26 Ekim 2013 Cumartesi

SES YÖNETİMİ KAMU HASTANELER BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ İLE GÖRÜŞTÜ

SES Yönetimi olarak KHB Genel Sekreterliği ile 23.10.2013 Çarşamba günü bir görüşme gerçekleştirdik.Komisyonlarımızın hazırlamış olduğu Ruh Sağlığı Hastanesi Rotasyon sorunları ve Turgutlu ve Akhisar ilçelerinde, üyelerimize yönelik sendikamızdan istifaya zorladıkları ,baskı,şiddet uyguladıkları  tespit edilen hastane yöneticileri  ile ilgili gereğinin yapılmasını KHB Genel Sekreterliğine sunduk.

24 Ekim 2013 Perşembe

BAYRAM TATİLİNDE İLAVE ÜCRET KIYAĞI


   ÖZEL VE VAKIF HASTANELERİNE 
  BAYRAM HEDİYESİ!


12 Ekim 2013 tarih ve 28793 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 1013/5385 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ” Vakıf Üniversiteleri dahil, ayırımsız tüm özel hastanelere Sağlık Hizmeti sunumundan Sosyal Güvenlik Kurumu fiyatları üzerinden % 200 oranında (iki katına kadar) ilave ücret alınması” hakkı verildi. Yapılan bu düzenleme ile AKP İktidarının bayram tatilinde yine büyük sermayedarlara bir bayram hediyesi gibi değerlendirmekteyiz.

Sağlık Bakanlığı yakın zamanda Sosyal Güvenlik Kurumu’nca sağlık hizmet sunucularına sağlık hizmeti için yapılan ödemenin % 81 den, % 76 ya düştüğünü açıklamıştı. Bu aslında son yıllarda azalan ödeme kadar (% 5) hizmet alanların katkı-katılım payı ve ilave ücret ödediğini göstermektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin “Tam Gün Yasası”nı iptal etmesi sonrasında da Üniversite Hastaneleri’nden alınacak Öğretim Üyesi Hizmeti için; muayenelerde 45-68 TL, ameliyat ve girişimler için de bir defada Asgari Ücretin İki Katını geçmemek üzere ilave ücret alınması düzenlemesi ile bir ilave ücret daha getirilmişti.

Şimdi de, bayramdan hemen önce, yangından mal kaçırırcasına, Vakıf Üniversiteleri ve özel hastanelerin alabileceği ilave ücret, A gurubu hastaneler için en çok % 90 iken, ayırımsız tüm özel hastanelere Sağlık Hizmeti için iki katına çıkarılmaktadır.Bizler yıllardır bu hukuksuz uygulamaları yaşayarak görüyoruz.KHK ile kamu oyundan hatta parlamentodan kaçırılarak milyonların hayatını ilgilendiren düzenlemelerin aynısı yapılmıştır.Kamu Hastane Birliklerini uygulamaya bir gecede koyanlar, Danıştay’ın durdurmasına rağmen Kamu- özel ortaklığında ısrar ederek sağlığı tamamen özelleştirip,zenginler için dikensiz gül bahçesi yaratma telaşındadırlar. 

Ödediğimiz vergilerle zenginlere yeni kar alanları açılırken, bir kamu hizmeti olan Sağlığı Devlet eliyle yürütmesi gerekenler yıllarca bütçeden buraya hiçbir kaynak ayırmayarak sağlık sorununu kangrenleştirdiler.Böylece özelleştir, güzelleştir felsefesini halka daha kolay kabul ettirmek için devlete ayrılmayan paralar ayakları alışsın diyerek ilk önce özel hastaneler aktarıldı.Daha sonrasında Sağlıkta reform yapıyoruz diye bu sorunu bilinçli yaratanlar çözmek için sağlığın özelleştirmesinin taşlarını yavaş yavaş dizdiler.Halka şirin gelen söylemlerle sağlığı bir hak olmaktan çıkarıp, harcamaları artırarak hekime ulaşımı kolaylaştırarak kalıcı çözüme yönelik değil de devletin yetkisini özele açmak için kullandılar.Önce Aile hekimliği ayağıyla ilk basamağı özelleştirip, daha sonrasında Kamu Hastane birlikleriyle başlarına CEO’lar atayarak bunları birer şirkete, karlarına göre sınıflandırılan holdinglere dönüştürdüler.Daha sonrasında Sağlık bakanlığına bir özel hastane zinciri sahibini atayarak bu konuda ki tercihlerini net olarak ifade etmiş oldular.hastaneler birer ticaret haneye dönüştürülürken, halkımızda SGK’nın ‘Temel Teminat Paketi’ ödemeleri dışında ek ödemeler ve ek sigortalar yaptırmaya mecbur  bırakılması planlanmaktadır. Sistematik hastalığı olanlar(kanser, şeker has.v.b.) bu uygulamalarla kar zarar hesabı yapılarak değerlendirilecek ve maliyetli bulunursa ödemeler yapılmayıp, kişi kaderine terk edilecektir.Her geçen gün cepten ödemeler artarak, dünyadaki en iştah kabartıcı alan olan sağlıktaki soygun hükümet eliyle organize edilecektir. İşte bu uygulamada görüleceği gibi’ halkımız için hizmet veriyoruz ‘aldatmacasının cilalarının döküldüğünü ispatıdır.Böylelikle Sağlık hizmeti için yapılacak ödemelere bir yenisini daha  eklemekte, hizmet alanlara; “paran yoksa sağlık hizmeti alma” anlamına gelmektedir.

 Sendikamız SES, yapılan bu düzenlemelerle, katkı, katılım ve ilave ücretlerinin kaldırılmasını, bunun yarine; parasız, nitelikli, ulaşılabilir ve anadilde sağlık hizmetinden yanadır. Ödenen vergilerle sağlık hizmeti verilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, bunun mücadelesini de vermektedir.Kamu hizmeti olması ve devlet eliyle verilmesi gereken sağlık ve eğitim hizmetleri şimdilerde kurulmak istenen  kamu- özel ortaklıklarıyla toprakları, cihazları ve devletin verdiği %70 doluluk garantileriyle özel işletmelere dönüştürülmesi planlanmaktadır.Gasp edilmeye çalışılan haklarımız ve geleceğimiz, hatta cebimizdeki paraya dahi göz koyanlara karşı  Mücadelemizde kararlı olduğumuzu, başta sağlık emekçileri olmak üzere, tüm emekçileri ve hizmet alan halkımızı bizimle parasız sağlık mücadelesine çağırıyoruz.

                                                                            Serpil DENİZ

                                                                      SES Manisa Şube Bşk.

     

 

.

 

 

2 Ekim 2013 Çarşamba

KREŞ HAKKIMIZI İSTİYORUZ


 BASINA VE KAMUOYUNA                                                        28/09/2013

Yaşamın her alanında eşitlik, çocuk bakımında ortak sorumluluk diyor ve çocukların yaşadığı her yerde, her çocuğa uygun kreş istiyoruz…

 Aylardır basında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın farklı bakanlıklarla birlikte kreş ve ebeveyn haklarını düzenleyen bir paket üzerinde çalıştıkları haberleri gündeme gelmektedir.

Söz konusu paketle ilgili haberler "Çalışan anneye kreş yardımı", "Devlet çalışan kadına 300 TL kreş yardımı verecek", “çocuk sayısına göre kademeli emeklilik”, “doğum yapan memura yarı zamanlı çalışma” gibi başlıklarla basında yer buluyor.

Yıllardır KESK olarak kreş ve ebeveyn haklarına ilişkin taleplerimizle yürüttüğümüz mücadelenin iktidar tarafından gündeme alınıyor olmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek isterdik. Ancak yine basına yansıyan haberlere baktığımızda bu hazırlıkların asıl amacının emekçilerin taleplerini karşılamak olmadığı gün gibi ortadadır.

Başbakan “her aileye en az üç çocuk” talimatı ile kadınların doğurganlığını denetlemeyi ve “esnek çalışma” ile kadın istihdamını artırmayı hedeflemektedir. AKP hükümeti bir taşla iki kuş vurarak, kadının hem bedenini hem de emeğini daha fazla sömürüye açmanın olanaklarını yaratmayı hedefliyor.

Oysa kreş ve çocuk bakım hizmeti bir lütuf ya da yardım değil, temel sosyal haklardır. Hükümet kreşler ile ilgili bir düzenleme yapacaksa öncelikle kamuda var olan kreşleri kapatmaktan vazgeçmelidir.

Hükümetin izlediği neo-liberal iktisadi politikalar nedeniyle, kamu kurumları ve yerel yönetimlere ait kreşler kapatılmakta ya da hızla özel sektöre devredilmekte ve ücretleri sürekli arttırılmaktadır. Özel sektöre ait kreşler ise, piyasa koşullarına terk edilmiş bir işletme gibi ele alınmaktadır

657 sayılı kanunun 191. Maddesinde “Devlet Memurları için lüzum ve ihtiyaç görülen yerlerde çocuk bakımevi ve sosyal tesisler kurulabilir” denilmektedir. Buna rağmen kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların çocukları için açılan kreş ve gündüz bakımevlerinin sayısı bugün sadece ve sadece 130’dur

Son olarak, 21.01.2013 tarihinde Maliye Bakanlığı’nın yayınladığı “Kamu Sosyal Tesislerine İlişkin Tebliğ’” ile kreşlere kamu bütçesinden harcama yapılması yasaklanmış, bu tebliğe dayanarak birçok kamu kurumundaki kreş kapatılmıştır.

4+4+4 Modeliyle birlikte okul öncesi eğitime büyük bir darbe vurulmuştur.

Eğitimde okullaşma oranları ülke genelinde toplam %25 oranında düşerek,

5 yıl öncesinin rakamlarına geri dönülmüştür.

 

Bu gerçeklerden hareketle diyoruz ki;

Öncelikle çocuk bakımı sadece kadınların değil ebeveynlerin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle kreş ve ebeveyn haklarının düzenlenmesine ilişkin tartışmaların yalnızca kadınlar üzerinden yürütülmesine itiraz ediyoruz.


* Çocuk bakım ve eğitim hizmetleri tüm ebeveyn ve çocuklar için bir haktır ve hükümet bu hakkın sağlanması için gereğini yapmalıdır.

* Mahalle kreşleri, işyeri kreşleri, Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kreşleri gibi birçok kreş modeli var olmalı, çocuklarını nasıl bir kreşe göndereceklerinin tercihi ebeveyne bırakılmalıdır. 

* Kreşler,  kolay ulaşılabilir, ücretsiz, anadilinde, nitelikli ve özellikle vardiyalı çalışanların çocukları için 24 saat açık olmalıdır. 

* Bakım hizmeti veren kurumlarda hem kadın, hem erkek çalıştırılmalıdır. Çalışanlar, çocuk gelişimi ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi almış olmalı ve her türlü ayrımcılık pratiğinden ve söylemlerinden uzak durmalıdırlar.

* Eğer ebeveyn dışarıda çalışıyorsa, çalışma düzenine uygun olarak ve çalışma biçimi gözetilmeden işyerinde çalışan herkes için emzirme odası ve bakım hizmeti olanağı sağlanmalıdır. 

* İşyerlerinde emzirme odası ve çocuk bakım hizmeti verilmesi zorunluluğu kadın çalışan sayısı üzerinden değil, toplam çalışan sayısı üzerinden uygulanmalıdır. 

* Özellikle ebeveynin evde ya da dışarıda tam gün çalıştığı bir düzende, kreş hizmeti vermenin yanı sıra, 4+4+4 sistemi nedeniyle yarım gün okula giden ilköğretim öğrencilerinin gün içinde ders çalışıp, sosyalleşebilecekleri merkezler oluşturulmalıdır.

* Kreşlerin denetim ilkelerinin belirlendiği bir yönerge çıkarılmalıdır ve kreş denetimleri ebeveynlerin de içinde bulunacağı, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı çalışan sosyal çalışmacılar ve ilgili uzmanlar ile STK’lardan oluşan bir kurul tarafından belirli sürelerde yapılmalıdır.

* Kreşlerle ilgili yönetmelik ve esaslar net ve uluslararası standartlara uygun olmalı, kreş politikaları var olan iktidara göre şekillenmemelidir.

* Yerel yönetimlerin ve Kooperatiflerin kreş açabilmeleri için ilgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

                                                              MELEK VAROL

                                          EĞİTİM SEN  SES KADIN SEKRETERİ

                     MANİSA KESK ŞUBELER PLATFORMU ADINA

                                          

13 Eylül 2013 Cuma

BASKILARA , SALDIRILARA VE ÖLÜMLERE KARŞI DİRENECEĞİZ.


Manisa Emek Ve Demokrasi Platformu Olarak AKP Hükümetinin Son Günlerde Ülkede Uygulamaya Başladığı Şiddeti Ve Terörü Kınıyoruz! Şiddet Can Almaya Devam Ediyor! Artık Kana Doymuyor! Artık Yeter Diyoruz!

Haziran ayında Gezi Parkında başlayan ve tüm Türkiye’ye yayılan geniş halk kesimlerinin özgürlük, eşitlik ve adalet talepleri AKP’nin polisi tarafından her türlü baskı ve şiddet uygulanarak sindirilmeye çalışılıyor. Son olarak ODTÜ’den yol geçirilmesi ve ağaçların kesilmesine karşı mahalle sakinlerinin ve öğrencilerin yaptıkları protestolara karşı uygulanan polis şiddeti, Tuzluçayır semtinde yapılmak istenen Cami-Cemevi-Aşevi projesine karşı halkın gösterdiği tepkiye uygulanan şiddetle iyice tırmandırılmaktadır.

Asimile etme politikasına karşı direnen Alevilere, ODTÜ orman katliamına karşı direnen gençliğe, Cizre’de barış isteyen halka, Suriye’de emperyalist müdahaleye hayır diyenlere, basın açıklaması yapanlara, şiddete hayır deyip alanlara çıkanlara düşmanca bir politika izleniyor. Şiddete hayır diyenlerin canına kastediliyor.

          Bütün çağdaş demokratik ülkelerde hükümetlerin, devletlerin politikalarını protesto etmek isteyen kitleler, işçiler, öğrenciler, kadınlar, çevreciler, savaş  karşıtları özgürce bu eylemlerini gerçekleştirmekte, taleplerini demokratik bir çerçevede dile getirerek, mevcut ülke yönetimleri üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu demokrasinin bir gereğidir.

Ülkemizde ise, ne yazık ki bu demokratik hakkın kullanılması bizzat hükümet tarafından engellenmekte, protesto için meydanlara inen kitleler siyasi iktidarın emrindeki emniyet güçlerinin en acımasız, pervasız müdahale ve saldırılarına maruz kalmakta, hemen her etkinlik adeta bir can pazarına dönüşmektedir. Uygulanan şiddet can almaktadır.

Maalesef bu olayları protesto etmek ve Hatay’da öldürülen Abdullah Cömert’in katillerinin yargı önüne çıkarılması için Hatay/Armutlu halkının gösterdiği demokratik tepkiye karşı uygulanan polis şiddeti bir gencimizin daha hayatını kaybetmesine yol açmıştır. AKP iktidarı bir gencin daha ölümüne neden olmuştur. Dün 22 yaşındaki Ahmet Atakan, Antakya halkına yönelik vahşi polis saldırısında yaşamını kaybetmiştir. Hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ailesine, dostlarına ve tüm demokrasi güçlerine başsağlığı diliyoruz.

 

Bizler biliyoruz ki bu şiddet, kutsadıkları bir iktidarı kaybetme korkusuyla yanıp tutuşanların ve haklarına, geleceğine, emeğine sahip çıkanları düşman olarak görenlerin başvurabilecekleri bir yöntemdir.           

Kendi ülkesinde katlettiği gençlerin kanı ellerindeyken Suriye için timsah gözyaşları döküp savaş çığırtkanlığı yapan AKP’ye kınıyoruz…

 

           Yapılanlar zulümdür, katliamdır. AKP iktidarının sokak fobisi ve geziden bu güne uzanan direniş karşısında duyduğu panik onu saldırganlaştırıyor. Bu fütursuz saldırganlık her yerde direnişle yanıtlanıyor. Şimdi her yer Taksim ve her yer direniştir.

 

       Aylardır mücadele ettiğimiz taleplerin haklılığı ortadadır. Katledilen insanlarımızın katillerinin sırtlarının sıvazlanması yeni katliamlara davetiye çıkartmaktadır.

       Meydanlarda doğrudan halkımızın üzerine, doğrudan hedef gözetilerek gaz bombaları atılmaktadır. Gaz bombası kullanılması derhal yasaklanmalıdır.

 Artık yeter!

 

      AKP iktidarını uyarıyoruz: Katlederek, halka savaş açarak milyonlarca insanın özgürlük, adalet, eşitlik özlemlerini bastırabileceğinizi sanıyorsanız size tek söyleyeceğimiz “Yanılıyorsunuz” olacaktır. Ahmet Atakan ölümsüzdür. Ahmet Atakan’ın katillerinin bulunması için, adalet, onur ve özgürlük için mücadeleye, birleşmeye ve faşizme karşı omuz omuza olamaya çağırıyoruz.

 

REMZİ ŞİRİN

           MANİSA EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU

SAVAŞA HAYIR BARIŞ HEMEN ŞİMDİ.


GEZİ RUHU İLE ŞİMDİ SAVAŞA KARŞI BARIŞ DEMENİN ZAMANIDIR

1 Eylül, Alman faşizminin Polonya‘yı işgal etmesi ile başlayan, ardında milyonlarca ölü, milyonlarca yaralı, acı ve gözyaşı bırakan insanlık tarihinin en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşlarından biri olan İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı‘nın başladığı gündür.

Bu en acımasız, en kanlı, en kirli savaşa inat dünyada milyonlarca insan 1 Eylül’ü Barış günü olarak kutluyor, alanlara iniyor.

Bizler Manisa Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri de orta doğuda ve dünyada sürmekte olan kirli savaşlara, emperyalist işgallere, halkların birbirine kırdırılmasına inat Barış demeye devam etmeliyiz diyoruz.                                               İşte bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış gününde alanlara çıkarak, sesimizi yükseltelim diyoruz.

Paylaşım savaşlarının kirli tarihi bugün de ne yazık ki aynı vahşeti ile devam etmektedir. ABD emperyalizminin başını çektiği dünyanın egemenleri, enerji kaynaklarına ve yollarına hakim olma hırslarını ve saldırganlıklarını, "özgürlük ve demokrasi" sözcüklerinin ardına gizleyerek, Ortadoğu‘yu kan gölüne çevirmeye devam etmektedirler.

Bugün Suriye’de Esad rejiminin diktatörlüğünü bahane ederek eli kanlı çeteler marifetiyle masum insanlar katlediliyor. Rojava bu katliamların en yeni ve acı tanıklarından.

Irak’ta kimyasal silah iddiasıyla başlatılan işgal arkasında milyonlarca ölü ve istikrarsız bir ülke bıraktı.  Bu bir çıkmazdı. Irak halkına ve dünya kamuoyuna; ya Saddam, ya işgal dayatması ile” kırk katır mı kırk satır mıdendi ve sonuç ortadadır.

Aynı kirli senaryo ile saldırgan emperyalist blok, Ortadoğu’yu (Suriye, Mısır, Libya vb.) tam bir savaş ve şiddet sarmalının içine itiyor.

Ne acıdır ki ülkemiz Kürt sorununda demokratik çözüm ve barış denilerek ortaya konulan iyimserlikten çıkmakta ve hızla aynı oyunun bir parçası, taşeronu olmaya doğru yol almaktadır.

Buradan Manisa Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri olarak her türlü kirli savaş senaryosuna karşı olduğumuzu, savaşa karşı barışı, emperyalist saldırganlığa karşı halkların kardeşliğinden yana olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.

Bizler ülkemizin içerde ve dışarıda barıştan yana tavır almasını, Kürt sorununda barışçıl çözümün bir an önce tesisi edilmesi için samimi adımların atılmasını bekliyor ve istiyoruz.

Bu vesile ile gezi parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesi ile haklarında soruşturma açılan 197 arkadaşımızın arkasında olduğumuzu ve ortada işlenmiş bir suç görmediğimizi ilan etmek istiyoruz. Bu soruşturmaları açanların yasalara göre suç işlediğini ifade ediyoruz.

Artık bunu iyi bilin ki; Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

REMZİ ŞİRİN

MANİSA EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU ADINA

 

28 Haziran 2013 Cuma

CADI AVINA SON VERİLSİN



                                                                     BASINA VE KAMUOYUNA                                                                          
Tüm demokratik hak ve özgürlük taleplerinin, yaşama alanlarımız, doğayı koruma taleplerimiz polis şiddetiyle bastırılmaya çalışıldığı zor günlerden geçiyoruz. AKP Hükümeti ve Başbakanın emriyle bu saldırılar hayatımıza kastedecek hale geldi ve gittikçe yaygınlaştırılıyor.
Ülkemizde ölümler, kayıplar, acılar, adaletsizlikler kol geziyor. Ülke şiddet sarmalına alındı. Hitler faşizminde bile bu kadar gaz kullanılmamıştır. İnsanlar artık alanlara çıkıp sorunlarını kamuoyuyla paylaştığında şiddet görüyor, gözaltına alınıyor.
Ağacına, parkına, yaşam tarzına sahip çıkan halkın haftalardır sürdürdüğü Gezi Parkı Direnişi’ni başından itibaren zorbalıkla kırma çabasında olan AKP, kimyasal gazla geriletemediği, polis şiddetiyle ezemediği, türlü hile ve provokasyonla bölemediği halkın direnişini, şimdi de hukuksuzca başlattığı “cadı avıyla” sürdürmekte, susmayan ve direnen halka gözdağı vermektedir.
Her şey ortada; polis hedef gözeterek 11 kişinin gözünü çıkartmış, 4 insan ölmüş; sadece göstericilerin değil, evinde oturan insanların üzerine, revirlere, hastanelere kadar hem gaz hem de zehirli su sıktırtmıştır.
Başbakanın bir yandan, arkamdaki yüzde elliyi sokağa salar hepinizi linç ettirtirim diye insanları tehdit ve iç savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Yetmiyor, yandaşlarına polisin bundan sonra daha da fazla güç kullanacağı müjdesini veriyor. Onlar da ellerinde satır, çivili sopa saldırıyorlar kadın çocuk demeden insanlara, parklara, binalara; bu arada bir cadı avı da başlıyor ve savcılar çoluk çocuk her göstericiyi darbecilikle suçluyor.
Oysa darbe çoktan gerçekleştirilmiştir: Tek bir adam istediği an istediği yasayı askıya alıyor, yargıya talimat veriyor, ülkeyi fiilen savaşa taraf ediyor, olağanüstü hâl ve sıkıyönetim uygulamasına gidebiliyor.
Bugüne kadar sayıları binlerle ifade edilen gözaltılar, şimdi ev baskınlarıyla yine AKP’nin sindirme operasyonuna dönüşmektedir.
AKP, Türkiye`nin dört bir yanında ilan ettiği olağanüstü hal uygulamasında yeni kozlarını çıkararak tehditler yağdırmaya devam ediyor. Polis, günlerdir sabah erken saatlerde Ankara, İstanbul ve Eskişehir başta olmak üzere birçok ilde çok sayıda adrese baskın düzenleyerek yüzlerce insanı gözaltına aldı. Bununla da yetinmeyerek "# duran adam " ve "# duran kadın " duyurularıyla yaygınlaşan pasif direniş biçimleri de gözaltı düzeninden nasibini almıştır.
KESK olarak öncelikle belirtmek isteriz ki, söz konusu baskınlar ve gözaltılarla, Türkiye halkının günlerdir süren ortak mücadelesini bölemeyecek ve kendinizce suç odakları yaratamayacaksınız. AKP` nin suçlu yaratmaktaki ustalık dönemine yakından tanıklık edenler olarak biliyoruz ki "yalancının mumu" çoktan söndü!
Yıllar içinde adım adım yaratılan korku imparatorluğunun, meydanlara mühürlenen mücadele kararlılığı ve direnişin gücünü AKP ‘nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. AKP ve Başbakan artık kimseyi yalnızlaştıramayacağını ve "marjinalleştiremeyeceğini " aklının bir yerine kazımalıdır! Unutulmamalıdır ki asıl baskı, sindirme ve yok etme gibi faşizan tekniklerin üzerine iktidarını kurumsallaştıranlar  " MARJİNAL "dir. Çünkü bu tahakküm biçiminin adı FAŞİZMDİR!
Tepeden tırnağa adaletsiz, haksız, hukuksuz, baskıcı sömürü düzeninde diktatörlük hevesiyle kendi halkına karşı insanlık suçu işlemekten çekinmeyen AKP’nin, Anayasa ve hukuku hiçe sayarak toplumsal muhalefeti sindirmeye, 'terörize' etmeye dönük bu saldırılara karşı asla sessiz kalmayacağız!

KESK olarak cadı avına başlayan, daha yitirilen canların ve binlerce yaralının hesabını vermeyen, polisin müdahale gücünü daha da artıracağını söyleyen AKP`yi bir kez daha uyarıyoruz! Gözaltılar derhal durdurulmalıdır! Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır! Eğer bir hesap sorulacaksa, bu hesap devlet terörü sonucu yitirilen canların ve binlerce yaralının hesabı olacaktır.
Artık tüm dünya kamuoyunun da kınadığı bu zorbalığınıza son verin, operasyonları ve polis saldırılarını derhal durdurun;
Hukuku ve insan haklarını ayaklar altına alarak gözaltına aldığınız tüm yurttaşlarımızı ve sendikacı arkadaşlarımızı serbest bırakın!
Başta başbakan olmak üzere hükümeti bir kez daha uyarıyoruz. Halka karşı sürdürdüğü polis şiddetinden, adeta bir savaş diline dönüşen nefret söylemlerinden biran önce vazgeçin.
Yüz Binlerce İnsanı Gözaltına Alabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bu Cadı Avı Derhal Durdurulmalıdır!
Yeter artık…
Milyonlar adalet, özgürlük, insanca yaşam ve demokrasi istiyor!

                                                  Remzi ŞİRİN                             
                           KESK ŞUBELER PLATFORMU
                                                                  ADINA   DÖNEM  SÖZCÜSÜ                                                                                                                                                                                      



22 Haziran 2013 Cumartesi

GÖZALTINA ALINAN SAĞLIKÇILAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR…




20 gündür süren “Taksim Gezi Parkı Direnişi” ile simgeleşen halk direnişi hükümet tarafından Tazyikli su, Gaz, Jop ve Plastik Mermi kullanılarak Ankara ve İstanbul’da çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır. Demokratik tepkilerini ortaya koyan genç, yaşlı, kadın, çocuk herkese vahşice saldırılmış, bugüne kadar dört kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ağır olmak üzere binlerce kişi yaralanmıştır.
Her durumda, her zaman ve her yerde görevi sağlık Hizmeti vermek olan Sağlık Bakanlığı bu süreçte, tıpkı deprem ve sel gibi olağan dışı durumlarda olduğu gibi acil sağlık hizmetini verememiş, hükümetin politikaları doğrultusunda direnişçilerden yaralananlara hizmet verilmesini engellemeye çalışarak sağlık hizmetini veren çalışanları gözaltına almıştır.
Başta Sendikamız SES olmak üzere, TTB, THD, sağlık öğrencileri ve sağlık alanındaki tüm emek ve meslek örgütlerinin çabasıyla direniş alanlarında kurulan Seyyar Revirlerde acil sağlık hizmeti verilmeye çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmayı hükümet, kendi politikalarına saldırı ve onların yetersizliğini açığa çıkaracak bir uygulama olarak görmüş, acil sağlık hizmetini veren sağlık çalışanlarının kurduğu revirlere saldırarak sağlık hizmetini sunanların bir kısmını gözaltına almış ve kurulan seyyar revirler ortadan kaldırmıştır. Bu da yetmezmiş gibi, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştırmak için sağlık hizmetini sunan sağlıkçıları nöbette görevinin başında ve sokakta kamuoyunun gözü önünde gözaltına almışlardır. Bunun en bariz örneği sendikamız üyesi Narin DURU 112 Acil Sağlık Hizmetinin Komuta Merkezinde görevinin başında iken gözaltına alınmıştır.
İstanbul Gezi Parkı Direnişi alanında seyyar revirlerde sağlık hizmeti vermeleri nedeniyle çalışan; Dr. Savaş ÇÖMLEK, Hemşireler: Narin DURU, Esra FİDAN, Nazlıhan ÖZDAMAR ve Şehri YAĞCIKARA’nın hukuksuz bir biçimde gözaltına alınmaları kabul edilemez.
Sağlık Bakanlığı’nın asli görevi olan ve herkese eşit bir biçimde acil sağlık hizmetini vermeye çağırıyor, başta gözaltına alınan sağlık çalışanları olmak üzere tüm gözaltına alınan direnişçilerin derhal serbest bırakılmaları için sürecin takipçisi olacağımız bilinmelidir.
                                                                                             
                                                                             MERKEZ YÖNETİM KURULU