Ne yazık ki yaşadığımız bu hukuksal skandallar günbegün artan kadına yönelik şiddeti tırmandıran ve cesaretlendiren bir işlev görmektedir. Erkekler vuruyor devlet, mahkemeleri ve hukuk sistemi vasıtasıyla onları koruma altına alıyor.     
Değerli basın emekçileri bildiğiniz üzere Fethiye davasında sanıkları Fethiye barosu başkanı Mustafa gürkan savundu. Baro başkanı bu utanç davasında sanıkları savunuyor olmanın mahcubiyetini yaşayacağına, dava sonucu açıklandığında alkış yaparak ve el sallayarak adliye önünde toplanan kadınları proveke etmeye çalışmıştır. , Bir hukuk insanına yakışmayan tavır ve davranışlar sergilemiş, işgal ettiği mevkiye ne kadar uygun olduğunu gün yüzüne sermiştir. SES Manisa ŞB kadın komisyonu olarak Baro Başkanını adliye önünde sergilediği tavır ve davranışlardan dolayı nefretle kınıyoruz. 
 Değerli basın emekçileri Fethiye’ye gitmeden önce yaptığımız basın açıklamasın da Devlet mağdurun değil, sanığın yanında saf tutuyor. Sanıkları cezalandırmak yerine, tecavüz olayını meşrulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar demiştik. Maalesef dediğimizde yanılmadık. Ama bu süreç henüz bitmiş değil. Bu davanın sanıkları cezalandırılana dek yasal meşru tüm alanlarda mücadelemizi sürdürecek ve olayı unutturmayacağız. Bu ülkede Suç işleyenin, yaptığının yanına kar kaldığı anlayışı değişmek zorundadır.  Bizler kadına yönelik baskı ve şiddet ortadan silinene ve suçlular cezalandırılana dek mücadele etmeye ve sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
                                                                                                     Ayça RAMAZAN
SES Manisa Şb. Kadın Sekreteri