11 Mart 2014 Salı

HDP 'YE YÖNELİK SALDIRILARA KARŞI



                      Değerli Basın mensupları hoş geldiniz,
269 gündür hastanede yaşam savaşı veren Berkin Elvan’ı, Berkinimizi yitirmenin üzüntüsünü yaşadığımızı belirterek başlamak istiyorum.
16 yaşında 15 kiloya düşene kadar direnen umudun çocuğu Berkin’i unutmayacağız. Anısı mücadelemizde yaşayacak.
Değerli Basın emekçileri,
Yerel seçimler arifesinde, her gün Türkiye`nin farklı illerinden linç ve saldırı haberleri gündeme taşınıyor. Parti mitinglerine ve seçim bürolarına dönük kitlesel faşist saldırılardan, eli satırlı kişilerin üniversiteleri zapt etmek istemesine kadar, her olayın arkasında kendilerine ırkçılığı ve şiddeti ilke edinenlerin varlığı, saldırıların önceden planlanarak gerçekleştirildiği izlenimini güçlendirmektedir. 
Otoriterliğin, yolsuzluğun, yalanın ve talanın tavan yaptığı bir dönemde belirtmek isteriz ki, demokrasiden, eşitlik ve özgürlükten yana olan tüm kesimler, ırkçılığa ve kışkırtılan linç kültürüne karşı ortak tavır almalı, nefret söylemlerine karşı bir arada, kardeşçe yaşamın dili olmayı sürdürmelidir. 
Başta hükümet olmak üzere, devletin tüm kurumlarına yayılan dışlayıcı, ötekileştirici, nefret ve şiddet içerikli dil, toplumda derin kutuplaşmalara yol açmaktadır. AKP hükümeti çok tehlikeli sonuçlara yol açacak bu kutuplaşmadan medet ummaktadır.  İzmir-Urla`da, Aksaray’da, Ordu’da,  Muğla-Fethiye’de ve en son olarak da Manisa Salihli’de dün seçim çalışmaları yapan HDP`lilere yönelik saldırılar, hükümetin ve Başbakan’ın yürüttüğü siyasetten bağımsız değildir.
Bu kapsamda yaşanan saldırılar, halkların kardeşliğine ve bir arada yaşama iradesine yöneliktir. Saldırıyı kınıyor, protesto ediyoruz. Seçimlerin demokratik bir ortamda geçmesi için bir an önce gerekli tedbirler alınmalıdır.
Devletin görünmez elleri tarafından korunup kollananlara karşı eşit, özgür ve demokratik bir yaşamdan yana olan herkesin yan yana gelmesi ve tekrar, tekrar sahnelenmeye çalışılan ırkçı, gerici, faşist saldırılara karşı tüm emek ve demokrasi güçlerinin ortak tepki göstermesi gerekmektedir. 
Bu türden linç girişimlerinde yer alanlar, tespit edilerek yargı önüne çıkarılmalı, göz yuman, sessiz kalan güvenlik güçleri hakkında bir an önce soruşturma açılmalıdır.  Bu kapsamda, demokrasiden yana olan tüm güçlerin, faşist saldırılar karşısında demokratik tepkilerini ortaya koyarak, linç kültürünü mahkûm etmelidir.
Son iki ayda çıkan kanunlar, yönetmelikler ve uygulamalarla iyice kurumsallaşan otoriterleşme, baskıdan ve şiddetten beslenen bazı odakları yeniden harekete geçirmiştir. Bu karanlık güçler, emekçilere, öğrencilere, gençlere, siyasi parti temsilcilerine doğrudan saldırılar düzenleyebilmektedir.
Bu konuda en büyük sorumluluk hükümete düşmektedir. Aksi takdirde önümüzdeki süreçte yaşanacak sıkıntıların telafisi mümkün olmayacaktır. Linç kültürünü barındıran saldırıların sorumluluğu, başta kolluk güçleri olmak üzere, bu tür olayları engellemekle yükümlü olan siyasi iktidara ait olacaktır.

KESK Manisa Şubeler Platformu Dönem Sözcülüğü Adına
Zeynel Abidin KAPLAN
SES Manisa Şubesi Şube Sekreteri                                               11.03.2014


8 MART BASIN AÇIKLAMASI


Yoksulluğa, Yolsuzluğa, Savaşa Karşı Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Bizimdir!

Siyasi iktidarın yolsuzluk haberleriyle birlikte tüm kirli politikalarının gözler önüne serildiği, Gezi direnişi ruhunun yaşama umudunu güçlendirdiği bir dönemde Biz Kadınlar  “8 Mart Kadınların Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü” için alanları dolduruyoruz. Kadınların bedenleri, emekleri ve kimlikleri üzerindeki erkek egemen tahakküme sessiz kalmıyor; dünyanın her yerinde özgürlük türkümüzü söylüyoruz.
Kamusal hizmetleri kadınların omuzlarına yükleyerek çözmeye çalışan AKP’nin bütün kirli politikaları biz kadınların emeklerinin daha fazla sömürülmesine neden olmaktadır. En temel ihtiyaç maddelerine yapılan zamlar kadınların ev içlerinde daha fazla çalışmasına, haneyi geçindirmek için harcadıkları emeğin artmasına neden olmuştur.
Kadınlara sürekli geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini hatırlatarak “en az üç çocuk, üç de yetmez beş çocuk” baskısı yapan AKP iktidarı sermaye için gerekli ucuz iş gücünü kadınların karşılıksız olarak sağlamasını hedeflemektedir. Kürtaj hakkımızın elimizden alınmasına, nasıl doğuracağımıza, kaç tane doğuracağımıza ya da doğurmayacağımıza kadar atılan bütün adımlar bedenlerimiz üzerindeki denetim arttırılmaktadır. AKP iktidarı ve sermayedarları kadın emeğini esnek, güvencesiz, sendikasız ve düşük ücretli olarak değerlendirmek istemektedir. AKP iktidarının yağma ve talan amacıyla sosyal devlet ilkelerini dahi çiğnediği tüm politikalar biz kadınların emeklerinin değersizleştirmektedir. Bununla birlikte homofobiyi ve nefret suçlarını arttırmaktadır.
Öldüren Sevgi İstemiyoruz.
4+4+4 modeli ile okul öncesi eğitimi ortadan kaldıran iktidar; kadınların ev içlerindeki çocuk bakım emeğini arttırmıştır. Cinsiyetçi eğitim sistemi içerisinde kız çocukları eğitim yaşamından uzaklaştırılmış, çocuk evliliklerini özendiren yönetmelikler hazırlanmış; okullar muhafazakârlaşma ve erkek egemen kültürün inşası için yeniden şekillendirilmeye çalışılmıştır. Öğrenci yurtları, kantinler, yemekhaneler hatta okullar ayrılarak kız ve erkek çocuklarının sosyalleşebilecekleri tüm alanlar yok edilmek istenmektedir. Siyasi iktidarın eğitim alanındaki tüm saldırıları cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir.
Emperyalist yağma savaşlarının dünya emekçi hakları üzerinde nasıl bir yıkım yarattığını görüyoruz. Bu süreçte ülke içinde ve dışında kalıcı barışın inşası için iktidar bir an önce çalışmalarına başlamalıdır. Savaştan en büyük zararı gören kadınların eşitlik ve demokrasi talepleri dikkate alınmalıdır. Geçmişte yapılan tüm faili-meçhul cinayetler, zorunlu göç ve ayrımcılık politikaları ile yüzleşilmeli, Gezi şehitlerinin katilleri cezalandırılmalı bunun için hakikat komisyonları kurulmalıdır. Bugün yanı başımızda gerici savaşların en yıkıcı etkisini ise çocukların ve kadınların yaşadığı açıktır. Suriyeli kadınların Türkiye’de evlenmek zorunda bırakıldıkları, satın alındıkları yani insan ticareti mağduru oldukları aşikardır.
Erkek adalet değil gerçek adalet
AKP politikalarının sonucu olarak bir yıl içerisinde bu ülkenin farklı yerlerinde 214 kadın öldürüldü, 167 kadın tecavüze uğradı, 241 kadına şiddet uygulandı, bir o kadar çocuk istismara uğradı. Sinop’ta intihar eden işsiz öğretmen Gamze Filizi, eşlerinden ayrılmak istedikleri için öldürülen Manisa’dan Fethiye’yi, Mukaddesi, Zonguldak’tan Gülay’ı, Fatma’yı, Mersin’den Hatice’yi, İstanbul’dan Şengül’ü,12 yaşında gelin,13 ünde anne,14 ünde hayatını kaybeden Siirtli Kaderi, kadına yönelik vahşetin kurbanı olan 8 aylık hamile H.G yi ve daha dün 19 yaşında 6 kurşunla halk otobüsünde öldürülen Özge’yi unutmayacağız.
Kapitalizmin azgın sömürüsü, eşitsizliği, baskısı ve şiddeti birçok işçi kadını bir araya getirdi. 8 Mart 1857’de New York’lu 129 dokuma işçinin can verdiği bir direniş ile dünyaya mal oldu. New York’lu dokuma işçilerinin izinden yürüyen Manisalı emekçi kadınlarımızı selamlıyoruz. Standart Profil’de sendikal mücadele veren kadın İşçilerimizin gündür süren direnişlerini destekliyoruz.
Evde İşte Sokakta Tacize son
Biz kadınlar iktidarın rant yolsuzluk ve yağma düzenini kabul etmiyoruz.
Biz kadınlar güvenceli, tam zamanlı, sendikalı ve insan onuruna yakışır bir ücretle çalışmak istiyoruz. Kapatılan kamu kreşlerinin yeniden açılmasını, en az 50 çalışanın olduğu her işyerinde kreşin olmasını, 8 Mart’ın resmi tatil günü olmasını talep ediyoruz.
Biz kadınlar laik, parasız, bilimsel, nitelikli, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim mücadelemizi sürdürüyoruz.
Biz kadınlar Gezi şehitlerini unutmuyoruz. Katillerin cezalandırılmalarını, toplumsal barış için savaş çığırtkanlığından vazgeçilmesini istiyoruz.
Biz kadınlar AKP’nin kadın düşmanı politikalarını sıfırlıyoruz. Bedenimiz kimliğimiz bizimdir. Kürtaj haktır karar kadınların diyoruz.
Biz kadınlar tecavüz sonucu gebe kalan kadınlara “doğur devlet bakar” diyen zihniyeti kınıyoruz. Ve devlet koruması altındaki çocukların bile tacizden tecavüzden korunamadığını biliyoruz.
Biz kadınlar katillerimize caydırıcı ve ağır cezalar verilmesini istiyoruz. Katillerimizin cezai indirimlerden faydalanmasını reddediyoruz.
Biz kadınlar ekonomik bağımlılığı olan bir kadının özgür olamayacağını biliyoruz. Kadınlara dönük ekonomik sosyal ve hukuksal düzenlemelerin derhal yapılmasını, bir kadın bütçesinin oluşturulmasını istiyoruz.
Bizi görmezden gelenlere, taleplerimize kulaklarını tıkayanlara karşı kadınlar olarak “Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Bizimdir Yolsuzluğa, Yoksulluğa ve Savaşa karşı Alanlardayız” diye haykırıyoruz.
Tüm dünyada emeği değersizleştirilen, bedeni ve kimliği üzerinden politika üretilen kadınlar olarak kadın dayanışmasıyla bütün bir dünyayı değiştireceğimize inanıyoruz. 
Vardık Varız Varolacağız!
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Kadın Dayanışması!



                                                                    Manisa Kadın Dayanışması Adına
                                                                     Bedriye ÜNERİ  SES
                                                                     Manisa Şubesi Kadın Sekreteri



6 Mart 2014 Perşembe

AKHİSARDA BASIN AÇIKLAMASI

Sendikamız bu gün Akhisar Devlet Hastanesi Önünde " Uygun çalışma ortamı ve koşullar. Şiddet ve angarya yerine tanımlı çalışma saatleri. " başlıklı basın açıklaması gerçekleştirdi. Saat 12.30 da yapılan basın açıklamasını şube adına Örgütlenme Sekreterimiz Ali Saraç okudu.

1 Mart 2014 Cumartesi

8 MART PROĞRAMINA HAZIRLIK ÇALIŞMASI

8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü proğramını Manisa'da oluşturmak geniş bir katılım ile en iyi şekilde yapabilmek için KESK'Li Kadınlar olarak 3 Mart Pazartesi saat:17.30 da SES Sendika binasında toplanacağız."Kadına Şiddete Hayır" diyen Siyasi parti,Sendika,Dernekleri ve tüm Aktivistleri bekliyoruz.

25 Şubat 2014 Salı

NİTELİKLİ BİR SAĞLIK HİZMETİ İÇİN NİTELİKLİ EĞİTİM



                                NİTELİKLİ BİR SAĞLIK HİZMETİ İÇİN
NİTELİKLİ EĞİTİM

Sağlık alanında hizmet veren her meslek grubunun mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimleri büyük önem taşır.   Sağlıkta yanlış, bozuk, eksik eğitim insan hayatına mal olabilir. Bu can kaybı demek olabileceği gibi,  kalıcı, uzun ya da kısa süreli bedensel yeti kaybı, ruhsal sağlık kaybı, sosyal kayıp ve ekonomik kayıp anlamına da gelebilir. Bu sonuç olarak sağlıksız, sorunlu bir toplum anlamına da gelebilir.
Güvenli, nitelikli sağlık hizmeti alma yönünden huzur içerisinde miyiz?  Sağlıklı bir toplum olduğumuzdan söz edilebilir mi?
Siyaset kurumu her fırsatta nitelikli ( kaliteli) sağlık hizmetinden söz ediyor. Gelin görün ki, hizmeti verecek olanın sadece sayısı ile ilgileniyor. Eğitime yönelik derin sorunlar var! Temel eğitim ve temel sonrası tüm eğitimler amansız bir ezber düzenine dayalı. Şöyle bir bakıldığında ne mesleğe, ne eğitime saygı var. Ne adalet duygusu, ne meslek bilinci var! Bir taraf, ne olursa olsun  bir diploma sahibi olmak kaygısıyla bir şey düşünemez hale getirilmiş!  Diğer tarafın kaygısı da ne yolla olursa olsun isteyeni diploma sahibi yapmak olmuş.
Nitelikli bir sağlık hizmeti vermenin yolu nitelikli bir eğitimden geçer. Sağlık alanındaki eğitimler zorlu ve özellikli eğitimlerdir. Yetkin ve nitelikli insan gücü için sadece fakülte ya da yüksek okul açmak yeterli değildir. Nitelikli bir eğitim için dershanesinden laboratuarına, hastanesinden her alan için yetkin öğretim üyesine kadar bir donanım ve altyapı gerektirir.
Ülkenin sağlık eğitimi ile ilgili durumuna bakacak olursak,  tablo oldukça vahimdir;
  • Ülkemizde son 10 yılda tıp fakültesi sayısı yeterliliklerine bakılmaksızın 47’den 81’e, tıp fakülteleri kontenjanları 4500’den 11.000’lere çıkmıştır.
  • Tıp ve sağlık eğitimi veren fakülte ve yüksekokulların kontenjanları artırılırken eğitimin olmazsa olmaz gereksinimleri tamamen göz ardı edilmiştir.
  • Bugün; sınıfı, amfisi, laboratuarı olmayan, olanına da öğrencisi sığmayan fakültelerde sağlık profesyoneli yetiştirilmeye çalışılmaktadır.
  • Bu okullarda eğitim, öğrencileri gruplara bölerek, devam durumlarını takip etmeyerek, bazı uygulamaları kaldırarak, kısaca eğitimin niteliğinden ödün verilerek sürdürülmeye çalışılmaktadır.
  • Artan fakülte ve öğrenci sayısı karşısında yetersiz kalan öğretim üyeleri yetersiz kalmaktadır. “Tam Gün” çalışma, liyakatin göz ardı edilmesi, soruşturmalar ve baskılar da öğretim üyesi kaybına yol açtığından öğretim üyesi yetersizliği daha da artmaktadır.
  • Hem üniversite, hem de Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’nde uygulanmakta olan performans ve ciro baskısı ile ağır iş yükü altında çalışmak zorunda olan asistan ve öğretim üyeleri, eğitim ve araştırmaya zaman bulamamaktadır.
  • Asistan hekimler, haftalık 72 saate varan mesailer gibi insani olmayan çalışma süreleri altında adeta ezilmektedir, izin kullanmaksızın 36 saat kesintisiz çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu çalışma koşulları altında eğitim alınamayacağı açıktır.
  • Sağlık Meslek Liselerinden mezun olan da hemşire, üniversitelerin iki yıllık programlarından mezun olanlar da hemşire, üniversitelerin dört yıllık programlarından mezun olanlar da hemşire unvanı almakta ve hepsi aynı görev, sorumluluk ve yetkiyle çalışmaktadır. Diğer sağlık mesleklerinde de durum bundan farklı değildir.
  • Sağlık Eğitimi Programları, meslekten olmayanlar tarafından yönetilmekte, bu durum sağlık meslek eğitiminde sorunların ana kaynağını oluşturmaktadır.
·         Parasını ödediği takdirde ve uzaktan eğitim ile temel eğitimi hemşirelik olmayan diğer tüm sağlık meslek lisesi ve ön lisans mezunlarına, ilgili üniversiteler tarafından hemşirelik lisans diploması verilmektedir.
·         Sağlık alanında görev yapan mesleklerin tümünde lisans düzeyinde yüksek öğrenim imkânı sağlanmamıştır.
·         Lisans düzeyinde olması gereken sağlık eğitimi orta öğretim düzeyindeki çocuklara veriliyor, çocuk yaşta sağlık çalışanı yaratılıyor.
Geleceğin kuşakları, sağlık hizmeti içinde yer alacak olan bu kuşaklar bu şekilde yetiştirilmeye çalışılırken; hizmetin niteliği düşünülmemekte, ticari kaygı ön plana alınmaktadır. Hizmetin yürütülmesi sürecinde yer alacak sağlık profesyonelleri bu olumsuzluklarla karşı karşıya iken; bu böyle devam edemez. Halkın sağlığı, bu derecede niteliksiz ve yetersiz eğitim ile yetişen çalışanlara teslim edilmekte, çalışanlardan nitelikli sağlık hizmet beklenmektedir. Nitelikli sağlık hizmeti için her meslek ve her kademede yeterli ve nitelikli bir eğitim gereklidir, bu mutlaka sağlanmalıdır.

Bu Ortamda İyi Eğitim Olmaz,
Böyle bir eğitimle yetişen çalışanlarla
“Nitelikli Sağlık Hizmeti”
verilemez..!
Sağlık profesyoneli yetiştiren, Fakülte ve Yüksek Okullarında eğitimi niteliksizleştiren ve yozlaştıran uygulamalara son verilmelidir.

Taner DEMİR
Şube Başkanı
SES MANİSA ŞUBE YÖNETİM KURULU ADINA



21 Şubat 2014 Cuma

YÖNETİM KURULUMUZ GÖREV DAĞILIMI

8 Olagan Genel Kurulumuz sonrası seçilen Arkadaşlarımız görev dağılımı yaptılar.
ŞUBE BAŞKANI                                     TANER DEMİR
ŞUBE SEKRETERİ                               ZEYNEL ABİDİN KAPLAN
ŞUBE MALİ SEKRETERİ                        MEHMET KAPAR
ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ      ALİ SARAÇ (AKHİSAR )
ŞUBE BASIN YAYIN SOS.İLK SEK.       BİRGÜL ÇONGAR SALMAN (SALİHLİ )
ŞUBE KADIN SEKRETERİ                     BEDRİYE ÜNERİ
ŞUBE TİS HUKUK SEKRETERİ             ZUHAL KANAL  (UŞAK )                                 
  
SES MANİSA ŞUBE OLARAK ARKADAŞLARA BAŞARILAR DİLİYORUZ.

17 Şubat 2014 Pazartesi

8 OLAĞAN GENEL KURULUMUZ SONUÇLANDI.



Değerli Üyelerimiz,
Bu gün 8. Olağan Genel Kurulumuzu yaptık. Daha önce bu forumda yürütülen tartışmalar sonucunda bir noktaya geldik ve genel kurulumuz yönetim kurulunda tek liste ile seçime gitti.
Buna göre yönetim kuruluna:
1. Zeynel Abidin Kaplan (Manisa Merkez Yunus Emre TSM) 
2. Taner Demir (Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi)
3. Birgül Salman Çongar (Salihli ASM) 
4. Zühal Kanal (Uşak) 
5. Ali Saraç (Akhisar Devlet Hastanesi)
 6. Mehmet Kapar ( Manisa 112 ) 
7. Bedriye (Betül) Üneri (Aile ve Sosyal Politiklar İl Müdürlüğü) seçildiler.
Genel merkez delegeliğinde ise üç liste yarıştı.
Buna göre A listesinden; Birgül Çongar, Taner Demir, Zeynel Abidin Kaplan, Arif Kuş, Fikri Mıdık
B listesinden; Zafer Güzel
C Listesinden; Figen Pehlivan seçildiler.
Yaşanan tartışmaların sendikal birliğimizi daha ileri götürmeye dönük olduğu varsayımından hareketle önümüzdeki dönemde tüm üye ve aktivistlerimizin her türlü çaba ve katkısına olan ihtiyacımızı belirtir.
Tüm üyelerimize sevgilerimizi sunarız.
SES MANİSA