12 Mayıs 2014 Pazartesi

HEMŞİRELER KÖLELİK DÜZENİNE KARŞI İSYANDA



HEMŞİRELER KÖLELİK DÜZENİNE KARŞI İSYANDA

            Kamu hastane birlikleri  uygulamasıyla hastaneler şantiyeye dönüşmüş,  kar için poliklinik ve hasta odası elde etmek adına hemşirelerin giyinme odaları ellerinden alınmış. Tedavi odaları kullanılamayacak kadar daraltılmıştır.
            Verimlilik ve kar adına birlik içinde personel hareketleri yoğun bir biçimde yaşanmaya başlamıştır. Bundan en çok hemşireler etkilenmiş, hastanelerde servisler arasında ve birlik içindeki  hastaneler arasında görevlendirmelerle  işyeri güvencesi ortadan kaldırılmıştır.
            Performansa göre çalışma ve ücretlendirmenin iflas ettiğini görmekteyiz. Hemşireler güvencesiz ve emekliliğe yansımayan ek ödemeleri  alamaz duruma gelmiştir. Riskli birimlerde çalışan sağlık emekçilerine sabit ek ödeme dışında herhangi bir ödeme yapılmamaktadır.
            Günlük 8 saat mesai 24 saatlik nöbet dönemi sona ermiş 7/24 saat esnek kuralsız çalışma dönemine geçilmiştir. Bu uygulamadan en çok etkilenen meslek gurubu ebe ve hemşireler olmuştur. Hemşirelerin haftalık ortalama çalışma süresi 56 saate çıkarılarak görev tanımından söz etmek artık mümkün değildir. Dolayısıyla, herkes her işi yapar anlayışı egemen hale  getirilmektedir.
            Sağlıktaki ticarileşmeye bağlı olarak servisten ameliyathaneye, acilden polikliniklere, laboratuarlardan görüntüleme merkezlerine kadar her kademede yoğun bir hizmet talebi ile karşı karşıyayız. Bu yoğunluktan ebe ve hemşireler de payına düşeni almakta, ağır bir iş yükü altında giderek tükenmektedirler.
            Bu kadar ağır iş yükü performans baskısı iş yeri ve gelecek güvencesinin ortadan kalktığı bir ortamda sözlü taciz ve fiziksel şiddete bağlı can güvencesi de ortadan kalkmıştır. Bütün bunlar sağlıkta dönüşüm programı ve  onun uygulaması olan KHK düzenlemesi ile sağlığın piyasalaştırılması ve ticarileştirilmesinin sonuçlarıdır.
Toplam Kalite Uygulamaları hemşirelerin yükünü daha da arttırmıştır. Çünkü toplam kalite yönetimi; çalışanları denetler, iş sürelerini arttırır, teknoloji kullanımıyla sömürüyü gizler, cazip kılar, yalnızlaştırır, sendikasızlaştırır, ispiyon mekanizmasını geliştirir, iş yükünü ve stresi arttırır. Hemşireler için angaryayı, iş ve kağıt yükünü arttırır, dayanışmayı azaltır. Tüm bunlar sağlık kurumlarında yaşanmaktadır
            ”Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek” diyen sendikamız SES, yıllardır emeğimizle kazandığımız iş güvencemizin önemini savunmaktadır. Bu sebeple Ebeler ve hemşirelerdeki bu parçalı istihdam modelinin hemen terk edilip, Vekil ebe-hemşire, 4/C'li 4924'lü ve 4/B'li sözleşmeli taşeron olarak çalışmak zorunda bırakılan tüm çalışanların kadroya alınmasını savunmaktadır. Çünkü sağlık bir kamu hizmeti olup, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz ve anadilinde olmalıdır. Sağlıkta hiçbir ticari hesap yapılmamalıdır.
            Sağlıklı toplum, koruyucu sağlık hizmetleriyle başlar. Eşit, Ulaşılabilir, Nitelikli,Ücretsiz ve Anadilinde olursa insan hayatına verilen değerin anlamı olur.
            Sustukça, korktukça, yandaş ve etkisiz sendikalara üye oldukça geleceğimizin kararacağı açıktır. O sebeple iş yerlerimizde sağlığın bir ekip işi olduğu gerçeğiyle; tekrar ekip ruhunu canlandırarak, dayanışma ruhuyla başta iş güvencemiz ve ücret güvencemiz olmak üzere tüm haklarımız için mücadelemizi ısrarla büyütüp genişletmeliyiz.
            Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak;
ü  Başta Sağlıkta dönüşüm programından vazgeçilmesini,
ü  Performans yerine emekliliğe yansıyacak insanca yaşamaya yetecek bir temel ücret için,
ü  24 saat açık kreş ve çocuk bakım evlerinin açılması için,
ü  Sağlığın ağır ve tehlikeli iş kapsamına alınması için,
ü  Fiili Hizmet zammı kapsamına dahil edilmesi için,
ü  Erken emeklilik hakkı verilmesi için,
ü  Şiddetsiz ve güvenceli çalışma koşullarının sağlanması için,
ü  Kadrolu-Güvenceli çalışma biçimi için,
ü  4/b,4/c, taşeron, sözleşmeli çalışan tüm ebe ve hemşirelerin kadroya alınması için,
ü  Haftalık çalışma saatlerinin 35 saat olması için,
ü  Görev tanımlarının belirlenmesi ve yasal güvenceye kavuşturulması için,
ü  ILO hemşirelik antlaşması imzalanarak, gerekleri yerine getirilmeli,
ü  Cinsiyetçi iş bölümüne son verilmesi için,
ü  İşyeri sağlık birimleri açılarak, iş kazaları ve meslek hastalığı tanımlarının yapılmasını talep ediyoruz
            Bizler alın teriyle çalışan, onurumuzla mesleğimizi yapmak isteyen emekçiler olarak; bizden önceki mücadele mirasına sahip çıkarak; iş ve iş yeri güvencemize, sağlık hakkımıza, gelecek güvencemize, meslek onurumuza ve mesleki bağımsızlığımıza sahip çıkmak ve çocuklarımıza onurlu  bir dünya bırakmak için azim, cesaret ve inançla  TAŞERON, SÖZLEŞMELİ, KADROLU, hep birlikte  SES’te mücadeleyi yükselterek devam etmeliyiz.
            Hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz…!
            Tüm emekçiler gibi hemşireleri de gelecek güzel günlere olan inancımızla hep birlikte  omuz omuza mücadeleye davet ediyor ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftasını kutluyoruz .                                


                                                                                              12.05.2014
                                                                           

                                                                                Taner DEMİR
                 
                                                                         SES Manisa Şube Başkanı




10 Mayıs 2014 Cumartesi

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDETİ KINADIK.




                         Basına ve kamuoyuna,
                                                                                                  
                                                                                    09/04/2014

Gün geçmiyor ki sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete bir yenisi daha eklenmesin. Nitekim dün ilimizde de iki ayrı hastanede meslektaşlarımız şiddet gördüler.
Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Bölümü Acil servisinde ve Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi‘nde meslektaşlarımız hasta yakınlarının şiddetine maruz kaldılar. Dr. Ersin Arslan’ı ölüm yıldönümünde anmamızın üstünden henüz daha bir ay bile geçmemişken yaşananlar üzüntümüzü bir kat daha artırmıştır.
Sağlıkta dönüşüm programıyla hastaları müşteri, sağlığı ticaret ve kar kazanma amacı olarak gören bir sistemde hastalar ve hasta yakınları sistemin işlemeyen her noktasının öfkesini sağlıkçıdan çıkarmaya devam etmektedirler. Ülkeyi yönetenlerin hastalardaki bu algıyı yok etmek yerine artırmaya yönelik söylemleri ise şiddeti daha da artırmaktadır.
Bu konuyla ilgili basın açıklamalarında defalarca söylediğimiz önlemlerin hiçbiri yetkililer ve hükümetçe alınmamıştır, alınmamaktadır. En başta talep ettiğimiz sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti azaltmaya katkısı olacak bir yasal düzenleme hala yapılmamış, torba yasada sözde bununla ilgili bir düzenleme yapılarak yasak savulmuştur. Bu nedenledir ki, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlar yine ellerini kollarını sallayarak ortada dolaşmakta, ertesi gün sağlıkçıyı tehdit etmeye devam etmektedirler.
Çalıştığımız kurumların güvenlik önlemlerinin yetersizliği ise çözülmesi gereken ayrı bir sorundur. Taşeron çalıştırılan güvenlik görevlileri ile şiddetin sona ermesi mümkün değildir. Hastanelerin güvenlik önlemlerinin şiddete uğradıktan sonra uygulanacak beyaz kodla sınırlı kalmayıp şiddete engel olacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
Bugün, dün yaşanan olaylarda arkadaşlarımızın sağlığına bir zarar gelmediği için mutluyuz ancak şiddetin sona ermeyeceğini bilmekten de üzüntü duyuyoruz. Bu nedenle hükümeti sağlıkta şiddeti doğuran sağlıkta dönüşüm programı başta olmak üzere tüm uygulamalara son vermeye, biz sağlık çalışanlarının can güvenliğini ivedilikle korumaya çağırıyoruz.
Artık yeter..



MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ

29 Nisan 2014 Salı

MANİSA EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU 1 MAYIS ÇAĞRISI



                                                 BASINA VE KAMUOYUNA 
                                                  GEZİDEN 1 MAYISA ALANLARA
   
   Bundan yüzyılı aşkın bir süre önce emekçilerin ateşlediği fitil; 1 Mayıslarda "Başka Bir Yaşam, Başka Bir Türkiye, Başka Bir Dünya Mümkün" diyenlerin yolunu, yolumuzu bugün de aydınlatmaya devam ediyor.
Her 1 Mayıs‘ta, bir yandan geçmişte yaşanan mayısların birinci günlerini yeniden anımsamak ve yeniden anımsatmak görevimiz, bir yandan da gelecek güzel günlerde yaşanacak 1 Mayıslara olan inancı dile getirmek görevimiz var.
1 Mayıs sesimize ses katma, yüreklerimizi yüreklerimizle birleştirme günü.
1 Mayıs emperyalizme ve onun ülkemizdeki taşeronuna daha güçlü karşı durma günü.
1 Mayıs gericiliğe ve ırkçılığa karşı daha fazla dik durma günü.
1 Mayıs dünyadaki kardeşlerimizle birlikte bize dayatılan açlığı, yoksulluğu, sömürüyü, savaşı, gözyaşını ve acıyı yenmek için, kendi yaşamımızı ve geleceğimizi savunmak için, mücadele bayrağını daha da yükseltme günü.
1 Mayıs savaşa karşı barışın, kardeşliğin, bir arada yaşamın, adaletin ve dayanışmanın hüküm sürdüğü, halkların kardeşliğinin sağlandığı bir gelecek yaratmak için mücadelemizi kararlılıkla sürdürme günü.
1 Mayıs "Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Mücadelemiz" deme günü.
Emekten ve insandan yana tavır alan bizler geçmiş tüm tarih mücadelelerini de sahiplenerek 1 Mayıs 1977 de zalimlerin kana buladığı o güzelim baharı kışa çevirmeye çalışanlara inat yılmadan hesap soracağız. Çünkü bizler biliyoruz ki boşuna çekilmedi bunca acılar.Yaşanan her şey bir yumak gibi sarılarak ardımızdan gelir.Çünkü tarihin son yerinde ancak direnenler söz söyleyecektir.Yaratılan  her  mücadelesinin sıcaklığının büyüttüğü coşkuyla, her zamankinden daha dik ve her zamankinden daha kararlı bir şekilde,  1 Mayıs‘ta  her yerde, dost emek - meslek örgütleri ve demokrasi güçleri ile birlikte yan yana, omuz omuza alanlarda olarak son söz söylenecektir.’Umudun düşmanlarına,akan suyun,meyve çağında ağacın,serpilip yeşeren hayatın düşmanlarına karşı,ölüm vurdu alınlarına; çürüyen diş,dökülen et,bir daha geri gelmemek üzere yıkılıp gidecekler.Ve elbette dolaşacak elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet’ diyebilmek için,1 Mayıs‘ta ellerimizde eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen bayraklarımız olacak.
Sömürünün, savaşın, ırkçılığın ve gericiliğin kalesi haline gelen, Taşeron Cumhuriyeti’ne dönüştürülen Türkiye’de, emekten yana bir dünya inşa etmek için 1 Mayıs’ta, işçilerle, yoksullarla, işsizlerle, kadınlarla, gençlerle, dışlanmışlarla, mağdurlarla ve emeğini, alın terini harcayan bütün emekçilerle
Birlik olmak, dayanışmak ve mücadeleyi yükseltmek için, 1 Mayıs’ta başta Taksim 1 Mayıs alanı olmak üzere ülkenin dört bir yanında meydanları bayram yerine çevireceğiz.
Evet, bizler bu ülkenin aydınlık yüzleri gelecek güzel günlerin kurucuları olarak ülkenin geleceğinin konduğu masaya seyirci kalmayacağız.
 İşbirlikçi iktidarın karşısında, emperyalizme, işbirlikçilere, diktatörlere karşı emekçilerin haklarını savunmak için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!
Doğamızı, havamızı, derelerimizi, vadilerimizi, kıyılarımızı, ormanlarımızı HES’le, termikle, nükleerle, madencilikle, 2B ile talan eden, elimizden alan, yok eden sermayenin ve iktidarın karşısında çevremize, ormanlarımıza, derelerimize, suyumuza, doğamıza sahip çıkıyoruz diyerek jandarma-polis barikatlarının önünde dikilen köylüler var! Yaşam alanlarını savunma direnişinde Yağmaya, talana izin vermeyeceğiz demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.
Güvencesizleştirmeye, sendikasızlaştırmaya, iş cinayetlerine karşı Güvenceli İş isteyen, köle çalışma koşullarına karşı hakları için mücadele eden işçiler, Taşeron Cumhuriyetine Hayır diyerek, Güvencesizliğe karşı mücadele eden tüm emekçiler olarak bu işçi cehennemini dağıtacağız demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.     
Kürtajı yasaklamaya çalışarak kadınların yaşamı ve bedeni üzerinde tahakküm kurmaya çalışan, kadını ucuz esnek emek olarak konumlandıran, aile dışında kadına yaşam hakkı tanımayan AKP’nin, erkek egemenliğinin ve gericiliğin karşısında “Yaşamda bizim, karar da” diyen kadınlar var!’ Söz de bizim meydan da bizim’ demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.
1 Mayıs’ta hepimiz birer Ali İsmail, Mehmet, Medeni, Ahmet, Ethem, Abdullah, Hasan Ferit ve Berkin olup tüm meydanları birleştiren o sloganı hep birlikte daha güçlü haykıracağız:“Her Yer Taksim Her Yer Direniş!”. diyeceğiz
1 Mayıs 1977’de öldürülenlerin, gezi sürecinde aramızdan aldıkları 8 arkadaşımız, kardeşimiz, yoldaşımızın hesabını sormak için 1 Mayıs’ta alanlarda, sokaklarda olacağız.   
31 Mayıs’ta Haziran direnişini yaratanlar caddeleri doldurup, hayallerimizdeki dünyayı Taksime inşa edip eğe menleri geri püskürttüysek, şimdi de 1 Mayıs işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma gününde tüm yasaklamaların karşısında, AKP’nin karşısında yine, yeniden inatla barış diyeceğiz,. Kardeşlik diyeceğiz emek diyeceğiz, özgürlük diyeceğiz, eşitlik diyeceğiz, sömürüsüz bir dünyanın inşası için inadına mücadele diyeceğiz!
Bu daha Başlangıç Mücadeleye Devam!
Halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz: Sömürünün olmadığı, zorbalığın, yolsuzluğun, faşizmin olmadığı bir dünyayı kurmak için; Öfkeni, Yüreğini, Umudunu al da gel. Bizler bu coşku ve inançla  Manisa’da da 1 Mayıs’ı kutlayacağız. Tüm emekçileri, dostlarımızı, halkımızı yanımızda olmaya davet ediyoruz. Saat 14.00 de Manisa Lisesinin önünde toplanarak, kortej oluşturup Manolya meydanına akacağız.
Yapacaklarımız var daha, birlikte yazacağımız tarihler var. Yürüyoruz inançla.
Yaşasın emeğin birlik, mücadele, dayanışma günü!
Yaşasın 1 Mayıs
KESK ŞUBELER PLATFORMU YÜRÜTMESİ ADINA DÖNEM SÖZCÜSÜ
Mehmet KAPAR( SES Manisa Şube Mali Sekreteri)  29.04.2019

15 Nisan 2014 Salı

BORDROLARIMIZI YAKTIK.



Değerli basın emekçileri,

Bugün ellerimizde yoksulluğun, sömürünün belgesi olan bordrolarımızla alanlardayız. Ellerimizdeki bu bordrolar yıllardır biriken, her geçen gün ağırlaşan ekonomik ve sosyal sorunlarımızın belgesidir. Duyulmayan sesimiz, yok sayılan taleplerimizdir. 

Bugün bordrolarımızı yoksulluğa, sömürüye meydan okuduğumuzu göstermek, insanca yaşam hakkımız için kazanana dek mücadelemizi büyütmeye kararlı olduğumuzu göstermek için yakıyoruz. Kamu emekçileri, iradesi yok sayılarak iktidarın beklentilerine uygun biçimde yandaş konfederasyon tarafından imzalanan Satış Sözleşmesinin ürünü olan bu bordroları reddetmektedir. AKP ve yandaş sendikası, kamu emekçilerini sadaka ile kandıramayacağını artık anlamalıdır.

Değerli basın emekçileri,

Bilindiği gibi kamu çalışanlarının sendika kanununda yapılan değişikliklerle 2,5 milyon kamu emekçisinin ve 1,9 milyon emeklinin iradesi yandaş konfederasyon yönetimine altın tepsiyle sunulmuştur. Aileleriyle birlikte yaklaşık 15 milyon insanı doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir sürecin kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarına yönelik beklentilerine uygun biçimde çoğulcu ve katılımcı biçimde işletilmesi bir yana adeta yandaş konfederasyon başkanıyla kapalı kapılar ardında yangından mal kaçırırcasına sürdürüldüğünün en somut kanıtı 2013 toplu sözleşme görüşmeleri olmuştur. Yasal olarak bir aylık süre olmasına rağmen görüşmelerin yedinci gününde masanın tarafları olan konfederasyonlara bile haber verilmeden Satış Sözleşmesi imzalanmıştır. Kamu emekçilerinin sosyal, demokratik ve özlük haklarına ilişkin hiçbir hususun görüşülmesi sağlanmadan ekonomik açıdan ortaya tam bir sefalet belgesi çıkmıştır. Bu durum mevcut yasanın grev ve gerçek bir toplu sözleşme düzeninden ne kadar uzak olduğunu göstermiş, kamu emekçilerine hak vermek yerine haklarını budamanın aracı olduğunu yıllardır ifade ettiğimiz gibi bir kez daha açığa çıkarmıştır.

AKP iktidarının emekçileri içine sürüklediği mevcut kara tablo, emekçilerin nasıl kandırılmaya çalışıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yıllık resmi enflasyon Mart ayı itibariyle yüzde 7,70'e ulaşmış, halkın gerçek enflasyonu ise yüzde 20’yi aşmış durumdadır. 2014 yılında enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşmasına kesin gözüyle bakılırken, maaşlara yapılan 123 TL'lik artış daha üç aylık enflasyon rakamlarıyla birlikte buharlaşmıştır. Kamu emekçilerinin uzun yıllardır yaşadığı yoksullaşma süreci 2014 yılında artarak devam etmektedir.

Değerli basın emekçileri, 

Ülkemiz kritik bir sürecin içinden geçmektedir. 12 yıldır ülkeyi yöneten AKP, bir çok şaibe içeren yerel seçimlerin sonucunu galibiyet olarak yandaş medya aracılığıyla kamuoyuna servis etmekte, ülkeyi içine sürükledikleri karanlığı büyütmede kararlı olduklarını ifade etmektedir. Özgürlüğü, demokrasiyi, barışı ve eşitliği inşa ettikleri karanlığın içine hapsederek ülkenin geleceğini belirlemeye kalkışmaktadır. 

Siyasi iktidar temsilcilerinin babalı oğullu, cümbür cemaat boğazlarına kadar yolsuzluğun içine battığı, talanın ve yağmanın bir virüs gibi hem iktidarı hem de mevcut sistemi içten içe çürüttüğü bu dönemde halkın, emekçilerin giderek yoksullaşması, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul hale gelmiş olması bu sürecin doğal sonucudur. Boğazına kadar pisliğe batmış bir iktidarın, onun yağma ve talana dayanan ekonomi politikalarının “daima millet, daima hizmet” yalanı ve din sömürüsüyle daha fazla sürdürülebilmesi mümkün değildir. Gövde gösterileri eşliğinde  balkonlardan  ilan ettikleri  sözde zaferleri aslında mağlubiyet yolunda sona biraz daha yakınlaştıklarının göstergesidir. 

11 yıllık neoliberal, dini-muhafazkar, baskıcı ve otoriter düzene karşı oluşan tüm öfke ve itirazların dalga dalga tüm yurda yayıldığı Haziran direnişinde toplumun geniş kesimleri değişim iradesini ortaya koymuştur. AKP, halkın başlattığı değişim rüzgarına karşı ayakta durabilecek yönetim kabiliyetini çoktan yitirmiştir. Bunun en büyük göstergelerinden biri de 30 Mart yerel seçimlerinde AKP'nin sandıkta çevirdiği karanlık işler ve demokrasiye düşürdüğü kara gölgedir. Bugün insanların özgür iradelerini ve demokrasinin en asgari gereği olan oy kullanma, seçme ve seçilme hakkına bile müdahalede bulunanların yandaş sendikalarla birlikte emeğimizi çalmalarına bir kez daha demokratik haklarımızı kullanarak bugün burada bodrolarımızı yakarak karşı çıkıyor, bize toplu sözleşme diye yutturmaya çalıştıkları satış sözleşmesini kabul etmediğimizi ilan ediyoruz.

Değerli basın emekçileri, 

11 yıldır yoksulluğa itilen emekçilerin tüm birikimlerinin bu düzende nasıl çalındığı ve kimlerin kutularından çıktığı ortadadır. Bizler kamu emekçileri olarak, işçilerden, köylülerden, emeklilerden, halktan kaçırılarak ayakkabı kutularında saklanan her kuruşun hesabını sormakta kararlıyız.
Kamu emekçilerinin gasp edilen gerçek bir toplu sözleşme hakkını kullanmaları için,
Herkese güvenceli iş, onurlu bir yaşam, insanca bir ücret için,
Kaynakların sermayeye değil, işsizlik ve yoksullukla mücadeleye ayrılması için,
Demokratik bir çalışma yaşamı için,
Başta 2014 yılı enflasyon kayıplarımız olmak üzere büyümeden dolayı kayba uğrayan tüm ekonomik ve sosyal  haklarımızın en kısa zamanda telafi edilmesi için,
AKP’nin zulüm, sömürü ve talan düzenine karşı eşitlik, özgürlük, barış, adalet ve insanca bir yaşam taleplerimizle işyerlerinde, sokaklarda, hayatın her alanında tüm baskılara ve zorbalıklara rağmen inadına sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Tüm kamu emekçilerini bu mücadelede yer almaya ve geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.
KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU
DÖNEM SÖZCÜLÜĞÜ ADINA
Zeynel Abidin KAPLAN SES MANİSA ŞUBE SEKRETERİ