29 Mart 2008 Cumartesi

İLÇE VE İŞYERİ TEMSİLCİLERİNE ACİL ÇAĞRI

İLÇE VE İŞYERİ TEMSİLCİLERİNE

(ACİL VE ÖNEMLİDİR)

Konfedarasyonumuz KESK’in aldığı eylem kararında “ 01 Nisan 2008 Salı günü tüm illerde saat 14.00 da işyerlerinden çıkılarak(sevk almak vb olanaklar kullanılarak) alanlara çıkılacaktır.” denmektedir.
Söz konusu kararın Manisa’da hayata geçirilmesi için 29 Mart 2008 Cumartesi günü KESK Manisa Şubeler Platformu acil olarak toplanmış ve aşağıdaki eylem kararını almıştır.
Buna göre: SES üyeleri ve sağlık çalışanları olarak saat 13.00 dan itibaren sendikamız önünde toplanıp en geç saat: 13.20’de Eğitim Sen’e doğru yürünecek. Eğitim Sen kitlesi ile buluşulduktan sonra Manolya meydanına çıkılacaktır. Manolya Meydanında konuşmalar ve basın açıklaması yapıldıktan sonra takriben saat 15.00 da eylem sona erecektir.
Emek Platformu ile başladığımız SSGSS yasasına karşı eylemlerimiz KESK, DİSK, TMMOB, TTB ve TDB ile birlikte devam etmektedir.
Hükümetin uzlaşalım çağrısından bir şey çıkmamış ve sağlık hakkımız geleceğimiz karartılmaya çalışılmaktadır. Böyle bir günde tüm sağlık çalışanlarının alanlarda olması ve taleplerimizi haykırması oldukça önemlidir.
Hemen her gün haklarımız elimizden alınırken, yemeklerimiz paralı hale getirilirken sessiz kalmamızı, suskun olmamızı kimse bizden beklememelidir.
Tüm ilçe ve işyeri temsilcilerimizin katılım konusunda çaba göstermesi oldukça önemlidir.

GELECEĞİMİZİN KARARTILMASINA İZİN VERMEYELİM.

GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM.

UNUTMAYALIM BİZ KARŞI ÇIKARSAK YAPAMAZLAR...
YÖNETİM KURULU

15 Mart 2008 Cumartesi

14 MART HAYAT DURDU.




Manisa’da, Emek Platformu kararı gereği iki saatlik iş bırakma eylemi uygulandı. Fabrikalarda, okullarda, hastanelerde yaşam durdu. Sağlık Emekçileri Devlet Hastanesi Önünde (60 kişi) ve Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi bahçesinde (200 kişi) toplanarak taleplerini haykırdılar.

Daha sonra 14 Mart Tıp Bayramı (Sağlık Haftası) nedeniyle önceden alınan karar gereği İl Sağlık Müdürlüğü önünde saat 12,30 da yaklaşık 300 kişinin katıldığı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasını Şube Başkanı Zeynel A. KAPLAN okudu. Açıklamada SSGSS yasa tasarısına değinen Zeynel KAPLAN “Bizden bu gün için bayram yapmamızı bekliyorlar, balolara gitmemizi, otellerde eğlenmemizi istiyorlar. Sağlıkta bunca yıkım yaşanırken biz bayram yapamayız. Biz halkımızla alanlarda olarak sağlık hakkımıza geleceğimize sahip çıkacağız.. Bu yıkım yasalarına karşı eylemlerimiz devam edecek. Çünkü Biz karşı Çıkarsak yapamazlar.” Diye devam etti.
İl Sağlık Müdürlüğü Önünde toplanan grup “Sağlıkta yıkıma hayır. Sağlık haktır satılamaz.” Şeklinde sloganlar atarak GSS yi protesto ettiler.

Basın açıklamasının ardından SES üyeleri halka Sağlık Ocaklarının kapatılmasının 52 si nedeniyle lokma dağıttılar.

SES Akhisar Temsilciliğide KESK e bağlı sendikalala birlikte eylemdeydi. SES adına eyleme SES temsilcilik başkanı Ali SARAÇ ve SES üyeleri katıldı.














13 Mart 2008 Perşembe

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ





Sendikamız 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde alanlarda işyerlerindeydik.












Şubemiz 8 MArtla ilgili tüm işyerlerinde NAzım Hikmet'in "Kadınlar" şiiri olan kart bastırarak tüm işyerlerinde dağıtmıştır.




KADIN


Kimi der ki kadın


uzun kış gecelerinde yatmak içindir.


imi der ki kadın


yeşil bir harman yerinde


dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.


Kimi der ki ayalimdir.


Boynumda taşıdığım vebalimdir.


Kimi der ki hamur yoğuran.


Ne o,


ne bu,


ne döşek,


ne köçek,


ne ayal,


ne vebal.


O benim kollarım, bacaklarım.


Yavrum, annem, karım,


kız kardeşim hayat arkadaşımdır.




Nazım HİKMET




















Salihli Temsilcilik yönetimimiz tüm işyerlerini dolaşarak tüm çalışan bayanlara karanfil vererek 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlamıştır.

6 Mart 2008 Perşembe

14 MART TIP BAYRAMI (SAĞLIK HAFTASI)


Geçen yıl 14 Mart Tıp Bayramında, bayram olarak kutlanacak bir şey göremiyoruz diyerek GÖREV eylemi yapmıştık.

O gün Ağız Diş Sağlığı Merkezi önünde toplanmış ve en önde temsili sağlık ocağı tabutu ile İl Sağlık Müdürlüğüne yürümüştük.

Hala sağlık ocaklarının açık olduğu o gün yaptığımız basın açıklamasında: eğer sağlık ocaklarımıza sahip çıkmazsak, sağlık hakkımıza sahip çıkmamış olacağız ve maalesef bu gün temsili olarak tabuta koyduğumuz sağlık ocakları o gün gerçekten kapanmış olacak demiştik.

Ocak 2008 itibariyle Manisa'da Aile Hekimliği uygulaması başladı ve her ne kadar tabelaları kaldırılmamış olsa da sağlık ocakları kapatıldı. Yerine Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. Eskiden bir ekip olarak hizmet veren sağlık çalışanları aynı sağlık ocaklarının bir odasını kiralayarak yalnızlaştırıldılar.

Henüz Genel Sağlık Sigortası Yasası yürürlüğe girmediği için olumsuz yönleri görülmediyse de biz ve tüm dünya biliyor ki Aile Hekimliği Modeli 1. Basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinden başka bir şey değildir.

İşte bu nedenlerle bu yılda 14 Martta kutlanacak bir şey göremiyoruz.

Çünkü sağlıkta yıkım sürüyor.

Çünkü TBMM gündeminde Genel Sağlık Sigortası Yasası var.

Bu yasa meclisten geçtiğinde birçok hakkımızı olduğu gibi, emeklilik ve sağlık hakkımızı da kaybedeceğiz.

Biz 14 Martta geçen yıl tabutunu taşıdığımız sağlık ocaklarının kapanmasının ardından duyduğumuz üzüntümüzü belirtmek ve eğer bu yıkım bu şekilde sürerse yakında hastanelerinde kapanacağını veya özelleştirileceğini, sağlık hakkımızın elimizden alınacağını kamuoyuna anlatmak maksadı ile İl Sağlık Müdürlüğü önünde saat 12.30 da basın açıklaması yapıp ardından lokma döktüreceğiz.

Tüm duyarlı dostlarımızı lokma yemeye ve sağlık ocaklarının kapatılmasını protesto etmeye çağırıyoruz.

Eğer biz karşı çıkarsak yapamazlar diyoruz.

Sağlıcakla...





YÖNETİM KURULU ADINA
Zeynel A. KAPLAN
Şube Başkanı

20 Şubat 2008 Çarşamba


TBMM'de görüşülmek üzere bekleyen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı 20.02.2008 Çarşamba günü saat 12.30 da Devlet Hastanesi önünde basın açıklaması yapılarak protesto edildi.
Basın Açıklamasını KESK Şubeler Platformu adına Şube Başkanımız Zeynel A. KAPLAN okudu.
Başta Devlet Hastanesi olmak üzere; Ruh Sağlığı Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi, Merkez Efendi Devlet Hastanesi, Sağlık Müdürlüğü, AÇSAP ve 1 Nolu Toplum Sağlığı Merkezinden yoğun katılım oldu. Çabalarından ve katılımlarından dolayı ilgili işyerlerinin temsilcilerine teşekkür ederiz.
Basın açıklamasında KESK Şubeleri, siyasi parti yöneticileri ve Aile hekimlerinden de katılım olduğu gözlendi.
Poliklinik önlerinde bekleyen hasta ve hasta yakınlarının da ilgi gösterdiği basın açıklamasında atılan sloganlarla Genel Sağlık Sigortası Protesto edildi.

14 Şubat 2008 Perşembe

İŞYERİ TEMSİLCİLERİNE



Aşağıda ayrıntıları ile belirtilen konularda üyelerimize duyuru yapılması;

Konfederasyonumuz KESK’e bağlık Büro Emekçileri Sendikası BES’in yıllık izinlerin kullanımı ile ilgili Devlet Personel Başkanlığına yaptığı başvuru sonucunda, işyerlerimizde önemli bir sorun halinde olan beş gün yıllık izin verilmemesi konusuna açıklık getirilmiştir. Buna göre, beş gün izin talebinde bulunan çalışanlara cumartesi ve Pazar günlerinide içine katarak yedi gün izin verilmesi uygulamasının doğru olmayacağı belirtilmiştir. Devlet Personel Dairesi Başkanlığının 25.01.2008 tarih ve 244 sayılı yazısında konu açıkça ifade edilmiştir. Üye/çalışanların konu ile ilgili bilgilendirilmesi önemlidir.

Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin telefonlardan aldığı sabit ücretlerin yasal dayanağı olmadığı yolundaki hakem heyeti görüşü sonucunda, talep eden abonelerin 1 Mart 2007 tarihinden bu yana ödedikleri sabit ücretlerin yasal faizleriyle birlikte geri alınması olanağı doğmuştur. Sabit ücretleri geri alabilmek için üç ayrı makama dilekçe verilmesi gerekmektedir. Dilekçe örneklerine ulaşmak için sendikamıza ait http://sesmanisa.blogspot.com/ adresine girilebilir.

Genel Sağlık Sigortası Yasa tasarısının getireceği olumsuzluklarla ilgili konfederasyonumuz KESK’in aldığı karar gereği tüm illerde basın açıklamaları ve alan etkinlikleri yapılacaktır. Manisa’da da bu anlamda devlet hastanesi bahçesinde 20 Şubat 2008 Çarşamba günü saat 12.30’da basın açıklaması yapılacaktır. Üyelerimizin katılımı çok önemlidir.


Üye/çalışanların konu ile ilgili bilgilendirilmesi için bilginize sunarız.



30 Ocak 2008 Çarşamba

SES: ONURLU GELECEK UMUDUNUN ADI.







Bazı kavşak noktaları vardır, durup sağa sola bakmanız gerekir. Yolun uygunluğu, gideceğiniz yön ve bir sonraki durakla ilgili önemli kararlar almanız gerekir. Bu bir bakıma soluklanmak ve yeni bir solukla tekrar yola çıkmak içinde bir fırsattır aynı zamanda. Kavşak noktalarını iyi değerlendirir ve nefesinizi uygun şekilde alırsanız en azından bir sonraki kavşağa ulaşacak gücü kendinizde bulabilirsiniz. Eğer bir sonraki kavşağa ulaşmanın yanında birde güçlenmekse amacınız sadece iyi nefes almanız yetmez. Birde birikim yapmalısınız. BİRİKTİRMELİSİNİZ.
İnsanlık tarihi oldukça uzun bir tarihtir ve bu uzun tarih boyunca sadece doğru kararlar alan, doğru stratejiler geliştiren ve mutlaka doğru davranış sergileyen örgütler, yapılar ayakta kalabilmişlerdir. Doğru davrandıkları oranda da iyi anılmışlardır.
26 Ocak 2008 Cumartesi günü Öğretmenevi konferans salonunda SES Manisa Şube 3. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdik. Sendikamız açısından, yazının giriş kısmında belirtmeye çalıştığım, kavşak noktalarından biriydi bu gün.
Sendikamızın olduğu kadar, Manisa’da sağlık hizmeti üreten ve her geçen gün hak kaybına uğrayanlarında kavşak noktalarından biriydi bu gün. Sağlık çalışanlarının yanında Manisa’da yaşayan herkesin “Herkese Eşit, Ücretsiz, Ulaşılabilir Sağlık.” İsteğinin ve umudunun da dirildiği bir gündü.
Peki, nedir SES’i bu kadar önemli kılan ve umut haline getiren?
SES üyesi olmak, SES üyesi kalmak neden bu kadar önemli?
Sorulara yanıt vermek için biraz gerilere gitmek gerek, 1990’lı yılların başlarına. Ülkemizde “Kamu çalışanları sendika kuramaz” denen yıllara. Ve bu sözü söyleyenlerin sonradan sendika başkanı olacaklarını düşünemediğimiz yıllar. O yıllarda sağlık alanı da diğer işkolları gibi hareketli idi.
Kamu çalışanları sendikalaşma hareketinin heyecanını duyan sağlık emekçileri sendikalaşmaya başladı. İlk Sağlık Sen kuruldu ardından Tüm Sağlık Sen ve Genel Sağlık İş birde sosyal hizmetlerde kurulan Sosyal Hizmet Sen. Etimi sağlık ve sosyal hizmet işkolunda kurulmuş dört sendika. (Daha o yıllarda parti genel merkezlerinde sendika kurmak modası yok. Henüz taban inisiyatifi ile sadece hak arama isteği ile kuruluyor sendikalar.)
Bu dört sendika dünyada eşine az rastlanır bir şey yaptılar 1996 yılında birleştiler SES oldular. Umutsuzun umudu, güçsüzün gücü olma yolunda ilerlediler.
Sonrası malum hikaye o hükümet bir sendika, bu hükümet bir sendika kurunca sendika sayısı çoğaldı ama umudu çoğaltan tek SES vardı hala var hala dimdik ayakta.
İşte hiçbir partinin genel merkezinde kurulmadığı için, birleştirici olduğu için, parasız sağlığı savunduğu için önemlidir ve umut olmaya devam ediyor.
26 Ocak 2008 Cumartesi günü Manisa Öğretmenevi Konferans salonunda SES yukarda yazdığım “beyaz” geçmişi ile geleceğe de umut olacağını bir kez daha ispatladı.
Bizler bu güne ilişkin sorumluluğumuzun farkında olarak salonda yerimizi aldık. Ve aynı heyecanın verdiği sorumluluk ile tartıştık, ürettik , seçimlerimizi yaptık.
O gün yanımızda olan dostlarımıza, kendimize ve çocuklarımıza onurlu bir gelecek sözü verdik.
Önümüzdeki üç yılda sağlıkta yaşanması muhtemel yıkımlara karşı aynı kararlılıkla karşı durma sözü verdik.
Sendikamızın bundan önce olduğu gibi bundan sonrada hükümetlerden bağımsız olacağını yineledik.
Yeni Bir Örgütlenme Kültürü Yaratmalıyız dedik ve ekledik;
Emeğine sahip çıkan, eşitlik isteyen, adalet isteyen, parasız ve kamusal sağlık hizmetini savunan, ülke yönetiminde bağımsızlığı önceleyen tüm dürüst çalışanlarla bir arada olmaya çalışacağımıza ve bu talepleri her ortamda dile getireceğimize söz verdik ve bu nedenle mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz dedik.
Bireysel kurtuluşun mümkün olmadığını, tayin ve torpille bir yere varılamayacağını, ihtiyacın birlik ve beraberlik olduğunu ve gerçek sendikacılığın hiçbir iktidardan beslenmemesi gerektiğini. Gerçek sendikacılığın tayin terfi vaat etmemesi gerektiğini. Gerçekten sendikal çalışma yapılması için, hiç kimsenin hizmetinde olmamak ve koltuk rüyası görmemek gerektiğini söyledik.
Son söz: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz.”
Sağlıcakla…

26 Ocak 2008 Cumartesi

3. OLAĞAN GENEL KURUL YAPILDI








SES 3. OLAĞAN GENEL KURULU MANİSA ÖĞRETMENEVİ KONFERANS SALONUNDA YAPILDI.


Genel Kurulun Divan Başkanlığını Nuray ŞENCAN yazmanlıklarını ise Tuncay BAŞAK ve Ayşe ÇÖL yaptılar.



106 delegeden 78 inin oy kullandığı genel kurul oldukça verimli ve coşkulu geçti.






Karar önergelerinin oy biriliği ile geçmesi ve birlik beraberlik mesajları geleceğe dair umutları çoğalttı.






Yapılan seçimlerde;






Yönetim Kurulu






Zeynel A. KAPLAN



Nurettin ALNAR



Metin KAYGISIZ



Serpil DENİZ



Edibe AŞIK



Figen PEHLİVAN



Gülay ÖZKAN








şeklinde oluştu. Yönetim kurulunun kendi arasında görev dağılımı yapması bekleniyor.



Üst kurul delegeliklerine ise;
Birol AŞIK
Zeynel A. KAPLAN
Oytun ÇALIŞKAN
Metin KAYGISIZ
Serpil DENİZ
Figen PEHLİVAN
Seçildiler.

14 Ocak 2008 Pazartesi

GENEL KURUL DELEGE ASKI LİSTESİ


SES
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
SEÇMEN LİSTESİ
SES MANİSA ŞUBESİ 3. OLAĞAN GENEL KURULU
SENDİKAMIZ 3. OLAĞAN GENEL KURULU 26.01.2008 CUMARTESİ GÜNÜ ÖĞRETMENEVİ KONFERANS SALONUNDA SAAT:11.00 DA YAPILACAKTIR.
AŞAĞIDA DELEGE LİSTESİ MEVCUTTUR. BİLGİLERİNİZE SUNARIZ.

BİROL AŞIK
NURETTİN ALNAR
GÜLSÜM DEMİR
ZEYNEL A. KAPLAN
OYTUN ÇALIŞKAN
MEHMET KAPAR
OZAN BOĞAN
FİGEN PEHLİVAN
METİN KAYGISIZ
SEMRA OLPAK
AYNUR SÖZEN
GÜLAY ÖZKAN MURATOĞLU
AHMET BORAZAN
ARİF KUŞ
FUAT ODABAŞI
FEHMİ ÖZEN
ALİ EREM
TURGAY GAYRET
HÜSEYİN TAŞKELEK
AHMET YILDIZ
HIDIR UÇAK
ÖMER ARGAÇ
SELDA ŞAHİN
ALPASLAN ÇETİN
İSMAİL DEMİR
BAYRAM İLGİN
M. FATİH SÖZEN
SEMA ÇALDIR SAVRAN
HAKAN ERSAN
MESUT SÖKMEN
AYŞE ÇETİNTAŞ
SEBAHAT BULUT
NİHAL TEKEŞ
NURŞEN AYDIN
GÜLER ÇELİK
ALİ ÜNLÜ
HÜSNİYE BELGE SANDIKÇI
NEVİN TURAN
TÜRKAN DEMİR
TÜLİN KILIÇ ÜNAL
SANİYE BAYAM
SERPİL DÜLGER
ÜMMÜŞAH TÜZÜN
FATMA TEMES
AYŞE KIRLI KARABAĞ
SEMA ÖZDİYAR
KÜLTER KOCADAĞ
YUSUF ÖZTÜRK
SELCAN DAĞDELEN
CEFARİL DEMİR ARI
SELÇUK BULUT
FERYA KARADAĞ YALÇIN
HÜLYA AYDIN
ZAFER GÜZEL
BAYRAM ÇAM
NURAY ŞENCAN
AYŞE ÇÖL
BEDRİ BİLGE
DERYA YÜKSEL
MUSTAFA ÇALIŞKAN
İSMAİL YALIN
TUNCAY BAŞAK
ÖZLEM YILDIZ
MERYEM YERLİKAYA
SERKAN YERLİKAYA
ADNAN ORHAN
BELGİN AKAY
BERRİN SAĞLAM
BURCU GÜLTEK
CANAN ÇELİK DURMUŞ
DİLEK UZUN
EDİBE AŞIK
ESEN KOCADEMİR
FATMA TUNAY
HÜSEYİN TOYMAN
MERAL BURKAN
NERMİN KAPUCU
NİHAL ŞAHİN
ORHAN KÖKER
ORHAN YILMAZ
RAHİME GÜNER
ŞÜKRİYE ÖZEL
TAMER YILDIRIM
ZÜBEYDE EREN
AYKUT ÖZAYDEMİR
KASIM ÖZDEMİR
HASAN TÜRKDOĞAN
ARİFE KAYA
KUTLAR HAZIR DURU
ALİ SARAÇ
BÜLENT KUNDAK
AYDAN KAYGISIZ
GÜNAY TOSUN
NEŞE KIRYATAN
AYSUN SARAÇ
NURHAN ULUSOY
NURSEN KAYA
NURTEN SENGER
GÜL KURT
SEMRA İNALÖZ
BURAK ERTUĞRUL
HAKAN ÇELİK
REYHAN TANDOĞAN
MÜKREMİN ALKAN
HAKAN DEMİRDOĞAN
AYNUR GÖKTEPE

29 Aralık 2007 Cumartesi

2007 YILI SAĞLIK RAPORU

2007 YILI SAĞLIK RAPORU






SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI

ARALIK, 2007

İÇİNDEKİLER:


2007 YILI SAĞLIKTA YIKIM YILI OLDU


I)Sağlık Göstergeleri


I.1) Aile Hekimliği Pilot Uygulamaları Yaygınlaştı
I.2)Kamu Hastaneleri Ticari İşletmelere Dönüştürülmeye Çalışıldı
I.3) Genel Sağlık Sigortası Kapıda
I.4) Sağlık Harcamaları Arttı. Sağlık Göstergeleri Değişmedi
I.5) Sağlık Bakanlığı, kamuda en çok alım yapan ve en çok ihale yapan ikinci kurum olmasına rağmen; Sağlıkta Yatırımlar Azaldı.
I.6)Siyasi Kadrolaşma ve Yolsuzluklar
I.7) Sağlık Emekçilerinin Durumu



II) Ekonomik Göstergeler


II.1)Türkiye, % 17.25’le dünyada merkez bankalarının uyguladığı gecelik faiz oranı en yüksek ülkedir.
II.2) Kamu Yatırımları Düşürülüyor
II.3) Sosyal devlet olmanın gereği olan kamuya yönelik harcamalar son derece düşüktür. Kaynaklar dış borç ödemelerine aktarılmaktadır.
II.4)Kamu Emekçilerine Bütçeden Ayrılan Pay Düşüyor!



III) Sosyal Göstergeler


III.1) Türkiye, kişi başına gelirde Avrupa'da sondan ikinci sırada
III.2) Eğitim ve sağlığa ulusal gelirden ayrılan pay giderek düşürülüyor.
III.3) Kayıt dışı çalıştırma giderek artarken, sosyal güvenlik sistemi SSGSS yasası ile daha da yıpratılıyor.
III.4) Kadınlar: Güvencesiz Yaşam ve Kötü Koşullar

Sonuç:

2008 “HERKESE SAĞLIK ve GÜVENLİ GELECEK” YILI OLSUN

I)2007 YILI SAĞLIKTA YIKIM YILI OLDU

2007 yılı sağlıkta yıkım ve yıkıma karşı mücadele yılı olarak yaşandı. AKP Hükümeti eliyle yürütülen Sağlıkta Dönüşüm programı çerçevesinde bir dizi uygulama hayata geçirildi. 22 Temmuz seçimleri öncesinde kamusal sağlık sisteminde asla kabul edilemeyecek ve etkileri yıkıcı siyasi popülizm örnekleri yaşandı.

Daha önce sağlık ocaklarına yazar kasa koyarak paralı hale getirenler, 22 Temmuz genel seçimleri öncesi sağlık ocaklarının ücretsiz olduğunu ilan ettiler. Bir sağlık sisteminin olmazsa olmazı kabul edilen sevk zincirini kaldırdılar. “Her isteyen istediği hastaneye gidecek” vaadiyle kamusal sağlık sistemini yok etme pahasına yurttaşlara şirin gözükmeye çalıştılar.

I.1) Aile Hekimliği Pilot Uygulamaları Yaygınlaştı:

2005 yılında Düzce’de başlatılan Aile Hekimliği pilot uygulaması 2007 yılında 13 ile yaygınlaştırıldı. Pilot uygulamanın sonuçları değerlendirilmeden 2008 yılında 59 ile yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.
Aile hekimliği ile aşılama, gebe bebek takipleri aksamakta, piyasa mekanizmasında yeri olmayan çevre sağlığı hizmetleri yeterince sunulamamaktadır. Bunun sonucu uzun vadede bulaşıcı hastalıkların artması olacaktır. Bilboardlara “ücretsiz sağlık hizmeti” diye tanıtımı yapılan Aile Hekimliğinde GSS ile birlikte, sağlık ocaklarının aksine; hizmet paralı olacak, prim ödemeyen hizmetten yararlanamayacaktır.
Aile hekimliği ile sağlık emekçilerinin istihdam biçimi iş güvencesiz, sözleşmeli çalışma biçimine dönüştürülmekte, ücretleri piyasaya bağımlı hale getirilmekte, iş tanımları değişmektedir. Özlük hakları gasp edilen sağlık emekçileri zoraki sözleşmeli statüye geçirilmekte, sağlık çalışmalarında ekip hizmeti anlayışı terk edilerek sağlık kurumları hekim merkezli ticarethaneye dönüştürülmektedir.

Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerini özelleştirmek amacıyla Dünya Bankasından kredi aldı. Maaşları Dünya Bankası tarafından ödenen saha koordinatörleriyle birlikte bu programı yürütmektedir. Sendikamızın uygulamanın yarattığı sonuçlara ilişkin elde ettiği veriler toplum sağlığı açısından durumun vahametini göstermektedir.

Samsun Şubemizin yaptığı araştırmaya göre:
1)Aile Hekimliği süreci özellikle kırsalda hasta hakları ihlallerine dönüştürülmüş, aşılama çalışmalarında kaos ortaya çıkmış, 2) Verem savaş hizmetleri durma noktasına gelmiş,3) Sevk zinciri yok sayılmış,
4) Halkın 112 Acil Hizmetlerinden yararlanması tamamen şansa bırakılmış,
5) Toplum Sağlığı Merkezleri oluşturulamamış, oluşturulanlarda ise tam bir kadrolaşma gözlenmiştir.
6) Sağlık çalışanlarının özlük hakları yok sayılmış, iş barışı bozulmuş, geçici görevlendirmelerdeki keyfiyet, tam bir siyasal savaşa dönüştürülmüş, 7) Sigortalı bireylerin cepten ödemeleri artmış,
8) Kırsal kesimde sağlığa ulaşma hakkı kesintiye uğramış,
9) İlaç harcamaları 2,5 kat artmıştır.

Aile hekimliği sistemi ile iyice kötüleşen koruyucu sağlık hizmetleri yüzünden hastanelerde yığılmalar ve sağlık harcamalarında büyük artışlar ortaya çıkmaktadır.

Türkiye'de verem sıklığı 100 binde 26 iken bu rakam İstanbul'da 2005 yılı için 100 binde 57’dir. Verem hastalığının İstanbul’da artmasına rağmen Heybeliada Göğüs Hastalıkları Hastanesinin kapatılması Bakanlığın sağlık hizmetlerine nasıl yaklaştığını ortaya koymaktadır.

Verem Yeni Olgu Hızı %:
Yıllar
Oran
1996
33.7
1997
32.6
1998
32
1999
28.3
2000
25.6
2001
25.3
2002
23.5
2003
26.5
2004
24.6
2005
26
Gümüşlü F, Özkara Ş, Özkan S, Baykal F, Güllü Ü. Türkiye’de Verem Savaşı, 2007 Raporu. Verem Savaşı Dairesi Başkanlığı. Ankara 2007.

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı ile ilgili olarak Sağlık Bakanı Akdağ’ın verdiği bilgiye göre, Mayıs 2006 sonunda 94 kişi bu hastalığa yakalanmış, 7 kişi yaşamını yitirmiştir.. 2007’de ise 77 kişi hastalığa yakalanmış ve 5 kişi yaşamını yitirmiştir. Hakkâri’de Nisan ayının ilk haftasında 117 kişi tifo hastalığına yakalanırken Malatya ve Muğla’da ishal salgınları görülmüştür.

I.2)Kamu Hastaneleri Ticari İşletmelere Dönüştürülmeye Çalışıldı:

2007 yılı boyunca kamu hastanelerinin parça parça özelleştirilmesi amacıyla dışarıdan hizmet alımları yaygınlaştırıldı. Hastanelerin radyoloji, görüntüleme merkezleri, laboratuar, yoğun bakım gibi hizmet birimleri özel sektöre ihale edilmeye çalışıldı. Sendikamızın açtığı davalarla ihalelerin çoğunluğu engellendi. Ancak Sağlık Bakanlığı hastaneleri ticari işletmeye dönüştürmekten vazgeçmedi. Bugünlerde TBMM komisyonlarında görüşülen “Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı” bu amaçla hazırlandı.

Bu taslakla;
Sağlık emekçilerinin iş güvencelerinin, özlük ve sosyal haklarının ortadan kaldırılması,
Hastanelerin kendi kendine yeten işletmeler olması,
Daha az personelle daha çok iş yaptırılması,
Genel bütçeden hastanelere ödenek verilmemesi,
Herkesin ihtiyacı kadar değil, ancak parası kadar sağlık hizmeti alması,
Hastanelerin zaman içinde kârlılık ve verimlilik ilkesi uyarınca özel sektöre devredilmesi hedeflenmektedir.


TÜSİAD’ın yayın organı Görüş Dergisi’nin Ekim 2004 tarihli sayısında “Kamu Hastanelerinde Özerkleştirme ve Özelleştirme” başlıklı yazıda “Türkiye’deki sağlık sektörü reform çalışmaları incelendiğinde kamu hastane sektöründe desantralizasyon (özerkleştirme) reformlarının iki aşamada ele alındığı söylenebilir. Öncelikle kamu hastanelerinin devlet bütçesi ünitesi olmaktan çıkarılarak birer sağlık işletmesine dönüştürülmesi, daha sonraki aşamada ise hastanelerin mülkiyeti ile birlikte özel sektöre aktarılması yani özelleştirilmesi amaçlanmaktadır” denilmektedir.

Kamu Hastane Birlikleri adı altında hastaneler önce özerkleştirilerek birer sağlık işletmesine dönüştürülecek, sonrasında ise özel sektöre peşkeş çekilecektir. Ancak dünyada bu tarz uygulamalar sonucunda; Eşitlik ilkesi büyük ölçüde zarar görmüş, sağlık emekçilerinin çalışma koşulları kötüleşmiş, katkı payları ve cepten ödemeler artmış, özerk hastaneler özerk olmayanlara göre daha pahalı hizmet vermeye başlamış, yoksullar hizmetlerden dışlanmış ve verimlilikte ise kayda değer bir artış yaşanmamıştır.


I.3) Genel Sağlık Sigortası Kapıda:

AKP Hükümetinin yıllardır çıkarmak istediği Genel Sağlık Sigortası önümüzdeki günlerin en yakıcı gündemi olma özelliği taşıyor. Sendikal mücadelemiz ve en son Anayasa Mahkemesinin birçok maddesini iptal etmesiyle yürürlük kazanmayan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı, yeni düzenlenmiş ve eskisine göre daha ağırlaştırılmış içeriği ile TBMM gündemindedir.

“Sosyal Güvenlik Reformu” adıyla getirilmek istenen bu sistem daha önce bazı ülkelerde yine IMF ve Dünya Bankası eliyle uygulanmıştır. Bu ülkelerin hepsinde (Şili, Arjantin, Macaristan, Polonya vb.) emekli aylıkları yoksulluk sınırının da altına düşmüş, sigorta primlerini borsada değerlendiren özel sigorta şirketlerinin iflası ile sosyal güvenlik sistemi de iflas etmiştir.

2008 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Genel Sağlık Sigortası ile katkı payları 5 katına kadar arttırılabilecek, teminat sınırları iktidarın insafına bırakılacak, sağlık hizmetine en çok ihtiyaç duyan yoksullar parasızlık nedeniyle sağlık hizmetinden dışlanacaklardır. Tümüyle piyasa endekslenecek olan sağlık hizmetlerinde her şeyi belirleme yetkisi çok uluslu şirketlere devredilecektir.

Yasa ile sağlık bir hak olmaktan çıkarılacaktır. Aynı zamanda yasa, sigortalılara yeni haklar getirmemekte aksine var olan hakları gasp etmeyi amaçlamaktadır. Yasaya göre yatarak tedavi görmek zorunda kalan bir sigortalının iş göremezlik ödeneğinde eskiye göre %16’lık bir kayıp söz konusudur. Emzirme ödeneği sadece bir defa ile sınırlandırılmış, genel sağlık sigortasına devlet katkısı en alt düzeyde tutulmuştur.

Sağlık kurumlarının ayrı ayrı sınıflandırıldığı bu yasaya göre ücretsiz verilen sağlık hizmetlerinin kapsamı daraltılabilecek, katkı payı beş katına kadar arttırılabilecektir. Katkı payının hem ayakta hem de yatarak tedavide ödenmesi zorunlu olacak, prim borcu olanlar asla sağlık hizmeti alamayacaklardır. Tasarı ile birlikte, sağlık hizmetlerinden yararlanmak için vergi, genel sağlık sigortası primi ve katkı payı ödemek yeterli olmamakta bunların yanında bir de “ilave ücret” ödemek gerekmektedir.

Şimdi özel hastanelerde tedavi olabilen vatandaşlarımız, ileride yüksek oranlardaki katkı paylarının hepsini ceplerinden ödemek zorunda bırakılacaklardır. Bu yöntem ile Sağlık Bakanlığı bütçesinden oldukça yüklü miktarlar, özel hastanelerin şişirilmiş faturalarını ödemek için kullanılmaktadır. Kaynaklar yatırımlarda değerlendirilebilecekken özel sektöre aktarılmaktadır.


I.4) Sağlık Harcamaları Arttı. Sağlık Göstergeleri Değişmedi:

Türkiye’nin toplam sağlık harcaması 1992 yılında 6 milyar dolar iken, 2000 yılında 13 milyar dolara, 2006 yılında da 30 milyar dolara yükselmiştir. Kişi başına ortalama sağlık harcaması ise 1992 yılında 103 dolar iken, 2000 yılında 194 dolar, 2006 yılında ise 381 dolar olmuştur. 2000- 2007 döneminde özellikle de 2004'ten itibaren son derece hızlı artmıştır; ancak harcamaların bu oranda artması kamu sağlık hizmetlerinde gerçek bir iyileşme anlamına gelmemektedir. Dünyada en fazla sağlık harcaması yapan ülke ABD olmasına ve kişi başına sağlık harcaması Küba’nın 24 katı olmasına rağmen ABD’de ortalama yaşam süresi Küba’ya göre daha kısadır.
Ülkemizde bebek ölümü OECD ortalamasının 4 katından daha fazladır. OECD ülkeleri içerisinde bebek ölüm hızı en yüksek ülke Türkiye'dir. Bu veriler Dünya Bankası yönetimindeki Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde artan harcamaların temel sağlık göstergeleri üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Benzer biçimde doğumda yaşam beklentisi, tüm nüfus için OECD ortalaması 78,6 yıl iken bu rakam Türkiye için 71,4 yıldır. Bu rakam baz alındığında Türkiye OECD ülkeleri içinde sonuncu sıradadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu’nun verdiği bilgiye göre, Türkiye'deki sağlık harcamalarının % 42'sini ilaç giderleri oluşturmaktadır. Oysa diğer ülkelerde bu oran, sağlık harcamalarının % 20'si civarındadır.

Türkiye'de 2006 yılında ilaç tüketiminin ulusal gelire oranı % 1.75’dir. Bu oran ilaç tüketimde açık ara dünya lideri olan ABD'den (% 1.5) bile yüksektir. Türkiye ilaç pazarı dünyanın 13 büyük pazarı konumundadır, yakın gelecekte ilk 10 pazar arasına girmesi beklenmektedir. Türkiye’nin de arasında olduğu gelişmekte olan 7 ülkede 2020 yılında dünya ilaç satışlarının beşte birinin gerçekleşeceği öngörülmektedir.[1] Türkiye'de ulus ötesi şirketler ulusal pazarın % 70 'inden fazlasını denetimleri altına almıştır. İlaç ticaret açığı 2006 yılında 3 milyar dolara yaklaşmış, ilaç ihracatının ithalatı karşılama oranı % 10’a gerilemiştir.[2]






İlaç Tüketiminin Ulusal Gelire Oranı

Ülkeler (2006 Yılı)

Ulusal Gelir (Cari Fiyatlarla Milyar $)

İlaç Tüketimi (Üretici Fiyatlarıyla-Milyar $)

İlaç Tüketiminin Ulusal Gelire Oranı (%)

ABD

13.200

198,00

1,50

Fransa

2.230

25,60

1,15

Almanya

2.900

27,70

0,95

İtalya

1.845

15,00

0,80

İngiltere

2 345

15,70

0,65

Meksika

840
8,00

0,95

Türkiye

400
7,00

1,75

Kaynak: World Bank Data&Statistics 2007/IMS Retail Drug Monitor, December 2006

Koruyucu sağlık hizmetleri yeterli düzeyde verilmediğinden ve kaynaklar buralara aktarılmadığından ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde yığılma yaşanmaktadır. Özel hastanelere yılda 13 milyon kişi başvurmaktadır. Tedavi eksenli bir sağlık politikalarının uygulanması nedeniyle 2006 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde 4 milyonun üzerinde ameliyat yapılmıştır.

Yıllara Göre Ameliyat Sayıları:
Kaynak: Sağlık Bakanlığı
İyi düzenlenmiş koruyucu sağlık hizmetleri ile sağlıkta harcamaları önemli ölçüde azaltmak mümkündür. Ancak bu uygulama sağlık piyasasında faaliyet yürüten özel sağlık şirketlerinin kârlarını azaltacağından tercih edilmemektedir. Sadece kalp damar hastalıklarının yıllık ekonomik yükünün, Avrupa Birliği ülkelerinde 169 milyar avro, ABD’ de ise 194 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, en az maliyetli yolun koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirmek olduğu anlaşılır.

I.5) Sağlık Bakanlığı, kamuda en çok alım ve ihale yapan ikinci kurum olmasına rağmen; sağlıkta yatırımlar azaldı.

Kamu İhale Kurumunun rakamlarına göre 2006 yılında toplam 39 milyar YTL’lik kamu alımında 4 milyar YTL ile Sağlık Bakanlığı başı çekmiştir. Bakanlık, 30 bin 332 ihale ile en çok ihale yapan ikinci bakanlık olmasına rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından 2006 yılında sadece 8 hastane hizmete açılmıştır. Bu tablo, çok net bir biçimde kaynakların yatırıma ayrılmadığını kamudan özel sektöre büyük bir kaynak transferinin olduğunu ortaya koymaktadır.


2008 Bütçesinden Ayrılan Pay:
SHÇEK Genel Müdürlüğü
853 milyon 152 bin YTL
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
3 milyon 770 bin YTL
Özürlüler İdaresi Başkanlığı
4 milyon 255 bin YTL
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü
4 milyon 720 bin YTL
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
3 milyon 592 bin YTL

Sağlık Bakanlığının 2008 bütçesinde öngörülen miktar 10,8 Milyar YTL (bütçenin % 4,85’i) oldu. 2008 bütçesinde en problemli alanlardan biri olarak gösterilen Sosyal Güvenlik kalemine ise 37 milyar YTL (GSMH’nin %5’i) aktarılmıştır.

I.6)Siyasi Kadrolaşma ve Yolsuzluklar
Yasalara göre hükümetin özelleştirmelerden elde ettiği 30 milyar doları borç ödemede kullanması gerekirken AKP iktidarında kamu borçları 47 milyar dolar yükselmiştir. Bunun yanında sağlık hizmetlerinin, kamudan özel sektöre ve uluslar arası sermayeye kaynak aktarma üzerine kurulu olan finansman yapısı, pek çok yolsuzluğun yapılmasına da imkân vermektedir. Maliye Bakanlığının raporuna göre, verilmeyen sağlık hizmetleri faturalandırılarak devlet yüklü miktarda zarara uğratılmıştır. 2006 yılı harcamalarına yönelik incelemenin sonucunda tam 171 yolsuzluk tespit edilmiştir. Basına yansımış olan aşağıdaki örneklerde de bu yolsuzluklar görülmektedir.
- Sağlık Bakanlığı eski müsteşarı Necdet Ünüvar’ a keyfi atamalar yapması nedeniyle verilen 8 ay 22 günlük hapis cezası önce paraya çevrilmiş, ardından ertelenmiştir. O şimdi milletvekili!
- Sağlık Bakanı Recep Akdağ , ilginç bir atama kararına imza atarak, AKP Artvin Milletvekili Orhan Yıldız'ın ebe olan eşi Güler Yıldız'ı daire başkanı yapmıştır. Güler Yıldız, Sağlık Bakanlığı bünyesinde Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü'nde ebe kadrosunda görev yapıyorken Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü'ne Sağlık Meslek Standartları Dairesi Başkanı olarak atanmıştır.
- Bodrum Devlet Hastanesine ait, 10 milyon YTL'ye yapılan yenileme ve tadilat ihalesinde yolsuzluk yapıldığı kanıtlanmıştır. Bodrum Devlet hastanesinde geçen yıl gündeme gelen ihale için 10 Trilyon lira(10 milyon YTL) çok yüksek bir rakam olmasına rağmen (O para ile "Yeni ve Modern Bir Devlet Hastanesi" sıfırdan yapılabilir.) Sağlık Bakanlığı’nın, ihaleden önce nasıl onay verdiği anlaşılır değildir.
- Roche dahil ilaç yolsuzluklarını soruşturan İstanbul Cumhuriyet savcısı Nazmi Okumuş hükümete isyan etti: “Milyar dolarları bulan ilaç alımı yolsuzluğunu soruşturan Savcı Nazmi Okumuş isyan etti: Bakanlıklar kendi davalarını takip etmiyor. Olay sanki örtbas edilmek isteniyor, şüpheliler adeta ödüllendiriliyor.”
- Ordu'da 13 yıl imamlık yapan, Açık Öğretim Fakültesi'ni bitirdikten sonra Sağlık Bakanlığı kadrosuna geçip Devlet hastanesi'nde memur olan 42 yaşındaki Hayri Bayrak, İl Sağlık Müdür Yardımcılığı'na atandı.
I.7) Sağlık Emekçilerinin Durumu:
i)Sağlık Çalışanlarının Çalışma Süreleri Uzatıldı
1978 yılında başlatılan ve kamu sağlık kurumlarında tam gün uygulamasını ortadan kaldıran 12 Eylül darbesi, 1982 Anayasası ile sağlık çalışanlarının tüm ekonomik ve sosyal haklarını geri almış ama tam güne özgü 45 saat çalışmayı koruyarak adeta sağlık çalışanlarından intikam almaya çalışmıştır. Ancak değişen tüm hükümetler bunu uygulamamış sağlık çalışanları 2005 yılına kadar haftalık 40 saat çalışmaya devam etmişlerdir. Performans uygulaması ile bazı hastanelerde başlatılan 45 saat uygulaması, 2007 yılında çıkarılan “torba yasa” ve genelgelerle tüm hastanelere yaygınlaştırılmıştır.
Radyoloji çalışanlarının haftalık 25 saatlik çalışma süreleri 45 saate çıkarıldı. Kansere davetiye çıkaran Sağlık Bakanını bu konuda ancak sendikamızın açtığı dava durdurabildi.
ii)Güvencesiz Çalışma Yaygınlaştı
Devlet Planlama Teşkilatı’nın 2007 yılı programında “işgücü piyasasında esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılmasının özel önemi” olduğundan bahsedilerek, işgücü piyasasında esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasının önündeki mevcut yasal engellerin kaldırılması ve bu çalışma biçimlerinin teşvik edilmesi istenmektedir. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası ile hükümet, hem sağlık hakkına saldırmakta hem de çalışma koşullarını insanlık dışı müdahalelerle düzenlemeye kalkışmaktadır.
2007 yılında genel seçimlerin de etkisiyle personel alımı yapan Sağlık Bakanlığı tercihini kadrolu istihdamdan yana değil sözleşmeli istihdamdan yana kullanmıştır. 2007 yılında 30 bin civarında 4/b’li ve 5500 vekil ebe alımıyla güvencesiz çalışma yaygınlaşmıştır. (Toplam 60 binin üzerinde).Taşeron çalışanların sayısını ise Sağlık Bakanlığı bile bilmemektedir.
Sağlık alanında temel ücretler düşük tutulmakta, döner sermayeden verilen paylarla idare edilmeye çalışılmaktadır. Ancak döner sermayeden alınan paylar emeklilik maaşına hiçbir biçimde yansımamaktadır. Emekli aylığının hesaplandığı taban ücret düşük olduğundan, sağlık emekçileri emeklilik dönemlerinde de sefalete mahkûm edilmek istenmektedir.
Ayrıca performansa dayalı döner sermaye uygulaması ile gereksiz ve şişirilmiş işlem sayısı artmış, böylelikle sağlık hizmeti sunan kamu kurumlarının çökertilmesi hızlanmış ve hastanın cebinden çıkan paraya yönelim artmıştır.
iii)Personel Açığı Giderilmedi
Kamusal sağlık hizmeti anlayışından uzaklaşan Sağlık Bakanlığı, personel açığını gideremiyor. Önce mecburi hizmeti kaldırıp daha sonra tekrar getiren Sağlık Bakanı çelişkili ve ağırlıkta sağlık hizmetlerini özel sektöre devretmeyi amaçlayan uygulamalarıyla sağlık çalışanlarının güvenini çoktan kaybetmiş durumda. Özel sektörün Bakanı gibi çalışan Sayın Akdağ’ın 2007 yılının son 6 ayında devlet hastanelerinden özele geçen 2 bin 360 uzman hekimin durumunu nasıl açıklayacağı merak konusudur.
Sağlık Bakanlığı’nın yaşadığı personel eksikliği, güvencesiz çalıştırmanın aracı haline getirilmiştir. Eleman temininde güçlük çekilen yerlerde başlatılan taşerondan hizmet alımının yaygınlaştırılması ve iş güvencesine dönük saldırılarla birlikte sağlık sektöründe parçalı bir istihdam yapısı oluşturulmuştur. Bundan kaynaklı olarak ücretlerde yoğun bir adaletsizlik yaşanmaktadır; aynı işi yapan sağlık emekçilerine çok farklı miktarlarda ücret ödenebilmektedir. Özlük haklarındaki farklılıklar, iş barışını bozmayı ve örgütlülüğü kırmayı hedeflemektedir.



iv) Sendikamıza Yönelik Baskı ve Sürgünler Arttı
Sağlıkta özelleştirme politikalarına, güvencesiz, uzun süreli çalışmaya, angaryaya, ücret adaletsizliğine karşı mücadele eden sendikamız AKP Hükümetinin, Sağlık Bakanlığının hedefi haline geldi. Yalnızca Kırklareli şube yöneticilerimiz bir yıl içinde iki kez sürgün edildiler.
II) Ekonomik Göstergeler:

2007 yılı GSMH’si 646 milyar 893 milyon YTL idi. 2008 için ise GSMH büyüklüğü 716 milyar 596 milyon YTL olarak öngörülmektedir. Büyüklüğü 222,3 milyar YTL olarak belirlenen bütçede Sağlık Bakanlığı’na ayrılan pay 10,8 milyar YTL oldu (GSMH’nin %4,85’i). Sosyal Güvenlik kalemine ise 37 milyar YTL (GSMH’nin %5’i) ayrılması planlanıyor.


II.1)Türkiye, % 17.25’le dünyada merkez bankalarının uyguladığı gecelik faiz oranı en yüksek ülkedir.


Ülkeler
Gecelik faiz oranı
Türkiye
17.25
Brezilya
11.25
Güney Afrika
10.00
Mısır
8.75
Yeni Zelanda
8.25
Hindistan
7.75
Çin
7.02
Hong Kong
6.75
Avustralya
6.50
İngiltere
5.75


II.2) Kamu Yatırımları Düşürülüyor:

1983 yılında bütçe harcamalarının yüzde 18,1’i yatırım harcamalarına ayrılıyordu. Bütçeden 924 milyon dolar faiz ödemesi yapılan 1983 yılında yatırım için ayrılan kaynak ise 2,1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.
Bu yıl bütçeden yapılacak yatırımlarda ;-sağlık sektörünün payının yüzde 8,9'dan yüzde 8,1'e, -eğitimin payının % 23,4‘ten % 22,8'e, -tarımın payının % 12,6'dan % 11,2'ye, -enerjinin payının % 12,1'den % 11,7'ye indirilmesi planlanmaktadır.
(GSMH' ye oranlar-%)
2002
2006
2007
2008
Bütçedeki yatırımlar
3,07
1,99
1,78
1,62
Yerel yönetim yatırımları
1,33
2,07
2,14
1,87
Yatırımlar genel toplam
5,77
4,85
4,75
4,26


II.3) Sosyal devlet olmanın gereği olan kamuya yönelik harcamalar son derece düşüktür. Kaynaklar dış borç ödemelerine aktarılmaktadır:

Devlet 2008 yılında, önümüzdeki 5 yılın en yüksek dış borç ödemesini yapacak. Hazine'nin, 2008 yılı Bütçe Gerekçesinde yer alan verilere göre, Merkezi Yönetim Dış Borç ödemeleri kapsamında önümüzdeki yıl 8 milyar 336 milyon doları anapara, 4 milyar 225 milyon doları da faiz olmak üzere, toplam 12 milyar 561 milyon YTL dış borç ödemesinde bulunulacak. Buna karşılık kamu emekçilerine ayrılan pay giderek düşürülmektedir.

Kaynak: 2007 Merkezi Yönetim Bütçesi Sunuş Konuşması


Türkiye son 25 yılda bütçeden 433 milyar dolarlık faiz ödemesinde bulundu. 1983- 2007 yılları arasında halkın ödediği her 100 dolarlık verginin 51 doları faiz ödemelerine gitti. Bu dönemde Türkiye’nin toplam bütçe harcamaları 1 trilyon 316 milyar dolara ulaşırken, bunun 373,9 milyar doları iç borca, 59,4 milyar doları da dış borca ait olmak üzere toplam 433,3 milyar doları sadece faiz ödemelerine gitti. Aynı dönemde devletin bütçeden yaptığı yatırımların tutarı 100 milyar dolarda kalırken, personele de 335,8 milyar dolar ayrıldı.


II.4)Kamu Emekçilerine Bütçeden Ayrılan Pay Düşüyor:

2008 yılında milyonlarca kamu emekçisine bir yıl boyunca ödenecek ücretlerin toplamı için 48 milyar YTL ödenek konulurken, faiz ödemelerine 56 milyar YTL ayrıldı.

2008 Ocak ayında en düşük memur maaşı 887 YTL olması kararlaştırılmıştır. Oysa bu ülkede yoksulluk sınırı 4 kişilik bir aile için 2050 YTL’dir.


III) Sosyal Göstergeler:

III.1) Türkiye, kişi başına gelirde Avrupa'da sondan ikinci sırada:

Türkiye, 33 Avrupa ülkesi arasında satın alma gücü paritesine (SGP) göre kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasılada (GSYİH), 2006 yılı geçici tahminlerine göre 32. sırada yer aldı. Türkiye'de kişi başına hacim endeksi 29 olurken, kişi başına GSYH endeksi düşük olan diğer ülkeler, Bulgaristan (37), Romanya (38) ve Hırvatistan (50) şeklinde sıralandı.


III.2) Eğitim ve sağlığa ulusal gelirden ayrılan pay giderek düşürülüyor:

Kaynak: 2007 Merkezi Yönetim Bütçesi Sunuş Konuşması




III.3) Kayıt dışı çalıştırma giderek artarken, sosyal güvenlik sistemi SSGSS yasası ile daha da yıpratılıyor:

Resmi verilere göre, 23,7 milyona ulaşan istihdamdaki toplam nüfusun 11,6 milyonu yani her iki çalışandan birinin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kaydı bulunmuyor. Ücretli olarak çalışan toplam 11 milyon 602 bin kişiden % 21,5’inin (2 milyon 491 bin kişi) kayıt dışı çalıştığı bildirildi. Toplam sayıları bir milyon 988 bin olan yevmiyelilerin % 89,5’i (bir milyon 779 bin kişi) kayıt dışı olarak çalışıyor. İşveren olarak faaliyet gösteren bir milyon 266 bin kişiden % 27,9’unun (353 bin kişi) ve kendi hesabına çalışan 5 milyon 155 kişinin de % 65,7’sinin (3 milyon 385 bin kişi) sosyal güvenlik kaydı bulunmuyor. Kayıt dışı çalışanların 6 milyon 2 bini tarım sektöründe bulunmaktadır. Ülkemizde toplam yeşil kartlı sayısı da 13 milyon 990 bin 619 kişidir.

III.4) Kadınlar: Güvencesiz Yaşam ve Kötü Koşullar
i) Türkiye'de aktif olarak çalışan 8 milyon kadının sosyal güvencesi YOK!
Türkiye'de aktif olarak çalışan toplam kadın sayısı 12 milyon 112 bindir. Bu kadınların yüzde 65'ten fazlasının sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Sigortasız olarak çalıştırılan kadınların başında, yüzde 48 ile okuma-yazma bilmeyen, okur-yazar ve ilköğretim okulu mezunu kadınların gelirken, bu grubu yüzde 38 ile orta ve lise dengi okul mezunu kadınlar izlemektedir. OECD raporuna göre Türkiye, 28 OECD ülkesi içinde kadın işsizliği en hızlı yükselen ikinci ülkedir.

ii)Doğuda hamile kadınların yüzde 40'ı doğum öncesi bakım almıyor!
“Kadın Sağlığı" projesi, doğulu hamile kadınların yüzde 40'ının doğum öncesi bakım almadığını gösterdi. Bu çalışmaya göre hamile kadınların yüzde 17'si sağlık personeli olmadan doğum yapmaktadır.

iii) Dünyada her yıl 500 bini aşkın kadın gebelik ve doğumla ilgili nedenler sonucu yaşamını yitiriyor!
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) Dünya Çocuklarının Durumu 2007 raporunda, yapılan tahminlere göre, dünyada her yıl 500 bini aşkın kadının gebelik ve doğumla ilgili nedenler sonucu yaşamını yitirdiği, çok sayıda kadının da yaşamları boyunca sürecek sorunla karşılaştığı bildirildi. Oysa gelişmiş ülkelerde bu nedenler yüzünden ölen kadın oranı % 0,025’tir. Oysa temel sağlık hizmetlerine erişim olanaklarının bulunması, ölümlerin çoğunu engelleyebilirdi.


SONUÇ:

·Sağlık ve sosyal güvenlik hizmeti devletin lütfu değil, tüm toplum fertlerinin doğuştan kazanılmış en temel insan hakkıdır. Yurttaşlarımız bunun için yeterince vergi ödemektedir.

·Kamu sağlık kurumları özelleştirilmiş, sağlık hizmetleri piyasanın acımasız işleyişine bırakılmış bir ülke istemiyoruz.
·TBMM gündemindeki SS ve GSS Yasasıyla çocuklarımıza sosyal güvenlik hakkı kullanılamaz hale getirilmiş, geleceği olmayan bir ülke bırakmak istemiyoruz.

·IMF ve DB tarafından ülkemize dayatılan sağlıkta özelleştirme programı, sağlıkta yıkıma yol açan “dönüşüm” programı durdurulmalıdır.

·Aile Hekimliği uygulamasına son verilmeli, kamu hastanelerinin ticari işletmelere dönüştürülmesinden vazgeçilmeli, bu amaçla hazırlanan Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Yasa Tasarısı geri çekilmelidir.

·140 YTL üzerinde geliri olan her yurttaşı prim yükümlüsü kılan, ödediğimiz vergiler yetmezmiş gibi toplumu ikinci kez vergilendiren, sağlık hizmetlerinin her aşamasını paralı hale getirmeyi hedefleyen Genel Sağlık Sigortasından vazgeçilmelidir.





2008 “HERKESE SAĞLIK ve GÜVENLİ GELECEK” YILI OLSUN


Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası

[1] PricewaterhouseCoopers (PwC), Pharma 2020: the vision-which path will you take?http://www.pwc.com/extweb/industry.nsf/docid/4817112722b1ce7085256d7c005be35b
[2] Dış Ticaret Müsteşarlığı, İthalatımızda İlk 20 Fasıl, 2007. http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/IstatistikDb/eko11.xls ve İEİS verileri 2007

27 Aralık 2007 Perşembe

AİLE HEKİMLERİNE VE AİLE SAĞLIĞI SAĞLIK PERSONELLERİNE

Sayın meslektaşlarımız,

Sizinde çok iyi bildiğiniz ve yaşadığınız gibi sağlık alanında çok ciddi değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Dünya genelinde yaşanan Neo liberal değişim dalgası, yani eğitimin, sağlığın ve sosyal güvenliğin tasviyesi ülkemizde de hız kesmeden uygulanıyor/ uygulanmakta.

Yaşanan bu değişim ve dönüşüme sendika olarak başından beri, halkın sağlık hakkı ve çalışanların hakları temelinde karşı çıktık.

Hükümetin reform(!) dediği bu değişimin hem halka hemde sağlık çalışanlarına yıkım getireceğini üstüne basa basa söyledik, söylemeye de devam ediyoruz.

Son yıllarda bu sebeple mücadelemiz oldukça yoğunlaştı. Sağlık ocaklarını dolaştık ve sağlık çalışanlarına anlattık. Yetmedi kitle örgütlerine derneklere gittik. Eylemler, basın açıklamaları, iş bırakmalar yaptık.

Ancak hükümet “Sağlıkta Dönüşüm” programını uygulama kararlılığından vazgeçmedi. 01 Ocak 2008 den itibaren de Manisa’da aile hekimliği uygulamasına başlanacak.

Her ne kadar karşı çıksak ta bu sistemi tek başına engellememizin mümkün olmadığını, olayın farklı toplumsal ve sosyolojik temellerde geliştiğini kabul etmek gerekir.

Ancak gerek hükümetin ısrarı gerek halkın ve çalışanların bu konuda yeterli refleksi göstermemesi bizi bu duruma getirmiştir.
Aile hekimliğinin ilimizde uygulamaya geçmesi söz konusu olduğunda da üye ve yöneticilerimiz bireysel tercih haklarını kullanma konusunda özgür bırakılmışlardır.

Herhangi bir doktor veya ebe, hemşire arkadaşımız tercih yaparken hangi kaygıları gütmüşse bizim üyelerimizde doğaldır ki aynı kaygıyı gütmüşlerdir. Sonuçta bu kişisel bir tercihtir ve bu tercihi yapmak her iki taraf içinde zordur, bunu anlamak gerekir.

Şimdi gelinen durumda verilen mücadeleden sürekli uzak durmuş bazı arkadaşların idarecilerle aynı ağzı kullanmaları oldukça enteresandır.Sonuç olarak bizler kimseyle kavga etmek laf yarıştırmak durumunda değiliz.

Tüm bu yaşanan süreçte her zaman bizim yanımızda olarak gücü oranında gerek maddi gerek manevi desteklerini esirgemeyen siz meslekdaşlarımızla bir arada olmak istediğimizin bilinmesini istiyoruz.

Çünkü insanlık tarihi boyunca hangi sistem, uygulama ele alınırsa alınsın çalışanların örgütlenme ihtiyaçları ve gerekliliği hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıktır.

Örgütlenme ihtiyacı bundan sonra daha da gerekli ve yakıcı olarak ihtiyaç olacaktır.Bizler sendika olarak hep bu bilinçle hiçbir hükümetin güdümüne girmeden, hiç kimsenin değirmenine su taşımadan, milletvekilliği rüyası görmeden sadece haklarımız için mücadele etmeye çalıştık.

Bundan sonraki günlerde aile hekimliği sistemi ile ilgili karşılaşacağınız her türlü zorlukta yine yanınızda olacağımızı bilmenizi isteriz.
Son söz:
Mücadele edenler her zaman kazanamazlar, ancak kazanalar sadece mücadele edenlerdir.
Saygılarımızla.

YÖNETİM KURULU

1 Aralık 2007 Cumartesi

SAĞLIK HAKKI VE HASTA HAKLARI

Sağlık alanında uzun zamandan bu yana önemli gelişmeler yaşanıyor.

Bizler bir grup sağlık meslek mensubu, hukukçu, hasta, hasta yakını olarak sağlıkta yaşanan bu gelişmeleri oldukça endişeli bir şekilde takip ediyor ve bu durumla ilgili bir takım tespitler yapıyoruz.

Şöyle ki; Sağlık alanında bir yıkım yaşanıyor ve hükümet maalesef bu yıkımı reform(!) diye adlandırarak kitleleri yanlış bilgilendiriyor.

Sağlık hizmetinden yararlanma ve ulaşma hakkı başta olmak üzere bir çok alanda yaşanan bu yıkımdan toplumun tüm kesimleri bir şekilde etkileniyor. Ancak toplumun tüm kesimlerini ortak bir çatı altında bir araya getiren bir örgütlenme modeli olmadığı için herkes olaya kendi cephesinden yaklaşıyor ve cılız itirazlar yükseltiyor.

Sağlık Meslek odaları ve sağlık alanında örgütlü sendikalar iş güvenceleri ve mesleki bağımsızlıkları yüzünden bir itiraz yükseltirken, sağlıkta yaşanan ticarileşme yüzünden hastaların mağdur olacağını ve aile hekimliği modeli ile “paran kadar” sağlık anlayışının yerleşeceğini de ekliyor. Ancak aile hekimliği modeli ile ilgili vatandaş gerek bilgi eksikliği gerekse yanlış bilgilendirmeden kaynaklı olumlu bir beklenti içerisinde.

İlaca ulaşamayan hasta bu durumu “Eczacı ilacımı vermedi.” Diye değerlendirirken. Eczacı ilaç ödemelerinde yaşanan sıkıntılarından dolayı “İşimi yapamıyorum. Hastalarım ilaç alamıyor.” diyebiliyor.

En önemli sorun toplumun tüm kesimlerinin; sağlıkçıların, hastaların, hasta yakınlarının itirazlarını, ortaklaştıracak sağlık hakkını ve hasta haklarını aynı bütünlük içerisinde ele alacak bir örgütlenmenin eksikliğidir.

Bu tespitlerin ışığında ve söz konusu eksikliği gidermede araç olacak, hastanın, hasta yakının ve sağlık meslek mensubunun yanında olacak bir dernek kurma çabası ve kararlılığındayız.

Bu amaçla bir süredir faaliyet yürütüyor ve derneği kurma aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Ancak bu aşamada dahi derneğin kuruluşuna katılmak isteyen, bu çalışmaya gönül ve destek verebilecek dostların olabileceğini düşüyor ve o düşünceyle bu mektubu olabildiğince çok kişiye ulaştırmak istiyoruz.

Sizden beklentimiz çalışmaya katılmanız veya katılabileceğini düşündüğünüz kişileri bu mektuptan haberdar etmenizdir.

Bizler 04 Aralık Salı günü saat 18.00 da Eğitim Sen toplantı salonunda bir araya gelerek tüzük oluşturulması ve dernek kurucular kurulunun belirlenmesi gibi konularda karar vereceğiz. Toplantı bu çalışmaya katkı koyabilecek herkese açıktır.

Katkı ve desteğiniz bizim için çok anlamlı olacaktır.
Saygılarımızla.


SAĞLIK HAKKI VE HASTA HAKLARI DERNEĞİ OLUŞTURMA KURULU SEKRETERYASI


Zeynel A. KAPLAN
Dr.Oytun ÇALIŞKAN
Figen PEHLİVAN

GSM:0 505 8409819


İletişim:
http://saglikhakkivehastahaklari.blogspot.com/
E-posta: saglikvehastahakki@hotmail.com

29 Kasım 2007 Perşembe

AİLE HEKİMLİĞİ EĞİTİMCİ EĞİTİMLERİ HAKSIZLIĞI

BASINA VE KAMUOYUNA

Uzun zamandan bu yana aile hekimliği uygulamasının getireceği olumsuzluklardan bahsediyoruz.

Aile hekimliği uygulamasının ve Genel Sağlık sigotasının halkın sağlık hizmeti almasına engel olacağını anlatmaya çalışıyoruz. Aile hekimliği uygulamasının sağlık hizmeti sunumunda ekip çalışmasını yok ettiğinden bahsediyoruz. Genel sağlık sigortası ile birlikte uygulandığında ikinci sağlık vergisi anlamına geleceği uyarısında bulunuyoruz.

Kısacası aile hekimliği adaletsizdir uygulamayın diyoruz.

Ancak tüm uyarılarımıza rağmen aile hekimliğinde ısrar ediliyor. İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün Aile Hekimliği yerleştirmelerindeki adaletsizlik yargı tarafından tescil edildi.

İzmir 2. idare mahkemesi aile hekimliği yerleştirmelerinin adaletsiz olduğunu ve iptali gerektiği kararını verdi. İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün temyize gideceği söylese de sonucun değişmeyeceğini düşünüyoruz.

Manisa da aile hekimliği yerleştirmeleri bu cumartesi günü yapılacak. Ancak yerleştirmelerin adaletsizliği ve haksızlığı hekimler arasında yoğun olarak tartışılmakta. Aile hekimliği eğitimcilerinin haksız şekilde hizmet puanlarının yükseltildiği tartışma götürmeyecek bir şekilde ortada. Bu konu İzmir’de olduğu gibi yargıdan dönecektir.

Tüm bu yaşanan gelişmelerde bizler, SES Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak taraf olduğumuzun ve uygulamanın her aşamasında üyelerimizin yanında olacağımızın bilinmesini istiyoruz. Bu nedenle idarenin uygulamalarında ortaya çıkacak adam kayırma, haksızlık, hukuksuzluğun karşısında olacağız.

hukuksal süreci sonuna kadar takip edeceğiz ve bizde hukuksal girişimde bulunacağız. Her ne kadar içerdiği yanlışlar nedeniyle aile hekimliğine karşı olsak da uygulamada adaletli olunması için mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Şimdi son bir kez uyarıyoruz. Her şey için geç olmadan IMF ve Dünya Bankası dayatması olan Aile hekimliği uygulamasından vazgeçin.

Aile hekimliği uygulamasını durdurun.

Aksi durumda uygulamadan kaynaklı hem sağlık çalışanlarını hem de Manisa halkını mağdur edeceksiniz ve bu mağduriyetin sorumluluğu üzerinizdedir.

Sağlık ocaklarını güçlendirerek ekip hizmeti ile sevk zinciri uygulanarak 1. basamak sağlık hizmeti pek ala verilebilir ve bu durumdan hem sağlık çalışanları hem de vatandaş karlı çıkar.

Unutmayın “Sağlık Hakkı Yaşamla Başlar.” Bu nedenle diyoruz ki “Herkese eşit, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık.”

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

YÖNETİM KURULU ADINA
Birol AŞIK
ŞUBE BAŞKANI

RADYOLOJİ ÇALIŞANLARI YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI

T.C.
DANIŞTAY ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2007/5157
Davacı ve Yürütmenin Durduru I masını İsteyen:
Vekili
Sağlık ve So.syal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) i Av. Öztürk Türkdoğan, Necatibey Cad. No:82/13 Kızılay/ANKARA
Davalı
i Sağlık Bakanlığı-ANKARA
İsteğin Özeti : 6.10.2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girenKamu Sağlık Hizmetlerinde İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları ile Çalışan PersonelinRadyasyon Doz Limitleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. bendinin (ç) fıkrası ile 8.maddesinin ve Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 8.10.2007 günlü,21025 sayılı Genelgesinin 1 ve 2 numaralı paragraflarının iptali ve yürütmenin durdurulmasıistenilmektedir. r-
Damstav Tetkik Hakimi : Demet Özen
Düşüncesi_____________ :Yürütmenin durdurulması isteminin davalı idarenin
savunmasının alınmasından sonra incelenmesi gerektiği düşünülmüştür.Danıştay Savcısı________ : Nazmiye Kılıç
Düşüncesi
j. 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci
maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması isteminin karara bağlanabilmesi için, davalı idarenin savunmasının alınması gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci ve Beşinci Dairelerince 2575 sayılı Danıştay Kanununa 3619 sayılı Yasanın 10. maddesi ile eklenen Ek 1. madde uyarınca yapılan müşterek toplantıda işin gereği düşünüldü:
Uyuşmazlığın niteliğine ve davanın durumuna göre, davalı idarenin savunması alınıp yeni bir karar verilinceye kadar dava konusu düzenlemelerin yürütülmesinin durdurulmasına, 13.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan
Üye
Üye
Üye
Uye
Turan
Sabriye
Salih
Günay
Mustafa
FALCIOĞLU
KÖPRÜLÜ
ER
ERDEN
KILIÇHAN

Uye
Uye
Uye
Uye
Efser
Hayrettin
Muzaffer
Erkan
KOÇAKOĞLU
KADIOĞLU
DİLEK
CANTEKİN

EŞ/14.11.2007

5 Kasım 2007 Pazartesi


SİZ HİÇ…

Siz hiç bağırmaktan, slogan atmaktan, yürümekten yorulmuş ama mutlu olmuş elli bin kişiyi aynı alanda, aynı anda gördünüz mü? Ben gördüm. Geçen Cumartesi günü yani 3 Kasımda Ankara’da gördüm bu topluluğu. Nereden diye sorarsanız. Kendimden derim. Çünkü elli binden biride bendim.

Cuma akşamı Manisa öğretmen evinden hareket eden sekiz otobüsten birinde de ben vardım. Hafif bir buruklukla gidiyordum Ankara’ya. İçimden daha önceki eylemler gibi sönük geçecek mi acaba diye düşünüyordum ve gerçeği söylemek gerekirse fazlada bir ümit yoktu içimde.

Ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöken son olaylar, savaş çığlıkları ümitsiz olmak için yeterli idi. Öyle idik.

Ama yol ilerledikçe daha ilk molada ufak ümit kıpırtıları dolduruyordu içimizi. Kula’da İzmir’den gelen dostlar bağışlamıştı bunu bize.

Derken Ankara hipodroma otobüsümüzün giremeyişi ne kadarda mutlu etmişti hepimizi.Siz hiç trafik sıkışıklığından memnun olan 40 bin kişi gördünüz mü? Ben gördüm. Kendimden biliyorum. Kırk binden biri bendim.

Hipodroma girişimiz geciktikçe umutlarımız daha da artıyordu.Sonra kortejler oluşturulurken, ses aracından yapılan anonslar “Arkadaşlar sığmıyoruz.” Sığmamanın sevinci…Siz hiç slogan atarken yüreğinden ses çıkan 50 bin kişi gördünüz mü? Ben gördüm.

Sonra Sıhhiye meydanında yapılan anonslar “Arkadaşlar alana giriş yapamayan dostlarımız var. Lütfen omuzlarımız arasındaki mesafeyi kısaltalım.” Mutluluğumuz tarif edilemezdi.İşte tüm umutsuzlukların umuda kestiği beyazın en temiz hali bu rengârenk alanda idi ve KESK Genel Sekreteri Abdurrahman DAŞDEMİR tertip komitesi adına konuşuyordu.

Günlerdir savaş nidaları bir karabasan gibi üzerimize çöktü diyordu. Günlerdir her yerde ölüm kutsanıyor, oysa ölüm çocuk büyütmeyi bilmez. İşte tam o anda elli bin kişinin hep yürek ağladığını hissettim.

Siz hiç elli bin kişinin tek yürek olup kötü bir durumdan kurtulma ümidini görmenin mutluğu ile ağladığını gördünüz mü? Ben gördüm.Dönüş yolunda istisnasız herkesin yüzünde yorgunluk ve mutluluk gördüm.

Çocuklarım, ülkem, geleceğim aklıma geldi ve 3 Kasım Ankara mitingini düzenleyen, katılan, katılamayan ama gönlü ile katılan herkese teşekkür ederim dedim.

Siz hiç tüm barışseverlere ve bu yazıya ilham oldu diye Sezen AKSU’ya tek yazıda teşekkür eden birini gördünüz mü? Evet gördünüz.

Sağlıcakla…

4 Kasım 2007 Pazar

2 Kasım 2007 Cuma