13 Kasım 2012 Salı

14.11.2012 ÇARŞAMBA GÜNÜ YAPILACAK YÖNETİM KURULU GÜNDEMİ

14.11.2012 ÇARŞAMBA GÜNÜ YAPILACAK YÖNETİM KURULU GÜNDEMİ

1: RUH SAĞLIĞI HASTANESİ ÇALIŞANLARININ İŞ YERİ SORUNLARININ RAPORLAŞTIRILMASI.

2: KHB YASASININ EĞİTİM VE ÖRGÜTLENME KOMİSYONUNUN İLE HASTANELERDE ANLATILMASININ PROGRAMLANMASI.

3: 25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ETKİNLİKLER VE KAHVALTININ PLANLANMASI

12 Kasım 2012 Pazartesi

EMEKCİLERİ BU YASAYA SIĞDIRAMAYACAKSINIZ


                    EMEKÇİLERİ BU YASAYA SIĞDIRAMAYACAKSINIZ!
 
      Emekçiler Meclis’e yaklaştırılmayıp coplanarak, gaz sıkılarak ve işçi sınıfından kaçırılarak sermayenin istekleri doğrultusunda çıkartılan “Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu”nu Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sadece yasayı onaylamadı, bununla birlikte Anayasa’nın 90. Maddesinin yanı sıra eşitlik ilkesinin, uluslararası sözleşmelerin, (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,İLO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı) en temel hak ve özgürlüklerden işçi sınıfının yararlanmasının da üzerini çizmiş oldu.
 
      KESK,DİSK’ ve çeşitli sendikal örgütlerin itirazları, uluslararası işçi örgütlerinin uyarıları ve veto talepleri Cumhurbaşkanlığı tarafından da kulak arkası edildi. Bu, beklemediğimiz bir davranış değildi.
 
      Sermayenin alabildiğine özgürlüklerle hareket alanını genişletip, acımasız sömürü mekanizmalarına ve vahşi kapitalizme karşı işçilerin örgütlenmesini “yasaklayan”; işçi ve emekçilerin örgütlenme iradesine karşı cumhuriyet tarihinin en ciddi saldırısı olan, sendikal hakları devlet kontrolünde, 3-5 sektörde, birkaç yüzbin işçi ile sınırlandıran bu kanunun, neoliberalizmin uygulayıcıları ve yasa koyucuları tarafından geri çekileceğini veya en eşitsizlik üzerine kurulu azından birkaç maddesinin “veto” edileceğini hiçbir zaman beklemedik. Medet de ummadık!..
 
      Sayın Cumhurbaşkanı bir kez daha “noter” işlevini yerine getirerek; bir sosyal sınıfın başka bir sosyal sınıf üzerindeki hakimiyetini tesis etmeye yönelik içeriğe sahip bir yasayı onaylayarak Anayasa’nın ihlal edilmesine ortaklık etmiş, sınıflar ve kesimler karşısındaki tarafsızlığını koruyamamıştır.
 
      Ama bilinmelidir ki, sermaye, hükümet ve sarı sendikalarla “kutsal ittifaklar” kurarak işçi ve emekçi kitlelerin haklarını gasp edenler, işçi sınıfını bu yasaya sığdırmayı başaramayacaklardır.
 
      Sendikaları yok edeceklerini, işçi sınıfının elini kolu yasalarla bağlayacaklarını zannedenlere bir kez daha sesleniyoruz: Gerçek yasaları mücadele edenler yapar! İşçi sınıfı bu yasaya sığmayacaktır!
 
      Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Manisa Şubesi işçi sınıfının bu haklı mücadelesinin her zaman yanında ve destekleyicisi olacaktır.
                                                                                                                   Metin KAYGISIZ
                                                                                                                   Mali Sekreter
                                                                                                                 Manisa SES Yön.Kur.
 
 

 

9 Kasım 2012 Cuma

BU KEZ ÖLÜME KARŞI YAŞAM KAZANSIN

 




 


ÖLÜMLERE GİDEREK YAKLAŞILIRKEN DAHA NEYİ BEKLİYORSUNUZ?

Bugün açlık grevlerinin 59. günü. Sayıları yeni katılımlarla birlikte 10 bine varan tutuklu hâlâ açlık grevinde, ölüme her geçen gün biraz daha yakınlaşıyor.


Açlık grevleri bir ülkede demokrasinin, eşitliğin ve özgürlüğün olmadığı siyasal sistemlerin bir sonucudur. 1980’den bu yana yaşanan açlık grevlerinin sayısı, içinde bulunduğumuz baskı ve zorba düzeninin, karanlığının da bir kanıtıdır. Ülkemizde 12 Eylül’le başlayan eşitlik ve özgürlüklerin rafa kalktığı bu karanlık, bugün AKP’nin gölgesinde derinleşerek devam etmektedir.
Siyasi ve insani taleplerle 12 Eylül 2012 tarihinde başlayan açlık grevlerinin 59. gününe geldiğimiz bugün, artık kritik bir aşamayı işaret etmektedir. Bugüne kadar  sağlanan diyaloglardan somut bir çözüm üretilemez ise bugün ortaya çıkan sağlık sorunları daha ciddi bir aşamaya girecek, yaşamsal sorunlara ve ardından ölümlere neden olacaktır. Açlık grevlerine seyirci kalmak, ölümlere seyirci kalmaktır. Taleplere karşı sürdürülen duyarsızlık ise AKP hükümetinin altından kalkamayacağı sonuçları doğuracak, toplumun vicdanında derin yaralar açılacaktır.

 

Özgürlük ve demokrasi alanını toplumsal yaşamın her alanında giderek daraltan AKP hükümeti, Kürt sorununda izlediği otoriter, baskıcı, tekleştirici yöntemlerle ve sürdürdüğü anti demokratik devlet anlayışı ile bugüne kadar yeterince ölüme, acıya ve gözyaşına neden olmuştur. Bugün taleplerini ifade etmek için açlık grevlerine başvuranlara karşı içinde bulunduğu duyarsızlık, aymazlık hali ise geçmişten hiçbir ders almadığını, sorunu çözmek yerine derinleştirme anlayışından vazgeçmediğini göstermektedir. Açlık grevlerinin bugün diyalog yöntemi ile çözülmesi, bugüne dek AKP hükümetinin derinleştirdiği Kürt sorununda da çözüme doğru atılacak önemli bir adım olacaktır. Bu aynı zamanda yıllardır altını çizdiğimiz demokratikleşme yolunda da büyük bir adımı oluşturacaktır.

Fakat görüyoruz ki bu ülkeyi yönetenler, her kesimden ezilenlerin, hakları yok sayılanların sesini duymadıkları gibi bugünkü açlık grevlerinde de insani ve vicdani hiçbir sorumluluğu üstlenmemektedirler. Çözümün parçası olmak yerine sorunun kendisi olmayı tercih etmekte, giderek daha kalabalıklaşan sokaklara, çığlığa dönüşen seslere hala gazla, copla, nefret söylemleri ile seslenmektedirler. Yarattıkları korku imparatorluğunda gösterdikleri “ileri” demokrasi örnekleri, içinde bulundukları ve topluma dayattıkları zihniyetin karanlığını açıkça sergilemektedir.

İnsan yaşamının söz konusu olduğu bu günlerde artık içinde bulunduğumuz her gün, her saat hatta her dakika, yaşamı ölüm karşısında daha da mağlup etmektedir.
Bizler Manisa Sağlık Hakkı Meclisi olarak, yaşadığımız yüzyılda bir utanç tablosu yaşamamak, artık bir insanımızı dahi yitirmemek için bir an önce diyalogların çözüme ulaşmasını istiyoruz.  AKP hükümeti bir an önce üzerindeki bu sorumluluğu yerine getirmelidir. Aksi halde bu utanç tablosunun mimarı olarak, yitip giden yaşamların sorumlusu sadece kendisi olacaktır.
        

Bu kez ölüme karşı yaşam kazansın! 09/11/2012

                                                                                        

                                                                            

                                                                                 MANİSA SAĞLIK HAKKI MECLİSİ                                                                      


7 Kasım 2012 Çarşamba

ŞUBEMİZ KADIN KOMİSYONUNUN ETKİNLİKLERİ

SES Manisa Şube Kadın Komisyonu olarak Film gösterimleri yapıyoruz.
İlk olarak 9 Kasım Cuma günü 19.00 da Şube binasında toplanıyoruz.
"4ay 3 hafta 2 gün" adlı filmi izlemek üzere öncelikle kadın arkadaşlarımız olmak üzere
tüm arkadaşlarımızı bekliyoruz.

.CEO’LARIMIZA “HOŞGELDİN” DEMİYORUZ



                      

BASINA VE KAMUOYUNA!

 

CEO’LARIMIZA “HOŞGELDİN” DEMİYORUZ

 

İŞİMİZE, İŞ GÜVENCEMİZE, HASTANELERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ

BÜTÜN HALKIMIZI DEVLET HASTANELERİNİN TİCARETHANEYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNE KARŞI MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ

 

02 Kasım 2011 günkü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yapısını Düzenleyen 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)” ile Sağlık Bakanlığı icracı olmaktan çıkarılıp, düzenleyici ve denetleyici bakanlık haline getirilirken; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yasal alt yapısı da tamamlanmıştır. Şimdi sıra uygulamanın mevzuatının yapılmasına, istihdam edilecek kadroların atanmasına ve uygulamanın başlatılmasına gelmiştir ve hızla da gereken yerine getirilmektedir.

 

         Hükümet, Sağlık Bakanlığı’nın yapısını tamamen değiştiren, devlet hastanelerini ticarethane haline getiren, ticarileştiren Kamu Hastane Birlikleri düzenlemesini de içeren bu KHK’yı, TBMM açık olmasına, KHK çıkarma yetkisinin nerede, nasıl ve ne zaman kullanılabileceği Anayasa’da açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, yasama organını devre dışı bırakarak, bir gece yarısı operasyonu ile ve yangından mal kaçırırcasına çıkarmıştır.

 

Şimdi de, 663 Sayılı KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmış ve sürmekte iken, Hastane Birlikleri’nin illerdeki CEO’su anlamına gelen “Genel Sekreter” ve 10.300 sözleşmeli yönetici kadroların atamalarını yapıp uygulamayı başlatarak yargıyı devre dışı bırakmaya çalışmaktadır.

 

Yakın zamanda Danıştay, Başbakan’ın sıkça övündüğü “Sağlık Kampüsleri” anlamına gelen Kamu Özel Ortaklığı ihalelerinden üçünün (Ankara Etlik ve Bilkent, Elazığ)  yürütmesini, “kamu yararına olmadığı” gerekçesiyle iptal etmiştir. Ancak demokrasi’nin “ileri”sini ağzından düşürmeyen Hükümet, bu yargı kararına rağmen Etlik Kampüsü için Etlik İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’ni boşaltmış, çalışanlarını Ankara’nın çeşitli hastanelerine adeta çil yavrusu gibi dağıtmıştır.

 

Yasama organını hiçe sayan, yargıyı devre dışına iten bu uygulamalar bir yana, Kamu Hastane Birlikleri uygulamasının başlatılması amacıyla atanan nitelikleri başlı başına tartışılır CEO’lar (Birlik Genel Sekreterleri) ve sözleşmeli yöneticiler incelendiğinde birçoğunun iktidar partisi ile adaylık, yöneticilik gibi siyasi bağlarının, neredeyse tümünün belli bir sendikanın üye ve yöneticileri olduğu görülmektedir.

 

Kamu yararına olmadığı, sağlık hizmeti için prim, her kademede katkı-katılım payı ve ilave ücret ödeme zorunluluğu getirdiği için sağlığı hak olmaktan çıkardığı, kamu sağlık kuruluşlarını ticarileştirdiği gün gibi açık olan Kamu Hastane Birlikleri uygulaması yalnız özelleştirme değil aynı zamanda partizanca kadrolaşma anlamına da gelmektedir.

 

Kamu Hastane Birlikleri uygulaması, hastanelerin tamamen “İşletme” olarak yönetileceği, çalışanların ise güvencelerine bakılmaksızın, çalıştıkları birliğin verimliliği-kârlılığı üzerinden birliğe bağlı hastaneler arasında dolaşması, gerektiğinde birliğin dışına çıkarılması, sürgünü anlamına gelmektedir.

 

Kamu Hastane Birlikleri, A B C D E diye sınıflandırılmış hastanelerin, tıpkı özel hastanelerde olduğu gibi, katkı, katılım payı ve ilave ücretlerinin farkı nedeniyle, herkesin parasına uygun olan hastaneye başvurması demektir.

Kamu Hastane Birlikleri, birlik içindeki hastanelerin, hatta içindeki birimlerin performansı üzerinden işletme hakkının devredilmesi, kiralanması ya da pervasızca taşeronlaştırılması demektir. Sözleşmeli yöneticinin “CEO”nun buna yetkili olması demektir.

 

Artık;

·         Hastaneler İşletme,

·         Hastalar Müşteri,

·         Çalışanlar Sözleşmeli dönemi başlamıştır.

Anayasa Mahkemesi’ne, bu şekilde yargıyı saf dışı bırakan tarzda uygulamaya karşı, kamu yararına olmayan, herkesin parası kadar sağlık hizmeti anlamına gelen bu uygulamaya “DUR” demesi için çağrıda bulunuyoruz.

 

Bir Çağrımız da Meclis’teki vekillere. Yasama organı olarak sizleri devre dışı bırakan, yargı süreci devam etmesine rağmen uygulamanın bu şekilde başlatılmasına karşı bizlerle birlikte olmak ve halkın sağlık hakkını savunmak için yaptığımız bir çağrı bu.

 

Sağlık ve sosyal Hizmet Sendikası olarak;

Devlet hastanelerini ticarethaneye dönüştüren bu düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilene dek Türkiye’nin bütün illerin deki, bütün ilçelerindeki bütün hastanelerinde, sokaklarında, meydanlarında mücadele etmeye kararlıyız.

 

Bu mücadelede toplumun her kesimini bizlerle birlikte olmaya çağırıyoruz.

 

                                                                                             SES

                                                                              Sağlık ve Sosyal Hizmet

                                                                              Emekçileri Sendikası

                                                                       Manisa Şubesi Yönetim Kurulu

 


 

5 Kasım 2012 Pazartesi

YÖNETİM KURULU PROGRAMI

Yönetim Kurulu Toplantımız 7 Kasım 2012 Çarşamba günü Saat 17.30 da Sendika binamızda aşağıdakı konuları Aktivistlerimiz ve Üyelerimizle değerlendirmek üzere toplanacaktır.


1: KHB Sonrası durum  CEO, 657 sayılı kanundaki değişiklikler ile ilgili değerlendirme ve bilgilendirme.

2: akp'nin on yıllık iktidarının emek cephesinden değerlendirilmesi

3: KESK danışma meclisi sonrası bilgi aktarımı

4: Sağlık Hakkı Toplantı çalışmaları ve planlanması.

                          TÜM ÜYELERİMİZİ VE AKTİVİSTLERİMİZİ BEKLİYORUZ.

                                          SES MANİSA YÖNETİM KURULU

2 Kasım 2012 Cuma

MUHALİFSEN PAYINA “SU, JOP VE BİBER GAZI” DÜŞÜYOR…!







MUHALİFSEN PAYINA “SU, JOP VE BİBER GAZI” DÜŞÜYOR…!



Ustalık dönemini 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu ile başlatan, 12 Haziran 2011 Erken Genel Seçimleri sonrasında pekiştiren AKP Hükümeti’nin bu yöndeki icraatları devam ediyor. Bu dönemin belirgin özelliği, muhalif görüşlere tahammülsüzlük ve saf dışı bırakma politikalarıdır.

• Sağlıkta Dönüşüm Programı’na karşı mücadele yürüten emekçilere her defasında saldıran AKP Hükümeti, Çalışandan, öğrencisine kadar herkesi saf dışı bırakmaya çalışıyor.

• Eğitimde 4+4+4 adıyla bilinen “Piyasalaştırma-Gericileştirme düzenlemesine karşı çıkanları Su, Jop ve Biber Gazı ile püskürtüyor. Tıpkı üç gün önce yaşandığı gibi, İllerden ilgili yasayı protesto etmek isteyenlerin seyahat özgürlüğünü hiçe sayarak il dışına çıkmalarını kolluk kuvvetleriyle engelliyor.

• Grev yasağına direnenlerin iş akdini feshediyor, işçilerin kıdem tazminatlarına el koyuyor, toplu sözleşme hakkının önüne engeller çıkarıyor, kölelik düzeninde çalışma sistemi getiriyor, buna direnecek sendikaları sürecin dışına itiyor, buna karşı mücadele edenlerin üzerine su ve biber gazıyla saldırıyor.

• Kendi politikalarına karşı duranları, kendisi gibi düşünmeyenleri bir şekilde bir örgütle ilişkilendirerek gözaltına alıyor, tutuklatıyor. Gazetecileri işten attırıyor, tutuklatıyor. Öğrencilerin elini kolunu bağlayacak yönetmelikler çıkarıyor, öğretim üyelerini, öğrencileri, siyasetçileri tutuklatıyor, tutukluluklarını uzatıyor.

• En son 29 Ekim günü, çocuğundan erişkinine, gencinden yaşlısına, kadınlı-erkekli olarak Cumhuriyet Bayramını kutlamak isteyen halkın, önce bayram kutlamasını yasaklatıyor, hakları olan bu kutlamayı yapmak isteyenlerin üzerine, kadın, çocuk, yaşlı demeden Su ve Biber Gazıyla saldırıyor.

Demokrasi, farklı düşünenlerin korunduğu bir yönetim biçimidir. Ama muhalif duruşa tahammülsüz AKP’ye göre bu düşüncelerin baskı altına alınmasıdır, bu baskıya boyun eğmeyenlere saldırmaktır. Bunun adı da sözde “İleri” Demokrasi olmaktadır.

AKP Hükümeti bilmelidir ki, halkın sözü kalıcıdır, siyasetler değil. Sendikamız, 29 Ekim Günü yapılan bu pervasız saldırıyı kınamakta, hükümeti, farklı düşüncelere karşı olan bu saldırgan tavrından vazgeçmeye ve saygılı olmaya çağırmaktadır. SES, bu ve buna benzer saldırılara karşı mücadele etmeye kararlıdır, bu mücadelede halkın ve emekçilerin haklarının yanındadır, olmaya da devam edecektir. 01.11.2012

SES MANİSA ŞUBESİ YÖNETİM KURULU adına

Figen PEHLİVAN DEMİREL





KESK DANIŞMA KURULU GÜNDEMİNE İLİŞKİN SES MANİSA ŞUBE RAPORU .

KESK Danışma Kurulu Gündemine İlişkin SES Manisa Şube Raporudur.


Şubemiz KESK Danışma kuruluna sunulacak raporun hazırlık aşamasında, üye ve aktivistlerimizin öneri ve isteklerini alabilmek için yaklaşık on gün süren bir sanal forum denemesi yapmış ve gündemin enine boyuna tartışılmasını sağlamayı amaçlamıştır. Söz konusu sanal foruma katkı sunan üyelerinde katılımı ile 31.10.2012 günü Şube binamızda bir toplantı yapılarak gündemdeki başlıklar söz konusu forumda sunulan öneriler de dikkate alınarak son kez değerlendirilmiş ve aşağıda sunulan rapor oluşturulmuştur.

1. Geçmiş Sürecin değerlendirilmesi:

Şubemiz geçmiş sürecin değerlendirmesi maddesini geçen yıl yapılan toplu sözleşme sürecinden bu güne kadar geçen süreyi ele alarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirmede öne çıkan hususlar ise: Toplu sözleşme sürecinde KESK yönetim kurulunun görüşme trafiği dahil gelişen olayları şubelere aktarma konusunda yetersiz kaldığı, sürecin sağlıklı yönlendirememesi sonucunu doğurmuş, buda üye ve yöneticilerin zaman zaman medyanın manüplatif haberlerinin etkisinde kamlısı sonucu doğurmuştur. Oysa KESK’in web sayfası dahil kullanabileceği bir çok iletişim yolu mevcuttur.

Yine toplu sözleşme sürecinde ortaya konan eylem tarzının, yeterince etkili ve sürece uygun düşmediği, bu konuda daha hazırlıklı eylemlerin planlanabileceği değerlendirilmiştir.

KESK’ in 11 işkolunun sorunlarını bütünsellik içerisinde ele alma yönünden ve kamuda yaşanan yıkımı öne çıkaracak çalışmalar yapma konusunda yetersiz kaldığı vurgulanmıştır. Gerek sağlıkta yaşanan “Sağlıkta Yıkım Süreci” diye tanımlanan sürecin yönderilmesi, gerekse başta eğitim işkolu olmak üzere diğer işkollarında yaşanan bir çok haksızlığın KESK bütünselliği içerisinde değerlendirilemediği gözlenmiştir. Kamuda yaşanan yıkım sürecinin anlatılması dahil neredeyse hiçbir çalışmanın (kitap, kitapcık, broşür, forum vb) yapılamamış olması önemli eksiklikler olarak görülmüştür.

Uzun zamandan beri konuşulan ve her yılsonunda tekrar gündeme getirilen bütçeye ilişkin emekçilerin bakış açısını sergileyen bir bütçe gündemi yaratılamadığı gibi bir eylem programın oluşturulamamış olması, KESK’in bu konuda oldukça sınırlı söz üretmesi sonucunu doğurmuştur. KESK in ekonomik ve demokratik mücadele perspektifinde halka yönelik bütçe tasarımı ve tartışması birleşik mücadelenin örülmesinde önemli bir dayanaktır. KESK’in emek ve demokrasi mücadelesinde kendi rüzgârını yaratması açısından bu konuların görünür ve anlaşılır olması çalışmalarının yapılmaması çok büyük eksikliklerdir. Bu konudaki eksikliklerinde KESK’in niceliksel olarak büyümesinin önünde engel teşkil ettiği vurgulanmıştır.

Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki bütçenin belirlenmesi süreci kamu emekçilerinin birçok sosyal haklarının sınırlarının konduğu bir programdır. Hükümetin TİS görüşmelerinde sık sık “Bütçe imkânları…” diyerek birçok talebimizi sınırlaması bu dönemde yürütülecek etkin bir mücadele programı ile aşılabilir. O halde KESK şimdiden 2012 Aralık ayında, bütçe belirlenirken final yapacak bir mücadele programı belirlemelidir. Bu programda KESK üyesi olsun olmasın bütün kamu çalışanlarının sürece aktif katılımı sağlayacak tarzda bütçeden emekçilere ve halka ayrılması gereken payların vurgulanması ile kamu çalışanlarını seyirci olmaktan çıkaran ve işin öznesi yapacak bir propaganda dili kullanılmalıdır. Bütçeden kime ne paylar ayrılıyor, kamu çalışanları bu işin neresinde, yoksullar, köylüler, küçük esnaf bütçeden ne pay alıyor, sermayeye ayrılan kaynak ne kadar hepsini bir bir gündeme taşımalı, konuşmalı ve tartıştırmalıdır. Böylece AKP nin içerde dışarıda savaş politikalarını benimsediği militarist bütçe gözle önüne serilecektir. KESK in AKP nin oluşturduğu dinci ve militarist bütçenin emekçiler açısından gündemleştirilmesi başaracak mücadele programı, inşa edilecek barış diline de hizmet edeceği düşünülmektedir.

KESK’in bu dönemde çok yoğun saldırı altında olması, yöneticilerinin hapse atılması vb birçok gerekçe bu eksiklikler için öne sürülebilir ancak Şubemiz tüm bu olumsuzlukları ve zorlukları değerlendirmekle birlikte KESK’in bu defansif tavrını değiştirmesi, hak isteyen, söz üreten, sözünü akademik, istatistik vb bir çok araçla destekleyen ve hak talep eden bir noktaya adım atması gerektiğini değerlendirmektedir.

Başta Kürt sorunu olmak üzere, alevi sorunu, HES mücadeleleri gibi bir çok toplumsal sorunda KESK kendi söylemini üretmemekte, açıklama yapmamaktadır, buda hayata müdahale konusunda oldukça büyük esiklik olarak ele alınmalıdır.

2. Önümüzdeki süreç:

a) Siyasal süreç: Kuşkusuz ülkemizin en önemli sorunu Kürt sorunudur. Bu alanda son aylarda yaşanan gelişmeler ve sürecin tıkanmış olması oldukça kaygı vericidir. Yaşanan açlık grevleri ve açlık grevi ile ilgili müdahale olasılığı, can kayıplarının yaşanma ihtimalinin bu derece artmış olması KESK’in bu konudaki hassasiyetini anlamlı hale getirmektedir.

Son günlerde yaşattırılan Cumhuriyet Bayramı ve yasaklı Cumhuriyet Bayramı tartışmaları kimi üyelerimizce; AKP ve CHP arasında yaşanan klasik hükümet-muhalefet gerginliğinden öte anlamları olan bir kamplaştıranın ilk adımları olarak yorumlanmaktadır.

Süreç bu anlamda değerlendirildiğinde; AKP’nin süreci bu derece germesi, CHP’nin konuya bu kadar hoyratça yaklaşarak, cumhuriyeti kurtarma görevine soyunması ciddi şüpheler uyandıran bir durum olarak okunabilir.

Yine bu değerlendirme perspektifinden olaya yaklaşıldığında; toplumun bu şekilde, A.B.D de ki gibi AKP-CHP ekseninde kutuplaştırılması ve sanal bir ayrışmaya maruz bıraktırılmasından bir fayda umulmaktadır. Umulan faydanın eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte, hukuk siteminde yaşanan bunca yıkıma, işsizliğin ve yoksulluğun her geçen gün artmasına, hemen her gün sağanak halinde yağan zamlara rağmen halkın bu kamplaşmanın tarafı haline getirilmesi ve kendi sorunlarına duyarsızlaştırılması olacağı düşünülmektedir. Kesk’in bu konuda durduğu ve kullandığı dil halka yöneltilen faşizan tutumun protesto edilmesi noktasında beğenilmekle birlikte emekçilerin bu sıkışmışlıktan kurtaran bir siyasi bakış açısı sergileyerek emek mücadelesinde ki öngörümüzle gündeme gelinmelidir.

Siyasal sürece ilişkin eklenebilecek bir önemli başlık ise ülkede ve bölgede savaş histerisinin emekçilere yaşattığı sıkışmadır. KESK’in bu süreci tek başına göğüsleyemeyeceği düşünülürse, bu noktada oluşturulabilecek en geniş birliktelik için çalışma yapılması önemli olacaktır.

Sağlıkta Kamu Hastaneler Birliklerinin kurulması, Kamu özel ortaklığı ile sağlık kampüslerinin oluşturulma çabası oldukça önemli gelişmelerdir. Eğitimde dershanelerin kapatılacağı, yerlerine özel okulların kurulacağı yine eğitim kampüsleri adı altında eğitimin piyasalaştırılması söz konusudur. Vergide yaşattırılan adaletsizlikler vb. birçok gelişme halka anlatılamamıştır. Bu gelişmelerden halkın haberdar olması önemlidir. KESK’in halka ulaşmada, sınırlıda olsa, var olan imkânları kullanması anlamlı olacaktır.

Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi içerisinde dile getirdikleri; zorunlu din derslerinin kaldırılması, alevi köylerine cami yaptırılmaması, cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gibi taleplerinin KESK tarafından sahiplenildiğini bilmekle birlikte Şubemiz bu konunun yeterince görünür hale getirilmediğini düşünmektedir.

b)Sendikal sürecin değerlendirilmesi:

Kamusal alanda yaşanan yıkımın önümüzdeki süreçte daha da artacağı, hükümetin kamu çalışanlarının kısmi iş güvencesi, emeklilik yaşının kademelendirilen alanda tekrar uzatılması, esnek ve kuralsız çalıştırma vb birçok saldırıya hazırlandığı bilinmektedir.

Tüm bunlara ilaveten taşeronlaştırma artmakta, iş kanunlarında grev yasaklamalar dâhil birçok olumsuz maddeler yürürlüğe girmektedir.

KESK’in bu süreçte üstleneceği tutum, uyarı grevlerinden öte bir programla ortaya çıkmak olmalıdır. KESK ortaya koyacağı programda nihai hedef olarak grevi koymalı ancak bu grevin hazırlığı noktasında bütün işyerlerinde, işyeri çalışanlarının en az yarısından bir fazla olmak kaydıyla, çoğunluğunun ikna edilmeye çalışıldığı propagandif bir faaliyeti önüne koyması gerekmektedir. Grev öncesi metodik bir çalışma yapılmalı, iş yerlerindeki hava koklanarak süreç propagandalarla greve katılımın tüm iş yerlerinin aktif olarak yürütülmesi amaçlamalıdır. iş yerlerindeki greve katılım oranları konfederasyonla paylaşılmalı %50 ‘den az olan işyerinde yeniden aktif bir propaganda dili ve materyali ile çalışma yürütülmeli, gerekçelerimiz grev komiteleri kurularak anlatılmalıdır. O iş yerinde çalışan emekçilerin sendika üyeliği ayrımı gözetmeden yapılacak grev oylamasına katılması sağlanarak greve evet diyenlerin sayısı yarıdan bir fazla olduğunda GREV kararı o işyerinde askıya çıkarılıp ilan edilmelidir.

İş yeri ayaklarının örülmediği, iş yerlerindeki havanın örgütle paylaşılmadığı bir grev hak almakla sonuçlanmayacağı gibi, bu yıkımın durdurma iddiasını da taşımayacaktır. Arkamızda iş yerlerimizden aldığımız rüzgârla ancak süreci tüm ezilenler lehine çevirecektir. KESK’ in artık yıpratılan ve içi boşaltılan diğer kavramlar gibi(Özgürlük, devrim) grevinde etkisini azaltacak bu uyarı eylemliliklerden vazgeçip, toplumun ezilenleri ve tüm dinamikleri açısından değiştirici ve dönüştürücü özelliğine dönmesi beklenmektedir.

Sendikal alanda küçük-büyük hak ayrımı yapılmadan, vergi dilimlerinin arttırılması, kira yardımının tekrar talep edilmesi, emekçilerin kredi borçlarının affedilmesi vb bir çok moral motivasyon arttırıcı talep her gün iletişim kanalları vasıtasıyla dolaşıma sokulmalıdır.

KESK’in etkin bir sosyal medya ağına ihtiyacı vardır. Bu konuda acilen çalışma başlatılmalı, birçok talep sosyal medya üzerinden de olsa dile getirilmelidir.

Bütün iş kollarının sorunlarının ele alınarak KESK bakış açısı ile bir kamusal alana ilişkin, kongre, konferans, forum vs çalışmalar planlanmalıdır.

KESK Ar-ge’nin yaptığı çalışmalar arttırılmalı, bu konuda sendikalardan veya akademisyenlerden destek istenmelidir. Bu çalışmalar işyerlerine ulaştırılacak kitapçıklar halinde şubelere iletilmelidir.

Sendikaların uzmanları, hukukçuları ve diğer çalışanlarının KESK mücadele ruhuna ve fedakârlığına yakışır bir hassasiyet ve çalışkanlıkla davranmaları talep edilmelidir. Aynı zamanda genel merkezde istihdam edilecek sendika uzmanları ve çalışanların belirlenmesi konusunda şubelerden de oluşan bir komisyon oluşturulup, komisyonun önerdiği isimler üzerinden MYK nin karar verilmesini uygun olacağı değerlendirmesi yapılmıştır.

c) Sendikal Örgütlenmemizin değerlendirilmesi:

Sendikal örgütlenmemiz son yıllarda oldukça geriledi. Hem iş yerlerindeki örgütlülük yüzdemiz hem de üyelerimizdeki moral motivasyon düşüklüğü oldukça dikkat çekicidir. Her ne kadar bizler bu durumu, dünyadaki sendikal kriz, siyasal sürecin bu derece yakıcı olması, muhalefet güçlerinin güçsüzlüğü, hükümetin baskısı, yandaş sendikaların tutumu vs ile açıklamaya çalışsak da bu noktada olmamızda örgütlenme stratejimizde ve iş üretme noktasındaki önemli eksiklerimizi görmek zorundayız.

Bir iş üretimi söz konusu olduğunda çoğunlukla verimsiz, sığ tartışmalar içerisinde boğulup giden, sendikal alana ilişkin çözüm ve öneri üretmeyen kurullar yaşıyoruz.

Üyelerimizin ekonomik özlük talepleri gereken hassasiyette ele alınmıyor; kimi siyasal baskılar öne çıkarılarak, özlük sorunları önemsizleştiriliyor.

KESK’in düzenli bir yayın organı hala yok. KESK’in SES’i diye çıkan yayın ise işyerlerinde okunmayacak tarzda ve formatta hazırlandığı için pek verimli olamıyor.

Şubelerimiz öneri ve görüşleri perifer den merkeze taşıma noktasında ya oldukça dar toplantılar yaparak bu çalışmayı yürütüyor yada toplantı yapılmış gibi davranabiliyor.

Bazı şubelerin bir çok kurula şube görüşü, raporu getirmemesi hatta kurullara katılmaması dahi sorgulanmıyor. Kurullarda konuşulan konular zaman darlığı vb gerekçelerle toplantı sonuç bildirgesi hazırlanarak katılımcılara toplantı sonucunda dağıtılmıyor, daha sonra gönderileceği söyleniyor. Daha sonra gönderilen bildirgeler ise ya eksik, yetersiz yada uzun siyasal değerlendirmelere boğularak somut önerilerin tam olarak değerlendirilmesi gibi konular dikkatlerden kaçırılabiliyor.

Sınırlı sayıda şube eğitimleri yapılıyor. Bu eğitimlerde de eğitimcilerin özenli seçilmediği, alan dışından kimselerin davet edildiği, hatta kimi zaman sunum yapma becerisi olmadığı halde MYK’ların görevlendirilmesi söz konusu oluyor. Buda sınırlı yapılan eğitimlerin amaca tam olarak hizmet etmemesi, eğitimlere katılan aktivist ve üyelerin moral motivasyonlarında düşmeye neden oluyor. Dolayısıyla da örgütsel çalışmalar da da bu moralsizlik yansıyor.

Çözüm önerilerimiz:

*İlk olarak KESK ve KESK’e bağlı sendikalar arasında iletişimi başlatacak düzenli bir yayın faaliyeti (aylık gazete- dergi vs.) başlatılmalı. KESK’e bağlı sendikaların güncel sorunları diğer işkollarının anlayacağı düzeyde kısa ve öz olarak bu yayınlarda yer almadır.

*KESK tv, KESK radyo gibi web üzerinden yayın yapan görsel imkanlar kullanılmalı. Gündemdeki konularla ilgili röportaj, sunum vb çalışmalar buradan ulaşmak isteyen üye ve çalışanlara sunulmalıdır.

*Sosyal medya ağı etkin şekilde kurulmalı, üyelerden gelen öneri ve görüşler profesyonel biri tarafından raporlaştırılarak ilgili sendikalara ulaştırılmalıdır.

*KESK’e yer veren basın yayın organları daha etkin kullanılmalı. Haber akışı sürekli olacak tarzda bu kanallardan da olsa işlemelidir.

* Merkezi kurul toplantılarına hangi şubelerin katılıp katılmadığı yazılı rapor oluşturup oluşturmadığı sorgulanmalı, bu konuda geri bildirimlere göre önlemler (eğitim gibi) alınmalıdır.

*Merkezi miting ve yürüyüşlerde sunuşu iyi, kitleyi coşturabilecek, ajitasyon yeteneği olan kişilerin seçilmesi, bu kişilerinde kitleye ne gibi sloganlar attıracakları, eylemde kullanılacak argümanların belirlenmesi konularında uyumlu olmasına dikkat edilmesi önemlidir.

*İllere gönderilen MYK üyelerinin; “Sizi dinlemeye geldik.” demesi önemli olmakla birlikte, illerde dile getirilebilecek konuların, o ilin veya işkollarının sorunlarına ilişkin nelerin konuşulacağı konularında fikri hazırlıkta olmaları da önemlidir.

Eylemlilikler zenginleştirilmeli ve KESK perspektifine uygun yaratıcılıkla güçlendirilmelidir. Örneğin sağlık emekçileri grevinde alternatif sağlık çadırları kurulup halka buralardan ücretsiz muayene yapılarak sermayenin değil halkın sağlık çalışanları olduğumuz vurgusu yapılarak etkimiz ve taleplerimizin halkla buluşması sağlanabilir.

Kesk olarak dünyadaki diğer emek örgütleri ve sendikalarla buluşmamız sağlanmalı ve deneyim ve dayanışma duygusuyla birleşik mücadele hissi ve emekçilerin kardeşliği vurgusunun yapılmasının ön açıcı olacağı vurgulanmıştır.





FİGEN PEHLİVAN                                                                                            SERPİL DENİZ

Şube Sekreteri                                                                                                             Şube Başkanı

AÇLIK GREVLERİNE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ.

AÇLIK GREVLERİNE SEYİRCİ KALINMAMALI, KİMSENİN YAŞAMINI KAYBETMESİNE İZİN VERİLMEMELİDİR!


Sadece ve sadece insan olmanın gereği olarak bugün bizler sürüklendiğimiz bu ölüm- çözümsüzlük sarmalına ölümler başlamadan, açlık grevinin sona ermesi isteğini güçlü bir biçimde dile getirmek, insan yaşamına verdiğimiz değer, kutsallığın ve sevginin gerekliliğidir. Ölümler bu ülkeye kin ve nefretten başka bir şey getirmedi ve yeni yaşanacak ölümlerde getirmeyecektir. İnsan yaşamı ve insanca barış ve kardeşçe yaşam her şeyin üstünde ve önündedir. Yaşanabilecek Ölümleri durdurmayı ortak ve yaygın bir sese dönüştürmemiz vicdani bir gerekliliktir.

Bizler bu ülkede açlık grevleriyle kuşatılmış olarak yaşamanın ve nefes almanın ağırlığını biliyoruz; kitlesel açlık grevleri ve ölüm oruçlarının acı ve utanç verici sonuçlarını 19 Aralık ‘hayata dönüş’ adlı katliamlarla tarihe kazınan utançlar olarak önceden de yaşadık.

21. yüzyılda, bu acı ve utançla ilerlemek, hatırlanmak istemiyoruz. Ölümün yanında zalim gibi sessiz durmayı reddediyoruz. Özgürce kucaklaşmak ve barışmak istiyoruz.

Cezaevinde bulunan siyasi tutukluların açlık grevleri ve ölüm orucu, insan yaşamını tehdit eder noktaya gelmiştir. 12 Eylül`de başlatılan ve 50. güne ulaşan açlık grevleri, ülke gündeminin karmaşıklığı içinde gündeme bile gelmemekte, binlerce insan göz göre göre ölümün kucağına itilmektedir.

50 gündür açlık grevinde olan binlerce siyasi tutuklunun içine itildiği durum, sadece belli bir siyasi görüşten olan kişileri değil, hak ve eşitlikten yana olan aydınları, yazarları, sendikacıları, insan hakları savunucularını kısaca yaşanacak olumsuz gelişmelerden kaygı duyan herkesi yakından ilgilendirmektedir.

Türkiye`de 1980`den bu yana cezaevlerinde 144 kişi açlık grevi ve ölüm oruçları nedeniyle yaşamını yitirmiştir. 2000 yılında yaşanan Hayata Dönüş operasyonu öncesinde ve sonrasında yaşananlar hala hafızalardadır. Adalet Bakanlığı, insan yaşamını tehdit eden böylesi bir gelişme karşısında sessiz ve tepkisiz tutumundan vazgeçmeli, hekimlerin ve insan hakları savunucularının cezaevlerini ziyaret etmelerine izin vermelidir.

Çağrımız, direnişçilerin taleplerini yönelttiği yetkililere. Cumhurbaşkanı, başbakan, adalet bakanı, içişleri bakanı... Açlık grevinin durmasının koşullarını yerine getirecek olanlara. Talebimiz bir an önce adım atılmasıdır.

Hiçbir gerekçe, insanların ölüm orucu ile ölüme gönderilmesini haklı gösteremez. En temel hak olan yaşam hakkını tehdit eden böylesi önemli bir gelişme karşısında insanım diyen herkesin tepki göstermesi gerekmektedir.

Yıllardır akan kan ve gözyaşlarına, cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara, uzun tutukluluk sürelerine aldırmaksızın ülkeyi yönetenler, gerçek anlamda barış ve huzur ortamının yaratılmasını istiyorlarsa bugün geç olmadan harekete geçmelidirler.

Türkiye’de yaşayan biz emek ve demokrasi güçleri olarak ülkemizin aydınlık yarınları adına siyasilerin çözümsüzlüğü çözüm gibi sunmasını izin veremeyiz. Ülkemizin tarihine kara lekeler olarak geçen açlık grevleri ve ölüm oruçları sonucunda ölümler yaşanmasını siyasi bir körlük olarak görüyoruz.Tüm yetkilileri ve kamuoyunu duyarlı davranmaya çağırıyor, sorunun kimse yaşamını yitirmeden çözülmesini diliyoruz.

REMZİ ŞİRİN

EĞİTİM SEN ŞUBE BAŞKANI

MANİSA KESK YÜRÜTMESİ ADINA

BASKILARDAN VAZGEÇİN

AKP HÜKÜMETİNE SESLENİYORUZ: ÜLKEYİ BASKI VE ZORLA YÖNETMEYE ÇALIŞMAKTAN VAZGEÇİN!


KESK olarak yıllardır kamu emekçilerinin sesi olduk. Toplumun, emekçilerin ve ezilenlerin ekonomik, demokratik taleplerini en ağır ve olmaz koşullarda dile getirdik. Hatırlarsınız; 28–29 Mart 2012’de 4+4+4 gerici, ırkçı, piyasacı eğitimin protestosu için Ankara’ya gidişimiz ve illerden çıkışımız polis tarafından engellenmiş ve esir alınmıştık. Ankara’da ise eylemi bastırmak için insanlık dışı şiddet ve baskı görmüştük. Sesimizi kısmak isteyenler için yıllardır KESK’e uyguladıkları şiddeti, baskıyı ve faşizmi haykırdık:”Susma! Sustukça sıra sana gelecek!”dedik.

İşte sıra şimdi Cumhuriyetin 89. Yıldönümünde bayramını kutlamak isteyen halka geldi. On binlerce kişi, AKP’nin geleneksel biber gazı, tazyikli suyu, copu, şiddeti, panzeri ve faşizmi ile tanıştı, karşılaştı. AKP’nin “ileri demokrasi”sinin yeni bir örneğinin yaşandığı olaylar, bir kez daha hükümetin içinde bulunduğu endişenin ve kaygının boyutlarını da ortaya koydu. Artık kendisine karşı en ufak bir sese bile tahammülünün kalmadığını, yaşanan polis terörüyle bir kez daha teyit edilmiş oldu.

Yaşanan olaylarda, sadece bir kutlama yapma amacı içinde olan ve içlerinde yaşlıların ve çocukların da bulunduğu on binlerce insana acımasızca biber gazı ve tazyikli su sıkılmış, polis şiddeti uygulanmıştır. Bu durum, artık devletleşen AKP hükümetinin, kurduğu otoriter rejim vasıtasıyla yaratmaya çalıştığı “korku imparatorluğunu” kurumsallaştırmaya çalışırken, şiddeti hangi kesimden olursa olsun halkın üzerinde kullanmaktan çekinmediğini göstermiştir.

Her türden demokratik-toplumsal muhalefeti bastırmak için uygulanan bu sınırsız şiddeti kınıyor, rutinleşen bu uygulamalara artık bir son vermesi konusunda AKP hükümetini bir kez daha uyarıyoruz. Bu gidişatın doğru bir yönelim olmadığını, aklını başına alması gerektiğini hatırlatıyoruz.

AKP tarafından inşa edilen yeni rejim bugün ülkenin dört bir yanında baskıcı ve despotik bir yönetimi açığa çıkarmaktadır. Eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim isteyenler başta olmak üzere, bu düzene karşı toplumun tüm muhalif kesimlerinin seslerinin kesilmek istendiği ortadadır. AKP hükümetinin inşa etmeye çalıştığı, tek adam rejimine doğru sürüklenen bu yeni düzenle, adeta padişahlık sistemine doğru bir geri dönüşü amaçladığı da ortadadır.

Yasama, yürütme ve yargının da tek elde toplandığı bir rejimin zeminlerinin güçlendirildiği bu dönemde, AKP hükümetine dönük eleştirel veya tamamen karşıt bir tutum alan kesimler ya özgürlükleri ellerinden alınarak demir parmaklıklar ardına gönderilmekte, ya da sesleri polis gücüyle bastırılmak istenmektedir. Cumhuriyetin 89.yıldönümü kutlamalarında yaşanan olaylar da göstermiştir ki, artık en ufak bir sese bile tahammül edemeyen, halka her türlü şiddeti kullanmaktan çekinmeyen bir AKP hükümeti ile karşı karşıyayız.

Bizzat Başbakan tarafından kendisi gibi düşünmeyen ve yaşamayan herkes düşman olarak nitelenmekte, bu tutumu “emir” telakki eden İçişleri Bakanı ve polis vasıtasıyla halka her türden şiddet uygulanmaktan çekinilmemektedir.

Açıkça görülüyor ki; düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, muhalif olan herkesin baskı altına alındığı, diz boyu hukuksuzluğun egemen olduğu bir ülke yaratılmak istenmektedir. AKP hükümeti gerektiğinde yargı gücünü arkasına almaktan, gerektiğinde de polis gücünü bir devlet terörüne çevirerek kendine karşı yükselen tüm sesleri susturmaktan çekinmemektedir.

AKP hükümetine bir kez daha sesleniyoruz: Zaten sorunlu olan demokrasiyi giderek yok etmeye çalıştığınız bu dönem aynı zamanda size karşı seslerin bir çığlığa dönüştüğü de bir dönem olacaktır. Elbet bir gün bu cumhuriyet; sermayenin değil, emekçilerin ve yoksulların, özgür, bağımsız, eşit ve kardeşçe bir arada yaşayacakları, gerçekten laik bir cumhuriyet olacaktır.

Ne yaparsanız yapın, bu inancı mücadeleye dönüştüren sokağın sesini bastırmaya gücünüz yetmeyecek, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen insanların sayılarının artarak karşınıza çıkmasını engelleyemeyeceksiniz.

REMZİ ŞİRİN

EĞİTİM SEN ŞUBE BAŞKANI

MANİSA KESK YÜRÜTME KURULU SÖZCÜSÜ



24 Ekim 2012 Çarşamba

KESK'Lİ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR.




                                                                                                                                               24/10/2012
ÜLKEMİZİN SORUNLARINI DİLE GETİREN KESK’LİLERİN SESİ, BASKI VE ŞİDDETLE KISILAMAZ!
Ülkemizde son dönemde yaşananlar AKP iktidarının, baskıcı ve anti demokratik uygulamalarına boyun eğmeyen, sesini yükselten herkese duyduğu tahammülsüzlüğün sınırlarını aştığını göstermektedir.
Son bir kaç yıl içinde daha da belirginleşen bu karanlık tablo içinde, milletvekilleri, gazeteciler, öğretim üyeleri, öğrenciler, sendikacılar, kadınlar, kısaca toplumun tüm muhalif kesimleri cezaevlerinin soğuk duvarlarıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlükler mücadelesini kararlılıkla sürdüren Konfederasyonumuz KESK’e yönelik baskılar devam ediyor. AKP hükümetinin kendisine muhalefet edenlere yönelik tahammülsüzlüğünü sürdürüyor.
 Son bir yıl içerisinde aralarında KESK’in de öncelikli bir yer aldığı, emek ve demokrasi güçlerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar had safhaya ulaşmıştır. KESK’Lİ 67 arkadaşımız düzmece iddianamelerle halen tutsaktır. Tutuklanan arkadaşlarımızın hiçbir “yasa dışı” faaliyetle alakası olmadığını hükümet olarak onlarda çok iyi bilmektedirler. Sorgulamalarında, iddia-NAMELERİNDE sendikal faaliyetlerimiz gerekçe gösterilerek tutuklanan KESK’lilerin tutuklu kalmaları kaygı vericidir.
İktidarın baskılarına boyun eğmeyenlerin gözaltına alınması, tutuklanarak sindirilmek ve susturulmak istenmesi neredeyse AKP iktidarının rutin politikası haline gelmiştir.
Şöyle bir hatırlamaya çalışırsak; Katiller, katliam sanıkları birer birer salıverilirken, seçilmiş vekiller, gazeteciler, öğrenciler, avukatlar, sendikacılar hukuksuz ve keyfi olarak cezaevinde tutulmaktadır.
Daha önce Hizbullahçıların serbest bırakılmasını sağlayan yargı reformu, bu sefer Bahçelievler Katliamı’nı gerçekleştiren katillerin serbest bırakılmasını sağlamıştır.
Üzerimizde yaratılmak istenen kuşatmaya rağmen, şiddet ve baskının sona erdirildiği,  hiç kimsenin demokratik talepleri, düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı bir ülke için emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Bu nedenle KESK ‘li tutsaklara destek vermek amacıyla onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu ve bu gün burada, bayramlarını kutlamak amacıyla onlara “bayram tebrik kartlarını” gönderiyoruz.
Ve onlara diyoruz ki, sizlerin sadece bedenlerinin tutsak olduğunu biliyoruz. Biliniz ki, yeryüzünde emek ve demokrasi mücadelesi sevdasını yüreğinde taşıyanların mücadelesini hapsedebilecek hiçbir zindan yoktur. Hangi zindana atılırsa atılsın, hangi kör kuyularda merdivensiz bırakılırsa bırakılsın bu sevda yılmadan, yorulmadan yoluna devam edecektir.
KESK olarak ortak değerlerimize sahip çıkmaya devam edecek, fiili ve meşru mücadelemizi her koşulda sürdürmek için birbirimize daha fazla kenetlenerek bu oyunu bozacağız.   

YAŞASIN ONURLU MÜCADELEMİZ! YAŞASIN KESK!                 Remzi ŞİRİN
                                                                                                                  Dönem Sözcüsü

                                                                                                 Manisa Kesk Yürütme Kurulu Adına

23 Ekim 2012 Salı

SES MANİSA ŞUBESİ EĞİTİM VE ÖRĞÜTLENME KOMİSYONU KASIM AYI ETKİNLİK PROĞRAMI

Eğitim ve örgütlenme komisyonumuz bir süredir toplantılarını tekrar yapmaya başladı.

Birkaç toplantı; ne yapalım-nasıl yapalım diye konuştuk ve bir takım programlar yaptık.

Yaptığımız programları ve hedeflerlimizi sizlerle paylaşmak ve katkılarınızı istemek için bu mektubu yazmaya karar verdik.

HEDEFLERİMİZ:
*Öncelikle komisyonun düzenli toplanmasını sağlamak birinci hedefimiz. Her toplantıda bir sonraki toplantının tarihini ve yerini belirliyoruz.

*Bütün toplantı ve buluşmalarımız Eğitim-Örgütlenmeye hizmet edecek şekilde planlanacak ve tüm üyelerimizin katılımına açık olacak.

*Eğitim planlamalarında klasik yöntemlerin yanında; sohbet, buluşma ve sosyal etkinlikler vb. günlük hayatın içinde olmasına dikkat edilecek.

* Örgütlenme(üye kaydı) her zaman en önemli gündemimiz olacak. Ancak bunu etkinlikler içerisinde doğal bir yöntemle yapmaya gayret edeceğiz.

*Bütün işyerlerinde olmak kaydıyla (öncelikle büyük işyerlerinde) “Sorunlar ve çözüm önerileri.” başlıklı toplantılar-buluşmalar düzenleyeceğiz.

*Toplantı yerleri genellikle işyerleri olacak ama kimi zaman, talebe göre; hastane kantini, sendika bürosu veya bir kafeteryada olabilecek buluşmalarımız.
   
*Afiş ve ilanlarda; karmaşık olmayan, gözü yormayan, sade bir dilde yazılmış ve en önemlisi de derdini kısaca anlatmaya çalışan üretimler yapmaya çalışacağız.

*En önemli kuralımız ise “Bütün etkinliklerimiz üyelerimizin tümünün katılımına açık olacak ve birimizi
d i n l e y e c e ğ i z.

Kasım ayı etkinlik ve buluşmalarında bir arada olmak dileği ile…

ETKİNLİKLER;


1.      SUNUM…
Moderniteden Postmoderniteye "YALNIZLIK"
Dr Hasan Semih BİLGİN
1 Kasım 2012 Saat:12.30-13.15 arası




2.    Komisyon Toplantısı
12 Kasım 2012 Saat:18.00
Yer: Sendika Bürosu



3.    Merkez Efendi Devlet Hastanesi Sorunlar ve Çözüm Önerileri Toplantısı
“Sorunlar ve Çözüm Yolları” toplantısı
Tarih: 14 Kasım 2012 Saat:12.30–13.30
Yer: Hastane kantini




4.    Manisa Devlet Hastanesi Sorunlar ve Çözüm Yolları buluşması
“CEO’nun Şifreleri..”
Tarih: 30 Kasım 2012 Saat:12.30–13.30

20 Ekim 2012 Cumartesi

,SAVAŞA, ZAMLARA,YOKSULLUĞA,İŞSİZLİĞE GEÇİT VERMEYECEĞİZ







                                            
                                                         20 Ekim 2012
 KESK           Ülkemiz AKP yönetiminde her geçen gün derin bir karanlığın içine itilmektedir. Halka daha fazla baskı ve sömürüden başka bir şey sunmayan AKP hükümeti, her zaman olduğu gibi yine emekçilerin aşına, işine göz koymakta, insanca yaşam koşullarını ellerinden almaktadır.
Daha fazla sömürü ve kar peşinde koşan bir avuç zorbadan ibaret küresel sermayenin talepleri ile emekçilerin sırtındaki yük her geçen gün katlanmaktadır. AKP hükümeti eli ile dayatılan bu uygulamalar, elektriğe, doğalgaza, ulaşıma yapılan zamlarla birlikte artık tahammül edilmesi mümkün olmayan bir noktaya gelmiştir.
AKP hükümeti ülke içinde halkı hızla yoksullaştırırken aynı anda Suriye'ye dönük emperyalist müdahalelerin taşeronluğunu üstlenmiş ve ülkemizi kanlı bir savaşa çekecek sorumsuz adımlar atmıştır. “Bölgesel aktörlük” adı altında, gizli üsler, askeri kamplar ve silah yardımları ile adımların hızlandırıldığı yeni aşamada ülkemiz, fiili bir savaşın içine girerek Suriye’de masum insanların ölümünde taraf haline getirilmiştir. ABD’nin emirleri ile hızla tezkere kararı çıkartılmakta, insani faturasının hem Suriye hem de Türkiye halklarının çok ağır ödeyeceği kanlı bir gelecek hızla inşa edilmektedir.
Tüm bu gelişmelerin yanında, AKP’nin yeni manifestosu ile “tek adam, tek parti” hevesini bir kez daha ortaya koyduğunu izliyoruz. AKP, ülkeyi teslim ettiği karanlığın içinde,  statükosunu güçlendirerek şimdi bir 11 yıl daha geleceği tasarlama girişiminde bulunuyor. ‘İleri demokrasi` adı altında giderek daha fazla otoriterleşen bir rejim inşa ediliyor, tüm muhalif kesimlere dönük operasyonlarla Türkiye bir ‘açık hava hapishanesine` çevriliyor.
Ülkemiz ABD emirleri ile Ortadoğu’da bölgesel bir savaşın üssü haline getirilirken, içeride de mezhepsel ayrışmayı ve nefreti körükleyen bir siyasetle savaşçı politikalar sürdürülüyor. AKP hükümeti, Kürt sorununda da askeri ve siyasi operasyonlarla sürdürdüğü savaş çizgisini bu denklemde kuruyor, hiçbir zaman programına almadığı demokratik çözümleri yine yok sayıyor.
Uluslararası sermayenin rant merkezi haline dönüştürülen ülkemizde, yüksek savaş harcamalarının da etkisiyle bütçede oluşan açıklar, zamlar ve yeni vergilerle emekçi yoksul halkın cebinden karşılanmaya çalışılıyor.



           Başbakan bugünlerde sıkça "yeni rejim kurduk" larını ifade ediyor. Bizler AKP'nin bu yeni rejiminde neler olduğunu çok iyi biliyoruz. İçeride ve dışarıda savaş sözcüklerini dilinden düşürmeyen, ülke ekonomisini küresel sistemin rant merkezi haline getiren, emekçilerin her gün daha da yoksulluğun içine itildiği ve yıllardır AKP ile süregelen otoriter, baskıcı, tekleştirici ve anti-demokratik bir devlet anlayışıdır bu “yeni rejim”.
TTB:
İzlediği politikalarla ülkemizi uluslararası sermayeye tam bağımlı hale getiren AKP hükümeti, emperyalizmin tüm taleplerini büyük bir iştahla yerine getirmekte, ülke ekonomisini giderek üretimden ve istihdamdan koparmaktadır. Artık çalışma çağındaki her iki kişiden birinin iş bulamaz hale geldiği ülkemizde, ücretler sadaka gibi dağıtılmakta, emekçi kesimler hızla güvencesiz çalışma biçimleriyle kölelik düzenine mahkûm edilmektedir. Güvencesiz ve esnek çalışma koşullarının yaygınlaştığı tüm alanlarda emekçiler, ölümle, işsizlikle, açlıkla burun buruna gelmektedir.
Zengin dostu, sermayenin sesi AKP hükümetinin piyasacı dönüşüm projeleri ile artık en temel hakkımız olan eğitime, sağlığa, ulaşıma ve barınmaya, zaten oldukça darlaşmış bütçelerimizden para ayırmak zorundayız. Yetmezmiş gibi peş peşe yapılan yüksek zamlara da boyun eğmemizi bekliyorlar.
Ulaşımda yüzde 20’nin üzerinde; doğalgazda yüzde 30’un üzerinde; elektrikte yüzde 20’nin üzerindeki zamlara karşı, ücret zammı kamu emekçilerine ortalama yüzde 6, asgari ücretliye ise yüzde 4,5 yapılmıştır. AKP hükümeti tüm bunları da kendine yeterli görmemiş, utanmazlık boyutlarını aşarak, savaşa ve rant projelerine harcadığı bütçenin açık vermesinde kamu emekçilerinin ücretlerine yapılan sefalet düzeyindeki artışları sorumlu göstermiştir.
Bunun Adı Düpedüz Soygundur Ve Bizlerin Bu Soyguna Asla Ve Asla Boyun Eğmeyeceği Bilinmelidir!
TMMOB:
Buradan AKP hükümetine sesleniyoruz: Bizler kurulan bu yağmacılık düzenine daha fazla izin vermeyeceğiz. Bizler, ülkeyi savaşa sürükleyen, halkı yoksullaştıran, işsizliği arttıran, ülkenin kaynaklarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken bu sisteme teslim olmayacak, kendi kaderimizi elimize alacağız. Bizler, emekçi halkların karnını doyuramadığı, temiz içme suyunu bulamadığı, başını sokacak bir yuvaya dahi sahip olamadığı bu düzenle sonuna dek mücadele etmeye kararlıyız.
Bizler biliyoruz ki işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve giderek daraltılan özgürlük ve demokrasi alanı, ülkeyi yönetenlerin sınıfsal ve politik tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Onlar tercihlerini iç ve dış sermaye çevrelerinden, güç odaklarından, yolsuzluk ve yoksulluk düzeninden beslenenlerden ve emperyalist paylaşım savaşlarından yana kullanıyorlar.
Kuşkusuz tüm bu talana ve savaş hırsına dur diyecek bizlerin de gücünün farkındalar. Farkındalar ve endişeliler. Bu nedenle daha saldırganlar. Bugün emek ve demokrasi güçlerine yönelen saldırı okları aslında emekçi sınıfın direnme güçlerine ve örgütlenme haklarına yöneltilmiş oklardır.
Emekçilerin sendikal haklarını yok etmeye yönelen bu saldırılar, nasıl ki KESK’i devre dışı bırakmayı hedefleyen sahte sendikalar yasası ile hayata geçirildiyse, şimdi de Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu tasarısı ile DİSK’i hedefine koymaktadır. Saldırganlıklarını günden güne arttıranlar unutmasınlar ki, onlar ne kadar bizleri sindirmekte kararlıysa, bizler de sonuna kadar direnmeye, sömürüsüz, eşit ve insanca yaşam koşullarının olduğu bir dünya için mücadele etmeye o kadar kararlıyız. Yılmayacağız ve susmayacağız.
Adaletsizliğe, Haksızlığa, İşsizliğe, Pahalılık Ve Yoksulluğa Karşı Ezilenlerin, Haksızlığa Uğrayanların Sesi Artık Bir Çığlığa Dönüşmektedir.
KESK:
Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak, emekçilerin ve daha da yoksullaştırılan halkların sesi olmaya, insanca yaşam için insanca ücretlerin olduğu ve ülke kaynaklarının halkın yararına kullanıldığı, eşit ve adil bir ülke için, şimdi sesimizi daha da fazla yükseltmeye kararlıyız!
Savaş çığırtkanlığı yapanlara inat, ülkede, bölgede ve dünyada barış için, kardeşlik ve özgürce bir arada yaşamak için, şimdi her zamankinden daha fazla mücadele etmeye kararlıyız! Bu kararlılığımızda Suriye’de emperyalist müdahaleye hayır diyoruz!
Zaman, ekmeğimizi ve geleceğimizi çalanlara artık dur deme zamanıdır! Zaman, emperyalist müdahalelere ve AKP’nin içeride ve dışarıda savaşçı politikalarına karşı ülkede barış, bölgede barış çığlığını yükseltmenin zamanıdır!
UNUTMAYALIM Kİ SAVAŞ; ÖLÜM, AÇLIK, YOKSULLUK, İŞSİZLİK VE ZAM DEMEKTİR!




KESK               TTB                                      TMMOB
REMZİ ŞİRİN           DERYA YÜKSEL                 NİLGÜN GÖKARSLAN