25 Ocak 2013 Cuma

AKP'ye Her Gün 24 Ocak AKP'ye Her Gün 24 Ocak (24 Ocak Uygulamaları Halen Devam Ediyor)



              AKP'ye Her Gün 24 Ocak                                                          (24 Ocak Uygulamaları Halen Devam Ediyor)
24 Ocak Ekonomik Kararlarının neoliberal özü 33. yılında da sermaye sahiplerini güldürmeye, emekçiler üzerinde ise sömürü ve baskıyı artırmaya devam ediyor. 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte sermaye sahiplerinin "20 yıl işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde" şeklindeki açıklamaları, yapılan askeri darbenin en önemli amaçlarından birinin sermayenin önündeki engelleri kaldırma ve ülkedeki işçi sınıfı hareketini gerileterek ülkeyi neoliberal sömürü düzenine mahkûm etmek olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyordu. Türkiye'de Süleyman Demirel'in' başbakan olduğu dönemde Başbakanlık Müsteşarı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşar Vekili Turgut Özal tarafından 1980 yılında hazırlanan (ya da hazırlatılan) ve kamuoyunda '24 Ocak Ekonomik Kararları' olarak bilinen ekonomik kararlar ise, ülke ekonomisinin liberalizasyonu açısından önemli bir mihenk taşı oluşturdu. Üstünden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye'deki emekçiler tarafından asla unutulacağa benzemeyen bu kararlar, günümüze dek uzanan acımasız emek sömürüsünün Türkiye'ye adeta kurumsal olarak yerleştirilmesi işlevini gördü.

                        KRİZE ÇÖZÜM: NEOLİBERAL SÖMÜRÜ
24 Ocak ekonomik kararlarının Türkiye'ye dikte edilmesi sürecini, dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerden bağımsız olarak incelemek yanlış olur. Kapitalizmin altın çağı olarak nitelendirilen 1945-70 yıllarından sonraki dönemde kapitalizm ciddi bir bunalım içine girdi. 1973 ve 1979 yılları arasında yaşanan petrol krizleri, yüksek enflasyon ve işsizlik dünyayı kasıp kavurduğu yıllar oalrak tarihteki yerini aldı. Sermaye sahipleri ise çözümü sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşımını sağlayacak, ülkelerin gümrük duvarlarını aşındıracak, üretim yapısını değiştirecek ve emekçilerin kazanılmış haklarını budayacak  neoliberal ekonomi politikalarının ülkelere dayatılmasında gördü.

                        12 EYLÜL OLMASA UYGULANAMAZDI
Bugün bile sermayenin önde gelen isimleri tarafından "Türkiye'nin büyümesinin önünü açan kararlar" olarak birçok platformda dile getirilen 24 Ocak Ekonomik Kararları, açıkladığı dönemde ciddi bir toplumsal muhalefetle karşı karşıya kaldı. Süleyman Demirel tarafından meclise getirilen ve ekonominin liberalizasyonunu içeren bu kararlar meclis tarafından onaylanmasına rağmen, yaşanan siyasi istikrarsızlık nedeniyle meclisin yeni oturumlar yapamaması nedeniyle kararın ilgili maddelerine ilişkin yapılması planlanan düzenlemeler Meclis gündemine bir türlü getirilemiyordu. Ayrıca, "toplumsal uyanışın ekonomik gelişmeyi aştığı" o günlerin Türkiye'sinde emek örgütlerinin ve sosyalist siyasi hareketlerin Türkiye ekonomisini emperyalizme daha da teslim etme amacına sahip olan kararları kabul etmesi beklenemezdi. 'Netekim', Kenan Evren'in 1991 yılında Milliyet Gazetesine verdiği demeç de aslında 12 Eylül askeri darbesinin temel amacını ortaya koyar nitelikteydi: "Eğer 24 Ocak kararları denen kararların arkasından, 12 Eylül dönemi gelmemiş olsaydı, o tedbirlerin fiyaskoyla sonuçlanacağından hiç şüphem yoktu. Böyle sıkı bir askeri rejim sayesinde o tedbirler meyvesini vermiştir."

                             AKP'NİN SİSTEMİ 24 OCAK DÜZENİ
1980'de gerçekleşen askeri darbeden bugüne ise 24 Ocak Kararları madde olarak geçerliğini koruyamasa da, kararların neoliberal özü Türkiye'de kurumsallaşan bir yapı aldı. Kasım 2002 yılında iktidara gelen AKP, Türkiye'de neoliberal politikaların en hızlı yürütücü iktidarı oldu. AKP'nin 10 yıllık iktidarında kamu kurumlarının büyük bölümü 56 milyar dolara satıldı. Tarıma verilen destek azaldı, tarımın milli gelirdeki payı yüzde 8'lere kadar düştü. Dış ticaret önündeki engeller ülke aleyhine düzenlemelerle kaldırıldı. dış ticaretteki açık genişledi. Emek güçleri üzerindeki devlet baskısı arttı, emekçilerin alım gücü sürekli olarak düşüş gösterdi. Emekçiler esnek-güvencesiz çalışmaya itildi. Kamusal bir hak olan eğitim ve sağlık alanı sermayeye devredildi, yurttaşların hakları sermayenin insafına bırakıldı.



                              24 Ocak Kararları neyi getirdi?

*Türk lirasında yüzde  32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidildi.
*Devletin ekonomideki payını küçültücü adımlar atılmış, KİT'lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırıldı.
*Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırıldı.
*Dış ticaret serbestleştirildi. Yabancı sermaye yatırımları teşvik edildi. Kâr transferlerine kolaylık sağlandı.
*Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri desteklendi.
*İthalat kademeli olarak libere edildi. İhracat; vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edildi.

Biz emekçilerin alın teriyle yaratığı tüm değerleri yağmalayan ve örgütlü gücünü parçalayarak esnek, taşeron ve iş güvencesiz çalışma esaslarını koyan  zihniyeti emekçilerin sömürülmesi olan bu kararlar 12 Eylül askeri yapısının hazırlayan ekonomik gerekçelerdir.Dünyanın %99 olan tüm ezilenler, emekçiler ve yoksullar buğünde %1 için çalıştırılmakta, savaştırılmakta, iş cinayetleriyle hayatını kaybetmektedir.Bizler artık 24 Ocak Kararlarını ve dünyayı savaş alanına çeviren bu sömürü sisteminin maskesini düşürmek için tarih sahnesindeyiz.
Tüm dünyayı ekolojik olarak, insane hakları olarak emeğin sömürülmesi açısından bir felakete sürükleyen bu kararları ve neo- liberal politikaları kbul etmemiz düşünülemez.Binlerce insanın işkenceden geçirilmesi, ölümlere mahkum edilmesine ve ülkenin ABD dahil tüm eğemenlerin sömürüsüne teslim eden 24 Ocak kararlarını ve hazırlatıcısı  olan askeri darbeleri kınıyor ve emeğin özgürleşeceği günleri birlikte mücadele ederek yakalayacağımıza inanıyoruz.
                                                                        SES Manisa şube Yönetim Kurulu Adına
                                                                                           Şube Mali Sekreteri
                                                                                           Metin KAYGISIZ

24 Ocak 2013 Perşembe

AVUKATLARA YAPILAN SALDIRILARI KINIYORUZ



Toplumsal Muhalefeti ve Savunma Hakkını Hedef Alan Operasyonu Kınıyoruz!
Halkın özgürlük alanını gittikçe daraltan, haklarını yok sayan AKP iktidarı tüm ülkeyi açık hava cezaevine dönüştürme yolunda ciddi adımlar atmaya devam etmektedir. Gittikçe daha da belirginleşen bu karanlık tablo içinde toplumun tüm muhalif kesimlerini hedef alan baskılara her gün bir yenisi eklenmektedir.
Son olarak önceki gün sabah 04.00’te, adeta düşman bir ülkenin topraklarına operasyon düzenlenircesine helikopter desteği ile başlatılan operasyonla onlarca adrese baskınlar düzenlenmiş başta Ankara, İzmir ve İstanbul olmak üzere 7 kentte aralarında bağlı sendikamız Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube üyeleri Zeynep Yılmaz ve Serap Dursun’un da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır.
“Operasyon” kapsamında baskın yapılan yerler arasında Çağdaş Hukukçular Derneğinin (ÇHD) Genel Merkezi ve İstanbul şubesi ile Halkın Hukuk Bürosu da bulunmaktadır. Edindiğimiz bilgiye göre evleri ve büroları da basılan avukatlardan 15’i gözaltına alınmıştır. Ayrıca Konfederasyonumuzun avukatlık hizmetlerini de yerine getiren Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın yurt dışında olduğu bilindiği halde, Türkiye’ye gelmesine fırsat verilmeden hakkında yakalama kararı çıkarılmıştır. İdil Kültür Merkezi ve Yürüyüş dergisi bürolarının da basıldığı operasyonda özellikle son dönmelerde üzerlerindeki baskı yoğunlaştırılan Grup Yorum’un elemanları da gözaltına alınmıştır.
Tamamen hukuksuz bir şekilde yapılan operasyon ileri demokrasi nutukları atan AKP’nin kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimleri hedef tahtasına koymakla kalmayıp toplumsal muhalefetin savunma hakkını da bertaraf etmeyi amaçladığını göstermektedir. Diğer taraftan onlarca avukat hala cezaevinde iken ÇHD gibi Türkiye’nin en köklü hukuk kurumlarından birisinin keyfi bir şekilde aramaya tabi tutulması hukukun tamamen ayaklar altına alındığını göstermektedir. Avukatların dahi hukuk güvenliğinin olmadığı bu ülkede, vatandaşların hak ve özgürlüklerinden bahsedilemeyeceği açıktır.
Onlarca yöneticisi ve üyesi demir parmaklıklar ardına konularak emek ve demokrasi mücadelesi baskılanmaya çalışılan bir konfederasyon olarak, AKP iktidarının artık rutin hale gelen, ancak faşizmin egemen olduğu ülkelerde yaşananlarla kıyaslanabilecek, baskı ve şiddet politikalarının devamı olan operasyonu kınıyoruz.
KESK,  bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumsal muhalefete gözdağı vermeyi hedefleyen baskı ve kuşatma operasyonuna sesiz kalmayacaktır. Gittikçe azgınlaşarak çığırından çıkan hukuksuzluğa, baskılara karşı tek yol emek ve demokrasi mücadelesinin ortaklaştırılarak daha da büyültülmesinden geçmektedir.
Başta bağlı sendikalarımızın üyeleri ve avukatlar olmak üzere gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması için tüm emek ve demokrasi güçlerini temel hak ve özgürlüklerimizi yok etmeyi hedefleyen saldırılar karşısında sesini yükseltemeye davet ediyoruz.
SERPİL DENİZ
DÖNEM SÖZCÜSÜ
KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU ADINA

20 Ocak 2013 Pazar

SURİYE’YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR!

ABD EMPERYALİZMİNİN TAŞERONU OLMAYACAĞIZ!  SURİYE’YE EMPERYALİST MÜDAHALEYE HAYIR!
ORTADOĞU’NUN GELECEĞİNE HALKLAR KARAR VERSİN!
Türkiye'nin dört bir yanında özgür, demokratik, eşitlikçi ve tam bağımsız bir Türkiye için sokağa çıkanlar MERHABA;
Ya Hep Beraber, Ya hiç Birimiz diyerek omuz omuza, yan yana yola çıktığımız yol arkadaşlarımız, MERHABA;
Ülkesine, özgürlüğüne, geleceğine sahip çıkan gençler MERHABA,
Bugün, emperyalistlere, işbirlikçilerine köle olmayacağımızı haykırmaya geldik.
Bugün üsleriyle, savaş uçaklarıyla, ölüm füzeleriyle gelenlere bir kez daha Emperyalizme Geçit Yok demeye geldik!
6. Filo’yu denize dökenlerin, Commer`in arabasını ateşe verenlerin anti-emperyalist kavgası devam ediyor demeye geldik.
Dostlar;
NATO askerlerini ülkemizde ağırlamaktan onur duyanlar, “NATO'ya ve Patriot füzelerine hayır!” diyenlerin sesinin duyulmaması için elinden geleni yaptı.
Gaziantep'te gerçekleşecek bölgesel miting, Başbakan'ın 'düğün ziyareti' bahanesiyle Valilik tarafından yasaklandı.
'Bu topraklar NATO toprağıdır' diyen Başbakan'a sahip olan iktidarın bu yasaklama kararında elbette şaşıracak bir şey yok.
Onlar kendilerine yakışanı yaptı!
Bizler de elbette yasağa ve baskılara rağmen bugün kendimize, tarihimize yakışanı yapıyoruz. 
Gaziantep'de ve ülkenin bütün sokaklarından bugün “Emperyalizmin Taşeronluğuna ve Patriot Füzelerine HAYIR!” sesi yükseliyor.
Bu sesi önümüzdeki günlerde de yükseltemeye devam edeceğiz.
Çünkü biz, ABD taşeronluğuna Hayır diyoruz!
Çünkü biz, emperyalizmin güdümünde komşularımızla savaşa sürüklenmeye Hayır diyoruz!
Çünkü biz, Amerikan bombalarına, NATO üslerine, emperyalizmin hegemonyasına Hayır diyoruz!
Ve buradan ilan ediyoruz, ey Başbakan bu memleket eninde sonunda NATO’yu bu topraklardan söküp atacaktır!
Çünkü bu ülkede yalnızca emperyalizme uşaklıkla onur duyan iktidar sahipleri yok!
Bu ülkenin diz çökmeyen, baş eğmeyen onurlu milyonları var! Bugün alanlardan yükselen onların sesidir.
Bu sese kulak verin.
Yoksa ülkemizi içine sürüklediğiniz bu batakta önce siz boğulacaksınız!
Emperyalizmin ekonomik, siyasi ve askeri çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme, tarihi kanlı savaşlardan, yer altı ve yerüstü kaynaklarında egemenlik, sömürü ve gözyaşlarından ibaret olan işgal politikaları, bir kez daha halkların geleceklerini ve bir arada yaşam umutlarını yok etmektedir.
ABD hegemonyasında gelişen müdahale nasıl ki önce “demokrasi yerleştirme” yalanlarıyla geldiyse, AKP’nin işbirlikçiliği de “Suriye’de baskıcı ve otoriter düzene karşı Suriye halklarının yanında olduğu” yalanlarıyla örülmüştür. Bu yalanların arkasındaki gerçek ise ABD’nin emperyalist politikalarının son halkası Suriye’de yaşanan yıkımdır.
Bu yıkım, Suriye halklarının kendi özgür iradeleri ve öz güçleri ile yürütecekleri demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesine yönelik bir müdahaledir.
Bu yıkım aynı zamanda gerici iç çatışma dinamiklerini ülkemize de taşıyan AKP hükümetinin Türkiye’de halklar arasında kardeşliğe, bir arada yaşam umutlarına karşı da gelişen bir müdahaledir.
Suriye’nin kaderinin Suriye halklarının elinden alınmaya çalışıldığı, Suriye’nin geleceğinin iç savaşla karartıldığı bu dönemde bizler biliyoruz ki AKP’nin kendine biçtiği misyon “bölgesel aktörlük” adı altında daha fazla işbirlikçiliktir.
Suriye’de etnik ve mezhepsel çatışmaları dinamitleyen silahlı çeteleri desteklemekten, kardeş halklarla savaşı ve düşmanlığı körüklemekten geri durmayan AKP, şimdi ülkemizi NATO’nun askeri yığınağı haline getirerek işgalin merkez üssü olmayı hedeflemektedir.
Askeri eğitim kampları, istihbarat büroları, Kürecik’te Füze Kalkanı Radar Sistemi ve NATO karargâhlarının ardından bu kez ülkemizde Gaziantep, Adana ve Maraş’a yerleştirilmek üzere Patriot füzeleri konuşlandırılmaktadır.
Sözde güvenlik kaygılarıyla Ortadoğu halklarının üzerine yağacak bombalara kucak açan AKP, memleketin dört bir yanını üslerle, NATO askerleriyle, ölüm füzeleriyle doldurmaktadır.
Ölüm füzelerini “halkı koruyacak” masallarıyla ülkemize yerleştirenlere soruyoruz?
Kimi kimden koruyorsunuz?
Halkları savaşa sürükleyen, halkların üzerine bombalar yağdıran ABD ve NATO’dur. ABD ve NATO’nun işbirlikçisi ise sizlersiniz.
Bizler anti-emperyalist emek ve demokrasi güçleri olarak;  
Ülkemizin NATO üsleriyle ve ABD’nin kanlı savaşa hazırlık yaptığı askeri üsleriyle kuşatılmasına;
Emperyalizmin Ortadoğu maşası haline getirilerek komşularıyla savaştırılmasına; kanlı tarihe ortaklık edecek bir ülkeye dönüştürülmesine asla ve asla izin vermeyeceğiz.
Ortadoğu halklarının geleceğini ellerinden alan ve yaşadığımız toprakları ABD emperyalizminin kirli üssü haline getirenlere yanıtımız her zaman eşit, özgür, demokratik ve bağımsız bir ülke olacaktır.
Şimdi, bölgesel güç olma hevesiyle yanıp tutuşan, ülkemizi emperyalizmin askeri üssüne dönüştürmeye çalışan AKP hükümetine dur deme zamanıdır!
Şimdi, savaş çığlıkları atanlara karşı, halkların geleceğine kendilerinin karar vermesi için, halkların kardeşliğinin bu topraklardan sökülüp atılmaması için sorumluluk alma zamanıdır!
Sesimizi hep birlikte büyütelim,
İşbirlikçilere, emperyalizmin taşeronlarına, bu ülke topraklarını NATO toprakları sananlara; emperyalizmin kalkanı olmayı görev sayanlara karşı mücadeleyi hep birlikte yükseltelim.
Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Halkların Kardeşliği!
SERPİL DENİZ
KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU ADINA


16 Ocak 2013 Çarşamba

ÜREME SAĞLIĞI YASA TASARISI GERİ ÇEKİLMELİDİR.



                                                          BASINA VE KAMUOYUNA
Kadın cinayetleri ve intiharlarına, tecavüzlerine her gün yenileri eklenirken, AKP hükümeti ‘üreme sağlığı yasa tasarısı’ adı altında hazırladığı yasayla kadın bedeni üzerinde kurmaya çalıştığı baskı ve kontrolü artırmaya çalışmaktadır.  Bu tasarıyla yasaklanmaya çalışılan kürtaj, kadını horlayan, küçük gören, suçlu gösteren, tıbbi öykülerle dolu köşe yazılarıyla da desteklenmektedir.
Kürtaj ile ilgili bu yazıların yasağa hizmet etme amacıyla hükümet yetkilileri tarafından kullanılması, peşinden “Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı”nın gündemleşmesi oldukça düşündürücüdür.
Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere Hükümetin erkek kurmaylarının kürtaj, sezaryen ve doğuma ilişkin yaptığı değerlendirmelere baktığımızda bir yandan sermayenin ihtiyaçlarına ve siyasi amaçlarına uygun bir nüfus yaratma hedefleyen, öte yandan kadını tahakküm altına alan, eril bir dil ve zihniyetin hâkim olduğunu görürüz. Binlerce yıldır kadın üzerindeki iktidarcı erkek egemen zihniyet, bugün de “kürtaj” vesilesiyle önümüze çıkmaktadır.
Bu olaylar, toplumdaki eril anlayışın, kürtajı yapan hekim kadın da olsa, kadınlara bile nasıl nüfuz ettiğinin de göstergesidir. İktidar kürtaj konusunda ‘tecavüze uğrayan kadın doğursun, devlet bakar’ açıklamasıyla da tecavüzü normalleştiren bir toplumsal algı oluşturmaktadır.
Uluslararası İnsan hakları sözleşmesinde çok sayıda bağlayıcı kararla güvence altına alınan kadın haklarına rağmen, kürtaja erişim hakkı kısıtlanmaya ve engellenmeye çalışılmaktadır. Bu, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ihlali anlamına gelmektedir.
Kadına yönelik sağlık hizmetinde asli öğe olan ebe ve hemşireler “aile sağlığı elemanı” adı altında işlevsizleştirilip, değersizleştirilmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaları ile kimliksizleştirilip polikliniğe hapsedilen ebe ve hemşireler, hem kendilerine hem kadınlara hem de kadına yönelik koruyucu sağlık hizmetlerine yabancılaştırılmışlardır.
Yıllardır bu anlayışı dayatan hükümetler sağlık emekçilerini ve örgütlerini görmezden gelmiş, kendi politikaları doğrultusunda hareket etmediği için hedef haline getirerek, her türlü şiddeti reva görmüştür. Ne yazık ki sermaye yanlısı politikalar, halkın sağlık algısında ve bilincinde de çarpıklıklara neden olmuştur. Algı ve bilinçte yaratılmak istenen bu çarpıtılma kadına daralmış üreme sağlığı tasarı ve uygulamaları daha da inceltilmiş ve rafine edilmiş şekilde karşımıza çıkmaktadır. Kadın dostu görünen bu politikalar, gerçekte kadın bedeni ve kimliği üzerinde tahakküm ilişkilerin derinleştirilmesidir.
Kürtajı yasaklamayı hedefleyen tartışmalara son verilmeli ve “Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı” geri çekilmelidir. Bu konuda meslek örgütü olan TTB’ne de ciddi görev düşmektedir. Başta kadın bedeni üzerindeki söz hakkının kadının kendisi olduğunu gören bir yerde duyarlı davranmalı, adı geçen hekimler hakkında ilgili kurullarını işletmelidir.
Biz sağlık emekçileri olarak, sağlık hizmetine bir iş, insana performans puanı ve bedenine makine olarak bakan anlayışa teslim olmayacağız. İnsani, vicdani ve etik değerlere sahip çıkacağız, hem sağlık hem de kadın örgütleri olarak dün olduğu gibi bugünde, kadından, halktan ve sağlık emekçilerinden yana tutum almaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz.
SES Manisa Şube Kadın Komisyonu olarak,  kadınlardan yana, eril anlayışın egemenliğine karşı, mücadelemizi sürdüreceğimizi, duyarlı her türlü çabayı önemsiyor ve destekliyoruz. Kamuoyunu sağlık hakkına sahip çıkması konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.       
    
          AYÇA RAMAZAN
                                                                        SES Manisa Şube 
                                                                        Kadın Sekreteri