15 Nisan 2014 Salı

BORDROLARIMIZI YAKTIK.



Değerli basın emekçileri,

Bugün ellerimizde yoksulluğun, sömürünün belgesi olan bordrolarımızla alanlardayız. Ellerimizdeki bu bordrolar yıllardır biriken, her geçen gün ağırlaşan ekonomik ve sosyal sorunlarımızın belgesidir. Duyulmayan sesimiz, yok sayılan taleplerimizdir. 

Bugün bordrolarımızı yoksulluğa, sömürüye meydan okuduğumuzu göstermek, insanca yaşam hakkımız için kazanana dek mücadelemizi büyütmeye kararlı olduğumuzu göstermek için yakıyoruz. Kamu emekçileri, iradesi yok sayılarak iktidarın beklentilerine uygun biçimde yandaş konfederasyon tarafından imzalanan Satış Sözleşmesinin ürünü olan bu bordroları reddetmektedir. AKP ve yandaş sendikası, kamu emekçilerini sadaka ile kandıramayacağını artık anlamalıdır.

Değerli basın emekçileri,

Bilindiği gibi kamu çalışanlarının sendika kanununda yapılan değişikliklerle 2,5 milyon kamu emekçisinin ve 1,9 milyon emeklinin iradesi yandaş konfederasyon yönetimine altın tepsiyle sunulmuştur. Aileleriyle birlikte yaklaşık 15 milyon insanı doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir sürecin kamu emekçilerinin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarına yönelik beklentilerine uygun biçimde çoğulcu ve katılımcı biçimde işletilmesi bir yana adeta yandaş konfederasyon başkanıyla kapalı kapılar ardında yangından mal kaçırırcasına sürdürüldüğünün en somut kanıtı 2013 toplu sözleşme görüşmeleri olmuştur. Yasal olarak bir aylık süre olmasına rağmen görüşmelerin yedinci gününde masanın tarafları olan konfederasyonlara bile haber verilmeden Satış Sözleşmesi imzalanmıştır. Kamu emekçilerinin sosyal, demokratik ve özlük haklarına ilişkin hiçbir hususun görüşülmesi sağlanmadan ekonomik açıdan ortaya tam bir sefalet belgesi çıkmıştır. Bu durum mevcut yasanın grev ve gerçek bir toplu sözleşme düzeninden ne kadar uzak olduğunu göstermiş, kamu emekçilerine hak vermek yerine haklarını budamanın aracı olduğunu yıllardır ifade ettiğimiz gibi bir kez daha açığa çıkarmıştır.

AKP iktidarının emekçileri içine sürüklediği mevcut kara tablo, emekçilerin nasıl kandırılmaya çalışıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yıllık resmi enflasyon Mart ayı itibariyle yüzde 7,70'e ulaşmış, halkın gerçek enflasyonu ise yüzde 20’yi aşmış durumdadır. 2014 yılında enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşmasına kesin gözüyle bakılırken, maaşlara yapılan 123 TL'lik artış daha üç aylık enflasyon rakamlarıyla birlikte buharlaşmıştır. Kamu emekçilerinin uzun yıllardır yaşadığı yoksullaşma süreci 2014 yılında artarak devam etmektedir.

Değerli basın emekçileri, 

Ülkemiz kritik bir sürecin içinden geçmektedir. 12 yıldır ülkeyi yöneten AKP, bir çok şaibe içeren yerel seçimlerin sonucunu galibiyet olarak yandaş medya aracılığıyla kamuoyuna servis etmekte, ülkeyi içine sürükledikleri karanlığı büyütmede kararlı olduklarını ifade etmektedir. Özgürlüğü, demokrasiyi, barışı ve eşitliği inşa ettikleri karanlığın içine hapsederek ülkenin geleceğini belirlemeye kalkışmaktadır. 

Siyasi iktidar temsilcilerinin babalı oğullu, cümbür cemaat boğazlarına kadar yolsuzluğun içine battığı, talanın ve yağmanın bir virüs gibi hem iktidarı hem de mevcut sistemi içten içe çürüttüğü bu dönemde halkın, emekçilerin giderek yoksullaşması, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul hale gelmiş olması bu sürecin doğal sonucudur. Boğazına kadar pisliğe batmış bir iktidarın, onun yağma ve talana dayanan ekonomi politikalarının “daima millet, daima hizmet” yalanı ve din sömürüsüyle daha fazla sürdürülebilmesi mümkün değildir. Gövde gösterileri eşliğinde  balkonlardan  ilan ettikleri  sözde zaferleri aslında mağlubiyet yolunda sona biraz daha yakınlaştıklarının göstergesidir. 

11 yıllık neoliberal, dini-muhafazkar, baskıcı ve otoriter düzene karşı oluşan tüm öfke ve itirazların dalga dalga tüm yurda yayıldığı Haziran direnişinde toplumun geniş kesimleri değişim iradesini ortaya koymuştur. AKP, halkın başlattığı değişim rüzgarına karşı ayakta durabilecek yönetim kabiliyetini çoktan yitirmiştir. Bunun en büyük göstergelerinden biri de 30 Mart yerel seçimlerinde AKP'nin sandıkta çevirdiği karanlık işler ve demokrasiye düşürdüğü kara gölgedir. Bugün insanların özgür iradelerini ve demokrasinin en asgari gereği olan oy kullanma, seçme ve seçilme hakkına bile müdahalede bulunanların yandaş sendikalarla birlikte emeğimizi çalmalarına bir kez daha demokratik haklarımızı kullanarak bugün burada bodrolarımızı yakarak karşı çıkıyor, bize toplu sözleşme diye yutturmaya çalıştıkları satış sözleşmesini kabul etmediğimizi ilan ediyoruz.

Değerli basın emekçileri, 

11 yıldır yoksulluğa itilen emekçilerin tüm birikimlerinin bu düzende nasıl çalındığı ve kimlerin kutularından çıktığı ortadadır. Bizler kamu emekçileri olarak, işçilerden, köylülerden, emeklilerden, halktan kaçırılarak ayakkabı kutularında saklanan her kuruşun hesabını sormakta kararlıyız.
Kamu emekçilerinin gasp edilen gerçek bir toplu sözleşme hakkını kullanmaları için,
Herkese güvenceli iş, onurlu bir yaşam, insanca bir ücret için,
Kaynakların sermayeye değil, işsizlik ve yoksullukla mücadeleye ayrılması için,
Demokratik bir çalışma yaşamı için,
Başta 2014 yılı enflasyon kayıplarımız olmak üzere büyümeden dolayı kayba uğrayan tüm ekonomik ve sosyal  haklarımızın en kısa zamanda telafi edilmesi için,
AKP’nin zulüm, sömürü ve talan düzenine karşı eşitlik, özgürlük, barış, adalet ve insanca bir yaşam taleplerimizle işyerlerinde, sokaklarda, hayatın her alanında tüm baskılara ve zorbalıklara rağmen inadına sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Tüm kamu emekçilerini bu mücadelede yer almaya ve geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.
KESK MANİSA ŞUBELER PLATFORMU
DÖNEM SÖZCÜLÜĞÜ ADINA
Zeynel Abidin KAPLAN SES MANİSA ŞUBE SEKRETERİ





7 Nisan 2014 Pazartesi

GEZİ DAVASI BASIN AÇIKLAMASI

“Gezi Davası” Bir Demokrasi Ayıbıdır!


Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların yok edilmesine gösterilen tepki, yaşam değerlerini savunmak için meydanlarda ve kamusal alanlarda demokratik taleplerin ortaya koyulduğu eylemler olarak devam etmiştir. Ancak Başbakan Erdoğan’ın “nefret” söylemi ile birlikte talimatları doğrultusunda artan polis şiddeti ve toplumun demokratik taleplerine karşı iktidarın olumsuz tutumu nedeniyle tüm toplumsal kesimlerin tepkisine dönüşmüştür.

Toplantı ve gösteri hakkını kullanan yurttaşlara karşı şiddet uygulayan hükümet; Gezi sorununu barışçıl yollarla çözebilme arayışındaki yasal kuruluşları “suç örgütü” olarak gösterme gayretine girişmiştir.  Tüm yurtta milyonlarca kişinin katılım sağladığı bu eylemleri bir suçmuş gibi göstermek ve halkı tedirgin ederek demokratik eylemlere katılımını engellemekten başka bir şey değildir. Oysa Manisa da ki bu eylemlerde hiçbir sorun yaşanmazken 183 kişiye soruşturma açılmıştır. Bunun tek bir amacı vardır o da demokratik eylemlere halkın gözünü korkutarak katılımı aza indirgemek ve demokrasiyi yok saymaktır.

“Demokrasi ve özgürlük” taleplerini dile getiren insanlardan “intikam alma” amacıyla somut hiçbir delile dayanmayan iddianameler düzenlenmiş ve dava açılmıştır.Demokratik bir hak olan toplantı ve gösteri hakkı doğal olarak, insanların bir araya gelerek kullandığı bir haktır. Ancak ne yazık ki; tamamen hukuksuz bir şekilde açılan bu dava ile demokratik hakların kullanılması “suç” olarak tanımlanmaktadır. Gezi eylemleri esnasında toplumun taleplerine kulağını tıkayan AKP iktidarı bu davanın açılmasındaki ısrarcılığıyla; bir “suçlu” yaratarak, antidemokratik yönetim anlayışını, “kent, kültür ve çevre değerlerinin” katlini ve 17 Aralık soruşturmaları ile de gündeme gelen bu değerler üzerinden yürütülen “soygun, hırsızlık, yolsuzluk” hukuksuzluklarını örtbas etme gayretindendir.

Güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet nedeniyle hayatını kaybeden ve/veya yaralanan yurttaşların faillerinin bulunması yerine delillerin karartılmasına dahi göz yumulurken; suç sayılabilecek herhangi bir eylemin yer almadığı, hukuki gerekçeden yoksun bir iddianame ile yasal kuruluşların temsilcileri hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlamasıyla dava açılması hukuk devleti ile bağdaşmaz. Bu dava hukuken yok hükmündedir ve Türkiye için bir demokrasi ayıbı olarak tarihe geçmiştir.
Bu vesileyle Manisa emek ve demokrasi platformu olarak; demokratik haklarını barışçı yollarla kullanan insanların hukuksuz yargılanmasını değil; Gezi sürecinde şiddet emrini veren başta Başbakan  olmak üzere kamu yöneticilerinin ve bu emri uygulayanların yargılanmalarını ve adaletin yerine getirilmesinin gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Halkımızı 10 nisan da ki gezi davasında  Manisa adalet sarayına ve  dava  sürecine müdahil olmaya çağırıyoruz.

Manisa Emek ve Demokrasi Platformu
Dönem sözcüsü SES Şube Başkanı Taner DEMİR

28 Mart 2014 Cuma

ARTIK YETER...!



                                          ARTIK YETER!
İstanbul’da polisin hedef gözeterek gaz kapsülü ile başından vurduğu,269 gün komada direnip yaşama veda eden Berkin Elvan’ın daha yasını tutmamışken, 10 yaşında başka bir çocuk Diyarbakır’da yaşam savaşı veriyor. 25 Mart 2014 Günü Diyarbakır-Silvan’da yapılan seçim mitingi sonrasında çıkan olaylarda Mehmet EZER adında 10 yaşında bir çocuk polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Polis bir kez daha destan yazmış oldu.
ARTIK YETER….!
Buğun burada ‘Bırakın çocuklar Oynasın’ demek için toplandık.10 yaşında bir çocuk,buğun bu oyun parkında oynaması gereken bir çocuğun hastanede yaşam mücadelesi veriyor olmasından utanın…AR EDİN BİRAZ…Berkin’i seçim meydanlarında oy malzemesi yapanlar,Mehmet EZER’ in bu  durumu da yine sizin sayenizde oldu.
ARTIK YETER…! Polis devletinin ve şiddetinin mağdurları sadece bu iki çocuğumuz değildi elbette. Sadece AKP’nin iktidar olduğu dönemde devlet şiddeti ile yüzlerce kişi hayatını kaybetti.2009 yılı Nisan’ında yani çocuk bayramında Van’ın Kurubaş köyünde polis panzerinin önüne geçip zafer işareti yaptığı için polis panzerince ezilen çocuğu aynı yıl Cizre’de evlerinin balkonunda annesinin kucağında 18 aylıkken gaz kapsülüne maruz kalarak hayatını kayıp eden bebeği havan topu ile bedeni parçalanan Ceylan ÖNKOL’U 12 yaşında bedenine 13 kurşun  saplanan Uğur KAYMAZ’ı ve diğer onlarca çocuğumuz….
Haziran direncinde polis şiddeti ile hayatını kayıp eden evlatlarımız…
ARTIK YETER…! BURADAN TÜM KAMUOYUNA DUYURUYORUZ. Polisin kullandığı gazlar sağlığa zararlıdır. Öldürücüdür. Kimyasal silah olarak değerlendirilmeli derhal yasaklanmalıdır.Polisin hedef göstererek kullanması ile ağır yaralanmalara ve ölümlere yol açmaktadır.Tıpkı 10 yaşındaki evladımız Mehmet EZER,14 yaşında komalık olan ve 15 yaşana hastane odasında giren ve öldüğünde bedeni 16 kiloya kadar düşmüş Berkin ELVAN ve Ahmet ATAKAN’DA ve diğerlerinde olduğu gibi…
ARTIK YETER…! Polis şiddetine son verilsin.Bırakın çocuklar bu parklarda özgürce oynasın.Bir kez daha söylüyoruz: Gerçek demokrasi ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırılmadan toplumsal barışı sağlayamazsınız.Çocuklar ölürken ,gaz fişekleriyle vurularak hastanelik edilirken  kimse bizden susmamızı beklemesin.
  Bizler Manisa Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri olarak bu gün tüm kamuoyunun vicdanına seslenmek için burada toplandık.
 Buradan Mehmet’in bir an önce sağlığına kavuşarak  arkadaşlarının arasına dönmesini,bu güç günlerinde ailesi ve yakınlarının yanında olduğumuzu,bu olayın son olması için kararlı bir mücadele yürüteceğimizin bilinmesini istiyoruz.
27 Mart 2014 Manisa Emek ve Demokrasi Platformu adına
Zeynel Abidin KAPLAN
KESK Manisa Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü
  SES Manisa Şube Sekreteri.




16 Mart 2014 Pazar

EMEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK,ZULÜM VE YOLSUZLUK DÜZENİNİ SIFIRLAMAK İÇİN ALANLARDAYIZ.



                             Değerli Basın Emekçileri,
Emeğimize Sahip Çıkmak, Zulüm ve Yolsuzluk Düzenini Sıfırlamak İçin Alanlardayız!
Türkiye bizzat AKP tarafından yangın yerine çevrilmiş durumda. AKP uzunca bir süredir yaşadığı toplumsal meşruiyet sorununu toplumu sürekli gererek, halkın arasına düşmanlık tohumları ekerek aşmaya çalışmak gibi büyük bir yanılgıya düşmüş durumdadır. Sokaklar demokrasi isteyenlere yönelik gaz, tazyikli su ve plastik mermi kullanılarak her türlü şiddetin uygulandığı yerlere çevrilmektedir. Kürsüler halkın arasına düşmanlık tohumları ekilmesi ve halka yönelik saldırganlık talimatlarının verilmesi için kullanılırken muhalif partilerin binalarına, seçim bürolarına yönelik saldırılar ve linç girişimleri tetiklenmektedir. Gezi direnişi sürecinde eşitlik, özgürlük, barış ve adalet taleplerini hep birlikte sahiplenen halkın mücadelesinden rahatsız olan AKP'nin uyguladığı faşizan politikalar sonucunda kaybettiğimiz canları Berkin'in şahsında bir kez daha anıyoruz. Siyasal iktidarın ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı söylem ve pratiği ile bizzat yarattığı provokatif ortamda hayatını kaybeden Burak Can Karamanoğlu’nun başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz. AKP'nin bizzat Başbakan tarafından yapılan tüm provokasyonlarına rağmen halkın bir arada kardeşçe yaşamasına yönelik yıllardır sürdürdüğümüz yaklaşımımızı devam ettireceğimizin bilinmesini, yüreği eşitlikten-özgürlükten ve adaletten yana atan herkesin bu yaklaşımla hareket etmesinin gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Değerli basın emekçileri 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile ayakkabı kutularından saçılan milyon dolarlar, tarafların internete karşılıklı servis ettikleri rüşvet pazarlıkları, yolsuzluk ve rüşvet çarkının tam ortasında yer alanların tahliye edilmesi gibi gelişmeler sadece birikimlerimizi çalanları değil, geleceğimize ipotek koymak isteyenleri de gözler önüne sermiştir. İşçiye, asgari ücretliye, kamu emekçisine gelince “ekonomik dengeleri, istikrarı bozamayız” diyerek maaşlarına-ücretlerine yıllık %3-%4 sefalet zammı dayatanların vergilerimizi, birikimlerimizi kimlere peşkeş çektiği bu süreçte yaşanan gelişmelerle bir kez daha ifşa olmuştur. Halkın Böylesi bir ortamda yasmaya, yürütmeye, adalete, milli eğitime, sağlığa güveni sıfırlanmıştır. Özellikle son 12 yıldır “reform, dönüşüm” cilası ile süslenen yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnamelerle güvencesizliği, taşeronlaşmayı, esnek çalışmayı temel alan bir istihdam özel ve kamu sektöründe alabildiğine yaygınlaştırılmıştır. Dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan “grevsiz Toplu Sözleşme” ile 2,5 milyon kamu emekçisinin, 1,9 milyon emeklinin iradesi yandaş konfederasyon yönetimine altın tepsiyle sunulmuştur. AKP iktidarı emekçileri içine sürüklendiği mevcut kara tablo emekçilerin nasıl kandırıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yıllık resmi enflasyon Şubat ayı itibariyle %7,89’u gösterirken, halkın gerçek enflasyonu yüzde 20’yi aşmış durumdadır. 2014 yılında enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşmasına kesin gözü ile bakılırken, kamu emekçileri ve emeklilerin ücretlerinde ortalama yüzde 6 artışa denk gelen 123 TL’si daha cebine girmeden buharlaşmıştır. Bugüne kadar emeği ve alın teri ile geçinmeye çalışan milyonlarca emekçinin sorunlarına kulaklarını tıkayanlar, patronların her başı sıkıştığında onları teşvik paketleri ile beslemiş, yandaş holdinglerin vergi borçlarını silmiş, bir taraftan çocukları üzerinden servetlerine servet katarken, halkın büyük bölümünü sefalete itmekten çekinmemiştir. Siyasi iktidar temsilcilerinin babalı oğullu, cümbür cemaat boğazlarına kadar yolsuzlukların içine battığı, yolsuzluğun, talanın ve yağmanın bir virüs gibi hem iktidarı hem de mevcut sistemi içten içe kemirdiği bir dönemde halkın, emekçilerin giderek yoksullaşması, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul hale gelmiş olması tesadüf değildir. Boğazına kadar pisliğe batmış bir iktidarın, onun yağma ve talana dayanan ekonomik politikalarının “daima millet, daima hizmet” yalanı ve din sömürüsü ile daha fazla sürdürülebilmesi mümkün değildir. Değerli Basın Emekçileri, AKP iktidarı, emekçileri içine sürüklediği bu kara tabloyla yetinmiyor. Hukukun, adaletin, demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün, sendikal hak ve özgürlüklerin katledilmesinde 12 yıldır işbirliği yaptığı cemaatle bugün yaşadığı dalaşı bile emekçilerin haklarına yeni saldırılar için fırsata dönüştürmeye çalışıyor. HSYK yasasından İnternet yasasına ve Milli Eğitim Temel Yasasında yapılan değişikliklerden yeni hak gasplarına yol açan torba yasalara kadar sadece son iki hafta içerisinde Meclis'ten geçirilen tüm saldırıların asıl hedefi emekçilerdir, yoksullardır. Üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmekle görevli hiçbir sendikanın-konfederasyonun yaşanan bu zulüm ve yolsuzluk karşısında sessiz, tepkisiz kalması beklenemez. Her ne kadar bazı yandaş konfederasyonlar boğazına kadar pisliğe batmış olan iktidarın başındaki kişiye “dik dur eğilme” diyerek sonuna kadar sahip çıksa da, biz KESK olarak halktan, kamu emekçilerinden, işçilerden, köylülerden, emeklilerden kaçırılarak ayakkabı kutularında saklanan her kuruşun hesabını sormaya kararlıyız. Rüşvete, yağmaya, yolsuzluğa karşı çıkmadan, insanca, hakça bir düzen için mücadele etmeden, mevcut sömürü düzeninin ve her yerden akan pisliklerin kaynağını kurutmak mümkün değildir. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili olarak bütün gerçekler açığa çıkarılmalı, halkın parasını çalanlardan ve arkasındaki güçlerden hesap sorulmalıdır. Her zaman kamu emekçilerine karşı sorumluluğunun gereğini yerine getiren KESK tüm baskılara rağmen mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Çünkü biz lafa değil, icraata bakarız. Kamu emekçilerini, emeklilerini AKP-yandaş konfederasyon mutabakatıyla sefalete itenlerin icraatları ortadadır. “Onlar çalarken bizim yoksullaşmamız, onların çocukları çalarken bizim çocuklarımızın ölmesi” üzerine kurulu bu düzene karşı emek ve demokrasi mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz. Zulüm ve yolsuzluk düzenine boyun eğmeyeceğiz.                      
                                KESK MANİSA DÖNEM SÖZCÜSÜ
                                Taner DEMİR
                               SES ŞUBE BAŞKANI