13 Haziran 2014 Cuma

SOMA MADEN FELAKETİ İLE İLGİLİ 1. AY SAĞLIK DURUMU GÖZLEM RAPORU

SES Manisa Şubesi Soma Maden felaketinin 1. ayında "Soma 1. Ay Sağlık Durum Gözlem Raporu"nu kamuoyuna açıkladı.
SES adına açıklamayı Şube Sekreteri Zeynel Abidin Kaplan yaptı.  
Manisa SGK il Müdürlüğü önünde yapılan açıklama sonrası söz konusu rapor bir işçi bareti içerisinde Manisa SGK il müdürlüğü önüne bırakıldı.
Raporda Soma'da yaşanan felaketin bir kaza olmadığı, katliam olduğu vurgusu dikkat çekerken, SES Manisa Şubesi; madende yaşamını yitiren işçi sayısının en az 350 olduğunu,
En az dokuz işçinin sigortasız şekilde çalıştırıldığı ve bu işçilerin birinin işe başladığı günlerde henüz 18 yaşını doldurmadığı, bu durumun mevcut iş kanununda suç olduğu bilinmesine rağmen işverence önemsenmediği, durum tespiti açısından gerekli denetimlerin layıkıyla yapılmadığı,
İşçilerden en az 31 inin Çok Tehlikeli İşlerde Çalışanların Yetiştirme Mesleki Eğitimi (İşe İlk Giriş) almadıkları ve bu işçilerin işe giriş sınav tarihlerinin 14.05.2014 olmasına rağmen madende çalıştıkları ve 13.05.2014 günü yaşanan felakette bu 31 işçiden en az 14 ünün yaşamlarını yitirdikleri,
Vurguları öne çıktı.
Raporda, Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri dahil bu güne kadar madende görev yapan herkesin, "bakım verenlerin bakımı" ilkesi gereği travma yönünden takip edilmesi gerektiği söylendi.
Yine Soma'da söz konusu görevlendirmelerin daha uzun süre devam edeceği göz önüne alınarak ; "-Bu tür durumlarda görevlendirilecek kişilerin “gönüllü-görevlendirilmeli” ilkesi ile bölgeye gönderilmesine dikkat edilmesi. Yine önümüzdeki süreçte gerek sağlık gerek sosyal hizmetler açısından uzun süre bölgede görev yapılacağı dikkate alınarak, gönüllü havuzunun şimdiden oluşturulması ve gerekli eğitimlerin ivedilikle başlatılması gerekmektedir."
dendi.
Somayı unutma unutturma, Taşeron Çalışma Yasaklansın, Soma'nın hesabı sorulacak vb. sloganlarla sonlandırıldı. 



Raporun tam metni:



SOMA MADEN FELAKETİ İLE İLGİLİ 1. AY SAĞLIK DURUMU GÖZLEM RAPORU
Giriş:
Soma maden felaketi ülkemizde yaşanan işçi cehenneminin gün yüzüne çıkmasından başka bir şey değildir. Yaşananlardan anladığımız, yıllarca kamu tarafından işletilen madenin, rödovans denen bir sistemle, iktidara yakın bir şirkete verilmesi; çıkarılan tüm kömüre alım garantisi verilerek adeta kaza ve ölümlere davetiye çıkartılmasıdır
Yaşanan felaket sadece Manisa Soma’da değil tüm yurtta infial uyandırmış ve yaşanan bu kıyımın sorumlularına dönük bir öfke gelişmiştir. Yer altında bu vahşi üretim şekli ve kar hırsı nedeniyle en az 350 insanımız feci şekilde yaşamlarını yitirmişlerdir.
Bizler bu yaşananları kesinlikle bir kaza olarak algılamıyoruz. Çünkü kaza öngörülemeyen durumlar için kullanılan bir terimdir. Oysa burada; kar, daha fazla kar ve daha fazla kardan başka bir şey yoktur. Adeta biz para kazanalım da ne olursa olsun denmiştir.
Felaketin hemen sonrasında hükümetin “Bu bir kazadır ve bu tür kazalar madenciliğin fıtratında vardır. “ açıklaması hükümetin yaşanan felakette açık bir ortaklığı olduğunu göstermiştir. Yine felaket sonrası ilçede estirilen olağanüstü hal bu görüşü güçlendirmiştir.
Felaketin hemen sonrasında idarecilerin olayı ört pas etme, ölüm sayısını açıklamak noktasında mümkün olduğunca geciktirici tutum takınmaları ve gerek sendikamızın gerek Tabip odasının kurulacak kriz merkezinde görev alma taleplerinin reddedilmesi yine yukarda ileri sürdüğümüz tezimizi destekler bulgular olarak ifade edilebilir.
Olayın olduğu gece ilçeye ulaşan (3-4 saat sonra) heyetimiz ilk olarak kriz merkezi oluşacağı düşüncesiyle kaymakamlığa uğramış, ancak burada Akhisar ve Kırkağaç kaymakamlarının gelen telefonlara cevap vermekten öte bir işlem yapmadıkları görülmüştür. Heyetimiz (sendikamız ve Tabip Odası) bir kriz merkezi kurulması gerektiği talebimizi ilettikten sonra buradan ayrılmış ve hastaneleri gezmeye başlamıştır.
Hastaneye ulaştığımızda ise burada hastane bahçesinde kontrolü güç bir madenci yakının (4-5 bin kişi) beklediği görüldü. Burada bekleyen kitleye sağlıklı bilgi verilmemesinden kaynaklı bir gerginlik ilk dikkat çeken unsurdu diyebiliriz. Bu derece gergin bir ortamda sağlık emekçilerinin hastane içerisinde de tedirgin bekleyişleri tespitlerimiz arasındadır. Oysa bu tür durumlarda sağlıklı bilgi akışı ve koordinasyon oldukça önemli ve hayatidir.
Hükümetin sağlık politikaları üzerinden olayın vahametini örtme girişimi yine dikkat çeken durumlardan biridir bizim açımızdan. Şöyle ki, madende yaşanan felaketten çok fazla yaralı çıkmayacağının bilinmesine rağmen ihtiyaçtan fazla sağlık ekibi bölgeye gönderilerek adeta bir algı yönetimi sağlanmaya çalışılmıştır.
Felakette görev alan sağlık emekçisi arkadaşlarımızda bu tespitlerimizi doğrulayan ifadelerde bulunmuşlardır. Sağlık emekçilerinin görevlendirmelerinde yaşlı, kronik hastalığı olan ve bebeği olan sağlık emekçilerinin durumu dikkate alınmamış ve orada görev yapan sağlık emekçiklerinin her an saldırıya uğrama riski göz ardı edilmiştir.
 16-17 saat süren görevlendirmeler, görev süresi dolmak üzere iken telefonla devam edin talimatlarının gelmesi… SMS le görev yerlerinin bildirilmesi… Maden sahasına bırakılan bir sağlık ekibinin oradaki karbon monoksitten kaynaklı rahatsızlıları sonrası,  araç bulamayıp, altı kişi bir araca sıkışmak ve otostopla ilçeye ulaşmak zorunda kalmaları… Yine bir sağlık çalışanının görev yerinde unutulması vb. Bu örnekler sağlık emekçilerine verilen değerin göstergeleri olarak sayılabilir.
Yine bu süreçte kimi medya kuruluşlarının sendikamız SES’i ve Eğitim Sen’i, dolayısıyla da  KESK’i hedef alan, yalan yanlış haberleri dikkat çekici olmuştur. İlk olarak facia öncesi Mersin Silifke SES temsilciliğimizin yaptığı (09.05.2014) hemşirelik haftası etkinliği sanki facia sonrası yapılmış gibi gösterilmesi. SES Manisa Şube ve Eğitim Sen Manisa Şube Yönetim kurulunda görevli iki kadın yöneticimizin fotoğrafları, Soma’ya ilişkin mülakat veren iki madenci eşine benzetilerek sunulması ve arkadaşlarımızın provokatör diye adlandırılması. Olaydan sonra gerek savcılık kanalıyla gerek direk büroları aranarak bu haberin yalan haber olduğunu iletmemize rağmen, bu kanalların haberleri yayından kaldırmaması konusu oldukça dikkat çekici saldırılar olarak görülmüştür. Gerek sendikamız gerek konfederasyonumuz ve de gerekse KESK’e bağlı Eğitim sen sendikamız bu güne kadar bu tür oyunları boşa çıkarmasını bilmiş, bu provokasyonla da baş edecektir.  
Bizler gerek bu güne kadar bölgede görev alan sağlık emekçileri; madenciler ve madenci yakınları ile yaptığımız görüşmelerde ve elimize ulaşan bilgi/belgelerden;
- Madende en az 350 işçinin yaşamını yitirdiği, bu sayının sahada yapılacak ayrıntılı bir çalışmayla ispatlanabileceği,
- En az dokuz işçinin sigortasız şekilde çalıştırıldığı ve bu işçilerin birinin işe başladığı günlerde henüz 18 yaşını doldurmadığı, bu durumun mevcut iş kanununda suç olduğu bilinmesine rağmen işverence önemsenmediği, durum tespiti açısından gerekli denetimlerin layıkıyla yapılmadığı,
-İşçilerden en az 31 inin Çok Tehlikeli İşlerde Çalışanların Yetiştirme Mesleki Eğitimi (İşe İlk Giriş) almadıkları ve bu işçilerin işe giriş sınav tarihlerinin 14.05.2014 olmasına rağmen madende çalıştıkları ve 13.05.2014 günü yaşanan felakette bu 31 işçiden en az 14 ünün yaşamlarını yitirdikleri,
-Madende taşeron sitemi yok denmesine karşın enaz 6 taşeron şirketinin varlığının tarafımızca tespit edildiğini, taşeron siteminin yanında dayıbaşı diye adlandırılan ilkel çalışma sistemlerinin de uygulandığı,
-Bölgeye ulaştırılan sağlık ekiplerinin güvenliği neredeyse hiç dikkate alınmadığı,  görevlendirmelerin oldukça özensiz ve güvenliği olmayan ortamlara yapıldığı,.
-İlçede esnafa dönük dışarıdan gelen kişi ve kurumlara ilişkin kışkırtıcı propaganda yapıldığı ve bu propagandanın yoğunluklu olarak iktidar partisi mensuplarınca organize edildiği… Hastane bahçesinde kendilerini AKP gençlik kollarından diye tanıtan 50-60 kişilik bir grubun, dışarıdan gelenlere ilişkin provakatif ve saldırgan tavrına şahit olunduğu,.
-Facianın 3. ve 4. gününde ilçe sokaklarında polis tarafından yoğun şekilde kimlik kontrolü ve GBT yapıldığı, ilçeye ulaşmaya çalışan kişilere karşı “Neden bu ilçeye geliyorsunuz? Niyetiniz ne?” vb. sorularla engellendikleri,
-İlçede görev yapan ÇHD’li avukatlar dahil, birçok kişiye hukuksuz müdahalelerde bulunulduğu,
-Soma’da valilik tarafında bütün eylemlerin yine hukuksuz bir şekilde yasaklandığı,
-Aradan geçen bir ayda sorunların çözümü için hiçbir adım atılmadığı halde, işçilerin madene inmesi için birçok baskının devam ettiği görülmüştür. 
Önerilerimiz:
- Çalışma yaşamına ilişkin mevzuatın uygulanıp uygulanmadığına dönük tespitlerin yapılması için bağımsız bir heyetin oluşturulması ve çalışmaların şeffaf bir şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır.
-Mevcut mevzuatın iyileştirilmesi konusunda açık bir çalışma acilen yapılmalıdır.
-İşçi ailelerinin ve maden felaketini yaşayan bölgenin rehabilitasyonu için ciddi sağaltım programlarının planlanması yapılmalıdır.
-Gerek arama kurtarma çalışmasında görev alan madencilerin; UMKE, 112 ekibinde görev alanların ve tüm bu felaket boyunca görev yapan sağlık emekçilerinin travma açısından takip edilmesi, “Bakım verenlerin bakımı” ihtiyacından hareketle bilimsel olarak ele alınması, ihtiyaç duyan sağlık emekçilerine tıbbi yardım yapılması gerekmektedir.
-Bu tür durumlarda görevlendirilecek kişilerin “gönüllü-görevlendirilmeli” ilkesi ile bölgeye gönderilmesine dikkat edilmesi. Yine önümüzdeki süreçte gerek sağlık gerek sosyal hizmetler açısından uzun süre bölgede görev yapılacağı dikkate alınarak, gönüllü havuzunun şimdiden oluşturulması ve gerekli eğitimlerin ivedilikle başlatılması gerekmektedir.
Duyarlı kamuoyuna saygıyla duyurulur.

SES MANİSA ŞUBE ADINA
Zeynel Abidin KAPLAN
Şube Sekreteri

12 Mayıs 2014 Pazartesi

HEMŞİRELER KÖLELİK DÜZENİNE KARŞI İSYANDA



HEMŞİRELER KÖLELİK DÜZENİNE KARŞI İSYANDA

            Kamu hastane birlikleri  uygulamasıyla hastaneler şantiyeye dönüşmüş,  kar için poliklinik ve hasta odası elde etmek adına hemşirelerin giyinme odaları ellerinden alınmış. Tedavi odaları kullanılamayacak kadar daraltılmıştır.
            Verimlilik ve kar adına birlik içinde personel hareketleri yoğun bir biçimde yaşanmaya başlamıştır. Bundan en çok hemşireler etkilenmiş, hastanelerde servisler arasında ve birlik içindeki  hastaneler arasında görevlendirmelerle  işyeri güvencesi ortadan kaldırılmıştır.
            Performansa göre çalışma ve ücretlendirmenin iflas ettiğini görmekteyiz. Hemşireler güvencesiz ve emekliliğe yansımayan ek ödemeleri  alamaz duruma gelmiştir. Riskli birimlerde çalışan sağlık emekçilerine sabit ek ödeme dışında herhangi bir ödeme yapılmamaktadır.
            Günlük 8 saat mesai 24 saatlik nöbet dönemi sona ermiş 7/24 saat esnek kuralsız çalışma dönemine geçilmiştir. Bu uygulamadan en çok etkilenen meslek gurubu ebe ve hemşireler olmuştur. Hemşirelerin haftalık ortalama çalışma süresi 56 saate çıkarılarak görev tanımından söz etmek artık mümkün değildir. Dolayısıyla, herkes her işi yapar anlayışı egemen hale  getirilmektedir.
            Sağlıktaki ticarileşmeye bağlı olarak servisten ameliyathaneye, acilden polikliniklere, laboratuarlardan görüntüleme merkezlerine kadar her kademede yoğun bir hizmet talebi ile karşı karşıyayız. Bu yoğunluktan ebe ve hemşireler de payına düşeni almakta, ağır bir iş yükü altında giderek tükenmektedirler.
            Bu kadar ağır iş yükü performans baskısı iş yeri ve gelecek güvencesinin ortadan kalktığı bir ortamda sözlü taciz ve fiziksel şiddete bağlı can güvencesi de ortadan kalkmıştır. Bütün bunlar sağlıkta dönüşüm programı ve  onun uygulaması olan KHK düzenlemesi ile sağlığın piyasalaştırılması ve ticarileştirilmesinin sonuçlarıdır.
Toplam Kalite Uygulamaları hemşirelerin yükünü daha da arttırmıştır. Çünkü toplam kalite yönetimi; çalışanları denetler, iş sürelerini arttırır, teknoloji kullanımıyla sömürüyü gizler, cazip kılar, yalnızlaştırır, sendikasızlaştırır, ispiyon mekanizmasını geliştirir, iş yükünü ve stresi arttırır. Hemşireler için angaryayı, iş ve kağıt yükünü arttırır, dayanışmayı azaltır. Tüm bunlar sağlık kurumlarında yaşanmaktadır
            ”Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek” diyen sendikamız SES, yıllardır emeğimizle kazandığımız iş güvencemizin önemini savunmaktadır. Bu sebeple Ebeler ve hemşirelerdeki bu parçalı istihdam modelinin hemen terk edilip, Vekil ebe-hemşire, 4/C'li 4924'lü ve 4/B'li sözleşmeli taşeron olarak çalışmak zorunda bırakılan tüm çalışanların kadroya alınmasını savunmaktadır. Çünkü sağlık bir kamu hizmeti olup, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz ve anadilinde olmalıdır. Sağlıkta hiçbir ticari hesap yapılmamalıdır.
            Sağlıklı toplum, koruyucu sağlık hizmetleriyle başlar. Eşit, Ulaşılabilir, Nitelikli,Ücretsiz ve Anadilinde olursa insan hayatına verilen değerin anlamı olur.
            Sustukça, korktukça, yandaş ve etkisiz sendikalara üye oldukça geleceğimizin kararacağı açıktır. O sebeple iş yerlerimizde sağlığın bir ekip işi olduğu gerçeğiyle; tekrar ekip ruhunu canlandırarak, dayanışma ruhuyla başta iş güvencemiz ve ücret güvencemiz olmak üzere tüm haklarımız için mücadelemizi ısrarla büyütüp genişletmeliyiz.
            Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak;
ü  Başta Sağlıkta dönüşüm programından vazgeçilmesini,
ü  Performans yerine emekliliğe yansıyacak insanca yaşamaya yetecek bir temel ücret için,
ü  24 saat açık kreş ve çocuk bakım evlerinin açılması için,
ü  Sağlığın ağır ve tehlikeli iş kapsamına alınması için,
ü  Fiili Hizmet zammı kapsamına dahil edilmesi için,
ü  Erken emeklilik hakkı verilmesi için,
ü  Şiddetsiz ve güvenceli çalışma koşullarının sağlanması için,
ü  Kadrolu-Güvenceli çalışma biçimi için,
ü  4/b,4/c, taşeron, sözleşmeli çalışan tüm ebe ve hemşirelerin kadroya alınması için,
ü  Haftalık çalışma saatlerinin 35 saat olması için,
ü  Görev tanımlarının belirlenmesi ve yasal güvenceye kavuşturulması için,
ü  ILO hemşirelik antlaşması imzalanarak, gerekleri yerine getirilmeli,
ü  Cinsiyetçi iş bölümüne son verilmesi için,
ü  İşyeri sağlık birimleri açılarak, iş kazaları ve meslek hastalığı tanımlarının yapılmasını talep ediyoruz
            Bizler alın teriyle çalışan, onurumuzla mesleğimizi yapmak isteyen emekçiler olarak; bizden önceki mücadele mirasına sahip çıkarak; iş ve iş yeri güvencemize, sağlık hakkımıza, gelecek güvencemize, meslek onurumuza ve mesleki bağımsızlığımıza sahip çıkmak ve çocuklarımıza onurlu  bir dünya bırakmak için azim, cesaret ve inançla  TAŞERON, SÖZLEŞMELİ, KADROLU, hep birlikte  SES’te mücadeleyi yükselterek devam etmeliyiz.
            Hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz…!
            Tüm emekçiler gibi hemşireleri de gelecek güzel günlere olan inancımızla hep birlikte  omuz omuza mücadeleye davet ediyor ve 12-18 Mayıs Hemşireler Haftasını kutluyoruz .                                


                                                                                              12.05.2014
                                                                           

                                                                                Taner DEMİR
                 
                                                                         SES Manisa Şube Başkanı




10 Mayıs 2014 Cumartesi

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDETİ KINADIK.




                         Basına ve kamuoyuna,
                                                                                                  
                                                                                    09/04/2014

Gün geçmiyor ki sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete bir yenisi daha eklenmesin. Nitekim dün ilimizde de iki ayrı hastanede meslektaşlarımız şiddet gördüler.
Merkez Efendi Devlet Hastanesi Moris Şinasi Çocuk Bölümü Acil servisinde ve Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi‘nde meslektaşlarımız hasta yakınlarının şiddetine maruz kaldılar. Dr. Ersin Arslan’ı ölüm yıldönümünde anmamızın üstünden henüz daha bir ay bile geçmemişken yaşananlar üzüntümüzü bir kat daha artırmıştır.
Sağlıkta dönüşüm programıyla hastaları müşteri, sağlığı ticaret ve kar kazanma amacı olarak gören bir sistemde hastalar ve hasta yakınları sistemin işlemeyen her noktasının öfkesini sağlıkçıdan çıkarmaya devam etmektedirler. Ülkeyi yönetenlerin hastalardaki bu algıyı yok etmek yerine artırmaya yönelik söylemleri ise şiddeti daha da artırmaktadır.
Bu konuyla ilgili basın açıklamalarında defalarca söylediğimiz önlemlerin hiçbiri yetkililer ve hükümetçe alınmamıştır, alınmamaktadır. En başta talep ettiğimiz sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti azaltmaya katkısı olacak bir yasal düzenleme hala yapılmamış, torba yasada sözde bununla ilgili bir düzenleme yapılarak yasak savulmuştur. Bu nedenledir ki, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlar yine ellerini kollarını sallayarak ortada dolaşmakta, ertesi gün sağlıkçıyı tehdit etmeye devam etmektedirler.
Çalıştığımız kurumların güvenlik önlemlerinin yetersizliği ise çözülmesi gereken ayrı bir sorundur. Taşeron çalıştırılan güvenlik görevlileri ile şiddetin sona ermesi mümkün değildir. Hastanelerin güvenlik önlemlerinin şiddete uğradıktan sonra uygulanacak beyaz kodla sınırlı kalmayıp şiddete engel olacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
Bugün, dün yaşanan olaylarda arkadaşlarımızın sağlığına bir zarar gelmediği için mutluyuz ancak şiddetin sona ermeyeceğini bilmekten de üzüntü duyuyoruz. Bu nedenle hükümeti sağlıkta şiddeti doğuran sağlıkta dönüşüm programı başta olmak üzere tüm uygulamalara son vermeye, biz sağlık çalışanlarının can güvenliğini ivedilikle korumaya çağırıyoruz.
Artık yeter..



MANİSA TABİP ODASI
SES MANİSA ŞUBESİ
TÜRK SAĞLIK-SEN MANİSA ŞUBESİ

29 Nisan 2014 Salı

MANİSA EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU 1 MAYIS ÇAĞRISI



                                                 BASINA VE KAMUOYUNA 
                                                  GEZİDEN 1 MAYISA ALANLARA
   
   Bundan yüzyılı aşkın bir süre önce emekçilerin ateşlediği fitil; 1 Mayıslarda "Başka Bir Yaşam, Başka Bir Türkiye, Başka Bir Dünya Mümkün" diyenlerin yolunu, yolumuzu bugün de aydınlatmaya devam ediyor.
Her 1 Mayıs‘ta, bir yandan geçmişte yaşanan mayısların birinci günlerini yeniden anımsamak ve yeniden anımsatmak görevimiz, bir yandan da gelecek güzel günlerde yaşanacak 1 Mayıslara olan inancı dile getirmek görevimiz var.
1 Mayıs sesimize ses katma, yüreklerimizi yüreklerimizle birleştirme günü.
1 Mayıs emperyalizme ve onun ülkemizdeki taşeronuna daha güçlü karşı durma günü.
1 Mayıs gericiliğe ve ırkçılığa karşı daha fazla dik durma günü.
1 Mayıs dünyadaki kardeşlerimizle birlikte bize dayatılan açlığı, yoksulluğu, sömürüyü, savaşı, gözyaşını ve acıyı yenmek için, kendi yaşamımızı ve geleceğimizi savunmak için, mücadele bayrağını daha da yükseltme günü.
1 Mayıs savaşa karşı barışın, kardeşliğin, bir arada yaşamın, adaletin ve dayanışmanın hüküm sürdüğü, halkların kardeşliğinin sağlandığı bir gelecek yaratmak için mücadelemizi kararlılıkla sürdürme günü.
1 Mayıs "Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Mücadelemiz" deme günü.
Emekten ve insandan yana tavır alan bizler geçmiş tüm tarih mücadelelerini de sahiplenerek 1 Mayıs 1977 de zalimlerin kana buladığı o güzelim baharı kışa çevirmeye çalışanlara inat yılmadan hesap soracağız. Çünkü bizler biliyoruz ki boşuna çekilmedi bunca acılar.Yaşanan her şey bir yumak gibi sarılarak ardımızdan gelir.Çünkü tarihin son yerinde ancak direnenler söz söyleyecektir.Yaratılan  her  mücadelesinin sıcaklığının büyüttüğü coşkuyla, her zamankinden daha dik ve her zamankinden daha kararlı bir şekilde,  1 Mayıs‘ta  her yerde, dost emek - meslek örgütleri ve demokrasi güçleri ile birlikte yan yana, omuz omuza alanlarda olarak son söz söylenecektir.’Umudun düşmanlarına,akan suyun,meyve çağında ağacın,serpilip yeşeren hayatın düşmanlarına karşı,ölüm vurdu alınlarına; çürüyen diş,dökülen et,bir daha geri gelmemek üzere yıkılıp gidecekler.Ve elbette dolaşacak elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet’ diyebilmek için,1 Mayıs‘ta ellerimizde eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen bayraklarımız olacak.
Sömürünün, savaşın, ırkçılığın ve gericiliğin kalesi haline gelen, Taşeron Cumhuriyeti’ne dönüştürülen Türkiye’de, emekten yana bir dünya inşa etmek için 1 Mayıs’ta, işçilerle, yoksullarla, işsizlerle, kadınlarla, gençlerle, dışlanmışlarla, mağdurlarla ve emeğini, alın terini harcayan bütün emekçilerle
Birlik olmak, dayanışmak ve mücadeleyi yükseltmek için, 1 Mayıs’ta başta Taksim 1 Mayıs alanı olmak üzere ülkenin dört bir yanında meydanları bayram yerine çevireceğiz.
Evet, bizler bu ülkenin aydınlık yüzleri gelecek güzel günlerin kurucuları olarak ülkenin geleceğinin konduğu masaya seyirci kalmayacağız.
 İşbirlikçi iktidarın karşısında, emperyalizme, işbirlikçilere, diktatörlere karşı emekçilerin haklarını savunmak için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!
Doğamızı, havamızı, derelerimizi, vadilerimizi, kıyılarımızı, ormanlarımızı HES’le, termikle, nükleerle, madencilikle, 2B ile talan eden, elimizden alan, yok eden sermayenin ve iktidarın karşısında çevremize, ormanlarımıza, derelerimize, suyumuza, doğamıza sahip çıkıyoruz diyerek jandarma-polis barikatlarının önünde dikilen köylüler var! Yaşam alanlarını savunma direnişinde Yağmaya, talana izin vermeyeceğiz demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.
Güvencesizleştirmeye, sendikasızlaştırmaya, iş cinayetlerine karşı Güvenceli İş isteyen, köle çalışma koşullarına karşı hakları için mücadele eden işçiler, Taşeron Cumhuriyetine Hayır diyerek, Güvencesizliğe karşı mücadele eden tüm emekçiler olarak bu işçi cehennemini dağıtacağız demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.     
Kürtajı yasaklamaya çalışarak kadınların yaşamı ve bedeni üzerinde tahakküm kurmaya çalışan, kadını ucuz esnek emek olarak konumlandıran, aile dışında kadına yaşam hakkı tanımayan AKP’nin, erkek egemenliğinin ve gericiliğin karşısında “Yaşamda bizim, karar da” diyen kadınlar var!’ Söz de bizim meydan da bizim’ demek için 1 Mayıs alanına çıkıyoruz.
1 Mayıs’ta hepimiz birer Ali İsmail, Mehmet, Medeni, Ahmet, Ethem, Abdullah, Hasan Ferit ve Berkin olup tüm meydanları birleştiren o sloganı hep birlikte daha güçlü haykıracağız:“Her Yer Taksim Her Yer Direniş!”. diyeceğiz
1 Mayıs 1977’de öldürülenlerin, gezi sürecinde aramızdan aldıkları 8 arkadaşımız, kardeşimiz, yoldaşımızın hesabını sormak için 1 Mayıs’ta alanlarda, sokaklarda olacağız.   
31 Mayıs’ta Haziran direnişini yaratanlar caddeleri doldurup, hayallerimizdeki dünyayı Taksime inşa edip eğe menleri geri püskürttüysek, şimdi de 1 Mayıs işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma gününde tüm yasaklamaların karşısında, AKP’nin karşısında yine, yeniden inatla barış diyeceğiz,. Kardeşlik diyeceğiz emek diyeceğiz, özgürlük diyeceğiz, eşitlik diyeceğiz, sömürüsüz bir dünyanın inşası için inadına mücadele diyeceğiz!
Bu daha Başlangıç Mücadeleye Devam!
Halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz: Sömürünün olmadığı, zorbalığın, yolsuzluğun, faşizmin olmadığı bir dünyayı kurmak için; Öfkeni, Yüreğini, Umudunu al da gel. Bizler bu coşku ve inançla  Manisa’da da 1 Mayıs’ı kutlayacağız. Tüm emekçileri, dostlarımızı, halkımızı yanımızda olmaya davet ediyoruz. Saat 14.00 de Manisa Lisesinin önünde toplanarak, kortej oluşturup Manolya meydanına akacağız.
Yapacaklarımız var daha, birlikte yazacağımız tarihler var. Yürüyoruz inançla.
Yaşasın emeğin birlik, mücadele, dayanışma günü!
Yaşasın 1 Mayıs
KESK ŞUBELER PLATFORMU YÜRÜTMESİ ADINA DÖNEM SÖZCÜSÜ
Mehmet KAPAR( SES Manisa Şube Mali Sekreteri)  29.04.2019