4 Mart 2012 Pazar

Kadın Sorunları ve Çözüm Önerileri Paneli Yapıldı.


KESK Kadın komisyonunun düzenlediği Türkiye'de Kadın Sorunları ve Çözüm Önerileri Paneli Manisa Öğretmenevi Konferans Salonunda Yapıldı.
Panele Emekli öğretmen Hacer Koçak, Avukat Tülin Turbil ve Halk Sağlığı Uzmanı Yrd.Doç.Dr. Beyhan Cengiz Özyurt birer sunumla katıldılar.
Düzenlenen panele Manisa'da oluşturulan Emekçi Kadınlar Platformu Girişimi'de destek verdi.

26 Şubat 2012 Pazar

MANİSA KESK KADIN KOMİSYONU 8 MART KAPSAMINDA KAHVALTIDA BULUŞTU.VALTISI



KESK Kadın Komisyonunun 8 Mart nedeniyle düzenlediği etkinliklerden olan kahvaltı etkinliği 25 Şubat 2012 Cumartesi günü saat:10.00 da Bozköy kır kahvesinde düzenlendi.
Kahvaltıya çeşitli STK lardan ve KESK üyelerinden 100'ün üzerinde kişi katıldı.
Müzik dinletisi ve konuşmaların olduğu etkinlik sonrası basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasını KESK Kadın Komisyonu Adına SES Kadın Sekreteri Ayça Ramazan yaptı.



Değerli basın emekçileri, değerli dostlar!
Sizleri emeğimizin, bedenimizin, dilimizin, sevgimizin sömürülmediği, sermaye ve erkek egemen zihniyete karşı verdiğimiz mücadelenin azmi ve umuduyla selamlıyorum!
Bu gün burada yıllardan beri kendi özgürlüğümüz aynı zamanda da emeğin özgürlüğü için verdiğimiz mücadelenin ürünlerini paylaşmak ve birbirimizden destek alarak örgütlü gücümüzü yarınlara taşıyabilmek amacıyla toplanmış bulunmaktayız! Biz kadınlar yürüttüğümüz örgütlü mücadelemizle doğrudan sermayenin karşısında yeralıyoruz. Verdiğimiz bu mücadelenin yanında kapitalizmin erkek egemen anlayışa uygun olarak yaratmak istediği kadın modelini de reddetmekteyiz. Bize biçilmiş toplumsal cinsiyet rollerini deşifre ederek bu dayatmalarla hesaplaşan bir mücadele vermekteyiz! Elbette ki bu hiç de kolay olmuyor! Kadın olarak kimliğimize, bedenimize, emeğimize sahip çıkmanın bir bedeli oluyor! Tacize tecavüze uğruyor, öldürülüyor, tehdit ediliyor toplumsal baskı mekanizmaları ile sindirilmeye çalışılıyoruz! İşte bu yüzdendir ki kadın mücadelesi çok yönlü olmalıdır.
Küresel sermayenin toplumun tüm sosyo- ekonomik ve kültürel yaşamına amansızca saldırdığı bir dönemden geçiyoruz. En çok da kadın bedeni üzerinden kendini üreten bir mekanizma yaratılmaya çalışılmaktadır. Kadınlar cinsel bir obje olarak görülmekte, düşük ücretle çalıştırılmakta, ev içi emekleri görmezden gelinmektedir. Ekonomik özgürlüğü olan kadınlarda baskıcı ve köleleştirici politikalardan nasibini almakta, sınırlı ve tanımlanmış bir yaşam sürmeye zorlanmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki toplumsal dönüşümün olmadığı yerde bireysel anlamda kazanılan özgürlükler bir balon gibi en ufak bir delikte sönmeye mahkûmdur.
Sermaye daha çok kâr etsin diye yapılan Savaşlardan ve yaşanan yıkımlardan yine en çok kadınlar etkilenmektedir. Katledilmekte, eşini, çocuğunu yaşam alanını feda etmeye zorlanmaktadır.
İşte tüm bunları görememek, bize dayatılmaya çalışılan köleliğin farkında olamamak en vahim olanı. Özgürlüğü, kapitalizmin ürettiği lümpen, içi boş bir tüketim çılgınlığı ile sınırlı algılamak! Oysa ki en büyük kölelik bilinç köleliğidir. Kendi kararlarını alamama, kendine güvenememe, erkek onayı ile hareket etme, karar mekanizmalarında erkeklerin yer alması, kadına söz hakkı tanınmaması yaşanan en önemli sorunlardır. Ayrıca kadınların kendi özgün ve bağımsız politik hattını oluşturamaması, bağımsız bir kadın mücadelesi fikrinin bile erkekleri bu kadar rahatsız ediyor olması da oldukça düşündürücü ve sorgulanması gereken bir durumdur.
Elbette ki biz karma bir örgütte yer alıyoruz. Karma örgütlerde erkek arkadaşlarımızla vereceğimiz mücadelede yan yana durmak, birlikte mücadele etmekten yanayız. Ancak kendi kaderimizi tayin ederken alacağımız kararlarda, kendi özgür irademizle hareket etmekten yanayız.
Bizler kadın mücadelesini yükseltmeye kararlıyız. Kadın sorununun bilince çıkması ve toplumsal bir dönüşüm yaratması ancak bizim örgütlü mücadelemizle gerçekleşebilir. 25 kasım kadına yönelik şiddet ve tecavüze karşı mücadele gününde olduğu gibi bugünden başlayarak 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar gününe kadar çeşitli etkinliklerle alanlarda olacağız. Bugün yaptığımız bu kahvaltı etkinliğiyle süreci başlatıyoruz. Biliyorsunuz AKP iktidarı döneminde Türkiye’de kadına yönelik şiddet , taciz, tecavüz ve çocuk istismarı en yüksek oranlara ulaştı. Bizde bu 8 mart’ı küçük yaşta evlendirilen, tacize ve tecavüze uğrayan çocuk kadınlara ithaf ediyoruz. Hepinize bu onurlu özgürlük mücadelesinde kolaylıklar diliyorum. Yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi!
Ayça RAMAZAN
KESK Şubeler Platformu Adına
SES Manisa Şube Kadın Sekreteri

25 Şubat 2012 Cumartesi

SAĞLIK HAKKI PANEL ÇAĞRISI VE BASIN AÇIKLAMASI YAPILDI.



Manisa "Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu" genişletilmiş toplantılar sonrasında "Manisa Sağlık Hakkı Meclisi"ne dönüştürülmüştür.
Bu bilgiler ve süreç kamuoyuyla paylaşılmış İlk olarak ta bir Sağlık Hakkı Paneli düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.
Bu çalışmalar 5000 adet el ilanı bastırılarak halka dağıtılmış ve sağlık hakkı mücadelesine çağrıda bulunulmuştur.
Sağlık hakkı meclisi bileşenleri dönüşümlü olarak 2 gün Manisa manolya meydanında bastırılan el ilanlarını dağıtıp, masa açmışlardır.
Konuyla ilgili basın açıklamasını 23.02.2o12 de saat 12.30 da Sağlık hakkı Meclisi adına SAHHAD(Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Çeker yaptı.
Basın açıklamasına bir çok kurum temsilcisinin yanında panelistlerden CHP Milletvekili olan Ecz.Özgür Özel de katkı sundu.

SAĞLIK HAKKI MECLİSİ "SAĞLIK HAKKI PANELİ" YAPILDI.



Manisa Sağlık Hakkı Meclisinin düzenlediği "Sağlık Hakkı Paneli" 25.02.2012 Cumartesi günü saat 13.30 da Manisa Kültür Merkezi Meclis Salonunda gerçekleştirildi.
Panele TTB Merkez Konsey Başkanı Dr.Eriş Bilaloğlu, CHP Manisa Milletvekili Ecz.Özgür Özel katılırken SAHHAD(Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği) adına davet edilen Dr.Mustafa Sütlaş bir yakınının vefatı üzerine katılamadığını üzülerek bildirmiş yerine ise Manisa SAHHAD Yönetim Kurulu üyesi Zeynel Abidin Kaplan katılmıştır.
Yaklaşık 250 kişinin katılımıyla yapılan panel oldukça verimli ve bilgilendirici olmuştur.
Daha sonrasında soru ve önerilerin paylaşımıyla panel 16.30 da sona ermiştir.
Panelde Sağlık Hakkı, Sağlıktaki Dönüşüm, Ülkemizde ve Dünya da yaşanan siyasi sürecin sonrasında sağlıktaki son duruma geniş yer verilirken, hizmeti verenlerle hizmeti alanlar arasında ve giderek büyüyecek bir Sağlık hakkı hattı oluşturulması gerekliliği üzerinde duruldu.
11 Mart'taa Ankara'da yapılacak olan "Büyük Türkiye Sağlık hakkı Meclisi" buluşma çağrısı yinilendi. Manisa'da ki bu büyük buluşma için belirlenen hareket noktaları katılımcılarla paylaşıldı.

SAĞLIKTA YIKIM ARTARAK DEVAM EDİYOR...


AKP, 2003 yılında iktidara gelişi ile birlikte, Dünya Bankası programı olan SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI'nı uygulamanın yasal zeminini oluşturmaya başladı.
Aradan geçen on yıla yakın sürede bizim yıkım dediğimiz, sağlıkta dönüşüm adına yasal düzenlemeler hız kazandı. KHK ile hızlandırılacak olan sağlığın özelleştirilmesiyle ilk karşılaşacak iller arasında Manisa da yer almaktadır.

Sağlık büyük ölçüde özelleştirildi, Sosyal Hizmeti tasfiye çalışmaları başlatıldı, Sosyal Güvenlik; hak olması bir yana, emekliliğe ulaşma hayal haline getirildi, başta Sağlık ve Sosyal Hizmet alanı olmak üzere, kamu alanında güvencesiz-taşeron çalıştırma temel çalışma modeli haline getirildi. Hükümet şimdi de Mayısta aldığı Kanun Hükmünde Kararname yetkisini kullanarak Sağlık alanındaki bütün yapıları değiştirmeye başladı.

KHK ile SHÇEK kapatıldı, taşra teşkilatı tasfiye edildi,

Bir taraftan GSS ile halkın Sağlık Hizmetine ulaşım hakkı giderek zorlaştırılmıştır. Genel Sağlık Sigortası kapsamı içine girmek ve ceza işlemine maruz kalmamak için “Gelir Tespiti” yaptırmak üzere kuyruklar uzarken; Hükümet yaptığı yasal düzenlemeler, çıkardığı yönerge ve tebliğlerle, bir yandan Genel Sağlık Sigortası kapsamı içinde verilecek hizmetleri azaltırken, bir yandan da katkı ve katılım paylarını arttırmakta, alınacak bazı sağlık hizmetleri için ücret farkları getirmektedir:

Diğer taraftan 2 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan Sağlık Bakanlığı Taşra teşkilat yönetmeliği ile yeniden sağlık emekçilerinin geleceğine, onlara sorulmadan karar verilmiştir. Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmeti üretme ve hak sahiplerine sunma görevinden çıkarılarak, düzenleyici, denetleyici, koordinatör bakanlık haline getirilmek isteniyor. Özellikle Aile Hekimliği çalışanları, TSM merkezi çalışanları ve ebelerin çalışma koşullarının ne olacağına dair netlik olmayışı sağlık emekçileri arasında huzursuzluk yaratmıştır.

Kamu-Özel Ortaklığı ve Kamu Hastane Birlikleri yasasıyla birlikte Kamu hastanelerindeki sağlık emekçileri de iş güvencesi ve gelecek kaygısı yaşamaktadır. Sağlıkta özelleştirmenin tamamlanması, mülkiyet devri ve tüm çalışanları güvencesizleştirilmesi anlamına gelen bu düzenleme kabul edilemez. Sağlık çalışanlarının güvencesini ortadan kaldıracak bu yasalara karşı ne yazık ki, sendikamız SES dışında hiçbir sendikanın yürüttüğü bir mücadele de yoktur.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak başından beri; Halkın sağlık hakkını ortadan kaldıran, sağlığı özelleştirerek "Paran Kadar Sağlık" dönemini başlatan, çalışanların iş güvencesini yok eden, taşeron çalıştırmayı kural haline getiren bu programa karşı mücadelemiz devam etmektedir, Sendikamız bu mücadeleyi yürütürken, yapılan saldırılardan etkilenen halkın tüm kesimleriyle buluşmayı da önüne hedef olarak koymaktadır. İlimizde kurulan Manisa Sağlık Hakkı Meclisiyle de birlikte Sağlık da yaşanan yıkıma dur demek ve emek alanının demokratikleştirilmesi için gerekli her tür eylem ve etkinliği yapmaya devam edecektir.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerini yıldırmaya, mücadelelerinden alıkoymaya yönelik tüm baskı, sürgün, soruşturma, ceza ve tutuklamalar bizi yıldırmadı, bundan sonra da yıldıramayacak.. Hükümetin bu politikaları sürdükçe, kadrolaşmasını yaygınlaştırdıkça mücadelemiz daha da büyük bir ivme ile sürecektir. Bilinmelidir ki, mücadelemiz her şeye rağmen devam edecek, baskılar bizi yıldırmayacaktır.


Figen PEHLİVAN
SES Şube Sekreteri

16 Şubat 2012 Perşembe

KESK Manisa Şubeler Platformu Manolya Meydanında 16.02.2012 günü Bodro Yakma Eylemi Yaptı.





Değerli Basın Emekçileri,

Bugün 16 Şubat. Kamu emekçileri ilk kez 2012 yılının ikinci ayında da zamsız maaş alıyor. Geçtiğimiz ay sadece 2.68’lik enflasyon farkı ödenen 2 milyonu aşkın kamu emekçisi ve 1 milyon 800 bin emekli, bugün yine zamsız maaş almak zorunda kalmıştır. Maaşlarımıza ancak günlük bir simit almaya yetecek kadar “enflasyon farkı zammı” yapan AKP iktidarı, yaptığı Anayasa değişikliğinin gereği olarak çıkarması gereken toplu sözleşme yasasını geçen 18 ayda hala Meclis’ten geçirmeyerek maaş zamlarımızı sürekli ertelemekte ve sonuçta milyonlarca kamu emekçisini ve ailelerini mağdur etmektedir.
Bakanlar Kuruluna gönderilmesinin üzerinden 4 ay geçen yasanın hala bir türlü çıkmamasının sorumlusu, yoksulluk sınırının altına itilen milyonlarca kamu emekçisi mi, yıllarca kamuda çalışmış ve üç kuruş parayla geçimlerini sağlamaya çalışan emekliler midir? Yoksa işine geldiğinde kamu yönetimini alt üst eden onlarca KHK’yı ve milletvekili emeklilik maaşlarını fahiş oranda artıran yasayı bir gecede çıkaran AKP iktidarı mıdır?
Değerli Basın Emekçileri,
Kamu emekçileri, emekliler ve onların aileleri ücret zammı ve diğer konulardaki gecikme nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Bizler günü gelen faturamızı bir gün geciktirdiğimizde, bizlerden fatura bedeli üzerine “yasal faiz” işletilerek fatura tahsili yapılmaktadır. Ancak fatura ve vergi ödemelerinde hassas olan hükümet, aynı hassasiyeti ülkenin dört bir yanında kamusal hizmetleri yerine getirmek için çalışan kamu emekçilerinin ücret ve sosyal hakları konusunda göstermemektedir.
Yıllardır uygulanan neo-liberal politikaların en büyük mağdurlarından birisi de kamu çalışanlarıdır. Ekonominin sürekli büyümesiyle övünmeyi artık gelenek haline getiren AKP hükümeti, sıra büyümeden pay isteyen kamu emekçilerine geldiğinde “bütçe dengesi” bahanesinin ardına sığınmaktadır. Kamu emekçilerine yıllardır % 3-4 gibi sadaka zammını toplu görüşme oyunuyla reva gören hükümet, aylardır zamsız maaşa da kamu emekçilerini alıştırmaya çalışıyor.
Değerli Basın Emekçileri,
AKP hükümetinin Çalışma Bakanı, zamsız maaş almamızın gerekçesini Konfederasyonların yasa konusunda anlaşamamalarını olarak gösteriyor. Bu nedenle de yasanın çıkarılamadığını söyleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor.
Şimdi buradan soruyoruz. Bizler bilmek istiyoruz.
Bu ülkede hangi kamu emekçisi ya da hangi konfederasyon ülkemiz kamu emekçilerinin evrensel sendikal normlara, imzalanan uluslar arası sözleşmelere ve anlaşmalara uygun, uygar dünya ülkelerinin kendi kamu emekçilerine on yıllar öncesinde tanıdığı haklara ulaşmasına karşı çıkıyor?
Hangi kamu emekçisi ya da hangi konfederasyon sendikal özgürlüğün ayrılmaz parçası olan grevli bir toplu sözleşme düzeninden yana değil?
Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına, kamu hizmeti yapan tüm çalışanların sendika üyesi olmasına, sendika kurmasına hangi kamu emekçisi, hangi konfederasyon karşı çıkıyor?




Hangi sendika ya da konfederasyon toplu sözleşmelerin kapsamının sadece mali ve sosyal haklarla sınırlanmasını, hizmet kollarında toplu sözleşmesi yapılmamasını istiyor?
Hangi sendika ya da hangi konfederasyon yıllardır belediyelerle yapılan toplu sözleşmelerin yasaklanmasını istiyor?
Varsa böyle bir kamu emekçisi ya da konfederasyon, söyleyin bizler de bilelim.
Değerli Basın Emekçileri,
KESK, Grev hakkımızın yasal teminat alındığı özgür bir Toplu Sözleşme düzeni talep etmektedir. Bunun için örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün engellerin kaldırılmasını, aynı işyerinde çalışan tüm emekçilerin aynı sendikalara üye olabilmesini, toplu sözleşmenin kapsamının ekonomik, demokratik, mali, sosyal ve özlük haklarımızı kapsayacak biçimde genişletilmesini ve her sendikanın üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesini savunmaktadır.

Kamu emekçilerinin haklarını yirmi beş yıldır her koşulda savunan KESK, yıllardır birçok baskıya maruz kaldı. Son dönemde Meclis’teki 4688 sayılı yasa taslağına karşı ülke genelinde eylem ve etkinliklerimizi sürdürürken hem hükümet hem de yandaşları tarafından çeşitli baskı ve karalamalarla mücadelemiz gölgelenmeye çalışılıyor. Bugüne kadar baskı ve yasaklarla engelleyemedikleri mücadelemizi, bizlere yönelik adli ve siyasi baskılarla zayıflatmaya çalışıyorlar.

Kendisinden önceki her emek düşmanı siyasi iktidar gibi, AKP iktidarı da emekçiler arasına nifak sokarak, ayrımcılık yaparak bölünmeler yaratmaya çalışmaktadır. Bu değirmene su taşıyan, “kraldan çok kralcı” sendikalar geçmişte de vardı, bugün de maalesef var. Üyelik başvurusunda bulundukları uluslararası sendikalar tarafından “yandaş” oldukları tescil edilerek üyelik başvuruları ret edilen yandaş konfederasyon yönetimleri, başta kendi üyeleri olmak üzere tüm kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerinin önündeki en büyük engeldir. Kendilerine yandaş dediğimiz için öfkelenen, “yandaşlık dimdik bir duruşu gerektirir” diyerek böbürlenenlere diyecek tek bir cümlemiz var. Evet, dimdik bir duruşa sahipsiniz. İktidarın önünde el pençe divan dimdik duruyorsunuz. KESK’i ve onun mücadelesini karalayarak, iftira ve çamur atarak kendi ayıbınızı, işbirlikçiliğinizi gizlemeye çalışıyorsunuz. Ama şu gerçeği sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, nasıl güneş balçıkla sıvanmazsa, KESK’i ve mücadelesini de çamur atarak kirletemezsiniz. Buradan hükümetle içli dışlı ilişkisi tescillenen yandaş konfederasyona üye olan dürüst ve adalet duygusu zedelenmemiş kamu emekçilerine sesleniyor ve iktidarın zulmü karşısında “biat edenlerin” değil, mücadele edenlerin yanında yer almaya çağırıyoruz.
Değerli Basın Emekçileri,
13 Şubat günü Konfederasyonumuzun ve Sendikalarımızın yöneticisi ve üyesi olan on beş kadın arkadaşımız gözaltına alındı. Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin her geçen gün arttığı, açlığın ve yoksulluğun faturasını büyük oranda ödeyen kadınlarımızın haklarının savunulmasını önemli bir görev olarak kabul eden KESK’li kadınlar, 8 Mart eylem ve etkinlik programlarını açıkladıktan iki gün sonra gözaltına alındılar. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Hiçbir baskı ya da gözaltı kadın mücadelesini yükseltmemizi engelleyemeyecektir.



Değerli Basın Emekçileri,
KESK, dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de kamu emekçilerinin hiçbir kesimini dışlamadan, onların çıkarları doğrultusunda mücadelesini sürdürmeye kararlıdır. Bugün bizim mücadelemizi karalamak isteyenlere söylenecek tek söz “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” olacaktır.

Yurttaşlar fatura ve vergi ödemelerini geciktirdiğinde çeşitli oranlarda “gecikme cezası” uygulayan hükümet, kamu emekçilerinin ücret artışlarının gecikme süresini dikkate alarak, olağan ücret artışının yanı sıra tüm kamu emekçilerine “gecikme zammı” yapmalı, 4688 sayılı yasada yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin önerilerimizi mutlaka dikkate alarak, grevli toplu sözleşme hakkımızın önündeki bütün engelleri kaldırmalıdır. Konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımıza yönelik baskılar son bulmalı, gözaltına alınan arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN KESK!





Serpil DENİZ
SES Manisa Şube Başkanı
KESK Manisa Şubeler Platformu
Dönem Sözcüsü

Kesk Kadın komisyonu çalışması‏


Kesk kadın komisyonunun çağrısıyla Manisa da ki tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütleri Manisa öğretmen Evinde bir toplantı gerçekleştirdiler.Emekçi kadın platformu kurulmasına yönelik ortak kararların alındığı toplantıda 8 mart ile ilgili eylem ve etkinlikler planlandı.Aşağıdaki rapor hazırlandı.



Kadın mücadelesi uzun soluklu ve örgütlü yürütülmesi gereken özgün bir mücadele alanıdır. Yedin bin yıllık sınıflı toplumun ağır baskısı sonucunda kadının kaybettiği konumunu yeniden kazanması ve özgürleşmesi ancak kadınların vereceği mücadelenin sonucunda gerçekleşebilir. Kadınlar örgütlü durduğu kendi emeğine, kimliğine ve bedenine sahip çıkabildiği oranda yaşadığımız toplum özgürleşebilecektir. Bu doğrultuda 150 yıldır devam eden kadın mücadelesine yeni bir halka eklemek üzere Manisa’da da KESK’li kadınlar olarak 25 Kasım kadına yönelik Şiddet ,Taciz ve Tecavüze karşı mücadele haftasında olduğu gibi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü haftasında da çeşitli etkinlikler organize çabası içine girildi..

Manisa SES ve Eğitim-Sen kadın komisyonlarının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe 2 ay kala başlattıkları çalışmalar adım adım ve genişleyerek devam ediyor. Komisyonlar, yapılacak etkinlikleri zenginleştirmek ve kitleselleştirmek amacıyla 10 Şubat Cuma günü Manisa Öğretmen Evinde demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerle bir araya geldi.

KESK dönem sözcüsü ve SES Başkanı Serpil DENİZ’in açılış konuşmasını yaptığı toplantıda Eğitim-Sen kadın Sekreteri Melek VAROL ve SES Kadın Sekreteri Ayça RAMAZAN bir haftaya yaymayı planladıkları etkinliklerle ilgili katılımcılara bilgi verdiler.

Toplantıya, ÖDP,TKP, EDP, EMEP,CHP, HDK, TTB, SAHHAD, Emekli-Sen,Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği,BDSP,Cumhuriyetçi Kadınlar ve ADD olmak üzere ondört örgüt temsilcisi katıldı. Alevi kültür Derneği ve Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfının da mazeret belirttiği ama her türlü desteği sunacağını bildirdiği toplantıda katılımcıların tek tek görüş ve önerilerinin alındı. Toplantı ağırlıklı olarak, kadının görünür ve görünmeyen emeğinin ön plana çıkarılarak hak ettiği değeri kazanması doğrultusunda atılabilecek adımların neler olabileceği konusunda görüş alış verişinde bulunuldu. Ayrıca 8 Mart’ı yaratan kadın iradesinin öne çıkmasının, bu gün çok daha yoğun bir biçimde baskılandığı, kadının toplumsal yaşamın her noktasında ezildiği, sömürüldüğü, ikinci sınıf bir vatandaş pozisyonuna indirgenmeye çalışıldığı bir süreçte daha fazla önem taşıdığı belirtildi.

Günümüzde Kadınlar cinsel, sınıfsal ve sosyal alanda baskıya maruz kalmakta, şiddet görmekte ve çok daha yoğun bir biçimde sömürülmektedir. Tüm bu alanlarda kadınların hak ettiği konumu elde edebilmesi onların örgütlü gücünden geçmektedir. Bu doğrultuda toplantıya katılan siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri’ Manisa Emekçi Kadınlar Platformunun ‘kurulması kararını aldı. Manisa Emekçi Kadınlar Platformu Kuruluş sürecini tamamladıktan sonra faaliyetlerin dönemsel sözcülüklerle koordine edilmesi ve 8 Mart haftasında yapılacak tüm eylem ve etkinliklerin toplantıya katılan tüm bileşenlerle organize edilmesi kararlaştırıldı.

KESK Kadın Komisyonu

7. Dönem 3. Şube Temsilciler Kurulumuz Akhisar'da Toplandı.





Giriş;
Genelde sendikal hareketin özel de şubemizi de oldukça yoğun ve yorucu bir dönemi geride bıraktık.
Bu dönemde hükümet, TBMM’nin açık olduğu halde, bir gece yarısı operasyonu ile Kanun Hükmünde Kararnemeler (KHK) çıkararak oldukça kapsamlı yıkım yasaları getirdi.Kamu Hastaneler Birliğinin(KHB) kuruluşu, ithal hekim, ithal hemşire, aile hekimliği kanununda pilot ibaresinin kaldırılması vb. birçok hak kaybı bu KHK demokrasisi ile kanunlaştırıldı.
Türk İş belki de tarihinin en kritik genel kurulunu bu dönemde gerçekleştirdi. Bu genel kurulda belki de ilk kez sendikal ağalık düzeni, sendikal bürokrasi bizzat Türk İş üyelerinin taban hareketi ile sarsıldı, değiştirilme iradesi ortaya kondu.
Ve ilk kez kamu çalışanları bu dönemde Ocak zammı alamadan yeni yıla girdi. 12 Eylül referandumunda verildiği söylenen ve bu yüzden referanduma “Evet” dememiz gerektiği iddia edilen, Toplu Sözleşme(!) yapılamadı ve kamu çalışanları, popüler deyişle “Keklik” sendikaların işbirlikçiliği sayesinde bu kötü durumla başbaşa bırakıldı.
Uludere katliamı başta olmak üzere bir çok acılarla bu dönemde karşı karşıya kaldık. Ve belki insanlık tarihinde az rastlanır bir şekilde sırf bir katliamı protesto ettiler diye Urfa Şubemiz basıldı, şube başkanımız göz altına alındı. KESK Genel Merkezi basıldı, KESK Genel Başkanı ve bir çok yöneticisi hapse mahkum edildi. Üzerimizdeki sürgün, ceza tehdidi neredeyse şube başkanlarımız ve şube yöneticilerimize varana değin hapis tehdidine dönüştü. İş yeri temsilciliklerimiz alçakça iftira ve komplolarla karşı karşıya kaldı.
Bir çok işyerinde ve ilçe de işyeri temsilcilerimiz, yöneticilerimiz bu tür baskılarla karşı karşıya kaldı. 663 sayılı KHK ile ilgili sunum yapmaya gittiğimiz Salihli Devlet Hastanesinde, toplantımızı engellemek için her türlü yolu deneyen, ancak engel olamayan başhekimin, toplantımıza sivil polis çağırmak dahil tüm engelleme girişimiyle karşı karşıya kaldık. ADSM başhekimin sözlü ve özel güvenlikle saldırıları ve burada yapacağımız sunumu engellemek için bizimle aynı saatte toplantı aldığına tanık olduk. Tüm bunlar fincancı katırlarının ürktüğünün birer kanıtıdır dedik ve doğru yolda olduğumuza emin olduk.
Bu saydığımız olumsuzlukların eksiği var fazlası yok. Ancak tüm bu baskı, zulüm, hak kaybı, yıkımların yanında iyi şeylerde oldu. 2 Kasım gece yarısı çıkarılan KHK’yi reddediyor ve meclislerimizi kuruyoruz diye yola çıktık. O yolda konfederasyonumuz KESK yolumuza ışık oldu ve KESK’in iş bırakabileceği, yaşamı var edenlerin SES’i olabileceğini 21 Aralık günü göstredi dosta düşmana…
21 Aralık grevimizin rüzgarından dahi sarsılan idareciler ve “Keklik” sendikalar başladılar çirkin oyunlar tertip etmeye. İlk olarak Tabip Odası ile olan birlikteliğimiz hedef aldılar; “Tabip Odası SES’in güdümüne girmiş.” Açıklamasını yaptılar. Ardından ellerinde çiçeklerle il sağlık müdürünü ziyaret ederek, vatandaşın sağlık hizmetinden duyduğu mennuniyetten dolayı hem tebrik ettiler hemde; “21 Aralık grevine katılmıyoruz.” diye beyanat verip Grev kırıcılığı görevlerini gayet iyi yaptılar. Yetmedi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi İş yeri temsilcimize idareyle, başhemşirelikle işbirliği yaparak iftira attılar, kara çalmaya kalktılar.
Sendikamız bu iftiraya ilk günden hem GREV’in coşkusu ile hemde iş yeri temsilcimize verdiği destekle gereken cevabı layıkıyla verdi. Olayın iftira olduğu savcılıkça da anlaşıldıktan sonra bize kara çalmaya çalışanlar iftiralarının altında kaldılar.
Başta da söylediğimiz gibi yoğun ve yorucu bir dönemi geride bıraktık ancak önümüzde daha yoğun ve yorucu günler bizi bekliyor. Sendikamızın aktif katılımı ile kurulan “Manisa Sağlık Hakkı Meclisi” ile halkımızla birlikte olarak mücadeleye devam edeceğiz. “Herkese Eşit, Ücretsiz, Ulaşılabilir Sağlık” demeye ve bu isteğimizde ısrarcı olarak mücadeleyi yükseltmeye hep birlikte, haydi diyoruz.
Yaşasın sendikal mücadelemiz, yaşasın SES.


01 KASIM 2011-10 ŞUBAT 2012 TARİHLERİ ARASI FAALİYET RAPORU
22.11.2011 günü Kadına yönelik şiddete karşı mücadele haftası çerçevesinde Ruh Sağlığı Hastanesi önünde yaklaşık 70 kişinin katıldığı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklaması Şubemiz Kadın Sekreterince gerçekleştirildi.
25.11.2011 günü Ağız Diş Sağlığı Merkezinde saat 12.30 da Diş Hekimleri haftası sebebiyle basın açıklaması yapıldı. Ağız ve Diş Sağlığı merkezinde ki sağlık emekçilerine hazırladığımız Ağız ve Diş Sağlığı sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili dosya dağıtıldı.
25.11.2011.gününün “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” olması sebebiyle KESK Şubeler Platformu olarak Manolya Meydanında resim sergisi yapıldı. Resim sergisinde halka el ilanları dağıtıldı. Şiirler okunarak serbest kürsü yapıldı ve sergiye katılanların duygu ve düşünceleri paylaşıldı. Resim sergisi ve yapılan bilgilendirme yoğun bir ilgiyle karşılandı ve farkındalık yarattı. Akşam programında da yaklaşık 200 kişini katıldığı Eğitim-Sen önünden başlayan ve Manolya Meydanında sonlanan meşaleli yürüyüş yapıldı. Sloganlar eşliğinde ve tüm siyasi parti ve kitle örgütlerinin kadınlı erkekli geniş katılımıyla yapılan yürüyüş oldukça renkli ve çok sesli gerçekleşti. Meşaleli yürüyüş Manolya Meydanında yapılan basın açıklamasıyla sonlandırıldı. Basın açıklamasını SES ve Eğitim-Sen kadın sekreterleri okudu.
30.11.2011 günü Şubemiz Eğitim ve Örgütlenme komisyonunun yaptığı program çerçevesinde Salihli Devlet Hastanesine gidildi. Kamu Hastane Birlikleri hakkında yapılan sunumu komisyon üyesi Zeynel Abidin KAPLAN yaptı. Sunum öncesi Başhekimlik tarafından engelleme girişimleri yaşanmış. Memur Sen Salihli temsilcisinin idareyle işbirliği içerisinde sendikamızı ve ilçe temsilcimizi hedef gösteren çalışmaları olmuştur. Hatta başhekim toplantımızın yapıldığı saatte orada bulunmak üzere sivil polis çağırdığı görüldü. Bu durumun yasal olmadığı toplantı öncesi orada bulunan sivil polise anlatıldı ve oradan ayrılması sağlandı. Başhekimin bu tavrı, 4688 sayılı sendika yasasında ki örgütlenme özgürlüğünü engelleme ve sendikamıza yönelik bu baskılama girişimi nedeniyle hem sağlık müdürlüğüne hem de genel merkezimize iletilmiştir. Sağlık müdürlüğünde toplantı yapılmış, sorun ilgili birimlere aktarılmıştır. Böylelikle yazışmalarla engelleme çalışması aşılmış, sunum yapılabilmiştir. Daha sonrasında yasal ve hukuksal zeminde bu anti- demokratik durumla ilgili dosya ve raporlar hazırlanmış genel merkezimize iletilmiş, sonrasında da Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına Başhekim ve Memur-Sen’ nin ilgili yetkileri hakkında yasal işlem başlatılması için girişimler yapılmıştır.
01.12.2011 günü KESK li tutuklular ve KESK ‘e yönelik yapılan baskıları kınayan basın açıklaması yapıldı. Basın açıklaması Eğitim-Sen’de gerçekleşti.
03.12.2011 günü KESK, DİSK, TMMOB olarak ülkenin genelinde hâkim kılınmaya çalışılan korku imparatorluğu sürecinde ki estirilen baskı, gözaltı, tutuklamaların ve tüm uygulanan anti-demokratik uygulamaların kınandığı bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklaması tüm kitle örgütleri ve siyasi partilerin katılımıyla Manolya Meydanında yapıldı.
03.12.2011 günü İlimizde TMMOB öncülüğünde yapılan Kent Sempozyumuna Şubemizde bir çalışmayla katkıda bulundu. Eğitim ve örgütlenme komisyonunun Manisa da ki hastanelerde yaptığı anket çalışmalarının değerlendirmesiyle yapılan çalışma sonuçları “Sağlık Çalışanlarının Sağlıklı ve Güvenli Çalışma Hakk”’ başlığında Kent Sempozyumunda katılımcılarla paylaşıldı. Sunumu Komisyon adına Zeynel Abidin Kaplan yaptı. Aynı Sempozyuma Sağlık Müdürlüğü ve Manisa Tabip Odası da bir sunumla katıldı. Sağlık Müdürünün İlimizde ki kamu-özel ortaklığı çalışmalarıyla ilgili bilgi verdiği sunum sonrası şubemizin hazırladığı, tüm hastanelerde ve iş yerlerindeki sağlık çalışanlarının iş güvenceli çalışma tablosu ve sonuçlarını gözler önüne seren çalışma çok yerinde ve kapsayıcı olmuştur. Böylelikle katılımcı sağlık çalışanlarının soru ve eleştirileriyle “Sağlıktaki Dönüşüm” masaya yatırılmış, etkileri ve sonuçları konuşulmuştur.
07.12.2011 günü GREV çağrı amaçlı KESK Şubeler Platformu olarak Eğitim- Sen de basın açıklaması yapıldı.
08.12.2011 günü Devlet Hastanesi önünde Şubemizin hazırladığı bildiriler hem halka hem de sağlık çalışanlarına dağıtıldı ve greve çağrı yapan basın açıklamamı yapıldı. Halkın yoğun bir ilgi gösterdiği olduğu basın açıklamasına yaklaşık 50 kişi katıldı.
10.12.2012 günü Grev hazırlıkları çerçevesinde KESK MYK ve BES MYK üyelerinin katıldığı program gerçekleştirildi. KESK Şubeler Platformunun İl ve ilçelere yaptığı çağrıyla Manisa Öğretmen evinde geniş katılımlı toplantı gerçekleştirildi. Manisa da ki grev programının konuşulup, iş yerlerinde yaşanan sorunların ve sürecin değerlendirildiği toplantı, KESK heyetinin hükümetle yürüttüğü toplu sözleşme toplantıları bilgilendirmesi ve siyasi sürecin değerlendirilmesiyle sonlandı.
12.12.2011 günü Doğum Evi Hastanesi ziyaret edilerek çalışanlara yönelik el ilanları dağıtıldı. Süreç değerlendirilerek grev çağrısında bulunuldu. Bu çalışma esnasında kamu-sen üyeleri olduğunu öğrendiğimiz kişiler tartışma açmak isteyerek grev gündemini sabote etmiş ve çalışmamızı engellemişlerdir. Kadın dergimizde çıkan Prof.Büşra Ersanlı ilgili yazı bahane edilerek, sendikamıza yönelik karalama yapılmıştır. Daha sonrasında bu kişiler hastane Müdür yrd. Odasına giderek SES yöneticileri hakkında “siyasi propaganda yapıyorlar”‘şeklinde sözlü şikâyette bulunmuşlardır. Müdür Yrd. Destekleyici ve onay veren bu tutumu Şube yönetimi tarafından anında ziyaret edilerek kınanmıştır. Sendikamızı karalama, baskılama ve sindirme girişimi olarak değerlendirdiğimiz bu olay Başhekimliğe yazılı olarak iletilmiş ve ilgili kişiler hakkında yazılı şikâyette bulunulmuştur. Daha sonrasında iş yeri temsilcimiz üyelerimizle bir toplantı gerçekleştirmiş ve bu toplantıda yaşanan süreç anlatılmış, sonrasında üyemiz ve MTO eski genel sekreteri Derya Pekbayık, bu işyerinde “Prof.Büşra Ersanlı Kimdir ve kadın mücadelesinde yeri nedir” konulu bir bilgilendirme sunumu gerçekleştirmiştir.
14.12.2011 günü SES Genel Başkanı ilimizi ziyaret etmiştir. Sabah ETV de 21 Aralık grevi ile ilgili TV programına katılım sağlanmıştır. İlimizde yaşanan sistematik olarak yürütülen ( Salihli Devlet Hastanesi, ADSM, Doğumevi) SES ‘e yönelik baskı ve örgütlenme özgürlüğünün engellenme girişimleri ilgili Manisa Valisi ile görüşme yapılmıştır. Şube yönetiminin de katıldığı bu ziyarette Genel Merkezin Salihli Başhekimiyle ilgili hazırladığı hukuk dosyası elden sunulmuş ve tüm baskılara, yıldırmalara karşı SES in ve KESK in taviz vermeyeceği hem yazılı hem de sözlü olarak iletilmiş ve gerekli işlemlerin yapılması ricasıyla bunun takipçisi olunacağı ifade edilmiştir. Aynı gün Celal Bayar Üniversitesi bileşkesinde ki iki binada KHB ile ilgili sunum yapılmıştır. Sunumu Örgütlenme ve Eğitim komisyonu adına Zeynel Abidin Kaplan yapmıştır. Genel başkanın süreçle ilgili değerlendirme konuşmasının ardından tüm sağlık çalışanlarına grev çağrısı yapılmıştır.
14.12.2011 günü akşam Salihli İlçe Temsilciliği ziyaret edilip grev süreci ve Salihli Devlet Hastanesi Başhekimi ilgili yaşanan sorunlarında konuşulmuştur. Toplantıda Sendikamızın KHK ve Grev öncesi bilgilendirme toplantısına öncesinde yer vermeyerek engellemeye çalışan Başhekimin, bunu başaramayınca polisiye tedbirler almaya kalkışmasının kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Ayrıca SES’i ve KESK’i karalama ve itibarsızlaştırma girişimini idarecilerle iş birliği içinde yapmaya kalkan Memur-Sen iş yeri temsilcileri ve yöneticileriyle ilgili nasıl mücadele edilmesi gerektiği konuşulmuştur. Toplantı sonucunda Salihli SES Temsilcilik başkanımız ve Konfederasyonuz KESK hakkında usulsüz iddialarda bulunan Sağlık Sen ilçe temsilcisinin yoğun bir karalama çalışması, toplantı provoke etme girişimlerine, hatta hastane içindeki toplantı salonuna sivil polis ve hastane polisi çağırma aymazlığı gösteren idarecilere karşı verilecek en iyi cevabın örgütlenme ve birleşik mücadeleyle ve grevimizle taçlanacağını ifade edilmiştir. Toplantıda yaşanan bu olayla yapılmak istenen SES’i baskılama ve yıldırma amaçlı tüm sistematik çalışmalar da hem Genel Merkez’in hem de Şube Yönetiminin sürece anında müdahil olmasının önemi vurgulanarak bunun üyelerin moral ve motivasyonlarının arttığının ifade edilmiştir. Siyasal sürecin değerlendirilmesi ve grevin programlanmasıyla toplantı sonuçlanmıştır.
15.12.2011 günü Grev çağrısı programı çerçevesinde Ruh Sağlığı Hastanesinde masa açılarak hastalara ve çalışanlara bildiri dağıtıldı. Greve çağrı ve isteklerimiz ve sağlıkta ki yıkımın anlatıldığı basın açıklaması yapılarak, destek istendi.
15.12.2011 günü Manisa ilinde KESK MYK il gezileri programı çerçevesinde 21 Aralık grevinin örülmesi amaçlı yoğun bir proğram gerçekleşmiştir.ALİ KILIÇ (KESK), ABDULLAH KARAHAN (EĞİTİM SEN), MUSA SEVER (BES), ATİLA İREY (TARIM ORKAM-SEN) katılımlarıyla işyeri temsilcileri ve aktivistlerin katıldığı bir kahvaltı yapılmıştır. Daha sonrasında herkes bağlı olduğu Sendika yöneticileriyle birlikte iş yeri gezileri düzenlemiştir.Siyasi parti gezileri çerçevesinde de CHP den randevu alınmış ve saat 15 de basın toplantısı yapılmıştır. Toplantıya KESK dönem sözcüsü olarak şube başkanımız , Eğitm- Sen Yöneticisi İsmail Şener ve KESK MYK dan Ali Kılıç katılmıştır. CHP il ve ilçe yöneticileriyle birlikte yapılan basın toplantısında , 21 aralık grev kararı ve ülkenin son siyasi durum ve gelişmeler, gelinen süreç, KESK olarak neden grev kararı alındığı konuları paylaşılmıştır. CHP nezdinde tüm kamuoyuna, halka ve emek dostlarına grevde yanımızda olma daveti yapılmıştır.Yerelde çıkan haberlerde ki Memur-senin' greve katılmıyoruz, bize hiç sorulmadı,sürecin içinde değiliz' açıklaması ve SES ve TTB ye yönelik basın önündeki saldırılarla ilgili sorulara KESK MYK kamuoyunu yanıltmaya çalışan Memur-sen başkanına verilecek en iyi cevabın 21 Aralık grevinin en geniş ve en etkili bir şekilde emek dostları ve halkımızla örülmesiyle gerçekleşmesi ile olacağını ve Yine Manisa Sağlık il müdürünün grevin suç olmasıyla ilgili verdiği demece cevaben en demokratik haklarımızı bir suç gibi gösteren idarecilerin olduğunu, hem Anayasadaki haklarımız hem de İLO sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerdeki devletin taahhüdünden dolayı grev hakkımızın olduğu ve demokratik ülkelerin 50 yıl önce kazandıkları ve yasalarla güvenceye alınan bu hakkımızın ülkemizde maalesef hala düzenlemeler yapılmayarak oyalandırılmamızın KESK olarak kabul edilmeyeceği vurgusunun yapıldığı bir basın toplantısı gerçekleşti.
16.12.2011 saat 10.30 da Salihli Temsilciliğiyle birlikte şube yönetimi sağlık emekçilerini ziyaret etti. Tüm poliklinikler gezilerek 21 Aralık grev gündemli bilgilendirme yapıldı ve broşürler dağıtıldı. Basın açıklamasına çağrıda bulunuldu. Hastalara grev gerekçeleri anlatılarak el ilanları dağıtıldı. Başhekimin yaptığı baskılarının protesto edeceği ve grev davetinin yapılacağı basın açıklama öncesi Başhekimlik aynı saatte bir toplantı duyurusunu anons etti. Basın açıklamasına katılımı azaltmak için Başhemşirelik tüm servisleri arayarak idari toplantı katılım için baskı yapmıştır. Tüm engelleme girişimine rağmen Bu 12.30 da basın açıklaması oldukça geniş katılımlı ve oldukça coşkulu gerçekleşmiştir. Kamuoyunda Salihli Başhekimi ve memur-sen teşhir edildiği basın açıklaması yapılmıştır. Basın açıklaması sonrasında sergilenen bu kararlı tutum hem kamuoyunda hem de ve üye ve çalışanlarda geniş yankı ve beğeni uyandırmıştır. Yaşanan süreçte bu girişimler sonuç vermiş be Salihli Devlet Hastanesi başhekimi hakkında İdari soruşturma açılmıştır.
16.12.2011 günü CBÜ TF hastanesinde çalışanlara ve halka bildiri dağıtıldı. Greve çağrısının yapıldığı basın açıklaması ile hem çalışanlardan hem de halktan destek istendi.
16.12.2011 günü Merkez Efendi Devlet Hastanesi Başhekimliği ile Doğumevinde yaşanan sorunla ilgili(işyeri ziyaretinde sözlü saldırı ve tutum) bir toplantı yapılmıştır.Şubemizin konuya ilişkin sunduğu rapor dikkate alınmış ve Başhekimliğin yaptığı davete gidilerek, konu hakkında ki görüşler ve SES in tutumu iletilmiştir..
17.12.2011 günü manolya meydanında KESK Şubeler Platformu olarak basın açıklaması yapılarak halkımıza yönelik hazırlanan greve çağrı bildirileri dağıtıldı.
19.12.2011 günü Merkez Efendi Devlet hastanesinde masa kurularak sağlık çalışanlarına ve halka dönük duyurular ve el ilanları yapıldı. Basın açıklaması yapılarak buradan da sağlık çalışanlarının grev gerekçeleri anlatıldı.Halka yönelik katkı ve katılım paylarının kaldırılması ve sağlık hakkı için mücadelede destek olunması için greve daveti ve Manisa da ki GREV güzergahı anlatıldı.
20.12.2011 GREV öncesi TTB ve KESK şubeler Platformuyla birlikte yapılan yoğun programların Manisa halkına duyurulması çalışmaları kapsamında kentin merkezlerinde ki panolara ve bilbortlara grev kararımız ve davetimizin olduğu ilanlar asıldı. Sağlık İl Müdürünün grev yapacaklara gerekli yasal işlemleri yapılacağı demecine cevaben demokratik hakkımızın kullanımında meşruluk kazandıracağını ve katılımı artıracağını düşündüğümüz bu ilanlar verilmiş ve ilanlar bir hafta askıda kalmıştır.
21.11.2011 günü GREV günü CBÜTF hastanesinde %60, Ruh sağlığında %100 iş bırakma yaşanmış diğer kurumlarda katılım sağlanmıştır. O gün sabah CBÜTF Hastanesi ve Ruh Sağlığı Hastanesi önlerinde toplanmaya başlanmış, Ruh Sağlığı yürüyüşle Gazi ilköğretim okulunda KESK bileşenleriyle buluşmuştur. CBÜTF hastanesinden gelen diğer kola da KESK bileşenleri katıldı. İki ayrı koldan coşkulu bir yürüyüşle yol üzerinde ki maliyeden Büro emekçileri ile buluşuldu. Saat 12.00de her iki kol yaklaşık 1500 emekçiyle manolya meydanında buluşuldu. Sloganlar ve halaylarla taleplerimiz duyuruldu. Basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasını KESK ve TTB yaptı.
23.12.2011 günü Ruh Sağlığı Hastanesinde Memur-Sen başkanı ve iş yeri temsilcilerinin grev öncesinde Başhekimi basın ordusuyla ziyaretinde SES işyeri temsilci hastane çalışanlarını ‘fişleme yapıyor’ şeklinde sendikamızı karalama ve grev gündemini saptırma ve SES’i sindirmeye yönelik baskı girişimi ve hastaneye polisiye tedbirler alınarak idarenin de el birliğiyle çalışma barışını bozan bu tutumu değerlendirildi. Tüm çalışanlara Memur-Sen in amacının anlatıldığı ve idarecilerin yanlı tutumunun teşhir edildiği ve SES’in işine, iş güvencesine ve geleceğine sahip çıkmaktaki kararlı tutumuna vurgu yapan açık mektuplar dağıtıldı. Sistemli yürütülen tüm bu baskı ve sindirme girişimlerine karşın birleşik ve örgütlü bir cevabın verilmesi gerekliliğinden yola çıkarak diğer hastanelerde de grev sürecinin ve tüm bu baskıların amacına yönelik açık mektuplar yazılarak dağıtıldı. Memur- sen’ nin ve hastane idaresinin kabul edilmez bu tutumuna karşı KESK Şubeler Platformu olarak hastane bahçesinde basın açıklaması yapıldı. Yaklaşık 80 kişini katıldığı açıklama öncesinde Başhekimde ziyaret edilerek açıkça linç ve iftira kokan bu komplo girişimini KESK olarak kınandığı ve doğan sıkıntı aktarıldı. Sağlık Sen Manisa şubesinin iddiası üzerine Başhekimlilik her hangi bir ön soruşturma yapmadan işyeri temsilcimizin ‘çalışanları işyerindeki bilgisayarında fişlediği iddiası ile savcılığa memur-sen üyesi Başhemşire ve memur-sen iş yeri temsilcisi Başhemşire Yrd. Aracılığıyla suç duyurunda bulunmuş ve ertesi gün arkadaşımızın bilgisayarına emniyet güçlerince el konulmuştur. Böyle bir tutumun yanlışlığı, kabul edilmezliği ve sendikalar arasında idarenin açıkça taraf tutularak suç işlediği ve açıkça yaşanan tüm sürecin hukuksuz işletildiği ifade edilmiştir. KESK olarak bu antidemokratik tutumun hesabının sorulacağı ve ısrarla takipçisi olunacağı söylenmiştir.
26.12.2011 Maraş katliamı ve Ermeni Soykırımını ile ilgili süreçte KESK Şubeler Platformu sözcülüğümüzden dolayı bir basın açıklaması yapıldı. Ülkemizin demokratikleşmesi için yıllardır mücadele eden KESK’in ülkemizin geçmiş karanlığı ve kapanmayan yaralarını merhem olmaya çalışmasından ve sorunlarınköklü çözümünün ancak, dili, dini, mezhebi ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanlarımızın acıları ve sevinçlerinin ortaklığı üzerine yeni bir tarih anlayışını inşa etmemizle ve belleği oluşturmamızla mümkün olacağı ifade edildi. KESK’in tüm tarihi boyunca bir arada inatla özgür, demokratik ve barışı savunacağı, geleceği örmeye çalışacağına vurgu yapıldı. Manisa kamuoyunda diğer sendika konfederasyonlarının basında ırkçı ve faşizan söylemlerini cevap olarak Konfederasyonumuz KESK, tarihin çöplüğüne atılan tüm söven ve ırkçı söylemlere inat her zaman ‘barış’ ‘Kardeşlik’ diyeceğini ve gücünü tüm halkların haklı özgür, bağımsız, demokratik mücadelesinden alacağını ifade edildi.
29.12.2011 günü Emekli Sen in yaptığı basın açıklamamsına katılım sağlındı. Manolya meydanında kurulan yardım sandığıyla milletvekillerine sembolik paralar atıldı. El ilanlarıyla milletvekillerine yapılan kıyak emeklilik ve zamlar protesto edildi. Basın açıklaması yapılarak emekliyi ve emekçiyi yok sayan AKP hükümeti ve İMF ve Dünya Bankası uygulamalarını dayatan tüm uygulamalar kınandı. Halkın yoğun bir ilgi gösterdiği basın açıklaması sonrası protesto faksları için PTT ye yüründü.
30.12.2011 günü milletvekili maaşlarına yapılan zamlar ve kıyak emeklik düzenlemesi ile ilgili protesto yapıldı. Şubede basın açıklaması yapılarak bu zammı protesto esnasında Genel Merkez yöneticilerimize yapılan saldırıda protesto edildi.
30.12.2011 günü MEDH, CBÜTF hastanesi işyeri ziyareti yapılarak grev ve yaşanan süreçle ilgili bilgilendirme yapılıp bildiri ve şubenin hazırladığı açık mektup dağıtıldı.
04.01.2012 günü Uludere de yaşanan katliamla ilgili olarak KESK şubeler platformu olarak basın açıklaması yapıldı.
10.01.2012 günü 4688 sayılı sendika yayasındaki değişiklikler hakkında posta önünde basın açıklaması yapıldı ve ilgili milletvekillerine faks çekildi.
13.01.2012 günü Sabah erken saatte KESK Genel Merkezine yapılan arama ile igili olarak KESK Manisa Şubeler platformu olarak SES Şube binasında basın açıklaması yapıldı. Şubeler platformu adına SES Şube Başkanı basın açıklamasını yaptı.
13.01.2012 günü 112 Acil çalışanları günü olması sebebiyle Manisa merkezdeki 112 istasyonları ziyaret edilmiş. Sağlık emekçilerinin sorunları dinlenmiş ve süreç hakkında bilgilendirme yapılmıştır.
15.01.2012 tarihinde KESK Şubeler Platformu olarak basın açıklaması yapıldı. Eğitim-sen önünde toplanılarak meşalelerle manolya meydanına yüründü.
18.01.2012 günü Manisa da Sağlık Meclisi kurulması için Manisa Tabip Odası, SAHHAD ve SES olarak toplantı yapıldı.
19.01.2012 günü Saruhanlı ilçesi işyeri ziyareti yapılıp çalışanlarla görüşüldü
20.01.2012 tarihinde Manisa SES şube binasında basın açıklaması yaparak SES Urfa Bşk. gözaltına alınmasını kınadığımız belirtildi ve basın açıklaması okundu.
23.01.2012 günü Manisa eşi tarafından öldürülen Şefika ETİK in davasını izlendi ve KESK kadın komisyonu olarak adliye önünde basın açıklaması yapıldı.
24.01.2012 tarihinde Manisa Tabip Odası binasında yapılan basın toplantısında SAHHAD SES TABİP ODASI ‘nın çağrısıyla yapılan 'Sağlık Meclisi' duyurusu yapıldı. İlk yapılan toplantı ayrıntıları paylaşılırken ikinci yapılacak toplantıya davet yapıldı. Sağlıktaki son durum değerlendirilip ortak metin okundu. Ortak metni TTB Genel Sekreteri Şahut Duran okudu.
27.01.2011 günü kentsel dönüşüm mağduru olan cumhuriyet mahallesi halkıyla kentsel dönüşüm ve sağlıkta dönüşüm mağdurları olarak yapılan basın açıklamasına katılındı. Burada Sağlık Meclisi nin hazırladığı el ilanları halka dağıtıldı.
31.01.2012 günü Sendika Yasası değişiklikleri hakkında KESK Şubeler Platformu olarak Eğitim-Sen önünde toplanan bileşenler, yürüyerek Manolya meydanına geldi. Basın açıklamamsı yapılarak AKP hükümeti ve eskisinden daha geri düzenlemeler içeren toplu sözleşme ve yapılmak istenen grevsiz sendika yasasını protesto edildi.
30.01.2012 günü Ruh Sağlığı Hastanesinde Memur- Sen ve hastane idari işbirliğiyle yapılan işyeri temsilcimize ve SES ‘e yönelik baskı ve sindirme amaçlı iftira sonucunda yapılan idari soruşturma ve savcılık ön incelemede takipsizlik kararı verildi. Bu durum yine hastane çalışanlarına bir açık mektup yazılarak duyuruldu. Tüm servis ve poliklinikler gezilerek açık mektuplar dağıtıldı ve basın açıklamasına davet yapıldı. SES İn aklanarak ve güçlenerek çıktığı bu süreçte hastane bahçesinde basın açıklaması yapıldı.’SES çalışanları fişliyor iddiasını manşet yapan tüm basın çağrıldı. Soruşturmanın sonucunun aynı duyarlılıkla ve genişlikte basında yer alması sağlandı. Basın açıklamasına CHP milletvekili Özgür Özel ve siyasi partilerle birlikte tüm emek dostları destek verdi. katılarak destek verdi
02.02.2012 tarihinde KESK Şubeler Platformu olarak Manisa KESK Şubeler Platformu olarak meclis gündemine gelen 4688 sayılı Sendika Yasası protesto edildi. Eğitim-Sen önünde toplanılarak sloganlar eşliğinde AKP il binası önüne gelinerek basın açıklaması yapıldı.
6.02.2012 tarihinde KESK Şubeler Platformu olarak İl Sağlık Müdürlüğü ziyaret edilerek Ruh Sağlığı Hastanesinde iş yeri temsilcimiz nezdinde Ses’in ve KESK İn örgütlenme özgürlüğü önündeki idari baskılarla ilgili toplantı yapıldı. İş yeri temsilcimizin yürütülen tüm hukuksal sürecin sonucunda hiçbir soruşturmaya yer olmayan sonuçlarına rağmen görev yerinin değiştirilmesinin kabul edilmez olduğu vurgulandı. Bu süreçte sorumlu olan tüm idarecilerin hakkında idari soruşturma açılması talebiyle hazırlanan hukuk dosyası sağlık İl müdürüne verildi
10.02.2012 tarihinde Ruh Sağlığı Hastanesi İş yeri temsilcimiz hakkında hazırlanan hukuk dosyası daha önce tespit ettiğimiz idarecilerin taraflı ve kötü idareciliği ve Memur-Sen’ nin kadrolaşmasıyla ilgili hazırladığımız raporlarla birlikte Valiliğe gönderildi.
10.02.2012 tarihinde Akhisar ilçemizde örgütlenme çalışması programı çerçevesinde ziyaret gerçekleşti. ADSM ve Ağız Diş Sağlığı Merkezi ve Hastaneler ziyaretinde KESK’in sesi ve Şubenin hazırladığı açık mektuplar dağıtıldı.Hastanede çalışanların ilettiği sorunlar ve hastane Başhekim Yrd. ve hastane Müdür Yrd. Memur-Sen’ nin örgütlenmesi ile ilgili aktif rol oynaması ile ilgili Hastane Başhekimliğinde toplantı yapıldı. Sorunların ve çözüm önerilerinin görüşüldüğü toplantı olumlu bir havada geçti.
10.02.2012 tarihinde KESK Kadın komisyonları öncülüğünde ‘Emekçi Kadınlar Platformu’ oluşturma amaçlı tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunuldu. Öğretmen evinde yapılan toplantı platform kurulması ve etkinleştirilmesi yönünde eğilim belirlendi. Bu toplantıda KESK Kadın platformunun 8 Mart öncesi yaptığı çalışmalar ve öneriler sunuldu. Ortaklaşılan eylem ve etkinliklerin birlikte örülmesi kararının alındığı toplantıda 25 Şubattan başlayarak 8 Mart süreci programlandı.

Sağlık İl müdürlüğü KESK Şubeler platformu olarak ziyaret edildi.



Sağlık İl müdürlüğü KESK Şubeler platformu olarak ziyaret edilmiş ve Ruh Sağlığı Hastanesi SES iş yeri temsilcimiz Özlem Küçük'ün çalıştığı birimden alınmasıyla sonuçlanan hukuksuz süreçte yaşananlar paylaşılmıştır.Bu süreçte görevini kötüye kullanarak açıkça sendikamız üzerinde baskı ve sindirme çalışmalarını Memur-Sen ile birlikte işbirliğiyle yürüten İdareciler hakkında bir hukuk dosyası hazırlanarak gereken idari soruşturmanın açılması için girişimde bulunulmuştur.Aşağıdaki dosya sunulmuştur.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Gözaltındaki Arkadaşlarımız Derhal Serbest Bırakılsın!


Konfederasyonumuz KESK’in ve bağlı sendikaların mücadele ivmesini artırdığı bu günlerde, AKP iktidarının baskı politikaları da hız kesmeden sürmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki toplumu ve muhalif kesimlerini hedefine alan bu politikalar AKP’nin, emekçilerin giderek genişleyen fiili meşru mücadelesinden duyduğu korkunun bir uzantısıdır.

Bugün sabah erken saatlerde aralarında KESK Kadın Sekreteri Canan Çalağan, KESK eski Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, SES Merkez Kadın Sekreteri Bedriye Yorgun ve Tüm Bel Sen Merkez Kadın Sekreteri Güler Elveren’in de bulunduğu toplam 15 üye ve yöneticimiz evlerine yapılan polis baskını ile gözaltına alınmıştır. Ayrıca Konfederasyonumuz ve bazı sendikalarımızın genel merkezlerinde de arama yapılmıştır.

2009 yılına ait bir soruşturma kapsamında yürütülen bu operasyonun nedeni, şüphesiz KESK’li kadınların, yaklaşan 8 Mart öncesinde yürüttüğü ve önümüzdeki sürece ilişkin oluşturdukları mücadele programıdır. Söz konusu baskı ve yıldırma politikalarının hedefinde, tek tip sendika yasasına karşı KESK’in yürüttüğü mücadele ve 28-29 Ocak 2012 tarihinde KESK Kadın Meclisi’nin almış olduğu kararların bulunduğu açıktır. KESK Kadın Meclisi;

• 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesi için hizmet üretmeyerek alanlara çıkmaya,

• Kadının adının ve kendinin silindiği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kaldırılarak Kadın ve Eşitlik Bakanlığının kurulması için çalışma yürütmeye,

• Anayasa tartışmalarına kadın bakış açısıyla müdahil olunmasına, sempozyum düzenlenmesine,

• Yapılan tüm yasa ve düzenlemelerin kadın açısından değerlendirilip teşhir edilmesine,

• Emek ve meslek örgütlerinden kadınlarla, bağımsız kadın örgütleriyle, siyasal alanda mücadele yürüten kadınlarla, bir heyet oluşturarak en kısa zamanda, “Katliamı unutmadık, unutturmayacağız, takipçisiyiz” mesajıyla Uludere Roboski‘ye kadınların acılarını paylaşmak için hem taziye hem de dayanışma ve barış talebiyle ziyarette bulunulmasına; “34 can için 34 fidan” dikilmesine,

• Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, mobbinge karşı sendikada, işyerlerinde ve yaşamın her alanında mücadele geliştirmeye, başta cezaevlerinde tutuklu bulunan KESK’li kadınların davaları olmak üzere davalara müdahil olup, kadınlarla dayanışmaya, karar vermiştir.

Dolayısıyla polis operasyonunun bu kararların ardından yapılması manidar bir gelişmedir. Ancak bilinmelidir ki AKP’nin yandaşı olmadan, hakikati dile getirmekten bir an olsun vazgeçmeden yürüttüğümüz mücadelemizde; şiddete karşı barışın sesini yükseltmekten, emekçilerin haklarına sahip çıkmaktan ve eşit, özgür, demokratik bir Türkiye talebini ifade etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Tamamıyla keyfi olarak yürütülen bu gözaltılarla onurlu mücadelemizi sindirebileceğini sananlar büyük bir yanılgı içerisindedirler. AKP’nin büyük baskı ve gözaltı düzenine karşı onurlu ve kararlı duruşumuzdan bir an olsun vazgeçmeyeceğimiz; emeğin, demokrasinin, özgürlüğün ve barışın mücadelecisi olacağımız bilinmelidir. KESK olarak, gözaltına alınan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmalarını istiyor ve yaratılan gözaltı terörünü kınıyoruz.

KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU

11 Şubat 2012 Cumartesi

KESK I. KADIN MECLİSİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu(KESK)’nun 7. Olağan Genel Kurulu’nda yapılan tüzük değişikliği sonucu oluşturulan Kadın Meclisi, 28-29 Ocak 2012 tarihinde Ankara’da ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya olumsuz hava koşullarına rağmen, KESK Kadın Sekreteri, KESK Kadın Birimi, Genel Merkez Kadın Sekreterleri ve şubelerden gelen kadın sekreterleri olmak üzere 91 kadın katıldı.
Kadın Meclisi’nin, kadınların sendikalardaki 20 yıllık mücadeleleri sonucunda oluşturulduğu ve KESK’ teki kadın hareketini ilerleteceği ortak noktasında birleşen kadınlar; “Kadınlar için, kadınlardan yana politikalar üretmek” için bir araya geldiler.
Kadınlar, çalışma programını, kısa ve uzun vadeli eylem ve faaliyetlerini, Kadın Meclisi’nin işleyişini, çalışma esaslarını görüşürken, başta KESK'li kadınlar olmak üzere yerellerde yaşadıkları kadın sorunlarını ve bunlara yönelik çalışmaları da paylaştılar.
KESK Kadın Meclisi;
- Tüm dünyada kapitalist ekonomik sistemin temel istihdam biçimi haline getirilen kuralsız, güvencesiz, esnek çalışma koşullarının en fazla kadınları mağdur ettiği ve kadın emeğinin sömürüsünün arttığı, ülkemizde de kadını eve hapsetmek isteyen erkek egemen bakış açısıyla AKP Hükümetinin son dönemde çıkardığı torba yasa, GSS, KHK’lar ile güvencesiz çalışmayı yasallaştırdığı, bu durumun en fazla kadınları etkilediği/etkileyeceği;
- Kadınların evde, sokakta, işyerinde, cezaevinde, şiddetin her türlüsü ile karşı karşıya kaldığı, AKP’nin ırkçı, gerici, muhafazakâr politikalarla tüm kurumları ele geçirdiği ve buralarda kadrolaştığı; toplumsal yaşamın cemaatler eliyle kuşatılarak kadının yaşam alanının daha da daraltıldığı; erkin erkeği koruyan yasalarıyla her gün 5 kadının katledildiği, katledenlerin korunduğu; adından “kadın” çıkarılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, kadınların geliştirdiği mücadeleyi manipüle ettiği, bu mücadeleyi oyaladığı, Bakanlık politikalarının kadını değil aileyi öne çıkarıp, koruduğu;
- Milliyetçi-ırkçı söylemlerin yükseltildiği, savaş çığırtkanlığının arttığı, faşizan uygulamaların çoğaldığı, göz göre göre katliamların yapıldığı; gözaltı ve tutuklamalarla başta kadınlar olmak üzere bütün muhalefetin susturulmaya çalışıldığı, tüm bu uygulamaları kadınların acı, açlık, yoksulluk, göç, tecavüz, fuhuş, şiddet ve ölüm olarak yaşadığı;
Tespitlerini yapmıştır.

Yapılan bu tespitlerden sonra Kadın Meclisi önümüzdeki dönem uzun vadeli mücadele programını “Esnek, güvencesiz, kayıt dışı, düşük ücretli, performansa dayalı çalışmaya karşı güvenceli iş; savaşa, gözaltı ve tutuklamalara, kadın cinayetleri başta olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddete karşı güvenli yaşam” ekseninde yürütme kararı almıştır.
Ana başlıklarıyla ise:
8 MART
- 8 Mart'ta; “Esnek-güvencesiz çalışmaya, kadın cinayetleri başta olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddete, homofobiye, nefret cinayetlerine, gözaltılara, tutuklamalara ve savaşa karşı 8 Mart'ta hizmet üretmiyoruz! Her yer 8 Mart Her Yer Direniş” şiarıyla bir eylem programının çıkarılması;
- Hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanarak 8 Mat'ın tatil ilan edilmesi talebinin öne çıkarılması; 8 Mart'ın kadın örgütlerinden, emek, meslek örgütlerinden ve siyasi partilerden kadınlarla ortaklaşarak örgütlenmesi ve kutlanması;
- 8 Mart’ın her yerde gününde kutlanması, bir haftaya yayılan etkinliklerle işyerlerinde gündem yapılması,
KADINA YÖNELİK ŞİDDET
- Başta kadın cinayetleri olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddete karşı kapsamlı bir eylem ve etkinlik programı hazırlanması;
- Toplumsal yaşamın her alanında, iş yerlerinde ve sendikalarda üyelerimiz başta olmak üzere taciz, tecavüz ve diğer şiddet biçimlerine uğrayan tüm kadınlarla her türlü dayanışmanın sağlanması;
- Son genel kurulda kabul edilen önergelerden olan “Kadının beyanı soruşturmaya esastır” ilkesinin hayata geçirilmesi konusunda kadın meclisinin takipçi olması;
- Kadına yönelik her türlü şiddetle ilgili davalara olabildiğince katılım sağlanması, müdahil olunması, mücadelenin kadın örgütleriyle ortaklaştırılması;
- Kadınlar olarak AKP iktidarı döneminde alabildiğine artan baskı ve tutuklamalara karşı mücadele yürütülmesi; cezaevinde bulunan kadın arkadaşlarımızın davalarına kitlesel katılım sağlanması ve dayanışmanın güçlendirilmesi;
- KESK içerisinde tüm homofobik yaklaşımlarla mücadele edilmesi, sendika içi yaşamı düzenleyen yazılı metinlerde “cinsel yönelime karşı saldırılarla mücadele eder” ifadesinin tanımlanması;
- KESK'li kadınlar olarak, emek ve meslek örgütlerinden, siyasal alandan, bağımsız kadın örgütlerinden kadınlarla, bir heyet oluşturularak, en kısa zamanda, “Katliamı unutmadık, unutturmayacağız, takipçisiyiz” şiarıyla Uludere Roboski‘ye gidilerek, yakınlarını kaybeden kadınların acılarını paylaşmak için taziye, dayanışma ve barış talebiyle ziyarette bulunulması, “34 can için 34 fidan” dikilmesi;

ANAYASA

- Özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir anayasa acil bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. Ancak bugün itibariyle ülkemizde yeni bir anayasa için gerekli demokratik tartışma ortamı bulunmamaktadır. Eril zihniyetten uzak, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan, cinsel yönelim ve cinsel kimliklere saygılı, toplumsal sözleşme niteliğine sahip kadından yana bir Anayasa için mücadele yürütülmesi;

- KESK 'li kadınlar olarak, Konfederasyon bütünlüğünde hazırlanan anayasa önerilerinin kadınların taleplerini içerecek biçimde yeniden ele alınması,

- Anayasa mücadelesinin bu konuda çalışma yürüten kadın örgütleriyle ortaklaştırılması,

- “KESK’li Kadınlar Anayasayı Tartışıyor” konulu sempozyum, panel vb. düzenlenmesi,

ÇALIŞMA PROGRAMINA YÖNELİK OLARAK

- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kaldırılarak Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulması için eylemliliklerin örgütlenmesi;

- Ücretli doğum, ebeveyn izinlerinin arttırılması, ücretsiz kreşler, çocuk ve yaşlı bakım evlerinin açılması için çalışmaların yürütülmesi;

- İmza atılan uluslararası sözleşmelerin uygulanıp uygulanmadığının takip edilmesi, var olan ve çıkarılacak yasa ve düzenlemelerin kadın açısından incelenerek, üyelerin bilgilendirilip, eylem ve etkinlik örgütlenmesi;
- Dünya Bankası kadınların yüzyıllardır ana taleplerinden olan eşitlik kavramını kalkınmanın, verimliliğin ve karlılığın bir aracı olarak tanımlamakta; kadınlara eşitliğin hak olduğu için değil karı yükseltmek için eşitlik vaadinde bulunmaktadır. Bu duruma karşı gerçek eşitlik talebinin yükseltilmesi;
- Grev ve direnişteki kadınlarla dayanışma ilişkilerinin kurulması;

- Savaş, çatışma ve şiddet ortamlarından en çok kadınların etkilendiği gerçeğinden yola çıkarak ülkede yürütülen savaş politikalarına karşı, savaş sürecinin barışa evrilmesi ve ülkemizde halkların özgürce bir arada yaşadığı barış koşullarının yaratılması için mücadele edilmesi;

- Doğanın, çevrenin tahrip ve talanına karşı mücadeledeki kadınlarla dayanışma gösterilmesi, yayınlarda ‘ekoloji ve kadın’ konularına yer verilmesi;

- KESK Kadın-Ar biriminin oluşturarak, kadın araştırmalarının yapılması;

- KESK’in çıkardığı bütün materyallerde erkek egemen dilin kullanılmamasına dikkat edilmesi;

- KESK organlarında, 25 KASIM ve 8 MART’ larda kadın eylemleri dışında eylem kararı alınmaması;

- KESK Şubeler Platformu Kadın Meclislerinin oluşturulması yönünde çalışmaların yapılması;
- Kadın çalışmaları için şubelerde ayrı bütçe oluşturulması;
- Kadın sekreterliği olmayan sendikaların ilk genel kurullarında bu eksikliği giderecek değişikliğin yapılması ve kadın sekreterliklerinin her şubede oluşturulması için çalışmaların yürütülmesi;

- KESK Kadın Meclisi’nin eylül aylarında toplanarak, yıllık programını belirlemesi,

Kararlaştırmıştır.

Biz KESK’li kadınlar, küresel kapitalizmin can yakan sonuçlarından, sömürüden, eşitsizlikten, şiddetten, savaştan, anti-demokratik baskılardan, muhafazakâr anlayıştan, ataerkil sistemden, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden, esnekleştirme ve taşeronlaştırma politikalarından, toplumu örgütsüzleştirme çabalarından, erkek egemen siyasetten, doğanın talanından ve daha sayabileceğimiz onlarca sorundan en çok etkilenenlerin kadınlar olduğunu biliyoruz. Tüm bunların çözümü için de 20 yıldır yürüttüğümüz mücadele deneyimlerimizle, birikimlerimiz ve gücümüzle kadınların öncülüğünde daha güçlü bir KESK, KESK’te daha güçlü bir kadın mücadelesi yaratma yolunda ilerleyeceğimizin sözünü veriyoruz.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!

2 Şubat 2012 Perşembe

GREVSİZ TOPLU SÖZLEŞME, TOPLU SÖZLEŞMESİZ SENDİKA OLMAZ!



KESK Manisa Şubeler Platformu AKP il binasına yürüyerek burada basın açıklaması yaptı. Tüm yurtta eş zamanlı olarak yapılan eylemin Manisa'daki basın açıklamasını KESK Manisa Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Manisa Şube Başkanı Remzi ŞİRİN okudu.

Basın açılması metni:

Değerli Basın Emekçileri,

12 Eylül rejimi ile “hesaplaşma” adı altında, askeri darbenin generallerinin yargı önüne çıkarılmaya hazırlanıldığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak böyle bir dönmede kamu emekçilerinin, işçilerin çalışma hayatına ilişkin yapılmak istenen düzenlemeler AKP iktidarının 12 Eylül zihniyetinin emek düşmanı temel karakteriyle herhangi bir sorunu olmadığını, aksine bu konuda darbe dönemi yönetimleri bile gölgede bırakmaya hevesli olduğunu göstermektedir.

Kayıt dışı, taşeron, esnek ve güvencesiz çalıştırma biçimlerini yaygınlaştırarak emek sömürüsünü her geçen gün daha da artıran AKP iktidarı, hazırladığı yasa tasarılarıyla; bir taraftan örgütlenmenin önündeki engelleri korurken diğer taraftan var olan örgütlenmeleri, sendikaları işlevsiz hale getirmek istemektedir. 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin tasarının yanı sıra 2821 ve 2822 sayılı yasaların birleştirilmesiyle oluşturulan Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı da bu emekçilerin örgütlü güçlerine, sendikalarına yapılan saldırıların bir parçasıdır.

Anayasada kamu emekçilerine sözde toplu sözleşme hakkı tanıyan 12 Eylül referandumunun üzerinden 16 ay, Üçlü Danışma Kurulu toplantılarının üzerinden 6 ay, Yasa Taslağının Bakanlar Kurulu’na gönderilmesinin üzerinden tam 100 gün geçti.

Üzülerek ifade ediyoruz ki bunca zamandır sendikal hak ve özgürlükleri genişleten bir yasa bekleyen 2 milyon kamu emekçisi bir kez daha aldatılmıştır.

23 OCAK 2012 Tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak TBMM Başkanlığına gönderilen 4688 Sayılı yasa tasarısı bu aldatmanın açık belgesidir.

Bu yasa tasarısı, Üçlü Danışma Kurullarında konfederasyonların görüşlerinin taslağa yansıyacağına, kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkı yönünde düzenlemeler yapılacağına dair söz verenlerin bizi yanıltamayarak sözlerinin arkasında yine durmadığını göstermektedir. Kısacası bugüne kadarki pratiğinde defalarca şahit olduğumuz gibi AKP iktidarı, kamu emekçilerinin toplusözleşme hakkı konusunda da takiyede sınır tanımadığını göstermiştir.

Değerli Basın Emekçileri,

Tasarı ile toplu görüşmeden bile daha geride bir düzenleme getirilmek istenmektedir. Hizmet kolu toplu sözleşmelerine yer verilmeyen tasarı ile sendikaların talepleri yok sayılmaktadır. Bu resmen sendikaların var oluş gerekçesinin ortadan kaldırılması demektir.

Tasarıya göre hizmet kollarına ait mali ve sosyal haklar 11 yıldır sürdürülen toplu görüşmelerde olduğu gibi genel toplu sözleşme görüşmelerinin bir parçası olarak ele alınacaktır. Bu düzenleme ile yüzlerce belediyede yapılan toplu sözleşmelere AİHM kararları ve uluslararası sözleşmeler hiçe sayılarak yasak getirilmektedir.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sendikalar yasasının ve toplu sözleşme düzeninin örneğini görmek mümkün değildir. Varsa da bunun “sendika yasası” ve “toplu sözleşme” olarak adlandırılması mümkün değildir.

Yasa tasarısında grevli toplu sözleşme hakkımız yasal teminat altına alınmadığı gibi, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller de varlığını korumaktadır. Kapsamından tarafların belirlenmesine, uyuşmazlık halinden Hakem Kurulunun yetki ve bileşimine kadar özgür bir toplu pazarlık düzeni ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan, hemen her alanda özgürlükleri tamamen kısıtlamayı hedefleyen bu yasa tasarısının özüne de ruhuna da tamamen yasakçı ve sınırlayıcı bir mantık hâkimdir.

Değerli Basın Emekçileri;

Bizler, Hak ve özgürlüklerimizi yok sayan bu yasa tasarısına karşı;

* Grev hakkımızın yasal teminat alındığı özgür bir Toplu Sözleşme düzeni için

* Örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılması için

* Her sendikanın üyeleri adına toplu sözleşme yapabilmesinin sağlanması için,

* Belediyelerle yıllardır yapılan Toplu Sözleşmelerin devam etmesi, bu konuda herhangi bir sınırlama getirilmemesi için

* Tüm çalışanlara insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşulları sağlanması ve çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi için

Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz. Komisyonlarda görüşüldükten sonra TBMM Genel Kuruluna sevk edilecek olan yasa sürecinin her aşamasına, tüm olanaklarımızı ve enerjimizi kullanarak müdahil olmaya devam edecek, eylem ve etkiliklerimizi artırarak sürdüreceğiz.

Uluslararası sözleşmelere, evrensel sendikal hak ve özgürlük normlarına aykırı, kazanılmış haklarımızı gasp etmeyi hedefleyen tüm düzenlemelere karşı geçmişten beri mücadele eden Konfederasyonumuz bundan sonra da

Bütün kamu emekçilerinin haklarına yönelik saldırılara karşı tutum almaya,

Yalanları teşhir etmeye,

Sahte demokratların maskelerini düşürmeye

Kamu emekçilerinin grevli toplusözleşmeli sendika mücadelesini yükseltmeye devam edecektir.

Yıllardır verdiği fiili meşru mücadeleyle “hak verilmez alınır” ilkesini rehber edinen KESK’in, kamu emekçilerini kapı kulu olarak gören mevcut zihniyetin ürünü olan bu yasa tasarısına karşı, mücadelesinde yarattığı değerlere yakışır bir direnç ve kararlılık göstereceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

YAŞASIN GREVLİ TOPLU SÖZLEŞME MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN KESK!

30 Ocak 2012 Pazartesi

İFTİRA İTTİFAKI, İFTİRASININ ALTINDA KALDI...


BASINA VE KAMUOYUNA!
Hastanemizde neredeyse örneği olmayan bir ayıp yaşanmıştı hatırlarsanız. Sağlık alanı hızla ticarileştirilirken, haklarımız bir bir budanırken ve biz SES üyeleri hastaneler özelleştirilmesin, sağlık çalışanları sözleşmeli köle olmasın diye uğraşırken; Sağlık Sen yanında bir basın ordusu ile Başhekimi ziyaret etmiş ve işyeri temsilcimizin hastane çalışanlarını fişlediğini iddia etmişti. Bu üçlü ittifakın basın önünde dile getirdiği bir şüphe…"SES işyeri temsilcisi iktidarı, çalışanları, yöneticileri fişliyormuş…"
Bu tutmuş, bu pişirmiş, buda hani bana hani bana demiş, diye tanımladığımız, “Ruh Sağlığı Hastanesi iftirasını” hatırladınız değil mi? Biz hiç unutamadık!
O zamanda bu olaya bizler ilk günden itibaren komplo demiş ve’ ayıptır, yazıktır, günahtır’ diyerek açıkça iftira olduğunu bildiğimiz bu fişleme iddiasını, basın açıklaması yaparak protesto etmiştik. Çünkü olayın dile getirildiği günün ertesinde hatta olayın basına yansıyacağı düşünülen günde çok büyük bir eyleme hazırlanıyorduk.
Bu eylem hem iktidarı hem yöneticileri hem de adına sendikayım diyen bu iftiracıları rahatsız ediyordu, bunu biliyorduk.
Çünkü biz bu eyleme hazırlanırken gerek iktidardan gerek idarecilerden, ufaktan tehditvari demeçler çıkmaya başlamıştı.
Ardından bu iftiracı sendika çıktı meydana; İl Sağlık Müdürünü ziyaret ediyor ve orada bir sendikaya asla yakışmayacak iddialarda bulunuyordu; Biz bu eyleme katılmayacağız, diye…
Bu eylem kırıcı beyanata hiç şaşırmadık; “Herkes işini yapıyor, dedik ve GöREV’imize hazırlanmaya devam ettik.
Ardından bu iftiracı sendikadan bir beyanat daha geldi; Tabip odası SES’in güdümüne girmiş, diye…
Yok böyle bir şey demeye gerek bile duymadık, güldük geçtik.
Bu ana kadar bizi şaşırtmayan beyanatlar, 20 Aralık günü kamuda örneğine az rastlanır bir komployla doruk yaptı.
Ve itiraf ediyoruz şaşırdık. Ar ettik… Bu iftirayı atanlar adına utandık.
Gelin bu hak kayıpları için birlikte mücadele edelim diye el uzattığımız, hangi sendika üyesi olursan ol gel bir olalım, birlik olalım dediğimiz bir günde..Sendikal sorumluğumuz gereği bizden çalınmak istenen hayatımızı ve çocuklarımızın geleceği için mücadele ederken, bu olayda olduğu gibi mücadelemizi ve yarattığımız başarılı eylemleri gölgelemeye çalışanlar sobelendi böylelikle.
O olay ne oldu dersiniz? O fişleme iddiası nasıl sonuçlandı? O koca koca puntolarla yapılan haberlerin sonu ne oldu sizce?
Biz cevaplayalım: HİÇ!
Evet, hem de kocaman bir HİÇ!
Savcılık ön inceleme sonrası konuyu kapattı. Yani bilgisayarda hiçbir şey bulmadığı gibi her hangi bir soruşturmaya gerek bile duymadı. Sağlık Müdürlüğünün yaptığı idari soruşturma ne oldu dersiniz. Oda HİÇ. Yani elde var sıfır. Konuyu kapattı, yok böyle bir şey dedi. Eeee Ne olmuştu peki. Neydi bu olup bitenler, niye yaşanmıştı, amaç neydi, neden yaşatılmıştı. İşte bu konuyu çok önemsiyoruz.
Ne demişler. Gerçekler inatçıdır, eninde sonunda ortaya çıkarlar. Burada da böyle oldu.
Hemşirelerin hakları ve sorunları konusunda idari bir makam olan Başhemşirelik ve başında ki Başhemşire Nurdan Kocabıyık’ın ve Başhemşire yrd. Ayşe Kökez’in Savcılık ifadesinde şaşarak görüyoruz ki açıkça iftira etmekten çekinilmemiştir. Bu makamlar Memur-Sen’ nin Şubesi gibi çalışmış ve bir Başhemşire ve yardımcısı kendi hemşiresini elindeki idari yetkilere rağmen hiçbir şekilde araştırmaya gerek duymamış, gidip savcılığa iftira dolu ifadelerle şikâyet ederek, açıkça suç icat etmiştir.
Aklandık evet ama bu olayın bir daha yaşanmaması adına bir sorumluluk duyuyoruz. Sorun ne biliyor musunuz?
Bir kişiyi bulunduğu görevden aldırmak için önce başhekim yardımcısı marifeti ile “ Bu görevden ayrıl, bak yoksa seninle uğraşacaklar…” dedirttikten, Türlü çeşit bahanelerle makama çağırıp çağırıp telkinlerde bulunup, sonra, yine o kişiyle ilgili biriminden aldırmak için çabalayıp, orada olmayan kişileri dahi zorlayarak tutanak tutturduktan.
Yetmedi., basına verelim rezil olsun, çamur atalım izi kalsın demektir ayıp olan.
Arlanılması gereken durum budur işte.
Sen adına sendikayım diyeceksin.
Kamu hastaneleri bir bir özelleştirilecek, sağlık hakkı ortadan kaldırılacak, üyelerin dâhil bütün sağlık emekçileri iş güvencesi yok olmaya tehlikesi ile karşı karşıya olacak.
Tüm bunlara karşın hem mücadele vermeyecek hem de mücadele edenlerin ayaklarına dolanacaksın. İftiralarla sürekli gündem değişip, insanların çalışma ortamını tarumar etme pahasına, iftiralar atmayı bile deneyeceksin.
İşte budur sorun…
Sen bir kurumun amiri olacaksın, hiçbir sendikayı makamına basınla kabul etmediğin halde bir sendikayı sırf güçlü durumdalar diye makamına alacaksın ve orda bir tiyatro sahnelenmesine göz yumacaksın.
Buranın bir Psikiyatri Hastanesi olduğunu, kendisinin Psikiyatrı Hekimi olduğunu unuturcasına Arkadaşımızla dahi konuşmadan üretilen bu sanal suçu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde kabullenip büyük bir acizle savcıyı ve emniyeti göreve çağıracaksın.
Yahu durun daha araştırmadık, soruşturmadık, yargısız infaz yapmayalım, basın lütfen bunu haber yapmasın demeyeceksin. Üstüne üstlük birde ‘En ağır şekilde cezalandırılacaktır.’diyerek basının önünde hem hâkim hem savcı olacaksın. Komplo ortaya çıkıp, aklandığımızda dahi kılın kıpırdamayacak, basının önündeki cevvalliğinden eser kalmayacak. Onurlu hiçbir sağlık çalışanlarının vicdanları bunu kabul etmeyecektir. Etmedi de,
İşte budur ayıp olan.

Ama bu iftirayı atan, bu iftiranın peşine bir basın ordusunu takarak başhekimliğe gelen, bu iftiraya karşı gelmek yerine onaylayanlar, arkadaşımızı sekiz sütuna manşet haber yaparak ayak kaydırma uğraşında olanlar bilmelidirler ki; bu topraklar buna benzer çok oyun gördü. Hem devletin, hem hükümetin ve bilumum tüm erkânının gücünü yanına alıp kendini güçlü sananlar, sözde sendikacılık yapmak isteyenlere sözümüz var. Yağma yok SES var.
Onlar komploda, iftirada, eylem kırmada, yandaşlıkta başarılı olabilirler, hatta arlanmamayı meziyet sayabilirler. Ama biz bu dosyayı bu komplo çetesinden hesap sormadan kapatmayacağız
Çünkü biz KESK’ İZ…
Biz iki milyon kamu emekçisinin SES’iyiz.
Biz komploya yanıt vermekte, iftirayı ortaya çıkarmakta, yandaşlığı lanetlemekte ve her ortamda onuruyla direnmekte ustayız.
Güçlünün (!) yanında kendine yer edinmek için çırpınanlar bilmelidir ki asıl güç doğru ve haklılığın verdiği güçtür. Ve vicdanlarda ve tarihin en güzel yerinde hep onların hikâyeleri anlatılır. Ve bu ülkenin emekçileri bu oyunları sahneleyenleri çok iyi bilirler ve bu oyunu hep bozarlar. Nehirler gibi önüne set çekilip, takoz olununca, çoğalarak, coşarak, tüm yalan ve iftiraları atanları altında bırakır, çağlayanlara dönerler.
Değerli arkadaşlar,
Bu iftiranın sadece arkadaşımıza dönük bir karalamadan ibaret olmadığını;
Asıl niyetin sendikamız SES’ i karalamak olduğunu…
Asıl niyetin hakları için mücadele eden sağlık emekçilerini karalamak olduğunu çok iyi biliyoruz.
Bizler mesleğimizin onuruna yakışır bir şekilde, çalışma barışını koruyarak işimizi yapmak istiyoruz. Bu sebeple sizlerden de beklentimiz doğrularla güçlenerek, böyle idarecileri ve sendikaları yakından tanımanızı ve bunların temsil ettiği’ güçlüyüz ezeriz, güçlüden yana olun’ zihniyetini mahkûm etmenizdir.
O yüzden Sendikamız SES, bizlerin geleceğini karartan her türlü saldırıya karşı inatla birlikte mücadele etmeyi hep hedefleyecektir. ‘Emeğimiz, mesleğimiz ve işimiz onurumuzdur ‘diyerek ona sahip çıkma kararlılığından asla vazgeçmeyecektir. Bu olayda olduğu gibi mücadelemiz; iş yerlerimizin demokratikleştirilmesi ve kendi yöneticilerimizi kendimizin seçeceği hastanelerimiz oluncaya kadar ısrarla devam edecektir.
Israrcıyız çünkü gerçek gücün sevgiden, birlikten ve haklılıktan geldiğini biliyoruz. İktidardan bağımsız, gücünü sadece üyelerden alan, gerçek sendikalarda mücadele etmeyi o yüzden çok önemsemekteyiz.
Sendikamız SES, Ali Cengiz oyunlarıyla bizleri yıldırmaya ve hükümetten aldığı kof güçle baskılamaya, karalamaya kalkan sözde sendikalarla yılmadan mücadele edecektir. Sendikamız SES, bunları yapanlara verilecek en iyi cevabın örgütlü mücadelemizle büyüyerek verileceğine inanmaktadır.
Gerçek sendikan SES ‘e sahip çık, kendi hak ettiğimiz yöneticiyi seçelim, hastanelerimizi özgürleştirelim.
Tüm sağlık emekçilerini sendikamız SES’e, emeğimiz için onurlu ve haklı mücadelemize davet ediyoruz.
İnadına sendika, inadına SES
SES MANİSA ŞUBE YÖNETİMİ

24 Ocak 2012 Salı

AT SİZİN, SİLAH SİZİN, ŞAN SİZİN, NAMUS BELASINA DÖKTÜĞÜNÜZ KAN BİZİM...


BASINA VE KAMUOYUNA

Türkiye’de her gün giderek artan kadına yönelik şiddet olaylarının en korkunç örneklerinden biri 6 Ekim 2011 tarihinde Manisa’da yaşandı. Kadın sığınma evinden döndükten sonra kocası tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülen Şefika Etik ‘in bir gazetede yayınlanan fotoğrafı, tiraj kaygısı güdülerek, en vahşi haliyle gözler önüne serildi. Kadını mülkiyet olarak gören anlayış, uzlaşma yolu aramada ısrarcı davrandığı için, Şefika Etik’ i eliyle katiline teslim etmiş ve ölümüne seyirci kalmıştır.
Acımasızca işlenen bu cinayetin davası bugün burada görülecek. Bizler de bu davanın takipçileri olacağız.
Günde ortalama 5 kadının öldürüldüğü ülkemizde bu oranın 2002’den 2009’a kadar yüzde 1400 oranında arttığı, 2002’de 66 olan sayının 2009’da 1300’e çıktığı gerçeğine bakarsak, katliamın aile içinde yaşandığını söyleyebiliriz. Biz kadınlar bize en yakın olan eşimiz, babamız, erkek kardeşimiz,amcamız ,dayımız tarafından şiddete maruz kalmak istemiyoruz. Artık bu vahşetin son bulmasını istiyoruz. Kadına yönelik şiddetin yasalarda caydırıcı yaptırımının olmasını istiyoruz. Kadına yapılan her türlü şiddetin, tacizin, tecavüzün, cinayetin en ağır suçlar kapsamına alınmasını ve bu suçları işleyenlerin en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyoruz. Kadın cinayetlerini meşrulaştıran namus -töre gibi, kavramların kaldırılmasını bunun yerine caydırıcı cezalar koyulmasını talep ediyoruz. 13 yaşındaki bir çocuğun “tecavüze rıza gösterdiğine” kanaat getiren bir mahkeme ve yerel mahkemenin kararını onayan Yargıtay gibi bir kurum dünyanın hangi demokratik ülkesinde mevcuttur?
Buradan yetkililere sesleniyoruz:
-Yaşanan bu cinayetlere ne zaman dur diyeceksiniz?
-Etkili önlemlerin alınması ve caydırıcı cezaların uygulanması için daha kaç kadının ölmesi gerekiyor.
-Kadın erkek eşitliğini fiili olarak hayata geçirdiniz mi?
-Koruma talep edebilmemiz için sapığımızla nişanlanmamız mı lazım?
-Kadın cinayetlerini sona erdirmek için hangi acil eylem planını hayata geçirdiniz?
-Siz dava sayısını azaltın diye; hayatımızı karartan tecavüzcümüzle mi evlenelim?
-Kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda hangi yasal düzenlemeleri yaptınız?

Başta cinsiyet ayrımcılığı olmak üzere her türlü ayrımcılığa son verecek eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır.
Anayasadaki “aile” tanımı, boşanmış ve çocuğu ile yaşayan kadınları kapsayacak şekilde yaniden düzenlenmelidir.
Taciz, tacavüz ve şiddet karşısında; medyanın kullandığı eril ve kışkırtıcı dil önlenmelidir. Kadın cinayetlerinde “aşk, namus, töre, nefret” kavramları ile cinayetleri “meşru” gösterme tavrı terk edilmelidir.
Şiddet tehditi altında olan kadınlara gerçek koruma sağlanmalıdır. Kadın cinayetlerini de önleyecek, kadın odaklı bir “Kadın ve Eşitlik Bakanlığı” kurulmalıdır.
Şiddete maruz kalan kadınların korunmasını sağlamak için nüfusu 50.000’i bulan her belediyede kadın sığınma evleri açılmalıdır. Bu sığınma evlerinin denetimi kadın örgütlerine ve kadın kurumlarına bırakılmalıdır.
Kadına yönelik taciz, ayrımcılık, iş sağlığı ve iş güvenliği çerçevesinde değerlendirilmeli, işveren tüm işyerinde sağlıklı bir ortamın sağlanmasında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmelidir. Taciz v.b. sorunlara karşı ilgili işyeri güvenliği kurullarında kadınların temsili sağlanmalıdır. İşyerlerinde cinsel tacizin tanımı, erkek yönetici ve çalışanların cinsiyetçi bir yaklaşımla sergilediği her türlü söz, tutum ve davranışları da içerecek şekilde genişletilmelidir. Cinsel taciz konusu mesleki eğitimlerin bir parçası olmalı ve koruyucu tedbirler alınmalıdır. Yasal yaptırımların uygulanmasında mağdurun şikayeti yeterli olmalıdır.
Şiddete maruz kalan kadınlara yönelik her türlü yasal korunma, ücretsiz tıbbi ve psikolojik yardım sağlanmalı, yasal destek ve danışmanlık sağlayacak özel birimler kurulmalıdır. Ekonomik nedenlerden kaynaklı her türlü şiddetin önlenmesi için tedbirler alınmalı, kadına şiddet tanımı yasada kapsamı genişletilerek yer almalıdır. Kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetlerin önlenmesi için kamusal önlemler alınmalı, bu suçları işleyenlerin cezaları ağırlaştırılmalı, “tahrik” indirimi, “iyi hal indirimi” v.b. uygulanmamalıdır.
Bizim artık beklemeye, tek bir kadın arkadaşımızı daha kaybetmeye tahammülümüz yok.
Biz kadınlar olarak yıllardır verilen emek ve demokrasi mücadelesinin kadın özgürlük mücadelesinin birbirinden ayrılamaz olduğunun bilinciyle, kadına yönelik her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadele yürütmeye devam ediyoruz. Biliyoruz ki, kadına yönelik şiddetin kaynağı, erkek egemen zihniyet ve onun ördüğü yaşam sistemidir. Bu bakımdan, toplumlara barışı, gerçek demokrasiyi ve özgürlüğü kadının örgütlü gücü ve dayanışması getirecektir. Kadının kurtuluşu olmadan tüm dünyada tam bir kurtuluşu olmayacaktır. Kadının örgütlü gücü, emeği ve dünyayı özgürleştirecek ve dönüştürecektir.
Bugün burada verilecek olan cezanın kadınların yaşadığı şiddet ve acının son bulması için atılan bir adım olmasını diliyoruz.
İzmir Kadın Platformu Manisa Kesk Şubeler Platformu

MANİSA SAĞLIK HAKKI MECLİSİNE ÇAĞRIMIZDIR...


BASINA VE KAMUOYUNA
Sağlık alanında yaşanan/yaşatılan yıkıma, yıllardır dikkat çekiyoruz.
Bunu kimi zaman bu gün yaptığımız gibi basın açıklaması yaparak, kimi zaman referandumla, kimi zaman da, 21 Aralıkta olduğu GREV’lerle ortaya koyuyoruz.
Yıllardır ne basın açıklamalarımız nede demokratik eylemlerimizin hiç biri hükümet tarafından algılan(a)madı.
Bizi hep ideolojik davranmakla, nedensiz yere muhalif olmakla suçladılar. Kısacası bizim uyarılarımıza halkın kulak asmaması için “Masal” anlattılar…
GSS yasası 2008’de geçti. Çıktık olumsuzluklarını anlattık. Yasayı ertelediler ve halka; “Bakın bunların çıkardığı gürültü boşuna.” dediler. Seçim öncesi olması nedeniyle halkın memnuniyet düzeyini düşürecek uygulamaları yıllarca ertelediler.
Biz uyardık; hastaneler özelleşecek, katkı ve katılım payları gelecek, sağlık hizmetine erişim zorlaşacak, sağlık hakkı ortadan kalkacak, paran kadar sağlık gelecek, dedik. Onlar bizim bu uyarılarımıza rağmen halka masal anlatmaya devam ettiler.
Ama artık masal bitti. Yıllardır iktidarın masallarını dinleyen halkımız, 2012 yılıyla birlikte, gerçeklerle yüz yüze kalacak ve acı ilaçları içmeye zorlanacak.
Bunu biliyoruz çünkü 2011 yılı Kasım ayında hükümet TBMM’yi bile yok sayarak, gece yarısı, bir takım Kanun Hükmünde Kararnameler çıkardı.
Bu KHK’lerin bir anlamı da hükümetin artık TBMM’yi bile dikkate almayan, biz yaptık oldu anlayışına iyiden iye sarılmasıydı.
Bu KHK’lerden biri de 02 Kasım 2011 gece yarısı çıkarılan 663 sayılı KHK idi.
Bu TBMM’den dahi kaçırılmış KHK diyorki;
Bütün hastaneleri, Kamu Hastaneler Birliklerine devredeceğim.
Bu birlikleri illerde bir genel sekretere bağlayacağım ve o kişi halkın malı olan bu hastaneleri adeta bir ticarethane gibi işletecek.
Bu birliklerde halkın sağlık hakkı değil, birliklerin karlılığı esas alınacak.
Hastaneleri tıpkı oteller gibi sınıflandıracağım; A,B,C,D,E şeklinde ve o hastanelere vatandaşlar parasının miktarına göre başvuracaklar.
Bu birlikler bir sağlık kurumu gibi değil bir ticarethane olarak işletilecek ve hali hazırdaki sağlık çalışanları sözleşmeli hale getirilecek.
Hastaneler artık halkın malı değil bu birlik ticarethanelerinin “Karhane”lerine dönüşecek.
Tüm bunları kabul etmemiz mümkün değildi.
Yetmişbeşmilyon insanın geleceği ile ilgili birçok karar alırken, halkın öz malı olan kamu hastanelerini birliklere devretmek adıyla özelleştirirken bu derece zorba bir tavrı kabul edemezdik.
Kabul etmedik ve ilk olarak Türkiye Büyük Hekim Meclisini toplayarak bu KHK’leri oyladık.
Ve dedik ki; Madem siz TBMM’yi bypas ederek ülkeyi KHK’lerle yönetmeye karar verdiniz, bizde kendi meclislerimizi kurup bu yasa tasarılarını oylarız.
Evet, bu pratik adımı ilk olarak TTB öncülüğünde hekim meclisi attı ve Kamu Hastanelerinin özelleştirilmesi anlamına gelen 663 sayılı kanun KHK “Yok Hükmündedir.” diye karar aldı.
Sonra 21 Aralık’da tüm ülkede KESK ve Tabip Odalarının aldığı karar sonrası birçok talebin yanında, “Hizmet Üretmiyor, Sağlık Hakkı Meclislerini Kuruyoruz”. Diyerek bir günlük GREV eylemi yaptık.
Bu eylemlerle oluşturduğumuz meclislerde de “KHK Demokrasisi” bir kez daha reddedildi.
Tüm bu yaşananlardan sonra bize düşen bir görev daha vardı oda illerde “Sağlık Hakkı Meclisleri”nin oluşturulması idi.
19 Ocak 2012 günü burada bu adımı attık ve “Manisa Sağlık Hakkı meclisi”ni kurduk.
Şimdi siz değerli basın mensupları aracılığıyla hem meclisimizin kuruluşunu duyurmak hem de bu meclisin tüm Manisa demokratik kamuoyuna, kurumlara ve kişilere açık olduğunu ilan etmek istiyoruz.
Değerli Basın Mensupları,

19.01.2011 günü yukarda açıkladığımız gerekçelerle kurulan "Manisa Sağlık Hakkı Meclisi”ni genişletmek için yine bu salonda 26.01.2012 günü saat 17.00 da tekrar toplanacağız.
Toplantıda hem sağlık alanına ilişkin son deşiklikler hakkında bilgiler verilecek hem de Manisa Sağlık Hakkı Meclisinin Çalışma Programı oluşturulacaktır.
Toplantıya örgütlü örgütsüz, bu konuda söyleyecek sözü olan herkes davetlidir.
Sevgilerimizle...24/01/2012

MTO SAHHAD SES
Manisa Tabip Odası Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Derneği Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası

17 Ocak 2012 Salı

TOPLANTI ÇAĞRIMIZDIR...

Merhaba,
Sağlık alanında yaşanan yıkımın, hak kayıplarının hızına yetişmek mümkün değil. Her gün haber bültenlerinde bu yıkımlarla "MÜJDE"leniyoruz. "Sağlıkta dönüşüm yapıyoruz." diyorlar. "Sağlıkta reform."
"Herkesi Genel Sağlık Sigortası kapsamına alacağız." diyorlar. MÜJDE...
Para vermeden, GSS primi vermeden GSS'li olunamayacağını öğreniyoruz.
"Parası olmayanların, fakir olanların GSS primini devlet ödeyecek." diyorlar. MÜJDE...
Peki, kimdir fakir, diye soruyoruz.
"Aylık 295 TL den daha az para kazananlar fakirdir." diyorlar. MÜJDE...
GSS primi ödemek yeterli mi diye soruyoruz.
"Birde sağlık kurumuna başvurunca muayene katılım payı ödenecek." diyorlar. MÜJDE...
Aile Hekimliğinde 3 TL, Devlet Hastanesinde 8 TL, Üniversite Hastanesinde 15 TL.
GSS primi ve muayene katılım payı ödemek yeterli mi diye soruyoruz.
"Birde İlaç katkı payı ödenecek." diyorlar. MÜJDE...
İlk üç ilaca kadar 3 TL sonra her ilave ilaç için, ilaç başına 1 TL.
GSS primi, muayene katılım payı ve ilaca katkı payı ödemek yeterli mi diye soruyoruz.
"Birde her zaman ödenen ilaç bedelinin %10- % 20 lik kısmını ödemeye devam etmek gerekiyor." MÜJDE...
Yani diyoruz GSS primi, muayene katılım payı ve ilaca katkı payı son olarak da ilaç bedelinin %10- % 20 lik kısmını ödememiz bizim her türlü sağlık hizmetini almamıza yetecek öyle mi?
"Birde.." diyorlar...
Dahası da mı var, diyoruz.
"Tabi ki var. Hastalığınızın estetik amaçlı olmaması, Sağlık Bakanlığından onaylı bir tedavi olması ve Sosyal Güvenlik Kurumunca(SGK) "Kapsam Dışı" nitelenmemesi gerekli." diyorlar. MÜJDE...
Nasıl yani SGK bir tedaviyi Sağlık Bakanlığı onaylasa bile "kapsam dışı" bırakabilir mi?
"Evet" diyorlar.
Neye göre, diyoruz.
"Verimlilik ve etkililiğe göre. Yani sizin tedaviniz için harcanan para verimli ve etkili bir sonuç sağlamayacaksa kapsam dışı olabilir." diyorlar. MÜJDE...
"Sonra hastaneler Kamu Hastaneler Birliğine devrolacak. Hastaneler para kazanma kapasitelerine göre A;B;C;D;E diye sınıflandırılacak. Yeni hastaneler kamu-özel ortaklığı modeliyle yapılarak özel sektöre devrolacak. Yani sağlık özelleşecek, güzelleşecek(!)..." MÜJDE...

************************************************************************************

Değerli Yönetici,
Manisa'da örgütlü sivil toplum örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, dernekler sağlıktaki, yukarıda açıklamaya çalıştığımız olumsuzluklarla karşı karşıya kalacağımızı çok önceden öngörmüş ve "Manisa Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformunu" (HSGG) kurmuştuk.
Bizler HSGG platformunun yürütmesini oluşturan bu üç örgüt daha önce oluşturduğumuz platformun tekrar aktifleştirilmesinin ve Manisa'da kurulacak bir "Sağlık Hakkı Meclisi"nin halkın sağlık hakkını savunmada önemli rol oynayacağına olan inancımızla aşağıdaki tarih ve saatte sizleri örgütlerinizden en az bir temsilci ile toplantıya katılmaya çağırıyoruz.
Katılımınız bizleri ve "Sağlık Hakkı" mücadelesini güçlendirecektir.
Sevgilerimizle...

Yer: Manisa Tabip Odası Toplantı Salonu
Tarih: 19.01.2012 Perşembe Saat: 17.30

MTO SAHHAD SES

16 Ocak 2012 Pazartesi

KESK Manisa Şubeler Platformu Bodro Yakma Eylemi Yaptı...



BASINA VE KAMUOYUNA!



AKP hükümeti, özellikle emekçilerin çalışma yaşamına yönelik olarak gündeme getirdiği yasal düzenlemeler ve fiili uygulamalarla kamu hizmetlerini yıllar içinde büyük ölçüde ticarileştirmiş, kamuda esnek ve güvencesiz istihdamı yaygın hale getirmiştir.

2011 yılı sonundan itibaren peş peşe gelen zamlar, artan vergi oranları, düşük ücretle ve esnek çalışmanın yaygınlaşması, iş güvencemizin ortadan kaldırılmak istenmesi ve son olarak kamu emekçilerine grevsiz toplusözleşme dayatılması gibi adımlar yoğunlaşmıştır.

Yıllardır uygulanan ekonomik politikalar, özellikle sağlıkta yaşanan katılım payı ve diğer uygulamalar, hak gaspları, paralı eğitim uygulamaları, ekonomik krizin giderek ağırlaşan yansımaları ve diğer sorunlar, kamu emekçilerinin öfkesini arttırmıştır.

-------HÜKÜMET ŞAŞIRMA SABRIMIZI TAŞIRMA!

2011 yılı sonu itibariyle temel tüketim maddelerine peş peşe yapılan zamlar ve vergilerdeki artışlar, yükselen döviz kuru ve benzeri nedenlerden dolayı kamu emekçilerinin reel ücretleri son yıllardaki en ciddi düşüşü yaşamış ve kaybımız şimdiden yüzde 20’leri aşmıştır. Türkiye’de kamu emekçilerinin, işçilerin ve emeklilerin her geçen gün ağırlaşan yaşam koşulları, hükümetin emek ve emekçi düşmanı politikaları ile giderek daha da zorlaşmaktadır.

2011 enflasyon rakamı, kesinlikle halkın enflasyonunu ifade etmemektedir. Benimsenen enflasyon sepeti nedeniyle 2011 enflasyonu yüzde 10, 45 çıkmıştır. Oysa halkın en çok tükettiği temel tüketim mallarındaki fiyat artışları açıklanan resmi rakamın en az iki katı kadardır. Bu nedenle 15 Ocak’ta maaşlarımıza yansıtılacağı ifade edilen 2,68’lik “enflasyon farkı” gerçekçi değildir.

--------SADAKA DEĞİL TOPLU SÖZLEŞME!

Her yıl Ocak ayında yapılması gereken ücret zammı, toplusözleşme yasası henüz yasalaşmadığı için 2 milyonu aşkın kamu emekçisi ve aileleri mağdur edilmiştir. Hükümet grevsiz toplusözleşme yasasını çıkarmasını bilinçli olarak geciktirmekte ve yasada kendi çıkarları doğrultusunda değişiklikler yaparak kamu emekçilerini daha da mağdur etmek istemektedir.

1 Ocak 2012’de başlayan zorunlu GSS ile sağlık alanında yaşanan ticarileştirme uygulamalarının son halkası da tamamlanmak istenmektedir. Sağlığın kamusal niteliklerinin ortadan kaldırıldığı, sağlık hizmetlerinin sunumu ile finansmanının birbirinden ayrıldığı zorunlu Genel Sağlık Sigortası sistemi ile aylık 295 TL’den fazla geliri olanlardan çeşitli miktarlarda GSS primi tahsil edilecek olması, Ocak ayı sonuna kadar gelir testi yaptırmayanların her ay için 213 TL borlu sayılacak olması kabul edilemez.

------SAĞLIK HAKTIR SATILAMAZ!

5510 Sayılı Kanunun yasalaştığı 1 Ekim 2008 öncesinde göreve başlayan devlet memurlarının GSS primlerinin en fazla üç yıl boyunca devlet tarafından karşılanmaya devam edeceği, üç yıl içinde tüm kamu emekçilerinin maaşından yüzde 5 oranında GSS primi çalışan payı kesileceği belirtilmektedir. 1 Ekim 2008 tarihinden sonra memur olanların ise GSS priminin yüzde 7’sini devlet karşılarken, yüzde 5’i çalışanların maaşından kesilecektir.

Hükümet, kamu emekçilerini 1 Ekim öncesinde ve sonrasında işe başlayanlar olarak ayırarak, hem kamu emekçileri arasında kendince rekabet yaratmaya çalışmakta ve resmen ayrımcılık yapmaktadır. Zorunlu GSS halkın yararına olan bir düzenleme ise Meclis’te yeniden “kıyak zam” pazarlıkları yapan milletvekilleri neden GSS kapsamı dışında tutulmuştur. Halkın yaşamını zorlaştıran ve sağlığı bir hak olmaktan çıkaran bu tür düzenlemelerden derhal vazgeçilmeli ve herkese eşit, nitelikli ve ulaşılabilir sağlık hakkı için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

----SAĞLIKTA TİCARET ÖLÜM DEMEKTİR!

Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu tasarısında yapılan son değişiklikle, “hizmet kolu” toplu sözleşme sisteminin kamu emekçilerine uygulanmaması hükmü getirilmiştir. Tasarıda yapılan değişikliğe göre kamuda hükümetle “tek” ve “genel” toplu sözleşme imzalayacaktır. Dünyada örneği olmayan böylesi bir düzenleme ile özellikle belediyelerde yapılan sözleşmeler geçersiz hale getirilmek ve tamamen hükümet denetiminde bir sendikal rejim oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Hükümetin yapmak istediği ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın geçtiğimiz haftalarda “Toplusözleşmeyi referandumda Evet diyen Memur Sen ile yapacağız” açıklamasının bire bir örtüşmesi tesadüf değildir. Hükümet başından sonuna bütün süreci kendisinin belirlediği, “toplusözleşme” olduğu iddia edilen, ancak bize göre “toplugörüşme” düzenlemesinden bile geri olan bir düzeneği yine kendi gölgesinde büyüttüğü tek bir konfederasyon ile yapmak istemektedir. Bugüne kadar yürütülen tartışmalar ve bakanlar kurulunda taslak üzerinde yapıldığı iddia edilen değişikler KESK’i bir kez daha haklı çıkarmıştır.

-----SAHTE SENDİKA YASASINA HAYIR!
KESK, ücretsiz sağlık ve eğitim hakkı başta olmak üzere; kamusal hizmetlerin topluma devletin asli görevi olarak ücretsiz sunulması konusunda mücadelesini sürdüren en dinamik emek örgütlerinden biridir. Yine bilindiği gibi milyonlarca kamu emekçisini ve ailelerinin yaşamını doğrudan ilgilendiren 4688 Sayılı Yasasında değişiklik yapılması uzun bir süredir toplumun gündemindedir. KESK olarak kamu emekçilerini sefalet koşullarına mahkum etmeye devam edecek olan bu yasa tasarısına karşı mücadeleyi ülke genelinde sürdürecektir. Ancak siyasi iktidar, toplu sözleşmeyi eşit taraflarla değil son sözü kendisinin ya da bağlı/yandaş kurumların söyleyeceği bir mekanizma oluşturmak istemektedir. Yandaş konfederasyon dışındaki diğer sendikal yapıları eritmek, etkisizleştirmek ve bu tür özel operasyonlarla bitirmeyi hedeflemektedir.

En son 21 Aralık tarihinde yüz binlerce kamu emekçisi bu yasa tasarısına geçit vermeyeceğini ve sefaleti kabul etmeyeceğini KESK’in çağrısıyla greve çıkarak göstermiştir. 21 Aralık grevimizin hemen ardından ve yasa tasarısının meclis gündemine geleceği bugünlerde ilan ettiğimiz eylemleri yaşama geçirecekken baskının yaşanması ile yönetici ve çalışanlarımızın gözaltına alınması tesadüf değildir.

Bizler emek bileşenleri olarak buradan; ülkenin vicdanı ve demokrasi mücadelesinin aydınlık yüzü olarak düşündüğümüz KESK ve KESK’e bağlı sendikalarımızın şubelerine yönelik bu operasyonu şiddetle kınıyoruz. Gözaltına alınan yönetici, üye ve çalışanlarımız derhal serbest bırakılmalı, bu hukuksuz operasyonlara son verilmelidir. Hiçbir baskı ve yıldırma operasyonu bizleri; sendikal hak ve özgürlüklerin kazanıldığı, emeğin özgürleştiği, barış içinde yaşanılan demokratik bir ülke yaratma mücadelesinden geri adım attıramayacaktır.

BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ!

KESK olarak AKP’nin pek çok konuda olduğu gibi, 4688 sayılı yasada yapacağı değişiklikler ile ilgili dayatmalarını kabul etmemiz mümkün değildir. Hükümeti son kez uyarıyor ve gerek Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası, gerekse altında Türkiye’nin imzası bulunan 87 ve 98 sayılı İLO sözleşmelerine aykırı hiçbir düzenlemenin tarafımızda kabul edilmeyeceğini bir kez daha belirtmek istiyoruz.

AKP Hükümeti bilmelidir ki; yirmi yılı aşkın süredir onlarca hükümete karşı bu mücadeleyi her türlü baskıya rağmen bugünlere kadar nasıl sürdürdüysek bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz


-----DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ

AKP hükümeti, Türkiye’nin dünyanın en fazla büyüyen ikinci ülkesi olmakla övünmektedir. Büyüyen, kalkınan Türkiye söylemlerinin yaygınlaştığı bir dönemde biz kamu emekçilerinin büyümeden hak ettiğimiz payı talep etmemiz en doğal hakkımızdır. Resmi enflasyonun yüzde 10,45 halkın enflasyonunun yüzde 20’leri bulduğu bir ortamda kamu emekçilerinin ücretlerinde en az yüzde 20 artış yapılmalıdır. İnsanca yaşayacak temel ücret, güvenli bir gelecek ve örgütlenme hakkımız için mücadelemize yılmadan devam edeceğiz. Dün gibi bugünde hiçbir baskı, ceza ve zorlama bizim önümüzde engel olamayacak. Biz yılların birikimi olan fiili ve meşru mücadele anlayışına ve onurlu duruşumuza devam edeceğiz. Bugün burada bordolarımızı yakarak ,yapılan bu komik artışları protesto ederek kamu emekçileri nezdinde tüm ezilen, yoksullaşan tüm emekçilerin sesi olmaya çalışacağımızı buradan bir kez daha duyuruyoruz. Yaşasın ONURLU VE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ.

İŞTE SENDİKA İŞTE KESK…

KESK Manisa Şubeler Platformu adına Dönem yürütmesi
SES Şb.Bşk. Serpil Deniz